 Laz Kültürel Hareketi (1) Değerli
Lazebura dostları ve okuyucuları, 93
süreci kültürel anlamda Lazlar için bir miladin başlangıcıdır. Bugün gelinen
noktada bu sürecin değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Süreçle ilgili
geniş bir çalışmayı tamamlayan biri olarak, çok kısa bir özetini sizlere sunup
değerlendirmenize bırakıyorum. İyi okumalar...
1992
Yazında Bakırköy özgürlük Meydanında kitaplara bakarken bir kitap yüreğimi
hoplattı. Kapağında folklorik desen ve
kemençe figürlü bir resim üstünde kalın
mavi harflerle "Lazların Tarihi"
diye yazan bir kitap. Ant Yayınları 1. baskı. Yazarları da tanıdık gibi. Muhammet Vanilişi-Ali Tandilava.
Mununişi gibi, Hemidişi gibi, Yupişi gibi... Sanki içimizden bir isim.
Neredeyse yüreğim ağzıma gelecek. Öğrenciliğimiz boyunca başımıza
musallat olan
bu Lazcanın karşımıza çıkışına bakın. Çok hayalini kurmuştuk... Ah
gidi su gibi konuştuğumuz şu Lazca da bir
yazılsa, bir okunsa ne olurdu diye. Bak üstelik tarihimiz de varmış...
Bir
iki aylık bir süre sonra iş yerimdeki bir arkadaşım telefondan çok acil odasına
gitmemi istiyordu. Elinde Aktüel Dergisi, "Laz
Enstitüsü Kuruluyor" Avukat Ahmet kırım ile söyleşi. Nefes almadan okudum.
Bir iki ay içinde Laz Enstitüsü kurulacak deniyor. Peki kim bu avukat? Nasıl
bulacağız, nasıl ulaşacağız? Hemen
telefonunu öğreniyoruz. Arkadaşım çevirip bana uzatıyor. Hayatımda bu kadar
heyecan yaşadığımı hatırlamıyorum. Telefonun ucundaki ses, kendinden çok emin,
sıcak ve insana güven veren tonda... Demek şaka değil okuduklarımız... Bir yandan telefonda
konuşuyorum, bir yandan da birkaç ay önce okuduğum Lazların Tarihi adlı kitap
gözlerimin önüne geliyor. Avukata soruyorum haberi var o kitaptan. Hemen avukattan
randevu alıp buluşuyoruz. Kısacası Türkiye'de Lazlar için bir süreç başlıyor. Süreç,
Laz Kültürel Hareketi sürecidir. Bu süreç 93 süreci olarak da anılmaktadır. Sürecin
mimarı Av. Ahmet Kırım'dır. Evet,
genelde bu gibi işlerin mimari bilinmez. Bugün Laz Dili ve Kültürü ile
uğraşanlar yada uğraştığını söyleyenlerin çoğu bu isimi bilmez. Çünkü Sayın
Kırım hareketi başlattı, olgunlaştırdı ve OGNİ sürecinden sonra gelişmeye
bırakıp kendisi fiilen çekildi. Biz bu hareketin içinde olanlar Sayın Kırım'la
birlikte bir süre çalıştık.
{sidebar id=6}
Bir
Laz Kültürü Enstitüsü yada Laz Dilini ve Kültürünü Araştırma Vakfı kurulması
olarak başlayan bu girişim, Laz Kültürü hareketine dönüşmüş ve bugün kamuoyunun
yakından tanıdığı bir çok isim bu süreç içinde yetişmiştir. 93 sürecinde
birbirine yakın duran kişiler bu süreci 93 ruhu olarak da anarlar. Süreç nasıl
başladı izleyelim.
Süreç Başlıyor
11.10.1992
Günü Milliyette Dünyada Bugün köşesinden yazdıkları ile Ali Sirmen umut
veriyordu. Sirmen, yazısının başlığına "Şimdi
de bu mu çıktı?" dese de içeriğinde yapıcı bir bakış sergiliyordu. Sirmen'in
söylediklerini özetlersek, "Laz
enstitüsü düşüncesi bir ayrılıkçı akımın ilk tohumlarıdır demek sütten ağzı
yananın yoğurdu üfleyerek yemesinin de ötesinde bir paranoya belirtisi olarak
da yorumlanabilir" diyordu. Sirmen makalesini, Kürt Enstitüsü, Laz
Enstitüsü, Abhaza ve Çerkez Enstitüleri gibi kurumları bölücülük araçları
olarak görmekten çok, onları kültürel çoğulculuğun ve zenginliğin birer aracı
olarak kabul etmek bizi bölmez ama daha zengin kılar diye bitiriyordu.
