Yeni Melek'teki Dink'i anma gecesi bir 'nefret-kin' kovma ayini
adeta. Kararlı umut taşıyan şarkılar seslendirildi, 'Nefrete, kine
karşı olanlar' söylesin diye. Gecenin sonunda ellerde irmik helvası,
yüreklerde umut kırıntıları kaldı
Yeni Melek, Yeni Melek olalı böyle bir kalabalık görmemiş olsa gerek.
Kapıdan başlayan kuyruğun nereye vardığını tahmin etmek bile mümkün
değil. Ama sabırlı, sakin bir kalabalık. Bir ağırbaşlılık, bir tevekkül
var havada. Hrant Dink, aramızdan ayrılışının 40. gününde her dilden
şarkılarla, türkülerle anılacak bu gece. Ve türküler kardeştir,
birleştiricidir, biliyoruz.
"Sevgili Kardeşim - Sireli Yeğpayrıs" yazıyor önce beyazperdenin
üstünde. Sonra çocuk Hrant beliriyor gülen yüzüyle... Ve birbirini
izleyen ışıl ışıl bakışlı Hrant fotoğrafları. Kollarını kaldırmış
oynarken... Balık tutarken... Başı sevgili Rakel'inin omzunda...
Gülerken, hep gülerken. Sona doğru önünde onlarca mikrofon, yüzünde de
kaygılı bir ifade peyda oluyor. Alkışlar artarak sürüyor. "Hepimiz
Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz" yazısıyla kararıyor perde.
Ve müzik başlıyor. Sayat Nova Korosu ve Kardeş Türküler'den Adana
ağıdı... Ardından "Der Voğormya" ilahisi... Geceyi Agos gazetesiyle
birlikte düzenleyen Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'ndan (BGST)
Metin Göksel geliyor sonra sahneye. "Acımızı hâlâ ilk gün gibi
yaşarken" diyor, "mirasına sahip çıkma kararlılığını göstermeliyiz".
Sözler hep umut dolu
Her şey çok sade, olması gerektiği kadar bu gece. Gösterişli cümleler
kurulmuyor, her çıkan sadece tek enstrümanla, bağırmadan bir şarkı
söyleyip iniyor. Üstelik sözler hep umutla dolu. "Nefretle kınayan",
"lanet okuyan" yok.
"Nasıl olsa karanlıklar ölüme mahkûmdur" diyor, sandalyeye oturmayıp
bastonundan ve yanındaki delikanlıdan destek alarak bir çınar gibi
dimdik duran Vedat Türkali. "İyi günler gelecektir. Bunu bize kimse
vaat etmiyor. Biz yaratacağız. Gençler, bu görev sizindir." "Hiçbir
zaman aldatmadı beni türküler" diyen Nâzım Hikmet'i de anıyor sonra:
"Halkların güzel duygularını taşıyan türküler sizlere destek olsun!"
Sözünü ettiği destek Aynur'un yüreklere işleyen sesinden geliyor önce.
Çıt çıkmıyor kimseden. Sonra Feryal Öney sesleniyor bir Neşet Ertaş
türküsüyle: "Hep yolcuyuz böyle gelir gideriz / Dünya senin vatanın mı,
yurdun mu?" Türküler çoğu zaman her şeyi söylüyor aslında, üzerine
edilecek tek kelime bile fazla kaçıyor. Ama işte bu gece konuşmalar da
hep kararında.
Karanlıkların telaşı
Fethiye Çetin mesela, bir masal anlatıyor. "Bir gün" diyor, "Bir adam
çıkar, kocaman bir yüreği, kocaman kolları vardır. Öyle hikâyeler
anlatır ki, tabuları sarsmaya, erimez denen buzları eritmeye başlar. O
tabuları oluşturanlar o adamdan çok korkarlar..." Bu masal acı bitmiş
olsa da, Çetin mutlu sona bağlamak istiyor kendisininkini: "Onun
düştüğü noktadan yüz binlerce Hrant yürümeye başlar. İşte karanlıkların
telaşı bundandır dostlarım."
Agos'un imtiyaz sahibi Sarkis Seropyan, onun kadar iyimser değil ama.
"Hrant nasıl anlatılır, güneşi anlatabilir misiniz? diyor, "Hep ısıtır,
hep aydınlatır. Kendisine hiç inanmayan, yuh çeken insanlarla karşı
karşıya oturur, elini dizine koyar ve ikna eder. Yüz binlerce Hrant
doğdu dendi demin. Keşke birkaç tane daha olsa, keşke..."
