"Topraga tarla, agaca odun, kusa besin, irmaga enerji, çiçege ot gözüyle bakildigi sürece, doganin dolayinda dolasir insan. Ben'ini otta, dalda, tasta, yelde, havada eritmedikçe insan dogayi anlayamaz."
Bizler, ormana giderken agaçlar aglamasin diye baltasini sarip sarmalayan dedelerin torunlari degil miyiz? Daglara, denize, derelere türküler yakan analarin çocuklari degil miyiz? Dogayla barisik yasamak biz lazlarin tabiatinda yok mu?
Simdilerde tabiatimizdan birseyler yitiriyoruz! Hem dogamizi, hem dogamizin sekillendirdigi kültürümüzü yok ediyoruz!
Önce liman istedik her ilçeye, sahillerimizde yapacagi agir tahribati düsünmeden. Sahilin ekolojik sisteminin nasil bozulacagini tahmin edemedik, daglari traslayip denizleri doldururken balik yuvalarini düsünmedik, sahildeki malzeme döngüsünü bozacagimizi bilemedik. Kum çektik denizlerden yemyesil dogaya çirkin beton evler yapacagiz diye. Ne güzelim dolma tas evlerimizin kaybolacagini düsündük ne de "viya" laz sporunu yapan gençlerimizi. Niye her yerde balikçi barinagi olmasina ragmen balikçilarimizin sayisi azaliyor. Yoksa baliklar mi tükeniyor? Ders alamadik! Simdi de Karadeniz Sahil Yolu'nu bekliyoruz agizlarimiz kulaklarimizda. Çünkü halen traslanmamis birkaç dagimiz, gençlerimizin viya yapabildigi birkaç sahilimiz, soframizda görebildigimiz birkaç balik türümüz var. Estetikten bahsetmiyorum çünkü onu çoktan yitirdik!
Yaylalarimiza, köylerimize yol yapilmasi için yillarca devlet kapilarini asindirdik! Kimi de dozer operatörlerini sahros ederek aksamdan sabaha yol açtik, ormanlari devirerek. Arkasindan çimento ve tugla yüklü kamyonlarin sesi duyuldu çan seslerinin yerine yaylalarda, köylerde. Elektrik diye tutturduk sonra. Yaylaciligi sayfiyecilikle karistirdik. Artik tastan veya ahsaptan yapilmis yayla evi görmek zor. Gaz lambali, ocakli, yer yatakli, onçaxule'li yayla evi bulmak zor. Oymali, serenderli ahsap laz mimarisini görmek zor. Hele o evleri yapan sanatkar ustalari görmek daha da zor. Babalarimizin, analarimizin yalinayak asittigi yollari, idare gaz lambalarini çok çabuk unuttuk.
Yillarca Firtina Deresi'ne santral yapilmiyor diye gocunduk durduk. Yapilmaya baslandigi güne kadar habersizdik olacaklardan. Ta ki birileri isyan edene kadar. O zaman anladik artik inexi hikayelerini duyamayacagimizi. Çocuklarimizin alabaligi tanimadan büyüyecegini. Binlerce agacin kesilecegini, derelerin kuruyacagini, kuslarin göç edecegini ve Firtina için yakilan türkülerin bitecegini. Bir Pink Floyd konserine bile yetmeyecek kadar elektrik için degecek mi? Geri dönüsü olmayan yolda pismanlik fayda edecek mi?
Ormani, deresi, yaylasi, köyü, denizi yok olan insanlara ne ilham verecek? Askolsun olmayan ormana, dereye, yaylaya, denize türküler yakana, askolsun ilham alip tulum çalana, askolsun horon oynayip, çiglik atana.
Insani, kültürü, tabiati, iklimi, topragi ve kokusu degil mi bizi memlekete baglayan? Hatiralarimiz degil mi bize memleket hasreti çektiren? Ama hafizalarimizdaki hatiralar ile bugün gördüklerimiz, hissettiklerimiz, duygularimiz pekismiyor. Hatiralarimiz bugün ile pekismiyorsa hem kültürümüzden hem memleketimizden uzaklasiyoruz demektir. Tulum sesi artik bizi heyecanlandirmiyor demektir. Artik dügünlerde tulumun yerini dans aliyor demektir, heyamolari duyamayacagiz demektir. Kültür festivallerimizde güzellik yarismalari yapiliyor demektir. Tabiata yaptigimiz ihanetin bedelini viyayi bilmeyen, lazcayi bilmeyen bir nesille ödeyecegiz demektir. Dolma tas evleri, yaylaciligi, inexi'yi, tulum ustalarini, ahsap ustalarini ve tabiattan esinlenen tüm kültürümüzü unutuyoruz demektir.
26 yasinda olmama ragmen hatiralarimdaki Ardesen ile bugünkü Ardesen arasinda uçurumlar var. 20-25 yilda bunca degerin yitirilmesi ve geçmise gipta ile bakmak ne aci. Dogaya, dolayisiyla kültürümüze yaptigimiz ihanetin bedelini gelecek nesillerin ödeyecek olmasi daha da aci.
En büyük arzum çocuklarimin, bu tabiati ve kültürü, benim yasadigimdan daha iyi yasamalari, yasatmalari.
Bülent Saraloğlu
|