Av.
Ahmet Kırım'ın ofisinde yapılan ilk toplantı 15-20 kişinin katıldığı tanışma
toplantısıdır. Tanışmalar olumlu geçip haftaya aynı gün ikinci toplantı kararı
alındı. İkinci üçüncü derken katılım genişliyor, toplantıya katılanlar artık
ofis ve daireye sığmaz oluyordu. Bir sonraki toplantı artık daha büyük salonlarda
olmalıydı. Ve önümüzdeki ilk büyük toplantının bir düğün salonunda yapılması
kararı alındı.
1992
yılı sonlarında İst./ Bahçelievler'deki
bir düğün salonunda ilk büyük toplantı yapıldı. 90-100 kişinin katıldığı
toplantıda geniş bir meslek yelpazesi katılımı vardı. İşçi, memur, esnaf, öğrenci,
bankacı, mimar-mühendis, doktor, eczacı, avukat, hakim ve savcı gibi her
kesimden insanlar vardı. Toplantının yaş
grubunda ise, gençlerden daha çok orta
yaş ve üzerinde bir görünüm vardı. Hemen bir divan oluşturulup divan
başkanlığına Mecit Çakırusta
getiriliyordu. Sayın Çakırusta toplantının açılış konuşmasını yapıp sözü
Ahmet Kırım'a veriyordu. Ahmet Kırım konuşmasında dünyaya ve Türkiye'ye konjonktürel
bir bakış getirerek, önümüzde Lazlar adına yeni bir kültürel sürecin
başladığını söylüyordu. Lazların Türkiye mozaiğinde vazgeçilmez bir kültürel
doku olduğunu, bu süreç içinde artık bir "Laz
Dilini ve Kültürünü Araştırma Vakfı"nın
kurulmasının gerektiğini, bunun için beklemenin anlamsız bir zaman kaybı olacağını
belirtip, "zira demir tavında dövülür"
diyordu. Ahmet Kırım'ın konuşmasından sonra divan başkanı konuşmak isteyen
diğer katılımcılara da söz verdi. Avukat, doktor, öğretmen, öğrenci ve esnaf
gibi meslek gruplarından olan değişik katılımcılar konuştu. Konuşmalar
bittikten sonra tulumla geniş halkalı bir horon oynandı. Sonuç olarak bir vakıf
kurulmasında mutabakat sağlandı ama vakıfın isminde ihtilaflar oluştu. Bir grup, kurulacak vakıfta Laz adının
geçmemesi gerektiğini ısrarla vurguluyordu. Bir grup da Laz adını kamufle
edecek isimler öneriyordu. Önemli bir grup ise vakfın adında açıkça Laz
telaffuzunun yapılması gerektiğine inanıyordu.
Laz
adının geçmesini istemeyen grup, yasaların buna uygun olmadığını, Türk
kamuoyunun buna sıcak bakmayacağını belirtip daha çok iş ve meslekleri ile
ilgili kaygıları ön plana çıkıyordu. Laz adının kamufle edilmesini isteyen grup
ise; Karadeniz, Doğu Karadeniz, Kafkasya gibi isimler önerip, bu isimler
altında kurulacak bir vakıf ve dernekte Laz dili ve kültürü ile ilgili
çalışmalar yapılsın diyordu. Yani bir nevi perde arkasından çalışmayı
öneriyordu. Oysa bir grup hep kararlı, cesaretli ve dürüst olunmasına dikkat
çekip, yersiz kaygıları atmaya çalışarak, perde arkası çalışmaları da yersiz ve
yakışıksız görüyordu. Artık bundan sonraki toplantıların konusu da böylelikle
kendini belli etmiş oluyordu. Bir grup vatan haini, dıştan yönetilenler. Bir
grup korkak tavşanlar. Ve asıl korkulması gereken, tehlikeli olan, her yöne
dönebilecek kamufle grubu. Bunlar bizim yakıştırmalarımız değil, bu oluşuma
katılan insanların kimi zaman haklı olarak, kimi zaman da tamamen haksızlığına
inandığımız birbirleri için yaptıkları yorumlardır. Kimin doğru kimin yanlış
olduğunu, kimin haklı kimin haksız
olduğunu yada kimin hain olup olmadığını süreç içinde kamuoyu
değerlendirecektir.
Düğün
salonundan sonraki ilk toplantıda yöre dernekleri ile görüşme kararı alındı.
