Arşiv Makaleler Çeşitli Makaleler

KAYBETTİKLERİMİZ Yazdır E-posta
Hüseyin Irmak   
26.12.2006 I 20:40

Yüksek Mühendis Rahmi Arer’in “Rize, İçtimai, İktisadi ve Kültürel Bakımdan Bir Tetkik” isimli 1952’ye ait kitabına 2006’dan bakıldığında kaybettiklerimize dair 3 net fotoğraf daha çıkıyor.

İşte birinci fotoğraf:

“Kendircilik ve Rize Bezi Dokumacılığı
“Kendir hemen hemen bir çok yerlerde yetişir. Kıymetli bir maldır. Elyaf ve ipliğinden maada tohumundan da yağ istihsal olunur. Fakat umumiyetle kendir elyafından halat, ip, sicim imal edilir. Allahın nimetine bakınız ki Rize’de yetişen kendirden elde edilen liflerden gayet ince iplik yapılabilmekte ve bununla da gayet nefis bezler dokunabilmektedir.

“Bize verilen fenni malümata göre sebebi yine iklim meselesidir. Rize’de fazla güneş olmadığından elyaf nişastalanmamakta ve binaenaleyh elyaf sertleşmemektedir. Kastamonu’da istihsal edilen kendirden halat yapıldığı halde Rize’dekinden en ince iplikler elde edilebilmektedir.

“Yine Rize suyunda mevcut ozon dolayısıyla bu bezler beyazlatılmakta, deniz suyunda mevcut az miktardaki klor da aynı işi görmektedir. Sular da kâmilen kireçsizdir. Bunları zikrederken gaye, iklim ve mahalli sulardaki evsafın, elde edilen mamuldeki rollerini belirtmekdir.

“Binaenaleyh bu mamulleri yapacak olan fabrika istikbalde kurulurken neden Giresun’da, neden Ordu’da, neden Trabzon’da kurulmasın diye fikir ileri sürüldüğü zaman mühim olan mahalli şartların göz önünde tutulması lâzım geldiğini unutmamak lâzımdır.

“Nitekim çay da öyle değil mi? Trabzon’da olmuyor amma Trabzon vilâyetinin Of ve Sürmene kazalarından itibaren hududa kadar oluyor.

“Mahalli evsaf ve şartları zikrettikten sonra bu işin ziraî ve iktisadi durumuna bir göz gezdirelim.

“Vaktiyle çok geniş mikyasda kendir istihsal eden Rize, bugün bu işi neden yapmıyor? Tohumu, elyafı para ettiği halde üzerinde niçin durulmuyor? Beynelminel ehemmiyeti haiz bir mal olduğu halde, neden gerilemekte olan mezruat halini almıştır? Hindistan ve Pakistan ile Çin arasında yapılan ve diğer siyasî ticarî anlaşmalarda bile mübadele unsuru olarak geçecek kadar ehemmiyetli, yani beynelminel ticarî ehemmiyeti muazzam olan kendirin bizdeki bu gerilemesinin tetkik edilmesi lâzım geldiği aşikârdır.

“Rize’de iken yaptığımız tetkik neticesinde vaktile 200.000 top Rize bezi örülürmüş. Yani 200 ton mamul iş. Bugün ise bu istihsal 20.000 topa yani onda bire düşmüş. Neden?

“Yine tetkikimiz neticesinde, halkın bez örebilmesi için ipliğe ihtiyacı olduğu neticesine vardık. Bir kadın, altı ay kış devresinde ancak üç kilo kadar iplik bükebiliyor. Bundan da anlaşılıyor ki, asıl zorluk iplik istihsalinden ileri gelmektedir. Eğer bir yalnız iplik fabrikası kurar, bol iplik yapabilir ve köylüye örebilmek üzere emrine amade kılarsak; memleket halkına iki türlü fayda sağlamış olacağız:

“Birincisi; ham kendir istihsalini çoğaltarak dönüm başına en aşağı yüz elli lira veren bu işten köylüyü faidelendirmek;

“İkincisi de; kışın boş zamanlarında kendisine ipliği âmade kılarak bez örmek ve dolayısıyle boş zamanlarını kıymetlendirmek imkânını sağlamak.

