Arşiv Makaleler Çeşitli Makaleler

Yakın Tehlike: Irtica - Hangi Irtica? Yazdır E-posta
Ahmet Hacaloğlu K.   
22.03.2007 I 15:10

Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle  bağlantılı olarak 2006  Ağustos'undan itibaren ivmesi yükselen açıklama-yayınlara bakılırsa ülkede laiklik güme gidiyor,şeriat geliyor. .Cumhurbaşkanı,komutanlar,askerin parlamentodaki sözcüsü CHP ve başını Cumhuriyet gazetesinin çektiği birtakım yazılı-görsel basına göre Türkiye'de laik Cumhuriyet tehlike altında.Önemli bir bölüm insanda gerçekten böyle bir tehlikenin varlığına inanıyor. Bu görüş sahiplerine göre Çankaya elden giderse Tayyip Erdoğan oraya gelecek,adım adım ‘islami yaşam' egemen kılınacaktır.Bu sebeple de askeri müdahaleyi davet edip asker kaynaklı psikolojik savaşın gönüllü aleti olmakta sakınca görmüyorlar.Onlara göre    özgürlüklerin bir kısmından feragat edilerek demokrasinin kırpılmasını istemenin iki nedeninden biri irtica tehlikesinin varlığıdır.28 Şubat benzeri bir uygulamanın sahneye konulmakta olduğu izlenimi veren konuşmalarda ülkeyi bekleyen en büyük tehlike olarak irtica ve ona bağlı olarak laikliğin lağvı tehlikesi vurgulanıyor.

Malum çevrelerce yakın tehdidin irtica tehlikesi olduğu iddia edildiğine göre, irtica kavramını sözlük karşılığından kalkarak irdelemek yararlı olacaktır.İRTİCA kelimesi dilimize Arapça ‘rücu' kökünden türetilerek girmiştir.Sözlük anlamı,geri dönmek,eskiyi istemektir.(Büyük Osmanlı Lügatı-Ali Rıza Alp)

İRTİCA kelimesi Hz.Ebubekir döneminde,İslam öncesi cahiliye dönemine dönmek isteyenler için kullanılmıştır.İrtica kelimesinin ülkemizde geçerli olan yaygın anlamının kaynağı ise 31 Mart vakasıdır.İrticai girişimlerde bulunanlar için kullanılan MÜRTECİ kelimesi de 2 nci Meşrutiyet rejimine karşı çıkıp 2 nci Abdülhamit rejimine dönüşü arzulayanları belirtmek için İttihat ve Terakki çevrelerince kullanıldı ve zaman içerisinde daha geniş bir anlam kazanarak, İttihat ve Terakki cemiyetine karşı çıkanların tümü irticacı olarak tanımlandı.Bunu izleyen dönemde de sadece dinsel nedenlerle değil siyasi ve toplumsal nedenlerle,Cumhuriyet rejimine karşı olan bütün muhalefet odakları irticai hareketler olarak damgalanıp siyasal olarak gayr-ı meşru ilan edilmeleri sağlandı.

DİNİ OLAN VE OLMAYAN İRTİCA;

Cumhuriyet döneminde muhalefet edenlerin bir kısmı gerçekten eski düzene dönme isteği taşıyorlardı.Bugünde ülkemizde,islami kuralların toplumsal ve siyasal yaşamda egemen olmasını isteyen çevreler vardır.Ancak bu çevrelerin Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yetecek güçlerinin olduğu hususu son derece tartışmalıdır.Türkiye'de yakın bir irtica tehlikesi olduğunu dillendirenler,bu çevrelerin uzun vadeli bir planla kamu ve eğitim kurumlarına sızma,ekonomik olarak güçlenme hedefiyle hareket ettiklerini,demokrasiyi araç olarak gördüklerini(takiyye yaptıklarını) ileri sürüp irtica tehlikesini toplum gözünde paranoya haline getirerek otoriter demokrasiyi meşrulaştırıyorlar.

Din merkezli normların topluma empoze edilmesinin dışında, irticanın dini olmayan versiyonları da vardır.Geriye dönüş-eskiyi özleme anlamına gelen bu kelime örneğin,1930'lar Türkiye'sini özleyip(hala 10 ncu yıl marşını söyleyerek) ,ah-vah'larla ‘altın çağa' dönmeyi arzulayanlar için de rahatlıkla kullanılabilir.Demokratikleşme adımlarını vatana ihanet olarak tanımlama,.asker-sivil bürokrasinin iktidarını özleme,kendisini devletin doğal sahibi olarak görüp demokratikleşmeyle  beraber bu konumlarını kaybetmeye başlamaları karşısında tepki duyma,ordulaşmış millet rejimi geleneğine geri dönüş çağrıları  siyasi irtica girişimi,irticai tehlike olarak  tanımlanabilir.

