Yüksek
Mühendis Rahmi Arer imzasıyla yayımlanan “Rize, İçtimai, İktisadi ve Kültürel
Bakımdan Bir Tetkik” isimli kitabın 50. sayfasında bulunan “İktisadi Kalkınma
Neticesinde Elde Edilecek İçtimai Neticeler” bölümünden, (bir yanıyla dönemin
fotoğrafını veren) bir alıntı:
“Halen senede 50–60 bin kişi ilkbaharda aile
maişetini kazanmak üzere yurdumuzun muhtelif mıntıkalarına akın eder.
Sonbaharda memleketine döner, bu iki mevsimin muayyen aylarında vapurlar yolcu
ile dolar ve taşar. Vapurlar kâfi gelmez, şikâyetler başlar. Bıldırcınlar gibi
senevî iki ters istikamette iki göç... Yolcuların vapurdaki sıkışık durumu,
kışın dönüşte soğuk ambarlardaki sefalet yürekler acısıdır. Buna rağmen şevk
kaynağı, neşeli tabiatı onu üzüntüye sevk etmez.
“Hassas parmakların ihtizaz ettirdiği kemençe
namelerine uyarak, vapurda kalabalık grupların durmadan, dinlenmeden horon
ettikleri görülür. Onların o pejmürde hali birinci mevkileri perişan ettiği
halde, o ocağına kavuşacağını düşünerek pür hayat kesilir.
“Dönüşten daha çok kışın son devresinde veya
ilkbaharın başlarında İstanbul’a gidiş, daha elimdir. Kapalı ambarlarda birçok
veremliler İstanbul hastanelerinde deva bulmağa gider. Bu kapalı yerlerde beş
gün süren yolculuk esnasında, bir veremli İstanbul’a beş, on veremli ile
ulaşır.
“Geride köyde kadınlar, ihtiyarlar, çocuklar
kalır. Koca köyler erkeksizdir. Kadın tarlasını sürer, eker, biçer, kışlık
odunu hazırlar, çocuklarını besler ve yetiştirir. Gıdası da az olan ana, çabuk
yıpranır, ananın verem olması ise bütün aileyi aşılar.
“Çok zaman gurbete giden erkek evin gıdasından
fazla kazanamadığından yurda dönemez, senelerce yuvaya hasret kalır. Tarlalarda
çalışan kadınların yanık sesli türküleri hasretle titrer. Zavallı; uzak diyarda
yıpranan erkeğini mi düşünsün, bin bir gaile arasında küçük yaşta bile emeğine
muhtaç olduğu çocuğunun cahil kalışına mı yansın?
“Köy yolu güzergâhı tetkik ettiğim zaman gece,
saat 10’da, Rize’den 15 kilometre mesafede bayırların başında, arkasındaki
küfede 50 kilo mısır yükü ile gördüğüm 5–6 kişilik kadın grubu, bu yük sırtında
tâ Rize’den itibaren yaya gelmekte idi. Daha da iki saatlik yolları vardı. Bu
zahmeti mısır maliyetindeki bir kaç kuruş nakliyeyi kazanmak için ihtiyar
ediyordu. İki kat olmuş bu aziz analar, bu ocakların adeta mukaddes
bekçileri...
“Bu satırları yazarken, bu muhitin kalkınma
çarelerini araştırma vazifesini yüklenirken hep o gece, ıssız ve yıldızsız
karanlık o gece, evine dönen 5–6 kadınlık grubun perişan halini düşündüm.
Kocasını, her gün birbirlerine destek, daima yanında görmesinin nasıl mümkün
olabileceğini araştırdım.
“Görülüyor ki bu mümkün değil yalnız asgarî
hayat seviyesi, onları servetlere boğma imkânı var. Göç durumunu 15–20 senede
tamamen ortadan kaldırmak, onları Avrupa’da bile seyrek bulunabilecek bir duruma
sokmak kaabil. Onlara Van’da, Muş ovasında yer aramağa lüzum yok, çok sevdiği
her meşakkate katlanarak terkedemediği ve bu yüzden kilometrekareye 50 kişi
isabet eden, kendi diyarında, toprağında bulunan namütenahi cevher ve servet
kaynakları kıymetlendirilerek barınması ve saadete erişmesi imkânları vardır.
“Rizelinin azami çalışma kabiliyeti sonsuzdur.
Çay dâvasının, ipek dâvasının, kendir dâvasının isabetli dâvalar olduğuna imanı
vardır. Ancak büyüklerinden, memleketi idare edenlerden de iman ve bu dâvaların
doğruluğunda isabet olduğuna dair işaretler, emareler ve tahakkuku için
yardımlar beklemektedir.”
(Dönemin diliyle yazılan metin buraya aynen
aktarılmıştır.)
Iletim: Hüseyin Irmak
|