Arşiv Kamil Aksoylu Mendra Gzalepe

Kültürel İletişimde Anadil Yazdır E-posta
Kamil Aksoylu   
27.02.2007 I 14:54

Yazıya başlık yaptığım "kültürel iletişim" terim olarak doğru mudur açıkçası bilemiyorum. İletişimden kastım bir toplumdaki kültürel paylaşım ve bu paylaşımın geleceğe aktarılmasıdır. Kuşaklar arasındaki bu yolcukta tek vasıta elbette ki anadildir. Anadil yoksa, ne yol ne de yolculuk vardır. Araç yada vasıta yol ve yolcusuz işlevsiz kalır ve önce etkisini kaybeder. Bir süre  varlığı ile yokluğu fark etmese de  sonraki süreç kaçınılmaz  yok olma sürecidir. Sahipsiz  diller için acı olsa da gerçek budur. Toplum için bundan sonraki süreç yeni araç ve yollara alışma sürecidir. Erime ne kadar hızlı olursa süreç o kadar kısadır.

Dil en eski iletişim aracı olmanın yanında günümüzde de en etkili iletişim aracıdır. Toplumsal yaşamın değişimiyle bunca yeni iletişim araçları geliştirilse de, dil ilk günkü önemini korumaktadır. Anadilin önemi de buradadır zaten, yoksa bunca değişimin yanında anadilin ne önemi kalırdı ki? İnsanlar arasında çok yaygın bir söz vardır, sanırım bu sözü herkes bilir. "Dil nankördür" derler. Oysa her şey insanın kendisinde değil mi? Binlerce yıldan bu yana yazılmadan, çizilmeden, dilden dile, kulaktan kulağa, gönülden gönüle akarak günümüze kadar gelebilen anadillerimiz nasıl nankör olabilir, nasıl suçlanabilir? Bugün gelinen noktada gelişen iletişim araçları ne yazık ki kulaktan kulağa ve gönülden gönüle akan yolları da tıkamaktadır. Ve bizler bizden önceki kuşaklarla kurduğumuz iletişimi bizden sonrakilerle kuramıyoruz. İletişim kopma noktasında ve bu kopuşa bizim de katkımız oluyor.

Kültürel İletişimde Anadil
Kültürel İletişimde Anadil
Böylesine olumsuz sürecin yaşanmasını baskıyla ve bir takım yasaklamalarla izah etmek çok doğru ve anlaşılır bir tespit olmayacağı gibi, biraz da hedefe yönelik bir saptırma olur.   Elbetteki bir takım caydırıcı önlemler ve yaptırımlar vardır. Özellikle 1940'lardan 1960'lara kadar ilkokul dönemlerinde bu yaptırımların çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin farkındayız ve bu dönemin tanıkları henüz yaşamaktadırlar. Lazca ile mücadele kolu gibi yada Lazca konuşanları ispiyonlama gibi engelleyici önlemlerin varlığı doğrulanmıştır. Ama bunlar sadece okul alanını kapsamakta ve bu uygulama yöntemler değişse de bugün için de geçerlidir. Dahası bunlar resmi bir statü olmadığı gibi yasal bir dayanakları da yoktur. Okullarda hepimizin yaşadığı bir durumdur bu ve sadece sorunun küçük bir parçasıdır. Yaşamın küçücük bir kesitini değil de tümünü ele alırsak  bunların anadilde kalıcı bir engel  olmadığını, asıl engeli yasalar ve baskıların değil, geleceğe yönelik kaygıların oluşturduğunu görmekteyiz. Kimi zaman varsayımlar, kimi zaman önyargılar, kimi zaman da modernleşme ve ayak uydurma algılamaları anadil önünde her zaman  kalıcı engel olmuştur. Bir önemli unsur da toplumun gerçekten aydın ve ilerici kesimlerinin bu engele uygarlık adına bilinçsizce destek vermeleridir.  Toplumda bir yandan anadilden kaynaklanan bu karmaşa yaşanırken bir yandan da yeni iletişim biçimlerinin gelişmesiyle  insanlara sunulan ortak iletişim estetikleri tek dil  ve tek kültüre dayalı bir ayrıcalık oluşturmuştur. Söz konusu iletişimdeki bu gelişme insanların yaşamında önemli ölçüde etkili olup ekonomik, sosyal hatta siyasal beklentilerini yönlendirmektedir. Bütün bunların özü olarak insanların çocukları için duydukları gelecek kaygısı, dünden bugüne anadilin gelişmesi ve yaşamasına en önemli  engeldir. Bu süreç kırılamazsa anadil yok olacağı için engeller de kendiliğinden kalkacaktır.   

