|
Selma Koçiva
|
|
12.05.2007 I 01:00 |
 Foto: kureseleylem.org Karadeniz
Fikir Klüpleri Platformu (KFK); www.karalahana.com sitesinde tanışıp bir araya gelen dünyaya
açık Karadenizliler tarafından oluşturulan bir girişim. Sözcüleri sevgili
Bahriye Şengün ile uzaktan uzağa birbirimizi tanıyorduk. İstanbul'a iner inmez
telefonla aradım ve yüz yüze görüştük. Sevinçle karşılaştık ve uğraşlarımız
üzerine söyleştik.
Bahrihe
benim kuşağımdan bir Karadenizli kadındı. Birbirimize benzer çok şeyin olduğunu
tesbit ettim. Karadeniz sevgisi yüreğinde yeşermiş bir Trabzonlu'ydu. Bu güne
kadar Trabzon'dan bir ses gelsin diye beklediğimi ifade ederek, takıldım
kendisine.
Görüştüğümüz
günün ertesinde KFK‘nın önerdiği ‘Çernobilin Sonuçları' konulu bir konferans
vardı. Konferansta ‘Çernobilin Kalbi'
adlı bir belgesel gösterilecekti. Yer Karaköy‘deki ‘Tütün Deposu' adlı
konferans salonuydu.
Konferansı
Karadeniz Fikir Klüpleri Platformu ile Heinrich Böll Stiftung Derneği İstanbul
Şubesi organize etmişti. Heinrich Böll Stiftung Derneği, Alman çevrecilerin
yani yeşillerin kurduğu büyük bir vakıftı. Merkezi Berlin'deydi ve dünyanın bir
çok şehrinde temsilcilikleri vardı. Vakıf, 1972 yılında Nobel Edebiyat ödülü
alan en tanınmış Alman yazarlardan Heinrich Böll'ün adını taşıyordu.
Bahriye
ile görüştüğümüz günün ertesi gün konferans salonunda buluştuk. Bir hayli kalabalıktı,
katılımcılar daha çok gençlerden ve kadınlardan oluşuyordu...
Önce
üst kattaki resim sergisini gezdik. Resim sergisinde Çernobil'den sonra geriye
kalan bir takım şeyleri gösteriyorlardı. Boşalmış evler, ev içinde kalmış
eşyalar, oyuncaklar, kapkacak, kırık mobilyalar ve daha birçok şey. İnsanın
yüreği donuyordu adeta gördükleri karşısında.
Program
başlayınca önce ‘Çernobilin Kalbi' adlı belgesel film gösterildi. Amerikalı
yönetmen Marynn De Leo Konferansa katılmak için İstanbul'a gelmişti. Bu
belgesel Çernobil'den 16 yıl sonra çekilmiş, orda kalan çocukların yaşamları ve
hastalıklarını anlatıyordu. Belgesel; 2004 yılında en iyi belgesel dalında Oscar
almıştı.
Belgesel
filmi nefesimizi tutarak izledik... Böyle bir şey olur mu? Çernobil'in en çok
çocukları vuran bir olay olduğunu bir kez daha anladım.
Amerikalı
yönetmen bayan katılımcılara Çernobil üzerine yaptığı bu çalışmalar üzerine
deneyimlerini aktardı.
Sonra
fotoğraf sanatçısı Christophe Bisson; Strobonne Universitesi'nde felsefe
eğitiminden sonra kendini fotoğrafa verdiğini ve belgesel filmin yönetmeni ile
Çernobil üzerine çalışmakta olduğunu söyleyip, fotoğraf sergisini üzerine
konuştu. Nisan 2006'da çektiği bu fotoğraflarla; Çernobil'den geriye kalanları
resmetmiş.
Daha
sonra Çernobil sonrası Karadenizde yaşanan kanser vakaları ve çevre sorunları
üzerine konuşmalar yapıldı.
Çek
fotoğrafçı Vaclav Vasku, fotoğraf sergisini anlattı. O‘da Çernobili yaşayanlarla
ilgili çarpıcı kareler ile olayı bu güne taşıdı.
Konferansta
ingilizce de konuşulduğu için simultan tercüme yapılıyordu. Panel ve konuşma aralarında
üst kata bir şeyler içmek için çıkıyorduk. Organizasyon tam anlamıyla
profesyoneldi.
İkinci
panelin moderatörü; İbrahim Gürel idi. Kendisi çevre ve doğayı koruma
konularında Radikal ve Cumhuriyet gibi yayınlarda yazan ve Karadeniz Fikir Klüplerini
destekleyen bir aydın. Panele Ortadoğu Teknik Universitesi'nden İnci Gökmen,
uluslar arası nükleer politika danışmanı Paris'den Myckle Schneider, Avrupa Birliği
Brüksel'den Roland Kobia konuşmacı olarak katıldı. Avrupa Birliği'nin ve
Türkiye'nin enerji politikaları konuşuldu.