Türkiye'de dini ve seküler doğmalarla bilinci yoğrulmuş,feodal aile gelenekleri  ve otoriter eğitim anlayışıyla kalıba dökülmüş önemli bir kesim vardır.Bu geniş kesim içerisinde dinsel nasların egemenliğine geri dönüşü arzulayan mürteciler yanında otoriter devletin 1930' larına,güdümlü demokrasiye dönüşü özleyen siyasal mürtecilerde mevcuttur..Kısacası ülkemizde irticanın her iki tehlikesi de gündemdedir.. Ancak yakın tehlikenin hangisi olduğunu  gözlemleyebilmek için devletin niteliğine ve yaşananlara bakmak gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren  yarı askeri niteliktedir.Zaman zaman kesintiye uğrasa da parlamentosu açık,partileri serbest ve seçilmiş bir hükümeti  işbaşında olmasına  karşın, iktidar erki bir bütün olarak parlamentodan çıkan hükümetin tasarrufunda değildir..Parlamentonun içinden çıkan hükümet, iktidarı asker-sivil bürokrasiyle paylaşır.Bu de facto durum darbe Anayasası ve çıkarılan yasalarla hukuki zemine oturtulmuştur..Ayrıca derin devletin,yönetim ve denetimi hiçbir yasayla sınırlanmamış,kendi kurallarına göre organize olan bir iç mekanizması-örgütlenmesi de vardır.Bu kontra-gerilla örgütlenmesidir.

Gelinen süreçte, siyasal iktidarın ortakları arasında, önemli bir mevzi olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle iç çatışma çıkmıştır.Bir yanda burjuvazi rejimin yarı askeri niteliğine son verip tek başına iktidara  sahip olmak isterken diğer yanda asker-sivil bürokrasi, hem kendi içerisindeki çatlakları giderebilmek ve hem de dış dinamiklerin etkisiyle son senelerde kaybetmiş olduğu mevzileri yeniden kazanabilmek,devlet yönetme ayrıcalığını yitirmemek için kıyasıya bir savaş içine girmiştir. Silahlı gücü elinde bulunduran asker-sivil bürokrasi, inisiyatifi elinde tutma çabasındadır.Bir yandan kazıyınca altından ırkçılık çıkan ‘milliyetçi' söylemlerle kitleler ajite edilirken diğer yandan .2005-2006 yılı boyunca ülkede derin devletin  bombalama,cinayet,baskı ve linç operasyonlarıyla  korku-panik havası yaratılıp ırkçı-faşist  ideolojik politik rüzgar estirilmiştir..

Bugün ülkemizin karşı karşıya bulunduğu yakın tehlike dini irtica değil siyasal irticadır..Dini irtica bağırışları arasında zaten yarım yamalak olan demokrasimiz kuşatma altına alınmak istenmektedir,İrtica geliyor,ülke bölünmek isteniyor gibi sahte  sloganlarla ulusalcı-milliyetçi bir dalga kabartılıp içinde emekli askerlerin de bulunduğu paramiliter  yapılanmaların oluşturulduğu gerçeği gözlerden kaçmamalıdır.'Yeni ulusalcılık ‘diye bir ideoloji ortaya atarak mevcut gayrı nizami yapı ve çeteleşme meşrulaştırılmaktadır.Avrupa birliğinden,Kürt sorunundan,Ermeni meselesinden bahsedenler,Kıbrıs'ta çözüm diyenler hemen vatan haini damgası yiyerek kuşatma harekatı tamamlanmak isteniyor.

Her gün gözümüze sokulan birçok belirtiye bakarak ülkenin geleceğini rehin almak isteyen bir zihniyetin gitgide berraklaştığını söylemek kehanet olmayacaktır.Evet;gelinen noktada Türkiye 1930'ların Almanya'sını hatırlatıyor.Devlet yetkililerinin de katkısıyla, düşmanlarla çevrildiğimize inandırılan toplumun önemli bir kesiminde zaten var olan faşizme yatkın ruh halinin,faşizme yakın bürokratik-otoriter devlet geleneğiyle birleşmesi halinde açık faşist bir dönemin doğması olasıdır.

