Arşiv Kamil Aksoylu Mendra Gzalepe

Ç'e Hamuz A U3'umenan! / Yahu Buna A Derler! Yazdır E-posta
Kamil Aksoylu   
24.12.2006 I 19:33

Bu hafta Mendra Gzalepe’de  Lazona’nın yakın geçmişinde ilk ve ortaöğretimde öğrencilerin yaşadığı sorunlar üzerine bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Belki günümüzde bu sorun kısmen yaşanmaktadır ama 20–30 yıl gibi kısa bir süre öncesine kadar Laz çocukları için bu çok önemli bir sorundu. Evet, bu sorun Laz çocuklarının Türkçe ile ilkokulda tanışmasıydı.

Yazıma başlık yaptığım Ç'e  Hamuz  A  U3'umenanyada, “Yahu Buna A Derler” sözünün ne olduğu  ilk bakışta doğal olarak anlaşılamayabilir. Özellikle yaşı biraz ilerlemiş kişilere belki bir çağrışım yapmıştır ama genel için pek bir anlam ifade etmeyip, sadece bir başlık olarak algılandığını düşünüyorum.

 Lazca karakterleri göremiyorsaniz
lazca font - alboni yükleyin

Lazona’nın köylerinde doğup büyüyen ve bugün kırk yaşın üzerinde olanların hepsi Türkçe ile ilkokulda tanışmıştır desem hiç abartmadığıma emin olabilirsiniz. Ben ilkokula 1963-64  yılında başladığımı sanıyorum. Zaten Türkçe’yi konuşabilecek kadar hiç öğrenemedik ama o zamanlar Türkçe’yi anlayabilecek kadar da bilmiyorduk. Hele bazı arkadaşlarımız hiç bilmiyordu. İşin en zor yanı da ilk günler söyleneni anlayamadığımız için ne yapacağımızı bilemiyorduk. Öğretmenlerin elinde ç'epxe* dediğimiz çubuklar vardı ve bazen de çocuklara vuruyorlardı. Oysa biz ne hayaller kurarak okula gelmiştik.


Hepimiz aynı köyün çocukları olmamıza rağmen, o siyah önlük ve beyaz yaka bizi bize ne kadar da yabancılaştırmıştı. Sadece her gün birlikte olduğumuz, akraba yada yakın komşu çocukları birbirimizi sımsıkı tutup hiç bırakmıyorduk. Topu topu yüz-yüz yirimi kişi olan öğrencilerin içinde ve üç-beş yüz metrekarelik bir bahçede kaybolacaktık sanki. Korkuyorduk ama neden korktuğumuzu da hiç bilmiyorduk. Galiba okul bizim beklediğimiz gibi çıkmamıştı. Hele ki konuşulanları anlayamamak bizi büsbütün telaşlandırıyordu. Üst sınıflarda olup öğretmenlere yardımcı olan tanıdık çocuklar bile değişmişti birden. Onlar Türkçe’yi öğrenmişler, söyleneni anladıkları gibi bize göre muazzam da konuşuyorlar. Tabi bütün konuştukları bizi azarlamak. Altı yaşındaki bir çocuğun psikolojisiyle ilk günü zor akşam ederken, ikinci günü de en yakın arkadaşımın okula gelmeyişiyle nasıl garip ve yalnız kaldığımı, kırk yıl sonra yine unutamıyorum.

Böyle bir başlangıçla okulda ilk öğrendiğim şey, öğretmenimin konuştuğu dili hiç anlamadığım oldu. Bildiğimiz ve anladığımız dilden bundan sonra hiç konuşmayacağımız söylendi. Konuşmadan nasıl duracağız? Derdimizi nasıl anlatacağız? Dahası nasıl öğreneceğiz?  Bildiğimiz sadece üç-beş kelime.

