|
Yüksek Mühendis Rahmi Arer’in “Rize,
İçtimai, İktisadi ve Kültürel Bakımdan Bir Tetkik” isimli 1952’ye ait kitabına
2006’dan bakıldığında kaybettiklerimize dair 3 net fotoğraf daha çıkıyor.
İşte birinci fotoğraf:
“Kendircilik ve Rize Bezi
Dokumacılığı
“Kendir
hemen hemen bir çok yerlerde yetişir. Kıymetli bir maldır. Elyaf ve ipliğinden
maada tohumundan da yağ istihsal olunur. Fakat umumiyetle kendir elyafından
halat, ip, sicim imal edilir. Allahın nimetine bakınız ki Rize’de yetişen kendirden
elde edilen liflerden gayet ince iplik yapılabilmekte ve bununla da gayet nefis
bezler dokunabilmektedir.
“Bize
verilen fenni malümata göre sebebi yine iklim meselesidir. Rize’de fazla güneş
olmadığından elyaf nişastalanmamakta ve binaenaleyh elyaf sertleşmemektedir.
Kastamonu’da istihsal edilen kendirden halat yapıldığı halde Rize’dekinden en
ince iplikler elde edilebilmektedir.
“Yine
Rize suyunda mevcut ozon dolayısıyla bu bezler beyazlatılmakta, deniz suyunda
mevcut az miktardaki klor da aynı işi görmektedir. Sular da kâmilen
kireçsizdir. Bunları zikrederken gaye, iklim ve mahalli sulardaki evsafın, elde
edilen mamuldeki rollerini belirtmekdir.
“Binaenaleyh
bu mamulleri yapacak olan fabrika istikbalde kurulurken neden Giresun’da, neden
Ordu’da, neden Trabzon’da kurulmasın diye fikir ileri sürüldüğü zaman mühim
olan mahalli şartların göz önünde tutulması lâzım geldiğini unutmamak lâzımdır.
“Nitekim
çay da öyle değil mi? Trabzon’da olmuyor amma Trabzon vilâyetinin Of ve Sürmene
kazalarından itibaren hududa kadar oluyor.
“Mahalli
evsaf ve şartları zikrettikten sonra bu işin ziraî ve iktisadi durumuna bir göz
gezdirelim.
“Vaktiyle
çok geniş mikyasda kendir istihsal eden Rize, bugün bu işi neden yapmıyor?
Tohumu, elyafı para ettiği halde üzerinde niçin durulmuyor? Beynelminel
ehemmiyeti haiz bir mal olduğu halde, neden gerilemekte olan mezruat halini
almıştır? Hindistan ve Pakistan ile Çin arasında yapılan ve diğer siyasî ticarî
anlaşmalarda bile mübadele unsuru olarak geçecek kadar ehemmiyetli, yani beynelminel
ticarî ehemmiyeti muazzam olan kendirin bizdeki bu gerilemesinin tetkik
edilmesi lâzım geldiği aşikârdır.
“Rize’de
iken yaptığımız tetkik neticesinde vaktile 200.000 top Rize bezi örülürmüş.
Yani 200 ton mamul iş. Bugün ise bu istihsal 20.000 topa yani onda bire düşmüş.
Neden?
“Yine
tetkikimiz neticesinde, halkın bez örebilmesi için ipliğe ihtiyacı olduğu
neticesine vardık. Bir kadın, altı ay kış devresinde ancak üç kilo kadar iplik
bükebiliyor. Bundan da anlaşılıyor ki, asıl zorluk iplik istihsalinden ileri
gelmektedir. Eğer bir yalnız iplik fabrikası kurar, bol iplik yapabilir ve
köylüye örebilmek üzere emrine amade kılarsak; memleket halkına iki türlü fayda
sağlamış olacağız:
“Birincisi;
ham kendir istihsalini çoğaltarak dönüm başına en aşağı yüz elli lira veren bu
işten köylüyü faidelendirmek;
“İkincisi
de; kışın boş zamanlarında kendisine ipliği âmade kılarak bez örmek ve
dolayısıyle boş zamanlarını kıymetlendirmek imkânını sağlamak.
“Dünya
saatçiliğinde İsviçreliler çok ileridedir; çünkü kışın, dağlarda karlar yolları
kapadığı zamanlarda, altı ay müddetçe İsviçre köylüsü saat montajı yapar. Boş
vakti kıymetlenir ve ucuz fiatla saat elde edilir.
