GOLA Laz Halk Şarkıları Çocuk Korosu Konseri & Belgesel Film "Bir Yudum Bekleyiş" Geçtiğimiz aylarda ciddi bir emek gösterilerek Lazca Halk Ezgilerinden oluşan repertuarla, bir çocuk ve gençlik korosu oluşturuldu. İlki Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde 07 Mayıs 2006'da prova konser niteliğinde sahne alan ekip; yine deneyim kazanma amaçlı bir etkinlikle 01 Temmuz Cumartesi akşamı Kağıthane Belediyesi Kültür Merkezi'nde idiler. Bu etkinlik; ilk olarak Arhavi kökenli yönetmen İlkay Nişancı'nın hazırladığı; genel olarak çayın Laz Kültürüne etkisini anlatan "Bir Yudum Bekleyiş" adlı belgesel film gösterimi ile başladı. Daha sonra Gola Derneği ve Kültür Merkezi Korosu programı ile devam etti. Bu arada geceye konuk sanatçı olarak katılan Laz müzisyen Birol Topaloğlu da kemençe ve çonguri eşliğindeki ezgilerini geçtiğimiz yıl kanser sebebiyle hayatını kaybeden Sevgili Kazım Koyuncu'ya ithaf etti. Sanatçının anısına bir de dia gösterimi sunuldu. Konser sonrası Genel Koordinatör S. Refika Kadıoğlu ile bir de söyleşi gerçekleştirdik.
Firdevs Periloğlu : Grubun çıkış noktasından bahsedelim öncelikle ? S. Refika Kadıoğlu : Birkaç sene önce öğrendiğim çocuk şarkısı "Mçita parpali" en önemli çıkış noktasıydı. Bu şarkıyı ailemdeki ve yakın çevremdeki tüm çocuklara öğretiyordum. Çocuklar şarkıyı çok seviyor ve birbirlerine öğretiyorlardı. Esas sır onda. Bugün çoğaldılar ve buradalar. F.Periloğlu: Bu koronun henüz prova niteliğinde sahne aldığını söylüyorsunuz. Bu grup oluşumunu ne zaman tamamlayacak ve ne tür bir organizasyon için yapılıyor bu provalar? S. Refika Kadıoğlu : Çocuklarla bir araya geldiğimiz 6 ay bile olmadı. Bu kadar kısa sürede, büyük bir hevesle ve azimle bu noktaya geldiler. Oluşum hem tamamlandı, hem hiç tamamlanmayacak gibi. Çünkü sürekli katılmak isteyen çocuklar başvuruyor. Bizim için hedef sahne; bu yıl ilkini yapmaya hazırlandığımız Yayla Festivali. Bu sene ilki yapılacak olan bu festival umarım gelenekselleşir. Festival içeriği,sponsorlar ve bunun gibi konularda, Colchis Music adına Birol Topaloğlu yakında basın bildirisi ile daha geniş açıklamalar yapacaktır. Bu festivalin sorumluluğunu Kutay Derin Kugay ve Birol Topaloğlu birlikte yürütüyor. onlar çocuklardan "Mçita Parpali"yi duyunca festivalde sahne almaları gündeme geldi. Biz de bunun üzerine işe en yakın çevremizle başladık. F.Periloğlu: Çocuk ve gençlik korosu oluşumu nasıl tamamladı ve bu gerçekleştirilirken nelere dikkat ettiniz? S. Refika Kadıoğlu : Dediğim gibi işe en yakın çevremizle başladık. Duyanlar oldu. Çalışmaya başladıktan 3 ay sonra idi, tiyatroda oynayan gençlerle tanıştık. O kadar yetenekli ve hevesli idiler ki; bir günde gençlik korosunu denemeye karar verdik. O gün akşam artık bir de gençlik koromuz vardı. Dikkat ettiğimiz tek şey; çocukların kendilerinin gerçekten istiyor olmaları. Lazca söylüyorlar. Bunu çok severek ve isteyerek yapıyorlar. Biz bu yolu bunun üzerinden yürütüyoruz. Çünkü gerçekten istenen her şeyde hem başarılı olunur, hem de yol katedilir.  