Nasıl Kırılabilir?

Lazca için  iş işten geçmiştir diye düşünülse de öncelikle böylesine bir önyargıdan kurtulmak gerekir. Son on beş yıldır yapılan çalışmalar Lazca'nın hem yazılı dil, hem sözlü dil ve hem de en azından kendi kültürel alanı içinde iletişim dili olarak kullanılabileceğinin en çarpıcı göstergesidir. Her şeyden önce Lazca'nın Türkçe'yi engellediği önyargısından kurtulmak

gerekiyor. İki dilli yada çok dilli toplumlarda anadil dışındaki diller aksanlı konuşulur. Bu her toplumda böyledir. Kaldı ki Lazcayı öğrenmemek ve yok saymak Türkçe'yi aksansız konuşturamıyor. Bu gibi varsayımların ve önyargıların yıkılması için Lazca üzerindeki çalışmaları hızla yoğunlaştırmak gerekir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar önemli gelişmelerdir fakat yetersizdir. Lazca henüz yazı diline geçememiştir. Bu çalışmalar büyük şehirlerde yaşayan bir avuç insanların ekseninde yoğunlaştıkça çalışmalar entelektüellikten öteye geçemiyor. Dahası birtakım kopukluklar aşılamayıp sürekli tıkanıyor. Bölge ile ilgili yapılan basın, yayın, Tv. film ve belgesel çalışmalarında bunlar  görülmektedir. Artık bu çalışmaları bölge içinde de yoğunlaştırıp bölge insanlarını çalışmanın içine çekmek gerekiyor. Tabi bu iş burada söylendiği gibi kolay yapılabilecek bir iş değildir. Bu iş tümüyle yukarıda açıkladığım kaygıların içine düşmüş insanlara da  bırakılamaz. Devlet buna el atmalı. Bu da önceki yazılarımda belirttiğim gibi anadil eğitiminin devlet politikası içinde yer almasıyla olur. Anadilin eğitim ve öğretim müfredatına alınıp bölge okullarına ders olarak girmesi gerekir. Bölge insanının anadil üzerinden taşıdığı gelecek kaygısı da bu şekilde aşılabilir.   

Yukarıdaki tespitleri daha anlaşılır kılmak için yakın geçmişimizi gözlemlemek yeterli olacaktır. Laz Kültürünün erozyon süreci Lazca'nın öğrenci-öğretmen ilişkilerine dayalı okul alanlarından çıkarılmasıyla başlasa da, asıl süreci hızlandıran yaşamın diğer alanlarıdır. İşte bu alanlarda baskı ve yasaklamaların olmaması bir yana,  ekonomik kaygılar bile tek başına unsur değildir. Geçtiğimiz yüzyılın son kırk yılını ele alırsak ülkemizdeki sosyokültürel değişimin etkilerini de görmek mümkündür. Hatta tüm karşı argüman olanaklarını elinde bulunduran ulusal kültürümüz de bu değişimden nasibini alıyor. Sonuç olarak yakın geçmişte Laz Kültüründeki  erozyonun izini sürdürürsek üç ana kategoride analiz etmeyi daha anlaşılabilir görüp, sorunla birlikte çözüme yönelik fikrimi de paylaşmak istiyorum.

1- İlköğretim Dönemi: Bu dönemde anadil yerine alternatif bir dilin gelmesi normal bir olgudur. Çünkü ülke şartları ve yasaları bunu gerektiriyor, bunun tartışması olmaz. Ancak burada yapılması gereken anadilin yok sayılmaması ve anadil derslerinin konmasıdır. Burada çok önemle üzerinde durulması gereken bir husus daha vardır. İlkokula kadar edinilen çocuk kültürü. Çocukların okula kadar öğrendikleri  oyunlar, şarkılar, hikaye ve masallar gibi anadilleriyle edindikleri kültürel değerler korunmalıdır. "Ç'ari do noşkerite ç'ari" (Yaz da kömürle yaz) diyen ataların çocukları bu değerlerinden koparılmamalıdır.