“Bizde
de samimiyetle halkın boş zamanı çoktur. Ordu, Giresun, Trabzon’un büyük bir
mıntakası, kısmen Rize ve Artvin vilâyetinin sahil kısmı, umumiyetle fındık
istihsal eder. Fındık ise senede bir ay emek isteyen bir iştir, geri kalan 11
ay halk işsizdir, yapacak başka işi yoktur. Hatta başka istihsal ve kazanç
menbaı da yoktur. Halk, bir ay emek mahsulü olan, senede bir def’a mahsul veren
fındıktan, bütün senenin ihtiyaçlarını temin etmeğe mecbur kalır; onun için de
daima fiyatının yüksek olmasını arzu eder. Harici rekabet her vakit buna müsait
olmaz; işte o senelerde fakru zaruret başlar. Mahsulün iyi olduğu senelerde
dahi bu hal iyi neticeler vermez. Bu defa halk 11 ay işsiz ve meşgalesiz
olduğundan kahvehane müdavimi kesilir. Kumar oynar ve kötülükler doğar. Ziraat
sahası dar, arazi yamaçlı ve daha geniş başka nev’i istihsale de gayri müsait
olduğundan bu içtimaî yaranın tedavisi yolu ancak el tezgâhlarıyle veya el
işleriyle kabildir.
“Biz
Rize’de büyük bir fabrika kurularak hem ipliğini hem de bezini dokusun
kanaatinde değiliz. Esas itibariyle halkın müşkülatı ipliğin bükümünde
olduğundan, yalnız, iplik yapabilecek bir fabrikaya lüzum vardır neticesine
vardık. Böylece elde edilecek iplikleri ucuz fiyatla ta Ordu’ya kadar köylüye
dağıtmakla ve onlara el tezgâhlarında ördürmekle, boş zamanlarını
kıymetlendirmiş olacağız. Senevî bir miktar da kazanç bu suretle de elde
edilebileceğinden fındık maliyetlerini düşürmek
kabil olacak, dış piyasalarda daha da kolay rekabet yapılmış olacaktır.
“11
aylık boş zamanı doldurmak için başka çareler de mevcut olabilir. Fakat, bu
vilâyetlerin tabiî bir serveti olan kendirden istifadeyi ön plâna almamak da
basiretsizlik olur.
“948
senesinde Doğu kalkınması için tertip edilen bir mütahassıslar hey’eti Rize’ye
gelmişdi. Tetkikatı neticesinde Rize’de 400 ton kapasitede bir fabrikanın
kurulabileceğine ve iptidai maddelerin kolaylıkla bu muhitte temin
edilebileceğine karar vermişti. Bu fabrika, 2000 kilovatlık hidroelektrik
santraliyle birlikde 8,5 milyona kurulabilecekdi. Bu hey’et fabrikanın avan
projelerini, lüzumlu makinelerini de tesbit etmişdi. Komple bir etütdü. Bütün
araştırmalarımıza rağmen bu etüdü bulamadık. Vekâletler dosyalarında kim bilir
hangi bucağa atılmış bulunmaktadır. Maalesef bu suretle de bizi çok yakından
alakadar eden iyi bir etüd mahsulü de, bütün masraflarına ve emeklerine rağmen
alâkadar Karadeniz hakının ıttılaına ulaştırılmadan yok olmuş bulunmaktadır.
“Yalnız
Ziraat mütehassısının raporunu elde edebildik. Onu da ehemmiyetine binaen
buraya derceyledik.
E.
Eylül 1947”
demiş ve “Doğu Karadeniz
Kendirciliği Hakkında Rapor” başlığı ile “Ekonomi Bakanlığı Yüksek Makamına”
hitabıyla başlayan raporu sayfalarına almıştır.
İkinci fotoğraf ise şöyledir:
“İpekçilik
“Bir
tesadüf eseri 3-4 sene evvel Rize’ye gelen, Bursa İpekçilik Enstitüsü Müdür ve
mütehassısı soyadını maalesef bilemediğimiz kıymetli bilgin Tahir Bey, Rize
ipekçiliği hakkında bizi ikaz eylemiştir. Köylere götürüp yaptırdığımız
tetkikat neticesinde: Rize’de yerli olarak yetişen ipeğin, krepdöşen ipek cinsi
olduğu ve senede iki def’a, hatta bazen üçüncüsü küçük olmak üzere üç def’a
koza alınabildiği tespit edildi. Ankara’ya geldiğimizde o esnada Çoruh
vilâyetinde nafi olmağa çalışan Çoruh milletvekili Bay Cemal Kazancıoğlu’na
mevzuu açdık. Köylülerle yukarıda bahis edilen temas neticesinde yabani dut
tohumu isteğinin umumî olduğu anlaşılmışdı. Bu zatın delâletile 3 kilo Rize
fidanlığına, 3 kilo da Artvin’e olmak ve üretilmek üzere tohum gönderilmişdi.
Ayrıca Bursa’dan bir teknisiyen burada ipekçiliği öğretmek ve yaymak üzere
memur edildi.
“Geçen
sene ve bu sene bu fidanlar halka adedi bir kuruşdan olmak üzere
dağıtılmaktadır. Tahir Beyin o zamanki ifadesine göre senede iki koza alınışı
bu muhiti Bursa’dan daha ön plana koymaktadır. Bir dönüme 110 ağaç dikilmek
şartiyle bir kutu tohumdan çıkacak böcekler beslenebiliyormuş. Bir kutu
tohumdan ise 9 kilo saf ipek alınmaktadır. O halde senede bir dönümden iki
def’a bu istihsal yapılabileceğine göre 18 kilo ipek elde edilecektir.