Öğretmenimizle aynı köyden olmak büyük bir avantajdı bizim için. Bize yabancı olan tüm sözcüklerin arasında bir tek tanıdığımız vardı, o da öğretmenimiz. Üç-beş gün içinde okula alışıp alfabeyi öğrenmeye başlamıştık. Ama her şey Türkçe anlatıldığı için tam anlayamıyorduk ve bazen çok alakasız şeyler söylediğimiz olurdu.  Sonuçta öğretmenimiz de bir insandı ve bunalıyordu. Bizim dilimizi konuşmak bize yasak olsa da o arada bir "ç'e hamuz A u3'umenan (yahu buna A derler)” diyerek bu yasağı deliyordu. Öğretmenimiz bir kere “buna A derler, buna B derler” diye Lazca olarak söyledi mi, diğer harflerde tekrar etmesine gerek kalmazdı. Sadece harfleri söylediği zaman biz anlayabiliyorduk. Bu yöntem iyi sonuç verdiği için birinci sınıfta arada bir zor zamanlarda kullanılırdı.

Böyle meşakkatli bir yoldan okumayı öğrendikten sonra ancak ilk okulun sonlarına doğru Türkçe konuşmayı becerebiliyorduk.- Yada biz öyle sanıyorduk- Öyle sanıyorduk diyorum çünkü lise yıllarında birçoklarımız Türkçe” bile diyemeyip “Turkçe” diyorduk. Hadi ilkokulda bu böyle gidiyordu ama ortaokul ve lisede artık yabancı öğretmenlerimiz vardı. Konuşmayı ilkokulda öğrendiğimizi nerden bilebilirlerdi. Ortaokul ikinci sınıfta bir arkadaşımız “Türkçe” diyemedi diye, hocamız bir ders boyunca o arkadaşımıza Türkçe. Türkçe… Türkçe diye tekrar ettirmişti. Oysa zil çaldığında arkadaşımız hala “Turkçe” diyordu. Hocanın durumu bir türlü anlayamaması bir yana, herkesin aynı durumda olması bile bir anlam ifade etmiyordu. Ve nice kelimeler hep böyle yanlış söylenirdi. Örneğin yöremizde çok yaygın olarak yetiştirilen fındık-mısır-üzüm gibi kelimeleri hiç birimiz söyleyemezdik. Bunları kendi aramızda konuşurken bir problem olmazdı. Çünkü kendi aramızda funduk-misir-uzum desek kimse gülmüyordu yada azarlamıyordu. Fakat okulda böyle konuştuk mu azarlanmak o kadar fenamıza gitmezdi de, bize gülündü mü çok ağırımıza giderdi. Ve bazen düzgün konuşalım diye çabalarken, fındık yerine “funduk” kelimesinin yanlış olduğunu bildiğimizden inanın ki “findik” derdik. Balık yerine baluk demenin yanlış olduğunu bilirdik ama “balik” demenin yanlış olacağını bilemiyorduk. Çünkü bizim söylediğimiz kelimelerin çoğu yanlıştı ve biz bunun farkında olamıyorduk. Ne yazık ki birçok arkadaş yanlışları düzeltemeden o okullar bitiyordu. Böylelikle biz hiç farkında olmadan işi daha da berbat edip daha da komik ve acı durumlara düşerdik hep. Bu kelimeleri ebetteki sayarak bitiremeyiz. Zaten önemli olan bu kelimelerin sayısı değil. Önemli olan neden biz böyle idik? Asıl bunun sebebini bilmeliydik. Ancak o zaman bu alandaki eksikliğimiz giderilebilirdi. Oysa hiç kimse böyle düşünmüyordu. Sanki bizim kendi eksiğimizmiş gibi, sanki bizim kendi kusurumuzmuş gibi öylece kalıyordu. Ve bizler hiçbir şeyden çekmedik dil bilgisi ve Türkçe derslerinden çektiğimiz kadar. Ve inanın ki annemiz ya da babamız okula gelir, hocalarla görüşürler diye ödümüz kopardı. Hayır, hayır! Bu öyle yaramazlıktan ya da derslerden kaynaklanan bir korku değildi. Aslında korku bile değildi bu. Utanırdık. Evet, evet, utanırdık. Ana babalarımız Türkçe konuşamıyor diye utanırdık. Hocalarımıza karşı, arkadaşlarımıza karşı utanırdık. Ve böyle durumlarda herkes birbirinden gizlerdi utancını. Neden biz böyle idik? Bunun sebebini çok çok sonra öğrenecektik ama biraz da iş işten geçmiş olacaktı.
          

