Arşiv Makaleler Çeşitli Makaleler

LAZONA, Laz Halk Gerçekliği Üzerine.., İsimli Kitabın Düşündürdükleri Yazdır E-posta
Hüseyin Irmak   
04.10.2006 I 16:44

Bir Laz kızının, kendi topraklarından uzakta gurbeti yaşarken kah hasret duyarak, kah yalnızlık hissederek, kah halkı ve coğrafyası adına attığı çığlıkları duyan olup olmadığını ölesiye merak ederek; duruşunu değiştirmeden ve kendini daima geliştirerek yaşadığı 1990’lı yıllarda kaleme aldığı yazılardan oluşuyor “Lazona, Laz Halk Gerçekliği Üzerine” kitabı.

Selma Koçiva’nın, doğup büyüdüğü yeşil vadilere, ulu ormanlara, başı dumanlı dağlara, çağıldayan sulara duyduğu büyük aşkın haykırışı bu kitap.

Laz halkına duyulan büyük özlemin hikayesi aynı zamanda.
Mazlum bir halkın üç bin yıllık birikiminin ve kimliğinin kaybolmaması adına bir paralanışın öyküsü.

Kendiliğindenci yaşamın bir halk için ne kadar büyük bir yok olma tehlikesi taşıdığını bilen bir  kalemin, herkesi kendi değerlerine ve renklerine sahip çıkmaya daveti…
Anadolu’yu bütün renkleriyle seven bir anaç yüreğin dirayeti…Kimse duymasa da bıkıp usanmadan yine de atılan çığlıkların sahibi…
lazona_kitap

Devasa karanlığa, orada bir yerlerde gemi olmasa da  ışık gönderen ve bunu hiçbir zaman aksatmayan bir deniz feneri…
Tulumuyla Lazona dağlarına ruh veren Dutxe’li Cabir Dayı’ların sesi.

Doğduğu toprakları terk etmeyip asırlık çınarlar gibi yaşayarak yine görkemle devrilen mahzun yüreklerin sızısı.
Yüzleri on yılların kırışıklığında olsa da gözleri beş yaşında bilge nandidilerin nefesi.
Deli horon vuran bacaklarda, heyamola çeken dillerde, atmacanın kanat çırpışında gezinen bir kitap.Her halkın kendini bütün hücrelerine, bütün kılcal damarlarına kadar tanıması gerektiğini talep eden, bunu başkalarından beklememeyi hayatıyla öğrenmiş bir ses.

Kendi sorunlarına kendi çocuklarının sahip çıktığı bir halkın bahtiyar bir topluluk olduğunu öğreten satırlar.

Doğup büyüdüğünüz, ananızı-atanızı tanıdığınız, mezarlarınızın bulunduğu toprakları, evlerinizi, köylerinizi, tarlalardaki ürününüzü, şehirlerinizi, kıyafetlerinizi, türkülerinizi, ağıtlarınızı, manilerinizi, atmalarınızı, oyunlarınızı, didinanalarınızın anlattığı masalları, imece akşamlarını, kış gecelerini, tarlada, bağda, bahçede kullandığınız aletleri, çay zamanlarını, mısır, tütün. gibi giderek kaybolan ürünlerinizi, bu ürünlerin kültürünüze, dilinize kattıklarını, kadınlarınızın sorunlarını, dilinizi, dilinizin diğer dillerden etkilenişini, şiveleri, bölgesel ağızları, büyük şehirlerde karşılaşılan sorunları, şehirlerin gri beton labirentlerinde küçülüp erimeyi yani yaşam adına ne varsa her şeyi ama her şeyi sorgulayan, bir duruş ve tavır sergileyen bu kitabı, Lazona coğrafyasını hisseden herkesin okuması gerekli.

Hala dağlarınızda deli horon vurmak istiyorsanız, çocuklarınız oyun oynarken kendi dilinde kavga etsin; insanlarınız tepeden tepeye, evden eve ana dilleriyle laf yetiştirsin istiyorsanız, bu kitabı da okumalısınız.