2- Ekonomik Kaygılar: 1960'lardan sonra ülkemizin kentleşme sürecine girmesi, Alamancılık ve özellikle bölge tarımında çayın yerleşmesiyle ekonomik kaygıların yön değiştirip artması, okumayı atalarından tavsiye alan Lazlar için okumanın önemini daha da arttırmıştır. Atasözü, deyim ve manilerinde geçmişten beri okumaya verdikleri önem anlaşılmaktadır. "Avli skaniz gedgin m3xul topuri / İk'itxi do gamaxtare memuri"  (bahçende bal armudun dursun / Okursan eğer memur olursun) diyen bir atanın çocukları için okumak artık hem aydınlanmak hem de ekonomik bir kaygıdır ve bu kaygı çocuklarını dilinden ve kültüründen ayırmaya yetecek kadar önemlidir. Ailelerin çocuklarına Lazca konuşturmamalarının altında okulda başarılı olamama kaygısı yatmaktadır. Bu bir önyargıdır, zira yukarıda belirttiğim gibi anadilin yok sayılması yada birtakım engellerin getirilmesi Türkçe öğrenmeyi kolaylaştırmadığı gibi başarıyı da arttırmıyor. Ancak anadilin ve özgün kültürün yok olmasına önemli bir katkı sunduğu gerçektir.

3- Popüler Tüketim ve Bilinçsizlik: İşte bana göre kültürel yok olmayı en çok hızlandıran süreç bu süreçtir. Popüler kültüre uymak adına özgün kültürümüzü terk ediyoruz. Kültürel yok olmaya giren bir toplumun anadil  gereksinimi de yoktur. Bir de üzerine popüler tüketim yöntemi eklendi mi kültür tüketmek yerine kültürün tükenmesi kaçınılmaz oluyor. Yaşamımızın her alanında özgün kültürümüzün izleri de silinmekte artık. Yazılı dilin yokluğu bir yana, kültürel değişim sözlü dili de geçersiz kılıyor. Konuyla ilgili son analizimizde bu değişim sürecine yaptığımız olağanüstü bilinçsizce katkımızı açıkça görebiliyoruz.

Bu bilinçsizlik sürecini ayrıca ele almak gerekse de birkaç satırbaşlarıyla belirtmekte yarar görüyorum. Alamancılık olgusunun yayılması ve bölgede çayın tarımda tek ürün olarak yerleşmesi bölge yaşamında temel değişiklikler yapmıştır. En güzel arazilerin çay bahçesine dönüşmesi diğer tarım ürünlerinin teminini pazara bırakmış. Lahana ekecek yada bahçe yapacak toprağın kalmaması köy hayvancılığının yanında kümesi, fındığı, mısırı, soyayı, üzümü, pekmezi ve bölge özelinde birçok ürünü  Lazların hayatından çıkarmıştır. Karalahana, hamsi ve süt ürünleri (pucişi) egemenliğindeki Laz mutfağı kökten değişmiştir.Yeni beslenme alışkanlıkları eskiden sütü kesilen komşuya yapılan jestleri de ciddi köy pazarına dönüştürmüş. Lazların mutfak kültüründe olmayan kahvaltı yerleşirken pazardan beyaz peynir ve margarini de getirmiş fakat tereyağı ve köy peynirini de başka pazara sürmüştür. Bahçede üretilen  armut ve üzümlerle yapılan pekmezin yerine de başka bir hokus pokus yoluyla baldan tatlı reçeller gelmiştir. Mısır ekmeğiyle büyüyen biri olarak çocukluğumda koval ekmek ve helvaya düşkünlüğümü anlıyorum da; şu sana yağı, reçel ve bardağın dörtte biri şekerle dolu paşa çayından oluşan kahvaltıya neden bayıldığımı hala anlamaya çalışıyorum. Çay demişken çay kültürünün de bölgemize 1970'lerden sonra yerleştiğini satır arası vermek gerekir. Ama çayın getirisi-götürüsü ve istikrarsızlığı farklı bir yazı konusudur.