Bizim bir ana dilimiz vardı. Annelerimiz beşikte o ninnilerle uyutmuştu bizi. İlk o dilden konuşmuş, o dilden ağlamış, o dilden gülmüştük. Bir başka dili ancak biz de bir yabancı kadar konuşabiliyorduk. Ve Hiç kimse hiçbir dili ana dili kadar güzel konuşamaz. Bir dil, ancak kendi halkı tarafından en güzel konuşulabilir. Oysa Türkçede çıkaramadığımız sesler Lazcada yoktu. 36 harfli Laz Alfabesinde Ö, I ve Ü sesleri yok. Ayrıca 29 harfli Türk Alfabesinde Lazcada bulunan   ç',  k',  t',  z',  3,  3' seslerini verecek harfler yoktur. Çektiğimiz sıkıntılar bu yüzdendi. Türkçe’yi  bu açıkladığım sebepten dolayı güzel konuşamıyorduk. Lazca’yı konuşuyorduk fakat böyle bir dilin varlığından haberimiz yoktu ve hiç tanımıyorduk. Bu tip konuşma sadece bize özgü idi ve işin acısı bize yazgı olmuştu. Ailelerimiz bile bizi Lazca konuşturmaz olmuştu. Bunun yasakla bir ilgisi yoktu, çocukların geleceği için bir kaygıydı. Sanki çok düzgün konuşuyormuşuz gibi “Türkçe’niz bozuluyor” diyorlardı. Lazca konuşan çocuklara bazı ailelerin arada bir kızıp, “ç’e oğlum lacca k’onuşma demedummii, niçun lacca k’onuşiyursin?” diye sitem ettikleri olurdu. Bu örnekleri okul hayatında, iş hayatında ve gündelik hayatta çoğaltabiliriz. Burada önemle vurgulanmak istenen nokta, neden Lazca konuşturulmadığımız ya da Türkçe’yi neden bozuk konuştuğumuz değil. Doğuştan ilk okula gidene kadar konuştuğumuz dil neden yok sayılıp bize bu travma yaşatıldı. Eğer Lazca’yı konuştuğumuz kadar biraz da tanıyıp öğrenebilseydik, Türkçe’yi daha güzel ve daha çabuk öğrenemez miydik? İlkokula kadar öğrendiğimiz ninniler, şarkılar, masallar ne olacaktı? Çocukların beyninden bu değerleri yok etmek daha mı kolaydı. Hayır… Hiç de öyle olmadı zaten. Çocukluğumda öğrendiklerim hala daha durur hafızamda. Herkes için bu böyledir. Bunca zorlamaya, bunca yıllara ve bunca değişime rağmen, okula başlayana kadar öğrendiğim çocuk masalları ve şarkıları bugüne kadar hafızamdan silinmedi. Artık silinmez de.

 Mesel mesel xuxut'a / Goyxudoren  m3'k'oşi  but'k'aveya Mesel  meseli / ar  guda   mseli diye başlayan “mk'yapuşi  meselepe”,mtuti  do  coğorivedivişi  meselepe gibi masallar… Get'k'obina,  xoca  k'ak'a” gibi oyunlar… Elulu  gelulu / Na  var  mulu muşeni",  “ Ç'ink'a  ç'ink'a  xoroni / Badis  bozo  muroni”, Ank'olas  mank'olas / Na   gaksinuz  mundi  nank'olas gibi tekerleme ve şarkılar, annelerimizin ninnileri ile uykuya dalarken, nine ve dedelerimizin dizlerinde hoplarken hafızamıza kazınmış. Hafızamıza kazınıp kalmış ama anlatabileceğimiz ve anlayabilecek çocuklarımız yok artık. Herkesin çocukları ana babasına küçükken söylediği şarkıları, oynadığı oyunları sorar. Bizim küçükken söylediğimiz şarkıları çocuklarımız anlamıyor. Oynadığımız oyunları çocuklarımız hiç bilmiyor. Bunlar bir sitem olarak algılanmamalı. Kaybolan değerler olarak anlaşılmalıdır. İnsanlar atalarından ödünç aldıkları kültürel mirası kaybetmeden gelecek kuşaklara taşıyabilmelidir. Bu değerler kuşaklar arası taşınan bir emanettir. Ve emaneti teslim edebilmek her toplumun kültüründe önemli bir gelenektir.

