"Müziği ve sözlerinin çoğu MIRCAN 'a ait olan yeni albüm doğu ile batının, egemen olanla öteki olanın ters yüz edilerek uzlaştırıldığı, müziğin duyguda birlik yaratan birleştirici özelliğini yansıtan bir yaşam yolculuğu. Uğur Işık'ın muhteşem çellosu ile, sevgilinin ardından okunan ağıtla başlayan albüm, hüzün ve neşenin içiçe geçtiği ironik bir düğün şarkısı ile devam ediyor.
Mircan - Sala
Muammer Ketençoğlu'nun benzersiz akordiyon performansı, Uğur Işık'ın hüzünlü çellosu ile dans ediyor. Serkan Çağrı'nın öte dünyaları çağrıştıran klarneti, piyano, bas gitar ve davulla adeta yeni bir tür yaratıyorlar. Albümde etnik sesleri sınırsızca kullanan MIRCAN , annesinden öğrendiği destanı, dağlarda türkü yakan kadınlardan aklında kalan seslerle birleştirip Megrel'ce bir caz parçasına dönüştürüyor.
İki ayrı kadın ruhu ile üstüste bindirilmiş seslerle ölmüş bebeğin ardından okuduğu ağıtın ardından, yumuşacık bir sesle Özdemir Asaf'ın "çağrım" şiiri ile sevgiliyi davet ediyor. Ölümün, umutsuzluğun yükselip alçaldığı bu yaşam yolculuğu, umuda prim veren, tüm enstrümanlarla yaşamın ve umudun kutsandığı bir İngilizce parça ile son buluyor. Albümde piyano çalmanın yanısıra nihai prodüksiyon, mixing&mastering işlerini üstlenmiş. Yine eartrumpet'in sahibi, bağımsız sinema, tiyatro ve dans gruplarına yaptığı çalışmalarla tanınan Roger Mills (www.eartrumpet.org) ise albümde trumpet çalıyor.
Müzik:MIRCAN Albümde çalan tüm müzisyenlerle koloboratif olarak düzenlenmiştir. Muzik Direktörü: MIRCAN Prodüksiyon: MIRCAN Kayıt: JW Music Production, Istanbul (www.jwproduction.net) Edisyon&Miks: Eartrumpet Roger Mills Composition&Sound Design, Bristol, England ( www.eartrumpet.org ) Mastering: Frank Naughton at Ty Drwg Studio,Cardiff, Wales Resimler: Arzu Başaran Grafik Tasarım: Neil Jenkins, ( www.devoid.co.uk ) Fotoğraflar: Cover photograph: Babs May , Others: Neil Jenkins, Damian Croft, Erhan Kaya, Deniz Akbulut Metin Editörü: Pelin Ozer Ingilizce metin editoru: Vivienne Jepsen
Batum göçmeni Megrel bir ailenin kızı olarak Karadeniz'in bir dağ köyünde başlayan yaşamı aslında onun yanık müziğinin asıl kaynağıdır. İlk çocukluk yılları egzotik bir coğrafyada geçmiş, müzikle ilişkisi doğanın sesleri ile kuşatılmış olduğu bu yıllarda başlamıştır. Dinleme aşaması diye tanımladığı bu dönemde dilsiz denebilecek kadar sessiz kalmayı tercih edip her türlü sese ( insan sesi, nehir ve derelerin sesi, rüzgarın, yaprak hışırtılarının sesi , ateş böceklerinin, ağustos böceklerinin, ineklerin sesi, atların, odun ateşinin sesi, sallanan bir beşiğin, ağlayan bir bebeğin sesi, toprak küpte tereyağı ve ayran çıkarmak için ritmik olarak dövülen sütten çıkan ses, derin karanlığın ve sessizliğin sesi, duaların, ezan ve sala sesi, ağlayan, ağıt yakan kadınların sesi, uzak dağlarda türkü söyleyerek iş yapan megrel kadınların sesi......) yoğun dikkatle kulak verdiği yıllardır.Şarkı söylemeye bebek denebilecek kadar küçükken başlamış ancak çocuk şarkıları değil yetişkinler için yapılan müziği seslendirmeyi tercih etmiştir. İlkokul yıllarında, ailece davetli olarak gittikleri düğünlerde sahneye çıkıp, orkestra ile şarkı söylemek olağan bir etkinliğe dönüşmüştür onun için. Yaşının çok küçük olması nedeniyle Türk Sanat Müziği parçalarını yetişkin edasıyla söylemesi dinleyenleri şaşkınlıkla gülümsetir.Yollara, keşiflere, öğrenmeye olan tutkusu ilk çocukluk yıllarından beri yaşamına yön vermiştir.