En
son Heinrich Böll Stiftung Derneği İstanbul temsilcisi Ulrike Dufner bir değerlendirme
yaparak 21.4.2007 günü gerçekleşen konferansı sonuçlandırdı.
Karadeniz
Fikir Klüpleri Platformundan şahsen tanımadığım bir genç bayan, beni tanıyarak
yanıma gelip boynuma sarılınca kuş gibi çırpınarak sevindim.
Trabzon'lu
Bahriye ile arkadaşları büyük bir görev koymuşlardı önlerine. Bir yandan
konferans sürerken diğer yandan Sinop'ta nükleer santrale karşı imza kampanyası
yürütüyorlardı. Çernobil olayında Karadenizin kentleri radyasyonla dolmuştu.
Şimdi nasıl oluyorda nükleer santral yapmayı planlıyorlar, anlamıyordum. Kimse de
anlamıyordu.
 Çevrecilerle İki Gün
Diğer
hafta, 28.Nisan.2007 günü, ‘Küresel
Eylem Grubu' nun çevre sorunları ile ilgili yürüyüşü ve mitingi vardı.
İnternetten yapılan çağrıya 70 ayrı
kuruluş ve oluşum imza vermişti. Miting yeri Kadıköy Meydanı idi.
Mitinge
arkadaşlarım ile gittim. Meydanda 300/ 350 kişi ancak vardı. İnsanlar miting
alanını çeviren güvenlik kontrolünden sonra alınıyordu içeriye. Bu eylemde de
çoğunluk gençlerden ve kadınlardan oluşuyordu. Birkaç platform temsilcisi
konuşma yaptı.
-FındıklıDerelerini
Koruma Platformu
-Dersimde
Munzur Suyunu Koruma Girişimi
-Sinop'da
Nukleer Santrale Karşı Girişim
-Malatya'dan
bir grup çevreci
Türkiye'nin
değişik kentlerinden çevreciler bir aradaydı. Çevrecilerin konuşmasından sonra gençlerden
oluşan bir müzik grubu; -sanıyorum Marsis-sahne aldı. Fındıklılı olduğunu daha
sonradan öğrendiğim genç solist; rahmetli Kazım Koyuncu gibi saçlarını omuzuna
salmış, tulum eşliğinde grubu ile Lazca Türkçe şarkılar söylüyordu. Ve bu
vesile ile Kadıköy Meydanı tulum sesi ile inledi. Bizler de arkadaşlarımla oluşturduğumuz
kadın horon ekibi ile tulumun çaldığı horona eşlik ettik. Bu kadar az eylemci
ile bu meydan olur muydu? Çevreciler niye böyle yalnızlar? Ey gidi eskilerin
yürüyüşleri ve mitingleri!
1977
‘nin 1 Mayıs gününü hatırlıyorum hala. İki gün sonra otuzuncu günü olacak o kan
dökülen 1 Mayıs'ın.
En
son 1979'da 1 Mayıs'ta İstanbulda'ydım. O yıl 1 Mayıs'ta evlere kapanmıştık. Sıkıyönetim
vardı. İki gün sonra 1 Mayıs olacak. Ve ben yıllar sonra İstanbul'dayım. 1
Mayıs'ta Taksim meydanında olmalıyım.
İstanbul'da
günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Kaldığım evden aşağı doğru yürüyünce denizi
görüyorum ve İstanbul'da olduğumu anlıyorum. Gençlik yıllarımın sevgili İstanbul'u.
Haydarpaşa-Pendik trenine binince 1978'lerin ateşli günlerine dalarım. Yıllar
nasıl da kaydı geçti; Lazona ve Türkiye hasretiyle.
Lazlar,
dünya metropolü İstanbul'da yerleşikler. Lazona'ya yaz aylarında kaçamak
gidiyorlar. O halde bizde kültür çalışması ile bu şehirde yoğunlaşmalıyız. Buradan
Lazona'ya güç vereceğiz.
Ne
zaman Karadenizde sorunların üstesinden geliriz ne zaman kendi toprağımızı kendimiz
işleriz o zaman Lazonada olacağz.
Lazların
aklıselim kesimi nerde ise biz de orda olacağız !...
Makalenın lazcası
Selma
Koçiva, 30.4.2007, İstanbul
Not: Makalenin lazcayi yakin zamanda buraya eklenecektir...
|
Selma Koçiva |
| Yazar Hakkinda: |
| |
|