EVET;Cumhuriyet gazetesinin dediği gibi tehlikenin farkındayız.Ama bir farkla,DİNİ İRTİCA değil FAŞİZMİN.

 

Ahmet HACALOĞLU K.

22.03.2007

Lazebura.net

 

                                                                    

 


Yorum (4)add comment

Dini ve seküler dogma? said:


Sekülere takıldım beyefendi

Durum tespitiniz doğru sadece teknik bir bilgi vermek isterim acizane hem dini hemde seküler dogmalarla bir kişi yada toplum eğitim alamaz. Cümlenin sonunda bir kesim değil iki kesim vardır deseydiniz analşılabilir di yanlız baştada dediğim gibi dini ve seküler anlayış bir beyinde olamaz. Yazınız ve tespitleriniz dikkate değer. Belirttiğim husus dışında.Saygılarımla
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-03-27 18:02:54
Oylama: +0

fahri said:

Yazıda da belirtildiği gibi ülkemiz bence" kemalist" bir faşizm tehlikesi altındadır. şimdi bakıyoruz hükümet avrupa birliğine girmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. belki de beş on seneye bu birliğe katılmış olacaz. yani avrupa birliğine girmiş bir Türkiye de nasıl bir irtica tehlikesi olacak. zaten avrupa birliği ülkelerin de insanların kimliklerinden din hanesi bile kaldırılıyor, bizim içimizdeki otoriter güçler ve faşist laikler yani "paranoya kemalistler" bir takım münferit olayların arkasına sığınıp, şeriat tehlikesi var diye ülkemizdeki huzur ve refah ortamını bozmaya çalışıyorlar , ama görülüyorki bu insanlar aradığı meydanı bulamayacaklar çünkü onlar pusulu ortamlardan kavga ve anarşiden beslendikleri için halkımız onları sandığa gömmüştür ve bu seçimlerde de halkımızdan çok ağır bir darbe yiyeceklerdir.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-03-25 13:19:56
Oylama: +0

huseyin demir said:

İnsan vücüdu sayısız mikropla birlikte yaşar.Vücut sağlıklı ve dirençliyken bir zarar görmez.Ne zaman direncini kayıp etmeye başlar, mikroplar için hareket zamanıdır .
Ülkelerin durumları da aynı.Tek fark mikroplar vücudun güçsüz düşmesi için çalışmazlar.Beklerler sabırla …
Az gelişmiş yarı sömürge ,üçüncü dünya ülkeleri için tehlikeler her zaman çok fazla Türkiye de bu sıralamada en başları çekiyor
Jeopolitik durumu,genç nüfus yapısı,doğal kaynakları,etnik yapısı vb. durumlardan ötürü her zaman karıştırılması gereken ,kolay karıştırılan bir ülke olmuştur.
Halifeliğin Osmanlı devletine geçmesiyle birlikte çok sıkı korunan İslamcılık ,bu günlere kadar zaman zaman devlet işlerinden uzak tutulmaya çalışılsa da başarılı olunamamıştır.Tarih boyunca en hassas duygu olarak insanların içinde ateşlenebilecek en kolay bir dinamit gibi , özenle saklanmıştır.
Yazınıza dini irtica yoktur savı hariç,diğer bölümlerindeki acıklamalarınıza katılıyorum.
Evet ,bu ülkede birçok tehlikeyle birlikte, irtica tehditide vardır.
-Defalarca veto edilen yasalar irtica habercisidir.
-Özelleştirmeler de irticadır ,çünkü devletin güçsüz kalması irticanın kolay girebileceği giriş kapısıdır.
-Yer altı ,yer üstü zenginliklerinin ruhsatını birer birer başkalarına peşkeş çekmek irticadır
-Eğitimde sağlıkta oynanan oyunlar irticadır
-Dış siyasette, ekonomide oynanan oyunlar irticadır.
- ülkeyi zayıf güçsüz ,bağımlı ,halkı yoksul ,güvensiz umutsuz bırakmakta irticadır.
-Bu ülkede bir çok etnik kökenli insanı görmezlik ten gelip bütçeden eğitime, sağlığa ayrılan pay kadar diyanete ayrılan payda irticadır.
-Okul sayısından fazla camı yaptırmak ,hem de her şeyi özelleştirirken ,bunuda devlet bütçesinden yapmak irticadır.
.bunları sıralamak çok zor değil.
Evet dini irtica tehlikesi vardır.
Asıl ,kadrolar tamamlandıktan sonra,tufan kopacak.fırtına öncesi sessizlik bu.