Üstün yetenekli olarak tanımlandığı tüm okul yaşamı boyunca bilim, sanat, spor ve yaşama dair ne varsa ayrım yapmaksızın yaşamına katmaya adamıştır kendini. Yaşadıkları mahallede bulunan ve her gün önünden geçtiği müzik mağazasının vitrininde görüp de göz koyduğu ilk gitarını edinip sonra da müzik öğretmeni olan mağaza sahibine gidip ders almak istediğini söylediğinde on iki yaşındadır ve ilk tıngırdattığı ezgi: Uzun İnce Bir Yoldayım.
Bu arada küçümsenemeyecek bir şarkı repertuarı oluşmuş ve hemen her ders sonunda öğretmenlerinin isteği ile şarkı söylemektedir. Ortaokulu birincilikle bitirip Nişantaşı Kız Lisesi’ne başladığında ucuz gitarı ve çalıp söyledikleri yetersiz gelmeye başlamıştır. Her gün yürüdüğü yolun üzerinde bulunan ve hemen her gün uğradığı müzik mağazasının kapısında asılı ilanı gördüğünde on altı yaşındadır. Musevi gitar öğretmeninin telefonunu kaydedip ders almak istediğini söyler. Biriktirdiği harçlıklarını gitar derslerine ayırır. Gitar öğretmeni elinden tutup yeni bir gitar almak üzere onu Tünel’e götürdüğünde on yedi yaşındadır. Bu yeni siyah caz gitarını alabilmek, okul birincisi olduğu için babası tarafından kendisine armağan edilen altın madalyaya mal olacaktır. Kısa bir süre önce kaybettiği babasının ruhundan af dileyerek madalyayı iyi bir amaç için kullandığını söyleyerek gitarı alır.
Yeni gitarı ve öğretmeni ile şarkıları renklenir. İlk bestesini yaptığında on yedi yaşındadır. İngilizce yazıştığı yirmiye yakın mektup arkadaşının etkisi ile olsa gerek: “I love you very much, I know impossible to touch.....” ve “Köyüm ılgıt ılgıt menekşe kokar şimdi, ah yüreğim yanıyor...” Üniversiteye girdiği yıl bir karar vermiştir: Bu okuldan mühendis olarak mezun olduğumda okunması gereken tüm sanat eserlerini okumuş olacağım, çok iyi gitar çalıp söyleyeceğim, İngilizce’mi Arapça’mı ileri seviyeye çıkaracağım, yürümem gereken tüm yolları yürüyecek, dans edeceğim. Üniversite yılları bu etkinliklerle dolu hummalı yıllardır. Dersler, Klasik Türk Müziği Korosu, folklor, estetik jimnastik, İngiliz Kültür Derneği kütüphanesi, Üniversite kütüphanesi, Libya Konsolosluğu, senfonik rock grubu...uykusuz ama müzik dolu geceler........İlk gerçek yolculuğunu bu yıllarda yapar. Burs kazanarak gittiği Ürdün, orada geçirdiği zaman, Petra, gizemli çöl atmosferi, ölü deniz ve petra yollarında söylenen doğaçtan mırıldanmalar, bundan sonraki yolları hazırlayacaktır. Öğrencilerin uğurlanacağı günün öncesi yapılan gecede Ürdün Üniversitesi rektörü tarafından sahneye çağrılacak ve alnından eksik etmediği bantı ile, bir yerlerden bulup getirilen elektro gitar ile parmakları titreyerek “yesterday”ı söyleyecektir.
Arkadaşları ile kurduğu senfonik rock grubu ile beste çalışmaları yaparlar. Onlarca kasede doğaçtan yapılmış şarkılar kaydedilir. İngiliz Edebiyatı okuyan grubun piyanisti, İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan davulcusu, ressam ve mühendis gitaristi ile Adgar Allan Poe , Gülten Akın Metin Eloğlu gibi şairlerin şiirlerini bestelerler. Bu dönemde Ergüder Yoldaş ile de bir süre çalışır. Gitar çalıp şarkı söylerken onu dinledikten sonra, Ergüder Yoldaş hemen bir menajer tutup onu tiyatro ve müzik camiasına tanıtma girişimlerinde bulunacak ancak o kendi yoluna gitmek üzere bu camiayı terkedecektir.