“İpeğin
en düşük fiyatı 30 lira ettiğine göre dönümden 540 lira. Rize ikliminin ağacın
büyümesine de tesiri varmış. Bursa’da altı senede yetişen ağaç burada 3 senede
kemale eriyormuş.
“Giresun’dan
itibaren ta hududa kadar aynı şartlara tabi olan bu muhitin ne cazib bir
istihsal menbaı olduğu aşikârdır. Ancak ilk zamanlarda satış imkânlarını
teşkilâtlandırmayı da unutmamak lâzım. Koza borsası Bursa’da olduğu müddetçe
oraya naklinin teşkilâtlandırılması iktiza eder. Koza 15 gün içinde muameleye
tabi olması lâzım geldiğinden bu husus büyük bir mahzur teşkil edecektir. Bunu
da teşkilâtlandırmak ve Rize’de buna mümasil organlar ihdas etmekle mahzurun
kolaylıkla hallolunacağı aşikârdır.
“Köylüler
arasında Rize’de bulunduğumuz müddetçe, bu dikimin ehemmiyetini anlatmağa
uğraştık. Umumî bir propaganda kampanyası açıldığı takdirde zaten eşi bulunmaz
çalışkan köylü kardeşlerimizin bu işi çabukça benimseyeceklerine kanaatimiz
vardır.”
demektedir.
Ve üçüncü fotoğraf ise
“Umumi diğer ziraî istihsal” başlığı
altında PAZAR PUROSU’ndan bahseder. (Kitapta “puro” olarak değil “püro” olarak
yazılıdır daima)
“Tütün
iki nevi olarak, Pazar’da yetişmektedir. Birisi püro tütünü diğeri de kıyım
tütünüdür. Kıyım tütünü iyi kokulu ve bilhassa bir kilo yapraktan elde edilen
1800-2000 sigara bakımından pek makbuldür; verimli oluşu bakımından hariçte
talibi çoktur. Ancak iki ilâ üç seneden fazla ratipliği yüzünden stokaj
kaabiliyeti yoktur, derhal satışı icabeder.
“Rakibi
Trabzon tütünüdür. Bu bakımdan daima ikinci derecede kendisine inhisarlarca
ehemmiyet verilmektedir.
“Mısır
bu tütünün iyi bir alıcısıdır. Kokusu makbul tutulmaktadır.
“Püro
tütününe gelince son zamanlarda epi terakki kaydeylemiştir. Yalnız memlekette
püro pek fazla harcanmadığından ve ihraç da edilemediğinden inhisarlarca
muayyen miktardan fazla istihsaline müsaade edilmemektedir.
“Bu
arada püro tütünü, kokulu tütünün ilkâh suretiyle kalitesini bozmaktadır.
“Hariçte
püro tütünü ile rekabete girebilmek pek müşkül safhalar arzetmektedir. Muhtelif
ameliyelere tâbi olması ve lüzumlu tesisleri pahalıdır. O halde istikbali,
bugünkü durumda, dahili istihlâke bağlı kaldıkça, mahdut olacaktır. Dolayısıyle
de pek az Pazar’lının istifadesine yarayacaktır. Kokulu kıyım tütünü öyle
değildir. Daha geniş sahalarda zeredilebilir ve daha geniş bir kitlenin
istifadesine yarar, harici pazarlar da daima alıcısıdır. Bu bakımdan bu iki
tütün üzerinde geniş tetkikler yapılması ve ona göre karar verilerek ya birini
veya diğerini tercih etmek icabeder. Henüz vakit erken iken ve ilkah vaziyeti
diğerinin kalitesini tamamen bozmadan bu işin neticelenmesi behemehal lâzımdır.
“Velhasıl
Pazar’ın her iki cins tününü, inhisarların programlı katî kararı olmaması
dolayısıyle halk nazarında mütereddit ve bocalama devri yaşamaktadır.”
der ve diğer ürünlere, diğer
konulara girerek devam eder. 1950”lerde Rize için nelerin tartışıldığı, Rize
halkı için hangi noktalarda kaygı duyulduğu veya duyulmadığına dair ve bu arada
coğrafyanın rakamlara dayalı genel bir fotoğrafını verdiği, sosyal yaşamına
dair bir başka fotoğraf daha verdiği için Rahmi Arer’in Rize kitabı
önemsenmelidir.
Kendir ve Rize bezi, ipekçilik ve
puro Rize’nin önemli ekonomik kaynağı olabilecekken bugün hangi noktalara
gelmiştir varın siz hesab edin. Benden üç noktaya vurgu yapması.
Hüseyin
Irmak
|