Hayatı sessiz karşılamalarınızın size neler kaybettirdiğini hissetmek istiyorsanız, halkınızın Dursun-Temel fıkralarına indirgenmesi sizi rahatsız ediyorsa Selma Koçiva’ya kulak verin.

En ufağından en büyüğüne bütün sorunlarınıza kafa yoracak insanlar yetiştirmelisiniz. Kendiniz ve kimliğiniz adına. Atalarınız ve mezarlarınız adına. Horonunuz ve tulumunuz adına. Rüzgarda savrulan küller gibi serpildiğiniz büyük şehirlerde sönen kıvılcım olmamak adına.

Anadolu’yu bütün renkleriyle istiyorsanız, hiç kimsenin rengini silmeden, elele, gökkuşağı gibi bir vatan düşlüyorsanız, kuzeyi, güneyi, doğusu, batısıyla cennet bir Küçük Asya ise gönlünüzdeki; bu hasret, sevgi, hassasiyet ve kafa yormalarla dolu satırlar sizi bekliyor. Herkesin bir diğerini önemsediği, hiç kimsenin ötekinin rengini silmeye kalkışmadığı, az olanı çok olanda, zayıf olanı güçlü olanda eritmeye çalışmadığı ve bu eritme çabaları kimden gelirse gelsin karşı çıktığı, daha az olanın daha çok korunduğu bir coğrafyada yaşamak adına önemli zihinsel katkılar sunuyor Lazona kitabı.

***

Üç-beş hamasi nutuk veya sloganın kısırlığına düşmeden, her yönüyle kendimizi bilgece tanımanın, çocuklarımıza tanıtmanın, yüzyıllarca bir diğerinden ötekine atlayarak gelen büyük akışın kesilmemesinin tek çözümü kendimize sahip çıkmak. Kimseyle kavga etmeden ama kendimizi koruyarak.  Bu anlamda sıkılmadan okuyacağınız bir anahtar kitap, Selma Koçiva’nın; yılların imbiğinden damla damla süzerek, hayatı ve sağlığı uğruna biriktirdiği hassasiyeti, duygusallığı döktüğü sayfalar…

Sizi bilmem ama ben, “iyi ki okudum” diyorum, “Lazona ve Laz Halk Gerçekliği Üzerine” isimli kitabı.

Unutmamak lazım ki; kendini unutmakta ısrar eden için kimsenin yapacak bir şeyi yoktur.

Dilinizi gözbebeğiniz gibi koruyun. Ona “gülden ağır söyleme”yin. Küçümsemeyin. Dilinizle de, şivenizle de gurur duyun. Avucunuzda bir gül yaprağı tutar gibi tutun onu. Sevgilinin saçını sevdayla okşar gibi okşayın kelimeleri. Gözlerinde eriyin başka dilde aynı tadı vermeyen deyimlerinizi kullanırken.

Çocuklarınıza isimlerini kendi dilinizden koyun. Her çocukla o isimler, yeniden yeniden yaşasın. Böylece kimliğiniz yeniden yeniden doğsun. O çocuklar, yürümeye başlar başlamaz horona durduğunda, ona kimse hiçbir şey öğretmeden üç bin yılın birikimiyle genlerindeki cevherle ritme ayak uydursun.

Farkında mısınız bilmiyorum ama “Dutxe’nin dağı yaman-Yolu bayırı yaman-Kim ne derise desin- Dutxe uşağu yaman” diyen türkü gibi yaman dağların yaman çocuklarısınız.

Vakur dağların, ulu yeşilliklerin yaman halkı olmak yolunda asil adımlar atmalısınız. Yaman kuş atmacaya hükmeden lazlar, benliğindeki cevheri, ne istediğini bilerek tekrar tekrar keşfetmelidir. Doğu’da, batıda, Asya’da Avrupa’da…

Bir kitapta okumuştum yanlış hatırlamıyorsam. Büyük İskender”in önünde kimsenin duramadığı ordusu sadece Doğu Karadeniz”de durduruluyor. Lazlar, İskender”in askerlerine deli bal (delibali) yedirerek onları yeniyor. İskender ordusunun Anadolu’da ilk durakladığı ve geri çekildiği yer Lazona’dır. diye biliyorum. İşte bu tartışılmaz zekanızın fıkralar düzeyine indirgenmesine izin vermeyin.

