Laz
Kültürel Hareketiyle ilgili sürdürdüğümüz yazının bu bölümünde OGNİ sürecine
gidişi ele alacağız. Burada anlatılanlar kültürel hareketin detayları değildir. Zaman,
mekan, kişiler ve bunlara bağlı gelişen ayrıntılar bilinçli olarak
verilmemektedir. Amaç, bu konuda bilgi sahibi olmayanlara, özellikle de
gençlere yüzeysel bilgi vermektir.
Bugün
gazetesinin yalan haberinden sonra Laz Kültürel Hareketi oluşumundan birçok insan ayrıldıysa da kalanlar bu
olumsuzluğu üzerinden çabuk attılar. Daha az kişi olunmasına bakılmaksızın her
hafta bir araya gelindi. Zamanın Bugün gazetesi mahkemeye verildi ama davanın
kazanılması uzun sürdü tabi. Bu kazanım oluşumdan ayrılanlar için bir
anlam ifade etmese de bu oluşuma yürek koyanlar için anlamı büyüktü.
Dava
kazanılsa da sürecin uzaması elbetteki dezavantajdı. Ortam bulanık gösterilmeye
çok elverişliydi. Birkaç ay adresi belli toplantılar askıya alınıp farklı
gruplarla farklı mekanlarda bir araya gelmek uygun görüldü. Bu mekanlardan biri
İstanbul Anadolu yakasında, diğer ikisi ise Avrupa yakasındaydı. Bu farklı
mekanlardaki toplantılara doğrudan Ahmet Kırım katılmasa da kendisine bilgi
aktarılıyordu.
Bu
toplantılar daha çok değerlendirme babında sohbetler olsa da değişik simalarla
buluşuldu. Hatta ilginçtir; bu tip olaylar provoke edilebilir ama böyle bir
olay dolandırılır mı onu hiç bilmiyorduk ona da tanık olduk. Pazar
toplantılarının birinde kendisini iş adamı olarak tanıtan Laz bir şahıs ile
tanışıldı. Kendisini iş adamı olarak tanıtan
bu şahıs, yaşanan bazı tatsız olayların normal olduğunu, kendisinin
bürokrasideki tanıdıklarıyla bu olayların çabuk aşılacağını, bir vakıf kurmak
için ne kadar para gerekirse finanse edebileceği gibi parlak tekliflerde de
bulundu. Neyse ki çok daha fazla ilişkiye girip adama sırtımızı dayamadan kendiliğinden kaybolup, ortada ne vaat ettikleri ne de
kendisi kaldı.
Lazlardan Yatlı Tulumlu Ada Turu
Art
arda gelen bu olumsuzluklar, grup lideri Ahmet Kırım'ın sağlam duruşu ve grupta
hep "ağabey" saygısı duyulan Mecit Çakırusta'nın deneyimleriyle
kolayca aşılabilmişti. Artık o kötü olayın üzerinden dört beş ay geçmişti. Yaza doğru bu tip faaliyetler zaten azalırdı.
Lazların çoğu mayıs ayı bitmeden memleketine gidiyordu. Kalanlar ise ancak
bahar şenlikleri ve etkinliklerinde bir araya gelip eğlencenin ötesine
gidemeyen toplantılarda buluşuyordu.
Laz
kültürel oluşumu 1993 yazına bahar etkinlikleriyle girebilmeyi bu tatsız olay
açısından bir avantaj olarak görüyordu. Dahası, kurulması düşünülen Laz Enstitüsü
yada Laz Dilini ve Kültürünü Araştırma Vakfı için ülke şartlarının uzun bir
süre hazır olamayacağı ortadaydı. Ülkedeki durum böyle olsa da, bir oluşuma
doğru yol alan bu hareketi de yarım yamalak bırakmak olmazdı. Oluşum başka alanlara
kaydırılmalıydı. Herkesin hoş karşıladığı bahar etkinliklerinde bu altyapı
oluşturulabilir, bu yönde nabız arayışları yapılabilirdi. Bu geçiş sürecinde
aylık bir gazete yada dergi çıkarma fikri üzerine yoğunlaşılıp yayın alanında
somut bir adım atılırsa kitlelere de ulaşılmış olacaktı.
Bilindiği
gibi İstanbul'da bahardan yaz bitene kadar piknik havasında geçen Karadeniz şenlikleri yapılır. Adına şenlik
dense de bu etkinliği diğer şenliklerden
farklı kılacak, araya kültürel aktiviteler serpiştirilerek eğlence, kültür,
bilgi ve paylaşımın bir arada olacağı bir
gezi planlandı. Kısa zamanda organize edilip Büyükada'ya yatlı tulumlu bir Laz
çıkartması yapıldı.