Grup çalışmaları gitar ile olan ilişkisini ciddi anlamda sekteye uğratacak ve gitarı, tek başına şarkı söylediği zaman ona ritm eşliği yapacak bir eşlikçiye dönüşecektir. Altı yıl kadar süren grup çalışmaları bir ürün ortaya çıkaramadan sona erer. Boğaziçi Üniversitesi’nde master yapmaya karar verdiğinde iki çocuk annesidir. Bu arada önce hem musluklarımızdan akan içme suyuna ait şebekenin matematik modelleme projesinin kilit mühendisi olarak, hem de daha sonra ileri mühendislik teknolojileri üzerine Fransızlarla çalışır. Fransa'da Chevire köprüsün' de eğitim görür. Onlarca binanın projesini bitirir. Azerbaycan Samur Apşeron Sulama Projesi'ni Proje Müdürü olarak tamamlar. Uluslar arası konferanslarda sunumlar yapar ve ileri mühendislik teknolojileri ile ilgili pek çok konferans düzenler. Hayatının hiçbir döneminde bilimi sanattan ayırmak gereği duymaz, yaratıcılığın yalnızca sanata mahsus bir kavram olmadığı bilinciyle çalışır.
Son üç yıldır geleneksel müzikle ilgili çalışmalar yapıyor. Annelik deneyimini yansıttığı “BİZİM NİNNİLER” den sonra yayınlanan yeni albümü "KÜL" geleneksel ezgilerden oluşuyor. Acı ve hüzünle açılan ancak barış, sevgi ve huzurla biten bir müzikal yolculuk. Neşet Ertaş türkülerinin yanısıra, Anadolu'nun farklı yörelerinden anonim türküler ile yalnızca insan sesiyle yorumlanmış bir Gürcü parça var. Albüm, yaralı bir toplum olan Boşnak halkına ait bir barış türküsü ile bitiyor: "Dunjaluje Golem Ti Si, yani "Bütün Dünya ve İnsanları, Siz Muhteşemsiniz". KALAN MÜZİK' ten çıkan albümde Muammer Ketençoğlu, Derya Türkan, Emin İgüs, Birol Topaloğlu gibi geleneksel müzik ustalarının emeği var. Albüm çalışması sürerken üç boyutlu yapı analizleri yapmak üzere Cezayir'e gitmiş. Gündüz analiz yapmış, gecenin ilerleyen saatlerinde ise internet üzerinden Cezayir geleneksel müziğini araştırmış. Bugün, dünyanın en büyük firmalarından birinin Türkiye Temsilcisi olarak deprem teknolojileri üzerine çalışıyor. Deprem teknolojilerinin dışında, İtalyan meslektaşları ile en çok konuştuğu konu İtalyan geleneksel müziği. Padova Üniversitesi konferans salonunda sunum yaptıktan sonra, Padova sokaklarında sokak müzisyenleri ile muhabbet etmek hatta bazen eşlik etmek....ve hayatı böyle yaşayabilmek absürd değildir onun için. Çalışma masasının bir yarısı mühendislik kitapları, diğer yarısı ise müzik, edebiyat ve felsefe kitaplarıyla dolu. Adorno, Sontag, Canetti, Sartre, Mahmud Derviş, Nietche, Edward Said...... Formel bir müzik eğitimi almamış olmak ve dayatılmış nosyonlardan yoksun kalmak onun için bir avantajdır. Özgür doğaçlama yapmaya tutkun biri olarak bugüne kadar müzikal anlamda benimsemiş olduğu tavırla kendi müziğini yaratabilmek en büyük arzusu. KÜL albümündeki tüm geri vokaller doğaçtan yapılmıştır. Tüm kayıtlar bittikten sonra geri vokaller, planlanmadan, dikte edilmeden, kendiliğinden ortaya çıkmış ve kaydedilmiştir. Müzisyenlere partisyonlar dikte edilmemiştir.