Birer hafta aralıklarla sırasıyla yöre dernekleri ziyaret edilip görüşler
bildirildi. Sonuç olarak yöre derneklerinin kendilerinin dışında oluşacak vakıf
yada bir üst derneğe sıcak bakmadıkları tespit edilmiş oldu.
Korkulan Oluyor
Oluşumun
içindeki insanlar bazı karmaşık duygular yaşarken, bazı provokatif sızmalar da
amaçlarına doğru yol alıyordu. Çok dikkatli olunsa da sık sık yapılan
toplantılar basının dikkatlerinden kaçmıyordu. Özellikle basına çok dikkat
edilip oyuna gelmemek isteniyordu. Neden böylesine hassas olunduğu çok açıktı.
Bu alanda söylenenler, yapılanlar ve bundan sonra yapılacaklar Türkiye'de hep
ilkti. Yanlış bir şey yapmaktan ve en çok yanlış anlaşılmaktan korkuluyordu. Bu
hassasiyetle çalışmalar sürerken, hiç beklenmeyen yerden gelen provokasyon
oluşuma bomba gibi düşüyordu. Evet bu bir provokasyondu ve Sabah Grubuna bağlı, bugün artık aramızda
olmayan BUGÜN gazetesi günlerce
habermiş gibi yazıyordu. (Günümüzde yayınlanmakta olan BUGÜN Gazetesinin sözünü ettiğimiz BUGÜN Gazetesi ile ilgisi
yoktur) Medyanın abartıları, sansasyonu, asparagaslığı herkesçe bilinir. Fakat
henüz haber niteliği bile taşımayan bu oluşumu tamamen saptırarak, günahsız
insanları tüm Türkiye'ye vatan haini ve bölücü ilan etmenin ardında yatan
gerçeklerin vahimiyeti bugün bile ne kadar ürkütücüdür.
31
Ocak 1993 tarihli Bugün Gazetesi büyük yalanı dokuz sütun üstüne büyük
puntolarla "Lazlardan Çatlak Ses" ve
hemen altında iri puntolarla "Birlik ve
beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz
dönemde Lazlardan çatlak ses" diye duyuruyordu. Haber bir hafta dizi
şeklinde yayınlandı. Hareket büyük yara aldı ama bir yandan da çekirdek kadro oluştu.
Bugün önderliği ve vizyonu sorgulanan Ahmet Kırım'ın sağduyusu, olayı
algılayışı ve bizlere yansıtması çekirdek kadronun dağılmasını önlemiştir.
Türkiye
halkının ve tüm emniyet güçlerinin sağduyusu bu provokasyona hiç pirim vermemiş
ve kimsenin burnu bile kanamamıştır.
Olayın
sıcaklığı geçmeden bir hafta sonra
Bahçelievler'de bir araya gelinip genişçe bir durum değerlendirmesi
yapılıyordu. Yapılan gözlemde oluşum büyük yara almıştı. Bazı kişiler
komşularının ve arkadaşlarının yüzlerine bakamaz olduklarını, bazıları
korktuklarını işlerinden endişe duyduklarını telefonda bile rahat konuşamayıp
dinlenme endişesi taşıdıklarını söylüyordu. Kimisi ise daha ilginç yollar bulup
artık Laz olduklarını söylemediklerini Gürcü yada Hemşinliyiz dediklerini
söylüyorlardı. Kısacası oluşum Laz Dili ve Kültürü ile ilgili bir vakıf
kurmanın hukuksal yollarını ararken,
birileri bu oluşumu asılsız sansasyonel haberlerle Türkiye'nin gündemine
taşımak istiyordu. Bazı gazetelerin mütevazı, gerçekten haber amaçlı ilgileri
de yok değildi. Ama bunlar sansasyonun gölgesinde kalıp sıkıntıları
gideremiyordu. İnsanlar bu asılsız yakıştırmalara göğüs gerip direnmektense
haklı olarak oluşumdan kaçmayı tercih ediyordu. Geriye kala kala bir elin
parmakları kadar bu işin lokomotifi insanlar kalıyordu. Onlar hukuki yollardan
hiç caymadılar. İnançlarını, isteklerini hep demokrasinin yasal zemininde
hareketlendirip ileriye taşımaya koyuldular. Şimdiye kadar birçok eserlere
imzalarını atan ve bugün artık olgunluğa doğru yol alan o sürecin genç insanları günümüzde de çalışmalarını sürdürmektedirler.
(Sonraki
yazı Ogni sürecine doğru)
Kamil Aksoylu
Lazebura.net
|