Popüler tüketim, beslenmenin dışında da giyim-kuşam, ev bark, yaşam ve sosyal ilişkilerde de revaçtadır artık. Giyim kuşamdaki değişimi kültürel yok oluşla ilişkilendirmek belki biraz abartılı kalır ama yaşam alanlarının değişimi tam bir yozlaşma getirmiştir. Dolma taş görkemli mimarisinin yanında bölge iklimine göre rutubete dayanıklı içi ahşap evler ve yanındaki serender, bağu ve mandresiyle bir arada sunulan muhteşem yaşam komplekslerinin yerini briket ve tuğlaya dayalı sağlıksız beton evler almıştır. Bu çirkin ve sağlıksız  yapılaşmalar Alamancılık ve popüler tüketim bileşimiyle köy yerine apartman dikme görgüsüzlüğüne kadar dönüşmüştür. Rutubetli duvarlar, akan dam ve tavanlar yeni yaşam alanları olurken, geleneksel ev kültürü de yok olmuştur.

Kültürel yok olma artık dört koldan girmiştir. Doğum gelenekleri, kız isteme, nişan, düğün ve evlilik gelenekleri kasaba kültürüyle yer değiştirmiş olup "bir zamanlar şöyle yapılırdı" ifadeleriyle yad edilmektedir ancak. Yeni kuşakların bu anımsamayı da yapamayacağı ortadadır. Gelecekte anadil diye bir dert de kalmayıp Lazlar için bu sorun kendiliğinden kalkacaktır. Bütün bunların hepsinden kurtulmanın yolu tabi ki hala daha vardır ve bize kalmıştır. Orman içindeki köy evlerimizi betonlaşmadan kurtarabiliriz, hem de daha ucuz maliyetlerle kuzineli, hayatlı, köşklü, şömineli evlerimizde kültürümüzle yaşayabiliriz. Kasaba kültürü egemenliğindeki sazlı cazlı dediğimiz, bir çatallık pastalı salon düğünlerimizi; kemençeli, tulumlu, baklava-börekli, pilavlı sütlaçlı, sarmalı, kaplama pilavlı daha da ucuza mal edebiliriz. Kına gecesi yerine sicaşi ç'anda diyebiliriz.

Son bir analiz olarak köy sosyolojisine de bir göz atarsak, anadil ve kültürün yok oluşunda kadınların üstlendikleri görevi de açıkça görebiliriz. Lazlarda erkek egemenliği had safhada görünse de kadına verilen önem kutsallıkla eşdeğerdedir. Kadın anlamına gelen "oxorca" kelimesi ev ve ağaç (oxori-nca) kelimelerinden türemiş olup evin direği anlamına gelir. Buna ana kutsallığını da eklersek, kadın yaşamın her alanında erkekten dinamiktir. 1960 yılları öncesine kadar dışa kapalı olan Laz kadınları, iletişimin de etkisiyle dışa açılıp daha çabuk erime potasına girmişlerdir. Evdeki düzen, mutfak, eşyalar değişime uydurulmuştur. Komşuluk ilişkileri, ziyaretler, ağırlamalar  değişmiştir. Özellikle kadınların hayat bilgilerine hamsili ekmek, hoşmelli, kada ve 3'ilextanın (akıtma yada krep) yerine, kek, poğaça, kurabiye ve daha da gelişerek pizza çeşitleri girmiştir. Baklava-börekle hünerlerini sergileyen Laz kadınları artık yaş pasta becerilerini geliştiriyorlar. Hatta ülke sınırlarını bile aşıp birtakım yabancı isimlerde yiyecek ve tatlılar yapıyorlar.  Kadınlar bu toplantılarda Lazca konuşmayı ilkellik sayarak özellikle "Derin Türkçe" konuşurlar. Kimse boşuna yaygara koparmasın, bu derin Türkçe'nin derin devletle alakası yok. Hatta bizim oranın kadınları derin devlet kavramı gibi kötü şeyleri de pek bilmez, rahat olun. Aslında derin Türkçe kavramı bir hayli eskidir. Biz çocukluğumuzda Türkçe konuşup hava basmaya çalışırken kıvıramayanlara "Derin Türkçe konuşuyor" derdik.  Bu durum erkeklerden daha çok genç kız ve kadınlarda yaygındır. Bu şekilde artık çocuk okula gitmeden de Lazcadan kurtarılmış olabiliyor ve okuldaki önlemlere de gerek kalmıyor. Nasıl olsa hedef rahat bir ekonomik düzen değil mi?

Eğer bu yazıdan bir mesaj almak istenirse, şöyle bir soru sorabiliriz kendimize. İletişim ve giyim gibi bazı teknolojik gelişmeleri yenilik adına elbette kabul edebiliriz de, acaba ev yaşamımızda, mutfağımızda, geleneklerimizde, komşuluk ilişkilerimizde kısacası kültürümüzde yaşanan değişiklik bir yenilik midir, erozyon mudur, yozlaşma mıdır yoksa hepsinin bir arada olduğu erime midir?