Burada vermeye çalıştığımız örnekler, çocuk yaşlarda edinilen kişilik gelişimini engelleyici önemli birkaç kesittir. Bizim bu durumu küçük yaşlardaki bir çocuk için “travma” olarak adlandırmamız, sadece sorunun önemine dikkat çekmek içindir. Bunun bilimsel anlamda sosyal ve psikolojik adını koyacak olanlar eğitim ve bilim uzmanlarıdır.

 

Kamil Aksoylu


Dipnotlar
-------------------------------------------------------------------------------------------------------

*Ç’epxe: Genelde küçük fındık filizlerinden kırılarak yapılan, 70-80 cm uzunluğunda ince çubuk.

Kurban Bayramınızı ve yeni yılınızı kutlar, güzel günler dilerim. Haftaya görüşmek üzere

 

Not: e-posta, özel mesaj ve yorumlarıyla görüşlerini belirten arkadaşlarıma şimdilik teşekkür ediyorum. Sorulan bazı sorular var, onları soru – yanıt şeklinde değil ama sırası geldikçe yazılarımda değinip yanıtlayacağım.

 

DİĞER MAKALELERI
__________________________________________________________________

Mendra Gzalepe / Uzak Yollar : DIL (21.12.2006)

 

 


Kamil Aksoylu
Yazar Hakkinda:
Yorum (4)add comment

Hamdiselimoglu said:

Sn Aksoylu,Yaya olarak, çarşıya ilk defa inmenin heyecanı ile Ruslardan kalma, köy yolunda yürürken yanımızdan bir hışımla geçen gürültülü şeyin ne olduğunu,( nur içinde yatsın) babaanneme sorduğumda bana (heya kutuzoğlişi cipiyen güli, araba'ti u3umenan,heyaten noğaşa daha evedi gei'len)Demişti.(Çku muşeni var gepxedit )dediğimde ( ma gui momakten) demişti
Ve ben köye geri döndüğümde, daha çarşıya inememeiş araba görememeiş arkadaşlarıma anlatacak,önemli bir görgüm vardı.
Yokluk zamanlarıydı ,o zamana ve şartlara göre irdelemek lazım.
Bizi nerelere taşıdıın ....Diline,kalemine sağlık
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-03-07 18:03:50
Oylama: +0

puli.53 said:


Sn. Kamil Aksoylu;
öncelikle şunu belirtmeliyim ki yazınızı büyük keyfile okudum,, hatta yazı okur gibi değil sanki bir sohbet ortamında bu anlattıklarınızı dinler gibi okudum.. gerçekten çok akıcı bir uslubunuz ve güzel bir anlatım tarzınız var..