“Dünya saatçiliğinde İsviçreliler çok ileridedir; çünkü kışın, dağlarda karlar yolları kapadığı zamanlarda, altı ay müddetçe İsviçre köylüsü saat montajı yapar. Boş vakti kıymetlenir ve ucuz fiatla saat elde edilir.

“Bizde de samimiyetle halkın boş zamanı çoktur. Ordu, Giresun, Trabzon’un büyük bir mıntakası, kısmen Rize ve Artvin vilâyetinin sahil kısmı, umumiyetle fındık istihsal eder. Fındık ise senede bir ay emek isteyen bir iştir, geri kalan 11 ay halk işsizdir, yapacak başka işi yoktur. Hatta başka istihsal ve kazanç menbaı da yoktur. Halk, bir ay emek mahsulü olan, senede bir def’a mahsul veren fındıktan, bütün senenin ihtiyaçlarını temin etmeğe mecbur kalır; onun için de daima fiyatının yüksek olmasını arzu eder. Harici rekabet her vakit buna müsait olmaz; işte o senelerde fakru zaruret başlar. Mahsulün iyi olduğu senelerde dahi bu hal iyi neticeler vermez. Bu defa halk 11 ay işsiz ve meşgalesiz olduğundan kahvehane müdavimi kesilir. Kumar oynar ve kötülükler doğar. Ziraat sahası dar, arazi yamaçlı ve daha geniş başka nev’i istihsale de gayri müsait olduğundan bu içtimaî yaranın tedavisi yolu ancak el tezgâhlarıyle veya el işleriyle kabildir.

“Biz Rize’de büyük bir fabrika kurularak hem ipliğini hem de bezini dokusun kanaatinde değiliz. Esas itibariyle halkın müşkülatı ipliğin bükümünde olduğundan, yalnız, iplik yapabilecek bir fabrikaya lüzum vardır neticesine vardık. Böylece elde edilecek iplikleri ucuz fiyatla ta Ordu’ya kadar köylüye dağıtmakla ve onlara el tezgâhlarında ördürmekle, boş zamanlarını kıymetlendirmiş olacağız. Senevî bir miktar da kazanç bu suretle de elde edilebileceğinden fındık maliyetlerini düşürmek  kabil olacak, dış piyasalarda daha da kolay rekabet yapılmış olacaktır.

 

“11 aylık boş zamanı doldurmak için başka çareler de mevcut olabilir. Fakat, bu vilâyetlerin tabiî bir serveti olan kendirden istifadeyi ön plâna almamak da basiretsizlik olur.

“948 senesinde Doğu kalkınması için tertip edilen bir mütahassıslar hey’eti Rize’ye gelmişdi. Tetkikatı neticesinde Rize’de 400 ton kapasitede bir fabrikanın kurulabileceğine ve iptidai maddelerin kolaylıkla bu muhitte temin edilebileceğine karar vermişti. Bu fabrika, 2000 kilovatlık hidroelektrik santraliyle birlikde 8,5 milyona kurulabilecekdi. Bu hey’et fabrikanın avan projelerini, lüzumlu makinelerini de tesbit etmişdi. Komple bir etütdü. Bütün araştırmalarımıza rağmen bu etüdü bulamadık. Vekâletler dosyalarında kim bilir hangi bucağa atılmış bulunmaktadır. Maalesef bu suretle de bizi çok yakından alakadar eden iyi bir etüd mahsulü de, bütün masraflarına ve emeklerine rağmen alâkadar Karadeniz hakının ıttılaına ulaştırılmadan yok olmuş bulunmaktadır.

“Yalnız Ziraat mütehassısının raporunu elde edebildik. Onu da ehemmiyetine binaen buraya derceyledik.

 

E. Eylül 1947”

 

demiş ve “Doğu Karadeniz Kendirciliği Hakkında Rapor” başlığı ile “Ekonomi Bakanlığı Yüksek Makamına” hitabıyla başlayan raporu sayfalarına almıştır.