Kamil Aksoylu

Lazebura.net

 


Kamil Aksoylu
Yazar Hakkinda:
Yorum (3)add comment

tanora said:

Sayın Kamil Aksoylu,
Laz Kültürü ve laz dili için yazmış olduğun yazı tam olarak gerçekleri yansıtma açısından
doğru olmuş.Evet Kültürümüz bitiş aşamasına gelmiş, köylerimizdeki kentlere göç
bu işi hızlandırmış, kendi yaşam kültürümüz büyük bir hızla değişime uğramaya başlamıştır.
Bundan çeyrek asır önce yazılı bir diliimizin yok dencek kadar az olması da bir tehlike idi.
Fakat, şimdi bu işin farkına varan insanlar sayesinde ana dilimiz üzerine yoğun bir çalışma başlamış,
bu çalışmalar özveri ve dikkatle devam etmektedir.Küçük yalpalamalar bu işi etkileyeceği kanısında değilim.
Siz ve sizin gibiler sayesinde kültür ve dilimizin uzuna yıllara taşınması devam edecektir.
Çalışmalarında başarılar dilerim.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-03-07 07:15:45
Oylama: +0

mcitamurun3xi said:

Kamil bey yazılarınız laz kültürü açısından çok anlamlı mesajlar içeriyor..Lazca yazı dili konusunda gelinen nokta ve yaptığınız tesbitle, bazı laz entelleklektüellerinin davranışlarını gözden geçirmeleri gerektiğini vurgulamışsınız..
İstatistiklere göre bir Japon bir yılda ortalama 25 kitap okuyor ..Büyük şehir ve üniversite çevresi aydın grubların dışında çoğunluğu teşkil eden kırsal kesimde, kitap okuma alışkanlığı çok az sevilerde olan bir toplum değilmiyiz? Bizim yaşadığımız toplumun geneli kitap okumayan, araştırmayan, merak etmeyen, televizyon dizileri ile meşgul, kahvede akşama kadar okey oynamaktan zevk alan bir toplum değilmidir? Bizim ülkemizin insanları ..........bir şeylerin gölgesinde kendini kandırdığını bilerek, sürpriz olmayan vede kendiisine dayattığı, bitmeyen tiyatroyunun farkına varmak istemez. Bizim insanımız memleketin kuyusunu kazan politikacıları kötünün iyisi tercihi ile tekrar tekrar ikidara taşır.
bir şeylere yaranmak ve de yalaklık salaklık rol lerinden arınmayan dönek inkarcı tutumlar kaybettiklerinin arkasından bakakalacaklarını da iyibilirler ama ne fayda... hayatta yapılması gereken en önemli tecih ve erdemli insan olma tercihidir..
yazılarınızın devamını diliyorum . .
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-03-03 18:19:00
Oylama: +0

enarhavili said:

Kamilciğim çok iyi diyorsun, kalemine sağlık. Düşünmek çok iyi; yazdıklarının katılmadığım kısmı olmakla beraber çoğuna katılıyorum ama gel gör ki uygulaması zor görünen şeylerden bahsediyoruz. Bizim ülkeyi yöneten zihniyetler değişmeden biz hiçbir kültürü unutulmaktan kurtaramayız.En azından benim umudum yok.dilerim yanılırım. öperim cuma. Aziz T.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-02-28 06:56:00
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

3. Yeşil Yayla Kültür, Sanat ve Çevre Festivali başlıyor

26.06.2008 I 23:56 | Lazebura©

article thumbnail Yeşil Yayla, bozkırın tezenesi Neşet Ertaş’ı ağırlıyor Gola Kültür, Sanat ve Ekoloji Derneği tarafından organize edilen ve...
Makelenin Devamı...

Vadime Dokunma!

16.06.2008 I 15:48 | Lazebura©

article thumbnail 22 Haziran 2008 Tarihinde Kadıköy Meydanında, D.Karadeniz de Abu Çağlayan Deresi, Arılı Deresi, Fırtına Deresi, Hemşin Deresi, Senöz Deresi,...
Makelenin Devamı...

Üye Girişi

Kimler Online

4 Misafir ve 1 Üye Online
Generated in 0.70144 Seconds
Generated in 0.703006982803 Seconds