Arşiv Makaleler Çeşitli Makaleler

Rize Kitabı'ndan "Yaşayış Tarzı ve Sakinlerinin Umumi Karakterleri" Yazdır E-posta
Rahmi Arer   
04.01.2007 I 17:30

Yüksek Mühendis Rahmi Arer imzasıyla yayımlanan “Rize, İçtimai, İktisadi ve Kültürel Bakımdan Bir Tetkik” isimli kitabın 8-11 sayfalarında bulunan bölümlerinden bir başka alıntı: “Yaşayış Tarzı ve Sakinlerinin Umumi Karakterleri  

“Her evin, adeta aileyi her akşam sıkı sıkı bir yere toplayan en büyük ve en geniş yeri, mutfaktaki ocak başıdır. Ocakta yakılan bol odunun ve alevin karşısında bir halka halinde aile büyüğünün etrafında toplanan Rizeliler, burada, günlük yorgunluğunu çıkarır, bu ocakta, tarlasından istihsal eylediği mısır ekmeği “plaki” denilen yuvarlak taştan oyulmuş 10-12 santim derinliğindeki kaplarla, ateşe gömerek pişirir; gene geniş bacadan sarkan çengellere astığı kazanda fasulyayı, kara lahanasını, muhtelif şekilde hamsisini, çorbasını pişirir, etini kızartır.

“Her ne kadar İstanbullular hamsiyi Rizeliler kadar severlerse de Rizemize alem olan hamsinin burada çok daha çeşitli yemek usülleri vardır. Mutfak âlet ve edevatı daha çok bakır kaplardandır. Kaşık ve kepçeler madenisi de olmakla beraber, umumiyetle ahşaptır. Toprak kap az istimal edilir.

“Yağmur bolluğu ekseriyetle sarnıç inşaatını terviç ettirmiştir; ekser evlerde sarnıç ve bol su bulunduğundan temizliğe riayet çoktur. Her evde yıkanacak yer vardır. Evin genç erkeği umumiyetle dışarıda, gurbette bulunduğundan evde, ihtiyar büyük baba ve genç çocuklar ve kadınlar bulunur. Ev ve tarladaki hizmeti ekseriyetle kadın görür.

“Çocuk sevgisi çoktur; erkek evlât tercih edilir. Vasati aile başına çocuk 4-5 dir.

“Aile başına mezru arazi vasati 3-5 dönümdür. 15 dönüm mezru arazisi bulunan zengin addedilmektedir. İşte Rize’nin içtimaî faciasına şimdi temas etmiş bulunmaktayız.

“İleride iktisadî bahiste de göreceğimiz veçhile bu arazi, Rizelinin, senevi ekmek ihtiyacına muktazi mısırın, ancak 4-5 aylığını temin etmektedir. Bunun haricinde gerek köylü gerekse şehirli, mısır veya buğday satın almak mecburiyetindedir. Satın alabilmek için de iştira kaabiliyeti olmak lâzımdır. Başkaca sanayi ve kazanç menbaı olmadığına göre Türkiye’nin bir çok diyarlarında olduğu gibi Rizeli de gurbete çıkar. Fakat şu vaziyeti tebarüz ettirmek lâzımdır; Orta Anadolu’da köylü umumiyetle gurbete, giyim ve vergisine muktazi parayı tedarik etmek için çıkar, (Orta Anadolu yiyeceğine kifayet edecek miktarda buğdayı istihsal eder) Burada ise iş daha esaslıdır, yukarıki şartlardan maada gıdasını da tedarike mecburdur. 1914-1918 harbinden evvel yurdun sahil mıntakalarına dağılmakla beraber Çar Rusyasına, Romanya ve Bulgaristan’a kadar gider, ticaret yapardı. İçlerinde Polonya’ya kadar giden ve oralarda servet kazananlar vardı. Memlekete çok bağlı kalan Rizeli, nereye giderse gitsin, muhakkak memleketi ile irtibatını kesmez ve yurduna dönerdi. Uzak illere gidebilme ve oralarda ticarete tevessüle cesaret veren Rizeli’nin denize bağlı kalma ünsiyetinden ileri gelmiştir. Halen bu muhaceret yurt içinde olmaktadır. Yurdun her tarafına yayılan bu halk, iki masrafı ihtiyar ederek, yani hem gurbet ilde kendisini geçindirmek hem de tasarruf yaparak memleketteki ailesine ekmek yetiştirmek mecburiyetinde kalmaktadır. Bu mütemadi gurbetçilik halk ruhunda müteaddid gurbet türkülerinin, hasretle dolu şarkıların ve nağmelerin doğmasına vesile olmuştur.