 

İkinci fotoğraf ise şöyledir:

 

İpekçilik

 

“Bir tesadüf eseri 3-4 sene evvel Rize’ye gelen, Bursa İpekçilik Enstitüsü Müdür ve mütehassısı soyadını maalesef bilemediğimiz kıymetli bilgin Tahir Bey, Rize ipekçiliği hakkında bizi ikaz eylemiştir. Köylere götürüp yaptırdığımız tetkikat neticesinde: Rize’de yerli olarak yetişen ipeğin, krepdöşen ipek cinsi olduğu ve senede iki def’a, hatta bazen üçüncüsü küçük olmak üzere üç def’a koza alınabildiği tespit edildi. Ankara’ya geldiğimizde o esnada Çoruh vilâyetinde nafi olmağa çalışan Çoruh milletvekili Bay Cemal Kazancıoğlu’na mevzuu açdık. Köylülerle yukarıda bahis edilen temas neticesinde yabani dut tohumu isteğinin umumî olduğu anlaşılmışdı. Bu zatın delâletile 3 kilo Rize fidanlığına, 3 kilo da Artvin’e olmak ve üretilmek üzere tohum gönderilmişdi. Ayrıca Bursa’dan bir teknisiyen burada ipekçiliği öğretmek ve yaymak üzere memur edildi.

“Geçen sene ve bu sene bu fidanlar halka adedi bir kuruşdan olmak üzere dağıtılmaktadır. Tahir Beyin o zamanki ifadesine göre senede iki koza alınışı bu muhiti Bursa’dan daha ön plana koymaktadır. Bir dönüme 110 ağaç dikilmek şartiyle bir kutu tohumdan çıkacak böcekler beslenebiliyormuş. Bir kutu tohumdan ise 9 kilo saf ipek alınmaktadır. O halde senede bir dönümden iki def’a bu istihsal yapılabileceğine göre 18 kilo ipek elde edilecektir.

“İpeğin en düşük fiyatı 30 lira ettiğine göre dönümden 540 lira. Rize ikliminin ağacın büyümesine de tesiri varmış. Bursa’da altı senede yetişen ağaç burada 3 senede kemale eriyormuş.

“Giresun’dan itibaren ta hududa kadar aynı şartlara tabi olan bu muhitin ne cazib bir istihsal menbaı olduğu aşikârdır. Ancak ilk zamanlarda satış imkânlarını teşkilâtlandırmayı da unutmamak lâzım. Koza borsası Bursa’da olduğu müddetçe oraya naklinin teşkilâtlandırılması iktiza eder. Koza 15 gün içinde muameleye tabi olması lâzım geldiğinden bu husus büyük bir mahzur teşkil edecektir. Bunu da teşkilâtlandırmak ve Rize’de buna mümasil organlar ihdas etmekle mahzurun kolaylıkla hallolunacağı aşikârdır.

“Köylüler arasında Rize’de bulunduğumuz müddetçe, bu dikimin ehemmiyetini anlatmağa uğraştık. Umumî bir propaganda kampanyası açıldığı takdirde zaten eşi bulunmaz çalışkan köylü kardeşlerimizin bu işi çabukça benimseyeceklerine kanaatimiz vardır.”

 

demektedir.

 

Ve üçüncü fotoğraf ise

“Umumi diğer ziraî istihsal” başlığı altında PAZAR PUROSU’ndan bahseder. (Kitapta “puro” olarak değil “püro” olarak yazılıdır daima)

 

“Tütün iki nevi olarak, Pazar’da yetişmektedir. Birisi püro tütünü diğeri de kıyım tütünüdür. Kıyım tütünü iyi kokulu ve bilhassa bir kilo yapraktan elde edilen 1800-2000 sigara bakımından pek makbuldür; verimli oluşu bakımından hariçte talibi çoktur. Ancak iki ilâ üç seneden fazla ratipliği yüzünden stokaj kaabiliyeti yoktur, derhal satışı icabeder.

“Rakibi Trabzon tütünüdür. Bu bakımdan daima ikinci derecede kendisine inhisarlarca ehemmiyet verilmektedir.

“Mısır bu tütünün iyi bir alıcısıdır. Kokusu makbul tutulmaktadır.

“Püro tütününe gelince son zamanlarda epi terakki kaydeylemiştir. Yalnız memlekette püro pek fazla harcanmadığından ve ihraç da edilemediğinden inhisarlarca muayyen miktardan fazla istihsaline müsaade edilmemektedir.