Lazebura İstanbul buluşmasında gördüm ki, insanlarınız belli bir seviyenin üzerindeler. Giyimleri-kuşamları, tipleri bir beğeniden geçmiş, amiyane tabirle “planyadan geçmiş”. Demem o ki; bu  insanlarla görkemli kültürünüz, görkemli bir geleceğe sahip olabilir. Orada bir sanatçı Lazlar ve lazca için “Anadolu’nun solan rengi” dedi. Bu laz’lık adına zoruma giden bir cümle oldu. Gerçeğin bir yanını ifade ediyordu belki ama beni üzdü.

Su verin köklerinize, solan renklerinden olmayın Anadolu’nun.

Tarihsel sorumluluktan kaçamazsınız  Kendinize sahip çıkmalısınız. Toplumsal araştırmalarınızı üniversiteler yapmıyorsa, siz yapın. Bilimsel kuruluşlar yapmıyorsa vakıflarınız yapsın, dernekleriniz yapsın, daha da olmadı kişisel olarak yapın ama az ya da çok bir şeyler yapın. Renklerinizi solumanın başka da yolu yok. Yoksa egemen kültürün sizi Dursun-Temel fıkralarında boğmasına izin vermiş olursunuz  Başkalarının çalışmalarına bilimsel denek olmaktan öteye geçemez, etnoğrafik bir öğe olmaktan kurtulamazsınız. Can nefesi üflenemez o zaman size. Dilinizi koruyacak ve yaşatacak olan sizsiniz, başkaları değil. Köklerinize can suyu verecek olan sadece sizlersiniz. Laz dili üzerine çalışmalar yapan Alman ve Japon üniversiteleri onu yaşatamaz, sadece kaydeder. Üzerine teoriler oluşturur ama yaşam veremez. Yaşatacak ve yüceltecek sizsiniz.

Almanların, Japonların laz dili üzerine üniversite araştırmaları yapmalarını örnek almalısınız.

Bileğindeki deri korumadan havalanan atmacanın, bıldırcını yakalarken, sahibinin gözlerine koyduğu ışıltı, yüreğine indirdiği çocuksu coşkunun devam etmesi ve gözleri ufku tarayan lazın, bakışları Almanya’daki üniversitelerden görülebilsin isteniyorsa çocuklarınıza lazca düşünmeyi öğretmelisiniz.

Ama yine de diyorum ki; kitapta bahsedilen “geleceğe ilişkin umud”u besleyebilirsiniz. Sizlerin deniz görmemiş bir kardeşiniz olarak; yıllar, yıllar önce yüreği aydınlık, yüzü temiz, cevval laz arkadaşlarımın; kendi toplumlarının erimemesine, laz dilinin unutulmamasına, geliştirilerek yaşatılmasına dair, sevgi dolu geniş yüreklerinin derinliklerinde beslediği temenniye ait anının bu tür çalışmalarda yaşadığına tanık oluyorum.

Bazıları artık hayatta olmayan Lazonalı o genç insanların hayallerini süsleyen, belki yaşam umudu olan bu temenniler (onların vücutları Lazona’nın sarp yeşilliklerinin kucağında erimiş olsa da) hala canlı. Ve o arkadaşların yalnız olduğu o günlere göre belki daha iyi bir noktadasınız ama durmayın, durursanız düşersiniz. Bisiklete binmek gibi bir şey bu. Durmayın lütfen!…

Anadolu’nun bütün renkleriyle el ele verin, bilgi alışverişinde bulunun. Yokolmaya göz yumamazsınız. Unutmayın “her zaman böyle karanlık olmayacak.”.

Görünen o ki, laz halkı da karşı karşıya kaldığı yok oluş tehlikesini ve onun kendi çocuklarında yarattığı hüznü yeniden dirilişin coşkusuna çeviriyor.