“Arkası dağlarla çevrili ve iç Anadolu ile yol irtibatı olmadığından denizden gıdasını getirmek mecburiyetinde kalan Karadeniz havzası halkı, bu denize çok bağlıdır; gemicidir, kaptandır; gemisini insiyaki olarak sever. Bilir ki bu hizmeti görürken ya kendisi ya komşusu, mısır yüklü gemiyi evinin bulunduğu sahile ulaştıracaktır. Bu uğurda fırtınaları, meşakkatleri seve seve yenecektir. Ta küçük çocukluğundan, yalıda, muhakkak bir veya iki teknenin ilk ağacından son çivisine kadar çakılışını gören ve suya atılışını seyreden halk, ona adeta kendinin bir parçası gibi bakar. Kimin olursa olsun gemi yapımı umumî tecessüse vesile olur, herkes yapılışı ile alâkadardır.

“Gemi de Karadeniz’in fırtınasının asırlardan beri yenerek gıdasını taşıdığından ve sevgili ana, baba, kardeş ve kocalarını götürüp getiren bir vasıta olduğundan, halk için bir sevgi sembolüdür. Bu denizle mücadelede, kurban vermeyen evler azdır. Tarih boyunca Türk bahriyesinin şanlı evlâtlarının büyük bir yekûnu burada doğdu. Bunların bir çoğu düşman fakat ne çare ki gene en vefakâr dost olan deniz sularına gömüldü. Baba ve kardeşleri içine gömen deniz, geri kalanları doyurmağa vasıta olmakta devam eyledi.

“Sabah Rize’de denizde, doğan güneşin güzelliğini şairler metheder ve emsalsizmiş derler... Rize’de, sahile yakın yerde denizde batan güneş şuaının gerek gökte bulutlarda, gerek deniz sathında, tevlid ettiği renklerin zenginliklerini görerek insan oğlunun mütehassis olmaması imkânsızmış... Evet bunlar doğru; fakat Rizeli için bu güzellikte ayrıca denize karşı olan sonsuz akrabalık sevgisini de katmak lâzım gelmektedir.

“Evine gider ve gelirken sert yamaçlardan çıkmak, yol olmadığından daima adeta bir alpinist gibi tırmanma hünerine malik olmak ve deniz mücadelesinde hayatın vikayesi için her vakit uyanık ve çevik olmak mecburiyeti, Rizeliyi, seriulhareke ve seriulinfial yapmıştır. Kararları ânidir; âni rüzgarlar ve fırtınalar âni kararlar ister. Gemicilik ve deniz yolu insanı uzaklara götürür; onun için görgülüdür, içtimâi seviyesi yüksektir. Evinin içinde döşeme, tavan ahşaptır. Oda bölmeleri içinde, yerli dolapları vardır. Ya sedirde veya karyolada yatar. Gözü toktur; gurbetten gelenin hediyelerle gelmesi ve bütün köy halkını unutmaması şarttı.”

Kıyafet

“Eskiden erkekler, herkesçe malûm Karadeniz kıyafeti ‘zıpka’ yı giyerdi. Bu her günlük kıyafet değildir. Bayramlarda, düğünlerde giyilir ve bu kıyafette oyun oynanırdı. Umumiyetle halk, köylere varıncaya kadar, ceket, pantalon giymeğe alışıktır. İç çamaşırı, Rize halkının kendi ördüğü Rize bezindendi. Ayaklara çapula giyilirdi.

“Kadın peştemal giyer. Eskiden bir islam setr vasıtası olan peştemal, şimdi umumiyetle iç perişanlığı ve fakirliği de setretmeğe yaramaktadır.”

İçinde Yaşadığı Ev 

“İklimin gayet rutubetli oluşu, senede iki buçuk metre yağmur yağışı ve yağmursuz havaların senede 70-90 günü geçmeyişi Rize ilinde kendisine mahsus bir ev tarzının inşaasına âmil olmuştur. Bütün sahil boyunca ve sahilden ta içerlere kadar hiç bir yerde tek katlı ev görülmez. Ratıp olan topraktan hiç olmazsa 2 metre yükselmek ve irtibatı kesmek lâzımdır, dolayısıyle evlerde muhakkak bir bodrum katı vardır. Bu bodrum katından, ekseriya, ahır olarak istifade olunur.

“Yağmura karşı muhafaza zımnında saçak geniştir. 2,25 metreyi bulan saçaklar vardır. Pencereler sık ve dardır. Köy evlerinde, evin bir kısım etrafı, üstü çatının devamı şeklinde ahşap sütunlar üzerinde, pergolalıdır. Bu kısımda ev sahibi yağmurlu zamanlarda iş görür, iplik örer, mısır döğer.