11
Temmuz 1993 Pazar günü kısa bir Marmara denizi turundan sonra 130 civarında Laz
Büyükada Dilburnu'na çıkıyordu. Geziye tulum ve horon damgasını vursa da, henüz
yeni kurulmuş olan Mzuğaşi Berepe'nin küçük
konseri, kültürel bir yarışma ve bazı sorunlar üzerine sohbetler geziyi
daha bir anlamlı kılıyordu. Son olarak dönüşte Kadıköy İskele meydanına yol
havası eşliğinde inilip meydanda horonla veda ediliyordu. Fakat ne mümkün!
Horon geziye katılanların dışına çıkmıştı. Etraftan tulum sesini duyanlar öyle
bir akın ediyordu ki bir anda meydanda birkaç halka oluştu. Her şeyi tadında
bırakmak gerektiği gibi kısa bir zaman sonra ayrılacaklar Kadıköy'de vedalaşıp ayrıldı. Avrupa yakasında oturanlar
yol havası ile gemiye dönüp tulum eşliğinde yapılan son demir alma ile son rota
Karaköy'e çevrildi.
Gezi
katılanları çok memnun etmişti. Geziye işçi, memur, öğrenci, esnaf gibi farklı
kesimlerin yanında; sağcı-solcu, dindar-türbanlı gibi farklı düşünceden
insanlar katılmıştı. En çok dikkat çeken ve herkesi çok memnun eden bir diğer
durum, bu farklı düşüncedeki insanların bir an için düşüncelerini bir tarafa
bırakıp ortak paydalarda buluşabilmesiydi. Bu örnek tabloyu herkesin aylarca konuştuğunu
hiç unutmam.
Evet
insanlar memnun ayrıldı. Hem deniz turu yapmış, hem piknik yapmış, hem tulum
dinlemiş horon oynamış, hem de piknikte açık büfeye dönüşen Laz mutfağının
lezzeti ile buluşmuştu. Laz kültürel oluşumu da bu geziden memnun ayrılıyordu.
Laz Kültürünün sadece tulum, horon, hamsili ekmek ve lahanadan oluşmadığını
katılımcılarla paylaşmıştı. Bir de oluşumun içindekilerin de henüz bilmediği
bir fikir tamamen olgunlaşmıştı artık.
Bu fikir Lazca bir dergi çıkarma fikri idi. Ve bundan sonraki
toplantılar artık bir dergi süreci için yapılacaktı.
Dergi
çıkarma fikri tam olgunlaştırılmadan oluşumun içindekilere dahi açıklamak uygun
görülmemişti. Zira yaşananlardan ders alınmıştı ve insanların bir bir nasıl eksildiği
bilinmekteydi Bir Laz Vakfı kurmanın
henüz yasal engelleri vardı. Bu engellerin aşılması da kısa vadede mümkün görünmüyordu.
Ama bir dergi için her hangi bir sakınca yoktu. Olumsuz süreç de artık çok
gerilerde kalmıştı. Basında da çok
olumlu bazı gelişmeler yaşanmıştı ve bu gelişmeler ortamı bir hayli yumuşatıyordu.
Özgür
Gündemde yayınlanan iki yazı ortamın uygunluğunun en güzel göstergesiydi ve dergiyi alternatif olarak
öne çıkarıyordu. Ali İhsan Aksamaz imzası ile yayınlanan iki yazının başlıkları
şöyledir. 15 Haziran 1993 "Lazlara
Gülmenin Dayanılmaz Hafifliği".. Ve 19 temmuz 1993 "Yaşadıkları Coğrafyanın Otoktonları: Lazlar". Yine ardından
Tomorrow dergisinde Alican Değer imzası ile "kültürleri, gelenekleri,
tarihleriyle LAZLAR" adlı uzunca
bir yazı yayınlanıyordu. Bu yazıların estirdiği hava kültürel oluşuma yeni bir soluk olur.
Oluşumun basınla ilişkilerinden olumlu sonuçlar alınmaya başlanır. Yazının
yazarı ve birtakım yeni yüzler oluşuma katılıp dergi süreci hızlanır.
(Gelecek
yazı OGNİ çıkıyor)
Kamil Aksoylu
Lazebura.net 2007
|