F.Periloğlu: Koro çalışması yapılırken kimlerle çalıştınız? S. Refika Kadıoğlu : Baştan beri Birol Topaloğlu bize büyük destek verdi. Hem repertuarı oluştururken, hem de çalışmalara katılıp hem ses, hem de Lazca sesleri konusunda bizlerle çalıştı. Ben bu konuda son derece amatör, iyi bir müzik dinleyicisim. Şarkıları çok iyi bilmem ve çocukları sevmem işimi kolaylaştırsa da, müzik anlamında destek almak şarttı. Bu anlamda değerli müzik öğretmeni Gülin Bayraktar'ı da yardım için aramıza kattık. Artık hep beraber çalışıyoruz. Bu arada Gülin hocanın da bir Laz olması bu yönde işimizi kolaylaştırıyor. O coğrafyayı ve müziği iyi bilmesi bizler açısından bir şans. F.Periloğlu: Biraz da şarkılar ve repertuardan bahsedelim? S. Refika Kadıoğlu : Şarkıları önce kolay söylenebilirlik sırasına göre repertuarımıza kattık. Esasta ise geleneğimizde olan örnek parçalardan seçmeye çalıştık. Sahnede bu kültürü bir demet çiçek şeklinde ifade edebilirsek iyi olur kanaatindeyim. Atma türkü, düğün şarkısı, horon şarkısı, destan, imece şarkısı vb. Bu günlerde en büyük eksikliklerden biri NİNNİ. Bir tane ninni seçip, repertuarımıza alacağız. Bu grubun ileride daha farklı süprizleri de olacak. F.Periloğlu : Peki koro arasında yer alan tiyatro gösterisini anlatır mısınız? Bu fikir sanırım sizden değil koro elemanları öğrencilerinizden çıktı? S. Refika Kadıoğlu : Tamamen onlardan çıktı. Bu genç hanımlar daha önceden de yazıp oynuyorlarmış. Biraraya geldiğimizde neler yapabiliriz, nasıl yapabiliriz diye konuşmuştuk. Fikirlerimizi birleştirdik. Hem şarkı söylüyorlar, hem tiyatro yapıyorlar. İlerde daha da iyi şeyler yapacaklar. Oyunlarını tamamen kendileri yazdı. Bizler genel konularda destek verdik. F.Periloğlu: Korodaki çocukların ve gençlerin hepsi Laz mı ve Lazca'ya yatkınlıkları ne düzeyde? Zorlandığınız noktalar oldu mu? S. Refika Kadıoğlu : Çocukların kimin annesi,kiminin babası Laz. Ama Laz olmayıp aramıza katılmak isteyen çocuklarda var. Tabi ki onlarla da çalışırız. Özellikle çocuklar Lazca bilmiyorlar. Ama çok öğrenmeye çok hevesliler. Şarkılarla yavaş yavaş öğreniyorlar. Gençler arasında (özellikle tiyatro yapanlar) Lazca'yı daha iyi bilenler var. Bilenler bilmeyenlere örnek oluyor. En zorlandığımız konu; Lazca sesler. Gırtlak gerektiren bu konuda daha fazla çalışma yapmamız lazım. Özellikle X,3,3' gibi sesler vurgusuz olunca, kelimeler anlaşılmıyor. F.Periloğlu : GOLA(Yeşil Yayla) Kültür Merkezi ve Derneği etkinlikleri kapsamında ilerde neler yapmayı düşünüyorsunuz? Şu anda hazırda başka bir projeniz var mı? S. Refika Kadıoğlu : Provalar yapmak, biraraya gelip farklı projeler geliştirmek için bile bir merkeze, bir yere ihtiyaç var. Derneğin merkezini Doğu Karadeniz'de bir yerde yapacakken, bu çocukların aktivitelerinin yoğunlaşması ve bu yönde artan talep,merkezi İstanbul'a kaydırmamıza neden oldu.