“Evin yanında müstakil nayla denen bir ev kadar büyük mısır ambarı vardır. Bu ambar dört köşe, gene saçakları geniş, zeminden 3 metre yükseklikte 4-8 ahşap sütun üzerinde altı boş olarak inşa edilir. Döşeme aralıklıdır; mısırın havalanması ve kızışmaması lâzımdır.

“Evin içinde esas mutfaktır. Burası umumiyetle en az 3,5x5 metre ebadındadır. Dar dılının ortasında ocaklık, bunun sağında 4-5 tonluk su sarnıcı, solunda ekmek fırını vardır. Bu oda evin mihveridir. Burada oturulur, yenir, dinlenilir. Ocak başı ailenin toplanma yeri, gurbette iken özlenilen köşesidir. Yan tarafta mabeyin denen oda bulunur. Mutfağın diğer dar taraf ortasından binanın orta sofasına gireceğiz. Bu sofanın sağında ve solunda evin vusatına göre odalar, helâ ve banyoları bulacağız.

“Viçe’de misafir kaldığımız evin alt katında, esas kapıdan girildikte solda, misafir odası ve bu odanın kapıdan girilince karşı tarafında da ocak vardı. Ocak zeminden 40 santim yüksekte ve önü odanın diğer dılıları gibi sedirli idi. Misafir arkasını ocağa çevirip ısınabilecektir. Odayı mutfakla ayıran dılında döner dolap var. Çünkü buradan erkek misafirlere, kadın, görünmeden yemekleri verecektir. Kapının dış tarafında döner bir kola musluklu bir kap konmuştur. Mutfaktan sıcak su ile doldurulan bu kap, kol 180 derece dönünce, misafir odasının kapısına gelmekte ve eller yıkanmaktadır. Bu misafir odasının bir kenarında gene açılınca ta odanın ortasına kadar gelen bir demir kola lâmba konmakta ve adeta tavandan gelen elektrik ziyası temin edilmektedir.

“Ahır ve ot ambarı evin altında bazan hariçte de olabilir. Girginlikleri ve zekâları sayesinde 1914 harbinden evvel, hariç memleketlerde büyük servetler kazanmışlardır. Hiç bir zaman muhaceret kabul etmeyen, büsbütün memleketten bağını kesmeyen bura halkı, kazandıkları servetleriyle öz köylerinde asırlar boyunca bazan muazzam konaklar inşa etmişlerdir. 10-20 saat yaya yürüyerek gidilen iç diyarlarda çok adette üç katlı konakların gözünüze çarpması sizi hayretler içinde bırakacaktır. Orta Anadolu’da olduğu gibi toprakla örtülü kerpiç ev bu diyarda görülmez. Kiremitsiz ev yoktur. Dış duvarlar, bodrum katta muhakkak taş, üst yapı bazan ahşap hımış, taş veya tuğla dolmadır. Ahşap kısmı daima kestane ağacındandır. İç bölmeler ekseriyetle ahşaptır; sahil boyunda kireç olmadığından iç kârgir azaltılmış olduğu kanaatındayız.”

   

(Dönemin diliyle yazılan yazı buraya aynen alınmıştır)

 Aktaran : Hüseyin IRMAK


Yorum (0)add comment

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

29.11.2008 I 13:19 | Lazebura©

article thumbnailKaradeniz müziğinin önemli temsilcilerinden biri olan müzisyen Birol Topaloğlu grubu ile birlikte Maltepe’deki Yayla Sanat Merkezi’nde özel bir organizasyonla...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazlar Belgeseli neyin Belgeseli?
Ben d ebu belgeseli izlerken şuna taktım."4 000 yıllık" tarih ısrarla deyinilmiş ve sloganı b...
2.Lazebura İstanbul Buluşmasının Ardında...
ya ben bi türlü denk gelemedim bu buluşmaya eğer bida tekrarlanırsa banada lütfen haber verin ...
Lazonada Kadınlar (1)
Sevgili Leyla Ordu / Gölköylü'dür. Ona Gölköylü demek benim hoşuma gidiyor. Gölköylü Lazc...
Karadeniz Ansiklopedisi
sayın site sakinlerine dikkatine karadeniz ansiklopedesi ni satın almak istedim fakat yönlendiril...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


anibal

hakii

didituti

sidelya

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

5 Misafir ve 3 Üye Online
Generated in 0.87110 Seconds
Generated in 0.873687982559 Seconds