Laz, Gürcü ve dünyalı
Mircan kendi tarifiyle biraz Laz, biraz Gürcü; en çok da dünyalı. Daha
önce "Bizim Ninniler" ve "Kül" albümleriyle tanıdığımız şarkıcı ve
besteci, yeni albümü "Sala"da, Özdemir Asaf, Edgar Allan Poe, Alfred
Tennyson ve Metin Eloğlu'nun dizelerine nefes veriyor. Diğer şarkılar
kendi satırlarından. Şarkılar Türkçe ve Megrelce (Lazca).
Dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın dünya kardeşliğine davet ediyor Mircan
bizi şarkılarında; duygusal titreşimi doruktaki sesiyle. Muammer
Ketencoğlu, Uğur Işık, Serkan Çağrı gibi enstrümanında saygın
müzisyenler de notalarıyla onaylıyor bu çağrıyı.
Derin bir hüzün ve ikizi umutla yoğrulan bu albüm çepeçevre kuşatıyor
içinde çalındığı odayı, evi, binayı, sokağı, şehri, dünyayı. Mircan
bizim Eleni Karaindrou'muz olsun.
Milliyet Gazetesi, 18.12.2006
Ölümün ağıdı: Sâlâ
“Ne zaman bir yakını ölse birinin, Onu ilk ölüm sanır kalır o” (Özdemir Asaf)
Ölüm denilen kavramı yaşarken tanımanın bir ezgisi var mıdır?
“Ne zaman bir yakını ölse birinin, Onu ilk ölüm sanır kalır o” (Özdemir
Asaf)
Ölüm denilen kavramı yaşarken tanımanın bir ezgisi var mıdır? Kimi
zaman sessiz bir çığlık olur bütünüyle ölümün ezgisi... Kimi zaman
hatıraları beyinde salındıran yılların arasından süzülen “tanıdık” bir
ezgidir kaybetmenin melodisi... Ne olursa olsun önce acı sonra hüzün en
son da hepsinden demlenen bir iç huzuru çağırır adı “ölüm” ile anılan
her tını. Yüzleşilmiş ve varılmış bir olgunluktur onu huzura doğru
demleyen... Ölüme ağıdın İslamcası sâlâdır. Ve inançlardan bağımsız tüm
bu duyguların bir aradalığını ifade eder hemen herkese...
Sâlâ bir ezgi
olarak hem acıdır, hem hüzündür hem de huzurdur. Derinlik arz eder ve
ezginin ruhsal yansımaları bireyin iç yolculuklarına kapılar açan
felsefi kavşaklar yaratır. Tüm bu çağrışımları birleştirerek adına
“Sâlâ” demiş Mircan adlı sanatçı albümünün. Ve “dinlemeye başlamadan”
diye not iliştirmiş albümün sonuna: “Sâlâ, ölülerin ardından okunan bir
İslami ağıttır. Küçücük bir kız çocuğu iken beni derinden etkileyen ilk
ezgi. Her duyduğumda, ölmüş birinin ardından okunduğunu bilerek, derin
bir hüzünle dinlerdim. On üç yaşımda ağabeyimi kaybettikten sonra, onu
hep başka bir biçimde yorumlamayı istedim. Böylece Sâlâ’yı kendi
sözlerimle, İngilizce, hüznümü ifade etmek üzere çello ile
yorumluyorum”...
Bu notu okuduktan sonra dinlemeye ve okumaya başlayalım albümü...
Sanatçı Mircan Kaya’nın anlattığı hüznün bir “icadı” olarak nefis bir
çello açılışı karşılıyor bizi...
Uğur Işık çellonun derin tınılarının
izinde sâlâya başlıyor böylece. Mircan her an sonsuzluğa karışacak gibi
duran daha doğrusu o sonsuzluğa akan sesiyle çelloya eşlik etmekte bu
sâlâda. Ezgiyle beraber derin bir iç yolculuğa doğru elinden tutulmuş
saf bir çocuk gibi Mircan’ın doğup büyüdüğü Doğu Karadeniz’in Gürcistan
sınırındaki dağ köyündeyiz. Tıpkı onun da çocukluğuna dair anlattıkları
gibi bir yerdeyiz: “Karanlık, dev taş ocaktaki odun ateşi, derin sonsuz
karanlığın içinden gelen çekirge sesleri, tavandaki kararmış ahşap
kirişler ve sessizlik...”
