Olmayan ülkeden şarkılar Yazdır E-posta
Basindan   
02.02.2007 I 20:26

Mircan Kaya
Mircan Kaya
Esasen deprem mühendisi Mircan Kaya'nın müzikle olan dostluğu, çok çok uzun zamanlara, taa çocukluğuna dayanıyor. Sürekli, ''O nedir, bu nedir?'' diye soran, bıdı bıdı konuşan bir çocukluk olmamış onunki.
Tam tersine, susan, gözleyen, en önemlisi dinleyen bir çocukluk yaşamış. Ve tüm bunların izinde de mühendislik mesleğinin yanı sıra, müziğin kocaman bir yeri olmuş kalbinde.


Gençliğinde elinde gitar country şarkıları söylemiş, Edgar Allen Poe’nun şiirlerinden şarkılar bestelemiş. Ve biraz daha büyüyüp albüm çıkarma zamanı geldiğinde, ninni albümünden türkülere, cazdan ana vatanı Karadeniz ezgilerine, salınmış durmuş müziğin içinde.
Yavaş yavaş konuşan, konuşurken bambaşka dünyalarda gezindiği her halinden belli Mircan Kaya ile Bebek’teki minik ofisinde buluşuyoruz. Bilgisayarda BBC’nin dünya müziği denince bir numaralı müzik kanallarından Fly Flobal Music çalıyor. Öyleyse hemen ‘Sâlâ’nın oralardan verdiği seslere gelelim.

Normalde radyoda çalınan parçalardan ve sahiplerinden uzun uzun bahsedilmezken, ‘Sâlâ’ kendilerini o kadar etkilemiş olmalı ki sadece müzikten değil, Mircan Kaya’nın kendisinden de bahsedilmiş radyoda. ‘Sâlâ’ ve ‘Kül’ün ünü o kadar yayılmış ki dünya müziği alanında, İtalya’dan bir yazar, “BBC’de sizin parçanızı duydum, tebrik etmek istedim” diye telefon etmiş taa İstanbullara. Müziğini ‘edebiyatın müzikal karşılığı’ olarak yorumlayan Kaya’nın hal böyle olunca edebiyatçılarla arası gayet iyi. Kısaca edebiyat insanları onu, o da edebiyat insanlarını gayet iyi anlamakta.

Öyleyse hemen Mircan Kaya’nın ruh kardeşi Yeni Zelandalı yazar Vivienne Jephsen’in hikâyesine geçelim. Vivienne Jephsen uzun yıllar önce Türkiye’ye geliyor ve çok seviyor. Daha sonra bir kez de ‘bacaksız bacaksız’ gezmeye geliyor Türkiye’yi. Geçirdiği bir kazada bacaklarını kaybedip protez bacaklar takınca, oğlu bir kez daha Türkiye’ye tatile getiriyor annesini. Jephsen’in son çalıştığı kitap da bu yüzden ‘Leagless in Turkey’ (Türkiye’de Bir Bacaksız). Gelelim Jephsen’in Mircan’la nasıl buluştuğuna; hastanede internette gezinirken, Mircan Kaya’nın ‘Kül’ albümünün kapağını gören Jephsen, kapaktan çok etkileniyor. Ve sonra müziğiyle de tanışınca, kendisiyle de tanışmak farz oluyor.

Sonuç, yaşasın ruh kardeşliğimiz. Bu dostluğun daha derin izlerini, yakında ses verecek yeni bir Mircan Kaya projesi ‘OUTIM’de göreceğiz. Bu yeni proje de elbette tıpkı ‘Sâlâ’daki gibi artık unutulmuş Megrel dili ve kültürü üzerine. ‘OUTIM’ İngilizce ‘Once Upon a Time in Mingrelia’ yani ‘Bir Zamanlar Migrelia’nın kısaltılmışı. Jephsen’in katkılarıyla gerçekleşecek çalışmada ‘Sâlâ’ albümünde yer alan İngiliz grafik sanatçısı Neil Jenkins’in de payı olacak. Jenkins, ‘Sâlâ’ için ‘Never Land’ (Olmayan Ülke) konseptinden yola çıkarak, bir zamanlardaki Megrelia’yı gösteren harita tasarlamış.

Megrelia’nın Kaya’daki önemine gelince; “O zamanlar orada olmasam da hücre olarak vardım sonuçta” diyor. Bu durumda, biri kız, biri erkek iki çocuğu olan Kaya’ya çocuklarının bu dili konuşup konuşmadıklarını soruyoruz. “Ne acı ki hayır” diyor ve ekliyor: “Ben de küçükken çevremde konuşulduğundan öğrenmişim. Yoksa annem-babam güzel bir Türkçe konuşmamız için, bizimle Megrelce konuşmazlardı.”

‘Sâlâ’ya geri dönersek, albümün en büyük sürprizi kuşkusuz Mircan Kaya’nın daha dört beş yaşında Arapça söylediği ‘Sâlâ’yı şimdi yeniden İngilizce olarak yorumlaması. Burada da elbette karşımıza Doğu-Batı arası, bir ters yüz etme vakası çıkıyor. Ölülerin ardından okunan salayı bir albüme taşımak, ölümle bu kadar yakından uğraşmak da hiç kolay olmasa gerek. Mircan Kaya için de kolay olmamış elbet. Sebebi, genç yaşta ağabeyini ve babasını kaybetmiş olması ki, tüm o anları albümü kaydederken yeniden yaşamış. Ama ölüm de bir yeniden doğum sonuçta Kaya için. Mevlânâ’nın dediği gibi, ‘ölüm demek düğün demek’.