Çocuklarımıza karsı cinsten olduğu için muayene etmeyen doktor,yanındaki kız arkadaşıyla Otobüse binemeyen bir nesil ,Anayasası şeriat hükümlerine göre düzenlenmiş yasalar.yeşilin üstünde ay yıldızı olan bir bayrak ,Cuma namazı saatlerinde sokakta dolaşanların ikinci adresi hapishaneler olan bir ülke.vs.vs.
Adı ne olursa olsun tehlike aynıdır .aynı kaynaktan beslenirler çünkü.
Ben sizden daha cesaretli davranıp diyorum ki,bu ülkede DİNİ İRTİCA da vardır .FAŞİZM DE…
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-03-24 15:51:38
Oylama: +0

Hamdiselimoglu said:

Son zamanlarda okuduğum,içerik ve vurgularıyla,önemli bir yazı.Günümüzde, iiradeyi elinden birakmak istemeyen.Sivil ve askeri, bürokrasi ile, özellikle emekli olmayı hazmedememiş paşalar ve yüksek yargı organlarının eski yöneticileri,belli siyasal kesimin körüklediği irticai tehlikenin varlığı ile Cumhurbaşkanlığı seçimini harmanlayıp Laik Demokratık cumhuriyeti ve onun ilkelerini kurtarma çabalrını sergileyerek,hesapta demokrası havarirsi kesilenler,üstü ortülü bir şekilde cebri güçlere .mendil sallamaktadırlarTabiiki bunun karşılıği faşizm' dir
Türk halkı ; bu tür çığırtkanlıkları,ve sonuçlarını !960,!970,!980,de şidetli 28 Şubar I997 de postmodern'ini yaşadı Bir tehlike senaryosu yaratıp onun üzerinden siyasi prim yapma çabasından kurtulamayan , üretim kısırı beyinlerin sergiledikleri ''orta oyunu''halkımız ilgiyle izlemektedir
Bir siyasi partinin genel başkanının uzun süredir seslendirdiği ''bırakalım halk seçsin'' çağrılarına,herkes kulaklarını tıkayarak,çözümü ancak kendi arzularına göre düzenlendiğnde kabullenebilen inatçı tavırlarını sürdürmektedirler
Cumhurbaşkanını halkın seçmesine karşı çıkmaları veya bu çağrıya kulak vermemelerinin Gerekçesi ise demokrasinin evrensel tanımı ile tam olarak özdeş!!!''halk herzaman doğrusunu seçemez''
Şimdiye kadar kömünizm'i kullanarak faşizme davetiye çıkarıldı ,şimdi irtica kullanılarak Faşizmle köprü kurulmaya çalışılmaktadır.İşte çözüm üretmek için siyaset yapmayanların baş vurabileceği en kestirme yol
İkisininde birbirinden farkı yoktur,Hiçbir gerkçeyle, biri, birine tercih edilemez.daha sevimli gösterilemez.
yazı için tebrikler,teşekkürler.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-03-24 13:10:34
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

29.11.2008 I 13:19 | Lazebura©

article thumbnailKaradeniz müziğinin önemli temsilcilerinden biri olan müzisyen Birol Topaloğlu grubu ile birlikte Maltepe’deki Yayla Sanat Merkezi’nde özel bir organizasyonla...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazlar Belgeseli neyin Belgeseli?
Ben d ebu belgeseli izlerken şuna taktım."4 000 yıllık" tarih ısrarla deyinilmiş ve sloganı b...
2.Lazebura İstanbul Buluşmasının Ardında...
ya ben bi türlü denk gelemedim bu buluşmaya eğer bida tekrarlanırsa banada lütfen haber verin ...
Lazonada Kadınlar (1)
Sevgili Leyla Ordu / Gölköylü'dür. Ona Gölköylü demek benim hoşuma gidiyor. Gölköylü Lazc...
Karadeniz Ansiklopedisi
sayın site sakinlerine dikkatine karadeniz ansiklopedesi ni satın almak istedim fakat yönlendiril...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


anibal

hakii

didituti

sidelya

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

9 Misafir ve 3 Üye Online
Generated in 3.94351 Seconds
Generated in 3.94617080688 Seconds