Bundan sonraki düşü, müzisyenlere hiçbir şeyin dikte edilmediği, her müzisyenin hissettiği gibi katıldığı, önceden aranje edilmemiş gerçek kollektif bir çalışmayı ortaya çıkarabilmektir. Müzikal çeşitliliği, alt Megrel kimlikten evrensel kimliğe yönelimli yaşam yolculuğundan beslenir. Yok olmaya yüz tutan alt kimliği müzikle evrensel olana taşıyabilmek, sahip olmaktan sonsuz haz duyduğu ve müzisyene bahşedilmiş olduğunu düşündüğü bir ayrıcalıktır. Ev kayıtlarını indirmek için tıklayınız
önceki albümünü de dinleme fırsatı bulmuştum gerçekten mircanın sesi müthiş .Laz müziğine değişik bir saund yapmış gerçekten başarılı buldum.Ama o güzel kadife sesini bir de otantik orjinal laz müziğinde dinlemek isterdim. Guri kayite
Sala albümü,dinlerken insanı derinlere sürükleyen,müzikalite açısından çok tatmin edici bir çalışma olmuş.Caz müziğinin kendine has ritimlerini kendi birikimi ve becerisiyle inanılmaz harmanlayan Mircan pek de alışık olmadığımız tınıları etnik yapısıyla dinlenmesini daha da keyifli hala getiren bir albüm oluşturmuş.Caz müziğinden çok zevk almayan biri olarak sıkılmadan ve büyük keyfle dinliyorum,denildiği gibi Mircanın dünyaya açılan bir sesimiz olacağına yürekten inanıyorum.unutmayalım albümü beğenmemiş olmamız ya da bize uzak gelmesi onun kalitesiz olduğu sonucunu doğurmaz. Albümde emeği geçen herkesin eline,diline,yüreğine sağlık...
Daha önceki "Ninniler" çalışmanız büyümekte olan iki oğluma ilham vermişti. Sala albümünüz ise benim gibi büyük çocuklara ninni olacağı kanısındayım. Yabancı dilim çok zayıf olamsına ve lazcam hiç olmamasına rağmen bu çalışmayı özümseyerek dinlemekteyim. Çünkü her zaman müziğin evrensel olduğuna inananlardanım. Sala da yüreğimizin bir kıyısında gizlenmiş duyguları açığa çıkaran birşeyler var sanki. Bu ezgiler için size sonsuz teşekkürü borç kabul eder; sonraki çalışmalarınızda ve hayatınızın her alanında başarılar temenni ederim. Saygı ve sevgi temennilerimle...
Böyle bir calismanin, özgün müzik degerleriyle birlikte yogrulup, alisilmisin disinda bambaska formda sunulmasi bir sanstir. Lazca-Megrelce melodilerindeki o derinligi, Mircanin kendine özgu titiz calismasi da katilinca ortaya mükemmel bir calisma cikmis. Müzigin evrensen degerleri icinde kendi özgun yapisini koruyarak ve yeniden harmanlayarak sunan bu calisma, bu yönde üretmenin gerekliliginide ortaya koymaktadir. Kendisinin böyle bir calisma icinde, ciddi projeler üretme bilincinde ve gayretinde bir sanatci. Belkide yeni calismasinda daha cok Lazca-Megrelce agirikli jaz tarzinda müzik calismalari yapacak, bu yöndeki ciddi eksikligi giderecek.. Ayni zamanda bu yöndeki calismalarini, projelerini sabirsizlikla bekliyoruz.. Bu tür calismalar özellikle genclerin bu konudaki duyarliligini ve ilgisini arttiracaktir. Mircan, sahip oldugu müzik birikimi ve müzige bakis acisi ile bir kazanim bir degerdir, buna sahip cikilmasi ve bu konuda onun calismalarinin dinleyici olarak albümlerini kazanimi ile desteklenmesi gerekiyor...
Kadin sesinin kesinlikle doganin, bizim kulaklarimizin algilamayadigi ilksel bir ses ile baglantisinin olmasi gerekir. Bunu bir sopranoyu dinlerken veya Mircan gibi güclü sesi dinlerken hep düsünürüm.
Cocuklugumda kasete alinmis Lazca sarkilar dinleyemedim, dinleyemedik. Cünkü yoktu. Bugün Laz müziginde gelinen nokta (kim ne düsünür bilemem ama) bence harika. Ve bunu herkesin su veya bu sekidle cani gnülden desteklemesi gerekir.
Lazca sarki gelenegini bu kadar kisa sürede bu denli üst noktalara getiren herkese cani gönlden tesekkürler.
M3asa extit!
…Ve Mircana, Lazca sarkilara yeni bir renk, yeni bir can verdigi icin, ona evrensel bir kimlik veren bu calsimasi icin, binlerce tesekkürler.
Tek kelime ile“Grandioz” bir ses!
Bu CD’yi herkesin satin almasi gerektigini eklemeye gerek yok sanirim…
doğaya ait o sesler ve akustik harika naif bir insan sanırım sesi çok yumuşak bence tek kelimeyle harika ne denirki emeğe ve çalışmalrına saygılar ilk kez arkadaşlarıma hediye edebileceğim bir albüm teşekürler...