Ölümün ‘güzelliği’ çocukluğundan beri hiç uzak olmamış Kayaların evinden. Annesi, ölülerin ardından ağıt yakan o güzel Karadenizli kadınlardan biriymiş çünkü. Bir insanın annesinin işi bu olursa, ‘ölüm’ o insanda neler neler olur... Artık İstanbul’da yaşasa da hâlâ yaparmış bu mesleğini annesi ara sıra. “Böylesi bir annenin kızı olarak siz ağlar mısınız peki sık sık?” diye soruyoruz Kaya’ya. “Ağlayan, gözleri dolu dolu bakan insanları çok severim” diyor. Böylesi duygusal, ağlayan bir insan tarafının yanında bir de hayata tutunmak, hayatta kalmak ve onunla savaşmak anlamında da hayli güçlü bir yanı var Kaya’nın. Öyle ki ‘Sâlâ’ albümünü hazırladıktan sonra hemencecik bir müzik şirketi kurmuş kendisine. Öncelikle albümü bildik bir plak şirketine götürmüş doğal olarak. Onlar da albümü alıp “Kataloğumuza uyarsa yayımlarız” demişler.

Mircan Hanım; “Hımm ben aslında katalog dışı biriyim” diyerek ayrılmış şirketten. Ve gece yatıp sabah uyandığında, bir aydır zaten araştırmalarını yaptığı plak şirketini hayata geçirivermiş. Konuştuğu plak şirketi arayıp; “Yayınlamaya karar verdik” dese de teşekkürlerini sunarak başlamış UCM (UnCataloguel Music Production) için çalışmaya. İsminden de anlaşıldığı üzere UCM, katalog dışı müzisyenlere kapısı açık, uluslararası çalışmalar yapan bir müzik şirketi. Öyle ki Fransa ve İngiltere’deki ortaklıklar kurulmuş bile. Yeni projeler demişken ‘OUTIM’le paralel yürüyen bir diğer proje de ‘Numinosum’. Hayatın gizemlerini tarif eden bir Latince sözcük ‘Numinosum’dan, neler neler çıkacağını merakla beklemeye başlayalım öyleyse.

‘Sâlâ’ya geri dönersek, eski albümlerine kıyasla bu albümde Mircan Kaya daha fazla. İçerisinde ‘Tears’ gibi taa 23, 24 yaşlarında elinde gitarı, çalıp söylediği zamanın şarkıları bile var. O zamandan bu zamanlarla olup bitenlerle birlikte elbet. Akordeonda Muammer Ketencoğlu, çelloda Uğur Işık ve flütte Serkan Çağrı’yı da atlamayalım.

Albüm çalışmaları sırasında müzisyenlerle bol bol konuşmuş Mircan Kaya, sanki bir tiyatro oyunu yönetircesine. Mesela Ketencoğlu’na, “Şimdi gelini alıp gidiyorsun”; Işık’a, “Şimdi sevgilinin ardından ağlıyorsun” gibi görüntüler anlatmış. Kayıtları konuşurken, belki de gayda ve tulum benzeşmesinden, “Müziğinizi İskoçların Kelt müziğine de benzetiyorum ben” diyorum Kaya’ya. Cevap, “Doğrudur çünkü coğrafik olarak bakarsanız İskoçya ve Karadeniz benzeşirler. İkisinde de dağlara söyler insanlar şarkılarını, seslerini uzaklara duyurmak için uzaklara seslenirler.” Bu uzaklara seslenmek durumu doğru olmalı ki İngiltere’den İtalya’ya, kısa zamanda tanınır oldu Mircan Kaya’nın sesi. En güzeli de kuşkusuz, geleneksel olanın üzerinden modern olana bu kadar açılabilmek.

Modern geleneksel birleşmesi demişken, Kaya’nın post caz grubu Limbo ile ortak bir çalışma içinde olduğunu da hemen belirtelim. Bir taraftan da mühendislik tarafı var Kaya’nın. Kendisi son zamanlarda Eskişehir İstanbul hattı çalışacak hızlı tren projesinin viyadük ve kavşakları ile ilgileniyor. Bir deprem mühendisine, “Deprem ne zaman olur, nasıl olur?” diye sormadan muhabbeti sonlandırmıyoruz tabii. “Net bir şey söyleyemem ama bir zaman olacağı kesin. Bu yüzden deprem bölgelerinde oturanların gerekli önlemleri alması gerekiyor” diyor ve ardından söz yüce plazalarımıza geliyor.

Levent’teki binaları örnek vererek, camın deprem sırasında nasıl patlayacağını anlatıyor Kaya. Depremi, yapılması gerekenleri konuşurken, öyle eksiklikler çıkıyor ki İstanbul’a göçten girip, bir türlü paralarını alamayan fındık üreticilerine kadar gidiyoruz. Sonra, susuyoruz karşılıklı.

Tempo Dergisi 


 


Yorum (1)add comment

nara said:

Çok güzel, yaratıcı ve birleştirici... Kendisine başarılar... Konserinde bulunmak isteriz..


nara
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-02-07 16:30:25
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

Macera devam ediyor...

17.07.2008 I 22:20 | Lazebura©

article thumbnail Mavi ile yeşilin bütün tonlarını görmek, Kaçkarlar da bulutlarin uzerinde olmanın hazzını,  Firtina da Rafting’in heyecanini yaşamak...
Makelenin Devamı...

3. Yeşil Yayla Kültür, Sanat ve Çevre Festivali başlıyor

26.06.2008 I 23:56 | Lazebura©

article thumbnail Yeşil Yayla, bozkırın tezenesi Neşet Ertaş’ı ağırlıyor Gola Kültür, Sanat ve Ekoloji Derneği tarafından organize edilen ve...
Makelenin Devamı...

Üye Girişi

Kimler Online

1 Misafir Online
Online olan üye yok!
Powered By PageCache
Generated in 0.20704 Seconds
Generated in 0.304211139679 Seconds