Maharetli tulumu, atmaca bakışları ve dağ misali yürüyüşüyle toprağından kopmadan görkemli çınarlar gibi vatanında yaşayıp orada ölen Cabir dayıyı “Cabir Dayı” yapan her şey, bütün mütevazi bilgeliğiyle Fahri Lazoğlu’nun ruhu artık mezarlarında daha rahat olacak. Fahri Hoca’nın deyişiyle, “lazca çiçeklendi”. Kaçkarlar filiz verdi. Dağlarınız Cabir Dayı”nın tulumundan çıkan maharetli nağmelerle vurulan deli horona artık hasret kalmayacak.

Laz çocukları Zümrüt-ü Anka olmayı öğrendi. Küllerinden yeniden doğmayı öğreniyor. Atmaca kanatlarıyla yedi dipsiz vadiyi geçmeyi ve Zümrüt-ü Anka’nın Kaf dağının ardında, yaşadığı yeri bulmayı öğrendi. Işıltılı yürekleriyle laz çocukları, Phonex de denilen bu kuşu bulan 30 azimli kuş gibiler artık.

Şimdi artık İskender Zitaşi’nin, Xesen Xelimişi’nin, Fahri Lazoğlu’nun sesinin daha çok duyulma, ruhlarının huzura ermeye başlama zamanıdır. Onların türkülerinin daha çok söylenme zamanıdır. Bırakın türküleriniz güneş gibi açsın. Ulu dağlarınız, yüksek yaylalarınız, gürüldeyen sularınız laz türküleri söylesin. Horon vursun, tulumun o insanı yürekten etkileyen, derinden yakalayan sesiyle. Atmacalarınız dinlesin heyamolarınızı. Cabir dayının nağmeleri, iki bin, üç bin yıldır horon vurarak gelen bir halkın genleriyle genç tulumcuların nefeslerinde yeniden fırlasın meydanlara…

Her ayak vuruşunda yeniden yeniden doğsun. Yeter ki kompleks göstermeyin kimliğinize, dilinize, kültürünüze…

Her lazca kelime bir ışık olarak parıldasın. Yüreklerde, gökyüzünde, Lazona dağlarında ve o dağlarda, vadilerde yankılanan çocuk çığlıklarında…

Halkınız artık diliyle, kültürüyle gurur duysun. “Kültürsüz halk yoktur.” Diliyle kültürüyle gurur duyan halklar kazanır. Üç kişi kalsa bile.

“Okro steri lazuri

Kata ora skudasen” (Fahri Lazoğlu’ndan)

Hüseyin Irmak

4 Ekim 2006 İstanbul


Yorum (2)add comment

Huseyin said:

Çok teşekkür ederim.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2006-12-22 13:02:17
Oylama: +0

MܚEYYEN SܓL܀ said:

öyle güzel anlattınız ki,yaşadım tüm anlattıklarınızı.kitabı henüz okumadım ama en kısa zamanda edineceğim.yüreğinize sağlık,sağlıcakla kalın.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2006-12-16 11:22:14
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

29.11.2008 I 13:19 | Lazebura©

article thumbnailKaradeniz müziğinin önemli temsilcilerinden biri olan müzisyen Birol Topaloğlu grubu ile birlikte Maltepe’deki Yayla Sanat Merkezi’nde özel bir organizasyonla...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazlar Belgeseli neyin Belgeseli?
Ben d ebu belgeseli izlerken şuna taktım."4 000 yıllık" tarih ısrarla deyinilmiş ve sloganı b...
2.Lazebura İstanbul Buluşmasının Ardında...
ya ben bi türlü denk gelemedim bu buluşmaya eğer bida tekrarlanırsa banada lütfen haber verin ...
Lazonada Kadınlar (1)
Sevgili Leyla Ordu / Gölköylü'dür. Ona Gölköylü demek benim hoşuma gidiyor. Gölköylü Lazc...
Karadeniz Ansiklopedisi
sayın site sakinlerine dikkatine karadeniz ansiklopedesi ni satın almak istedim fakat yönlendiril...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


anibal

hakii

didituti

sidelya

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

6 Misafir ve 3 Üye Online
Generated in 0.89255 Seconds
Generated in 0.895207881927 Seconds