Ve şiir... Baştan sona bir şiirsellikle ilmek ilmek işliyor Mircan
albümünü... Gözümüzün önüne geliyor, sırtında taşıdığı gitarın
kılıfının cebinde duran şiir kitapları Mircan’ın... O kılıfta John
Berger var, Edgar Allan Poe, Özdemir Asaf, Lord Alfred Tennsyon, Metin
Eloğlu var. Bir de kalemi...
Bu şairlerin şiirleri ve o kalemden
çıkanlara yapılmış besteler mevcut Sâlâ’da... O kalemden kendi dilinden
Megrelce’den şiirler de çıkmış ve notalara dökmüş Mircan. Çello kadar
albüme önemli bir soluk veren akordeon da biraz caz, biraz klasik
yorumlar biraz da etnik çağrışımlı ezgilerden oluşan albüm toplamının
unsurlardan. Muammer Ketencoğlu, Mircan için, kendi ifadesiyle “kendi
sularından ayrılıp çağırdığı sularda misafir” olmuş Sâlâ adlı UCM
(Uncatalogued Music Production) firmasından çıkan albümde. O sularda
bir de Serkan Çağrı klarnetiyle ve Roger Mills trompetiyle, bağımsız
sinema, tiyatro ve dans gruplarına yaptığı çalışmalarla tanınan Roger
Mills ise miks ve mastering ile konuk olmuş. “İhlal” adlı sergisindeki
desen ve resimlerini adeta hafızalarımıza kazıyan Arzu Başaran da bu
suların desenlerini çizmiş. Ve ortaya hem bir felsefi metin olarak
okunabilecek hem de müzikal derinlikte dinleyeni çarpan, tıpkı ölümün
ağıdı gibi “sessiz sitemsiz” bir hüznün, sorgunun ezgisel bileşkesi
olarak çıkan bir albüm hediye etmiş Mircan.
Ziya Özışık, Evrensel gazetesi
BBC'den ve dünya basınından Mircan'a güzel
sözler...
Efsunlu bir albüm...
Mircan son albümü "Sâlâ" ile dünya müzik basının
ilgisini bir anda üzerine çekti. Çok kısa süre önce yayınlanmasına karşın art
arda olumlu eleştiriler alan sanatçının yeni çalışması yurt
dışında tatlı bir fısıltı gibi kulaktan kulağa yayılıyor.
Dünyanın en saygın medya kuruluşlarından BBC ve
world müzik konusunda otorite olarak kabul gören uluslararası yayın organı Fly
Global Music Review sanatçının son albümünü 'DüşselDünyadışı' olarak tanımladı. Baş editör
Damian Rafferty tarafından kaleme alınan
yazıda şu cümlelere yer verildi:
ve
"Mircan bir erkek çocuğu olsaydı, otistik olduğu düşünülebilirdi.
Halbuki, dilsiz sanılan utangaç çocuk kafasının içindeki sesleri dinliyordu.
Müziği , çok güçlü bir şarkı söyleme biçiminde konuşmayı doğuran
sesler.
Yetişkin Mircan şarkıcı, anne ve mühendis
kombinasyonu. Bu albümde, parçaların üçte birinin İngilizce olması, muhtemelen
onun dil sevgisini ve şeyleri kendi bildiği yoldan yapmak konusundaki kararlılığını yansıtıyor.
Şarkıların
oldukça sinematografik bir yapısı var. Albüme adını veren parçada olduğu
gibi, sonsuzluğa uzanan vokalin altında caz enstrümanları salınıyor. Kuş
çağrıları araya giriyor, karanlık çellonun girişi dinleyiciyi önceden
hazırlıyor, önceden hissettiren çello sizi uyarıyor. Dalgalar boşlukları
örtüyor, kanun telleri tınlıyor ve
Mircan meramını bu on parça boyunca heceler gibi, ağır ağır
anlatıyor.
Sala bazılarına zevk verecek ve pek çok kisiyi
ambient, caz ve folklorik öğeleri ile şaşkınlığa uğratacak efsunlu ve
kendine özgü bir albüm."
www.bbc.co.uk/music/world/news
|