Sonra Taner Öngür, Cahit Berkay, Mor ve Ötesi'nden Harun Tekin ve Kerem
Özyeğen gelip söylüyorlar şarkılarını. Tekin'in konuşması kahkahalarla
karşılanıyor: "Bu memlekette politika yapmak sadece müteahhitlere,
inşaatçılara, turizmcilere ve Deniz Baykal'a bırakılmayacak kadar ciddi
bir iştir."
'Tüm çiçekleri koruyalım'
Mesnetsiz bir iyimserlik değil ama, kararlı bir umut taşıyan şarkılar
seçmeye çalışmış herkes belli ki. Nejat Yavaşoğulları mesela, "Ne
olursa olsun, yaşamaya mecbursun" diyor. Aylin Aslım ise "Zor günler
bir gün mutlaka gider. Benim hâlâ umudum var".
İlk yarı Eren Keskin'in konuşmasıyla biterken Hrant Dink'in dost
yüzüyle kapanıyor yine perde... "Acıyı da güzelliği de hep beraber
paylaşmak istiyoruz" diyor bir söyleşisinde... "Sadece Ermeniler için
değil, hepimiz için iyi şeyler istiyoruz..."
Zeynep Tanbay'ın "İskemle" dansı hiç olmadığı kadar hüzünlü bu gece...
"Tüm kültürler dünya bahçesinin çiçekleri gibidir. Bir çiçek solarsa
diğerlerine de sıra gelecektir. Bir arada olalım ve tüm çiçekleri
koruyalım" diyen Birol Topaloğlu'nun Lazca, Helesa'nın Pontusça,
Vova'nın Hemşince türküleri de...
Roni Marguiles her zamanki mizahi üslubuyla değiştiriyor havayı biraz:
"Buraya niye davet edildiğimi bilemedim. Şiir okur diye mi düşünüldü,
ajitasyon yapar diye mi düşünüldü; sonra biri hatırlattı Yahudi
olduğumu, unuturum genellikle; belki ondandır diye düşündüm." Sonra
1995 yılında yazdığı şiiri okuyor, çocukluk arkadaşları Mişel, Agop,
Ara ve Aret'i anlatan. "Son beş altı haftada bir eşik atlandı. Yükselen
milliyetçilik değil, biziz" diye bitiriyor konuşmasını.
Muammer Ketencoğlu Rumca bir şarkı söylerken, Dostlar Korosu "Sabahın
bir sahibi var" diyor... Sema "Burda yeşil biber acı mı acı... Acı mı
acı burda türküler..." Hayko Cepkin "Yine geldi kör günler, niye ötsün
bülbüller..."
Final, Sarı Gelin'le
Karanlıkla aydınlığın Prometeus'tan beri süren savaşından söz ediyor
Gülsüm Cengiz sonra. "Hrant Dink çağdaş bir ateş hırsızıydı" diyor.
Dink için yazdığı şiiri okurken, herkes önüne bakarak susuyor...
"Sırtından vurulmuş güvercin / Yatarken kaldırımda / Şimdi ben nasıl
bakarım aynaya? / Nasıl bakarım Zakar'ın, Sarkis'in Mıgırdiç'in,
Anais'in yüzüne? Kardeşim, bağışla gıneres yeğpayrıs, bağışla bizi..."
Arto Tunçboyacıyan ve Yaşar Kurt birlikte sahneye gelerek ağırlaşan
havayı değiştiriyorlar bir anda. Bir şarkı yazmış Tunçboyacıyan,
"Nefrete, kine karşı olanlar" hep beraber söylesin diye. Gecenin bütün
konukları sahneye çıkıyor, bütün salon tempo tutuyor, bir dakika sonra
da hep bir ağızdan şarkıya katılıyor: Bir 'nefret-kin' kovma ayini
adeta: "Bizler Hrant'larız, bizler insanlarız / Nefrete, kinlere karşı
olanlarız." Finali iki dilde söylenen "Sarı Gelin"le yapıyor, gene
sessizce dağılıyoruz. Ellerde irmik helvası, yüreklerde gelecek güzel
günlere dair umut kırıntıları...
Kaynak: Milliyet Gazetesi
|