Ancak bir konuda eleştiride bulunmadan geçemeyeceğim.. 6-7 yaşlarında ve Türkçe bildiği kelime sayısı 3-5'i geçmeyen bir Laz çocuğu için ilkokula başlar başlamaz Türkçeyle karşı karşıya kalmak gerçekten de bir travma olabilir ki dediğiniz gibi o çocukların çok büyük bir kısmı konuştukları dilin Lazca okuldaki dilinse Türkçe olduğunun bile farkında değillerdi... Hatta bırakın sadece Laz çocuklarını Rize'nin Laz olmayan halkından bir çocuk için bile ilk okula başlamak büyük bir travmaydı bence, evde konuşulşan Türkçeyle "İstanbul Türkçesi" dedikleri Türkçe'nin farkını düşünecek olursak... Ama sormak istiyorum size ne yapılabilirdi sizin çocukluk zamanlarınızda, ya da şimdi? Anadil eğitimi olabilitesi yüksek bir şey, hatta olması gereken birşey.. Ama "anadilde eğitim" nasıl sağlanabilir sizce? Türkiye'de kaç farklı etnik halk yaşıyor ve bunların konuştuğu kaç farklı dil var hiç düşündünüz mü?

Bütün Türkiye'yi bir kenara bırakalım ve mesela Rize'nin Pazar ilçesini ele alalım.. Pazar'da hem Türkler, hem Lazlar hem de Hemşinliler bir arada yaşıyor.. Sizin bahsettiğiniz "anadilde eğitimin" olması, olabilmesi için Pazardaki X bir ilköğretim okulunda Türk çocukları için ayrı, Laz çocukları için ayrı ve Hemşinli çocuklar için ayrı birer sınıf açılmalı ki böyle bir durum asla ve asla kabul edilebilir olamaz.. Meydanlarda "Yaşasın halkların kardeşliği" diye bağırırken nasıl olur da daha 6-7 yaşında çocukların ilk okula "birbirlerinden farklı olduklarını düşünerek başlamasına" razı olabilirsiniz, ya da olabilir misiniz? Umuyorum ki sizin "anadilde eğitimden" kastınız böyle bir şey değildir...

(bu yazının aynısını -buraya yazacağıma- "anadilde eğitim üzerine" başlıklı yazıya yazmışım.. buraya taşıdım)
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-02-04 19:54:21
Oylama: +0

Selma Kociva said:

Degerli Çalışma Arkadaşımız, Kamil Aksoylu,

Düzenli olarak Layebura 'ya yazı hazırlaman beni inan çok sevindirdi ve heycanlandırdı.

Lazuri na naçarare gunze tekstepe mebşonum.Nena şk'uni nuxondana sk'ani steri Tişinerepe sk'ani st'eri nosoni do pozitifi Lazepe dulyate nuxondasen

Na mulunu 3'ana Lazebura Cemiyeti do mteli koçi steri koçi na on lazepe şeni kai ndğalepe moyiğas


İyi ki Lazcaya sevdan var iyiki var sın Kamil Aksoylu !!!

da sk'ani

selma kociva
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2006-12-27 20:15:12
Oylama: +0

Huseyin said:

Hüzünlü bir hoşnutlukla okudum yazıyı. Sağolun.Oldukça faydalı bir yazı.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2006-12-27 09:34:14
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:17 | Lazebura©

article thumbnail 28 Kasım Cuma akşamı saat 18:00'de ODTÜ Mimarlık Amfisi'nde Karadeniz, Enerji Politikaları, Hidro Elektrik Santraller ve Çevre Konulu Panel ve ardından Birol Topaloğlu'nun...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazuri Nenaçkina (Lazca Dilbilgisi)
lazca şiir var mı ya bu sitede acele lazım
Lazlar'ın Siyasal eğilimine bir Bakış
cevap yazmakta bir hayli gecikmiş olsam da yazıma yönelik yapılmış olan eleştiriyi cevaplama ...
Megrelo Lazlar ve Gürcüler
saol abı ıyıkı bole bır kaynagı bızle paylastı bunu hep yap skudasen lazurı nena vağurase...
Dereler Özgür Aksın Konseri!
bu sitede editör faşizmi var herhalde onun onayından geçmeden fikirlerimiz yayınlanamıyor

Google Reklamları

Yeni Üyeler


şüyimşine

Laxeri

Lazowic_53

FENERLİYİM53

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

7 Misafir ve 6 Üye Online
Powered By PageCache
Generated in 0.38446 Seconds
Generated in 0.450348854065 Seconds