“Bu arada püro tütünü, kokulu tütünün ilkâh suretiyle kalitesini bozmaktadır.

“Hariçte püro tütünü ile rekabete girebilmek pek müşkül safhalar arzetmektedir. Muhtelif ameliyelere tâbi olması ve lüzumlu tesisleri pahalıdır. O halde istikbali, bugünkü durumda, dahili istihlâke bağlı kaldıkça, mahdut olacaktır. Dolayısıyle de pek az Pazar’lının istifadesine yarayacaktır. Kokulu kıyım tütünü öyle değildir. Daha geniş sahalarda zeredilebilir ve daha geniş bir kitlenin istifadesine yarar, harici pazarlar da daima alıcısıdır. Bu bakımdan bu iki tütün üzerinde geniş tetkikler yapılması ve ona göre karar verilerek ya birini veya diğerini tercih etmek icabeder. Henüz vakit erken iken ve ilkah vaziyeti diğerinin kalitesini tamamen bozmadan bu işin neticelenmesi behemehal lâzımdır.

“Velhasıl Pazar’ın her iki cins tününü, inhisarların programlı katî kararı olmaması dolayısıyle halk nazarında mütereddit ve bocalama devri yaşamaktadır.”

 

der ve diğer ürünlere, diğer konulara girerek devam eder. 1950”lerde Rize için nelerin tartışıldığı, Rize halkı için hangi noktalarda kaygı duyulduğu veya duyulmadığına dair ve bu arada coğrafyanın rakamlara dayalı genel bir fotoğrafını verdiği, sosyal yaşamına dair bir başka fotoğraf daha verdiği için Rahmi Arer’in Rize kitabı önemsenmelidir.

Kendir ve Rize bezi, ipekçilik ve puro Rize’nin önemli ekonomik kaynağı olabilecekken bugün hangi noktalara gelmiştir varın siz hesab edin. Benden üç noktaya vurgu yapması.

 

Hüseyin Irmak


Yorum (2)add comment

melahat said:

sahıl yolundan bahsedıyorsunuz iş buraya kadar geldı bıtıtı bıtecek degısen ne olacaka soylermısınız vatan hayınımısınız zamanında bu mucadeleyı verseydınız devlet onca masraf etmış yolun sonun agelınd daha bırsey degışmez sadece vakıt kaybı oluyor aklınızı başınıza getırp hareket edın benım evım denıze sıfrı ama yapacak bır seyımız yok
keşke vaktı de bır seyler yapabılseydıkte
bunlar olamsaydı
iş işten geçmıitır vatana mıllete hayırlısı olsun dıyelım
bu kadar
yapacak bır seyımız yokkkkk
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-01-03 12:05:46
Oylama: +0

heyamoo said:

Sayın Hüseyin Irmak'ın; kültürel çalışmalara olan duyarlılığı ve faydalı olma çabalarını bir Laz olarak sevinçle karşılıyorum. Elinize sağlık Hüseyin Irmak. Çalışmalarınızın devamını bekliyoruz.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2006-12-27 10:07:00
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

29.11.2008 I 13:19 | Lazebura©

article thumbnailKaradeniz müziğinin önemli temsilcilerinden biri olan müzisyen Birol Topaloğlu grubu ile birlikte Maltepe’deki Yayla Sanat Merkezi’nde özel bir organizasyonla...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazlar Belgeseli neyin Belgeseli?
Ben d ebu belgeseli izlerken şuna taktım."4 000 yıllık" tarih ısrarla deyinilmiş ve sloganı b...
2.Lazebura İstanbul Buluşmasının Ardında...
ya ben bi türlü denk gelemedim bu buluşmaya eğer bida tekrarlanırsa banada lütfen haber verin ...
Lazonada Kadınlar (1)
Sevgili Leyla Ordu / Gölköylü'dür. Ona Gölköylü demek benim hoşuma gidiyor. Gölköylü Lazc...
Karadeniz Ansiklopedisi
sayın site sakinlerine dikkatine karadeniz ansiklopedesi ni satın almak istedim fakat yönlendiril...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


anibal

hakii

didituti

sidelya

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

6 Misafir ve 3 Üye Online
Generated in 1.42133 Seconds
Generated in 1.42395186424 Seconds