Şimdi ise derneğin aktivitelerini yürütebilecek uygun bir yer arıyoruz. Şu aralar hepimiz kendi yöremizdeki festivalde sahne almak üzere çalışıyoruz. Bu sahne deneyimi çok önemli. Yapmak istediğimiz birçok proje var. Bazıları uzmanlık alanı gerektiren projeler. Destek almak gerekecek. Daha herşey yeni başlıyor. En güçlü hayallerimden biri; müzikli danslı bir büyük gösteri. Aslında bir müzikal de diyebiliriz. Bu konuda araştırmalara başladım bile. Daha fazla ipucu vermeyelim. F.Periloğlu : Çocuk ve gençlik korosu da dahil olmak üzere bu etkinliklerin kültüre katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve bu anlamda Lazlar da dahil olmak üzere gösterilen ilgiyi nasıl buluyorsunuz ve yeterli mi sizce? Ve bu etkinlikler çerçevesinde ulaşmayı amaçladığınız noktalar nelerdir? S. Refika Kadıoğlu : Yukarda da söylediğim gibi; bir kere çocuklar kendi kültürlerini ve coğrafyalarını daha yakından tanıma fırsatı buluyorlar. Şarkılar; Lazların yaşayış biçimleri ile ilgili bilgiler de veriyor. Yemekleri, giysileri, düğünleri vb. Lazca'nın günümüzde artık evlerde pek de kullanılmadığını kabul edecek olursak, bu dile yatkınlıklarını geliştirmek için de iyi bir fırsat. En azından nesillere birkaç Lazca ezgi bile bırakabilsek, bu bir başarıdır diye düşünüyorum. Burada önemle belirtmek istediğim bir şey var. Arkadaşlarla her biraraya geldiğimizde bunu onlarla da paylaşıyoruz. Bizi biraraya getiren birinci sebep kültürümüze olan ilgimiz olabilir. Ama tek sebep değil. Dünyada en değerli kaynaklar tükenmek üzere. Su, hava, yeşil alanlar başta olmak üzere. Bu açıdan Karadeniz henüz en zengin alanlar arasında. Henüz diyorum; çünkü bu değerler büyük bir hızla azalıyor. Bizler içerden ne kadar değerli şeylere sahip olduğumuzu göremediğimiz için büyük bir hızla bu kaynakları tüketiyoruz. Festivalin esas amaçlarından biri olan çevre ve doğal zenginlikler konusu; bizim de ödev yapmamız gereken, kendimizi geliştirmemiz gereken konular arasında. Dünyayı ve kendini seven bir nesile ihtiyaç var. Gençlerin ve de bizlerin bu yönde acil desteğe ihtiyacımız var. Lazların ilgisi konusunda yorum yapmak için erken. Çünkü insanların bizlerden yeni yeni haberleri oluyor. F.Periloğlu : Ve bu etkinlik kapsamında bir de belgesel film var. Nasıl bir araya gelindi bu süreci öğrenebilir miyiz? S. Refika Kadıoğlu : Yönetmen İlkay Nişancı belgesel filminin müziklerini Birol Topaloğlu'nun çalışmalarından seçerek yaptı. Kendisi ile bu çalışma sayesinde ile tanışmış olduk. İstanbul Üniversitesi Radyo-Televizyon ve Sinema bölümünde öğretim üyesi. Bize bir sinemacı olarak destek veren biri. İleride dernek çatısı altında sinema ile ilgili yapılacak çalışmalarda yanımızda olacak. Etkinlikte filmini izleme ve izletme fırsatı bulmuş olduk. Film yurtdışında ve yurtiçinde çeşitli festivallere gönderildi.  F.Periloğlu: Gece izleyenlerin çocukların ve gençlerin yönettiği bir Xoronla sona erdi.Bence oldukça keyifliydi.Ve bu keyifli sohbet için de teşekkür ederim. S:Refika Kadıoğlu: Ben de çok keyif aldım.Hepimiz adına ben de teşekkür ediyorum.. Bu arada da filmle ilgili İlkay Nişancı'ya yönelteceğimiz sorulardan önce belgesel filmle ilgili bilgi vermek gerekiyor sanırım. Bir Yudum Bekleyiş, çay bitkisinin Türkiye'nin Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan Laz'larin kültürüne etkisini anlatmaktadır. Artvin'in Arhavi ilçesini mekan alan filmde çayın bahçeden bardağa kadar olan yolculuğu; bir anlatım aracı olarak kullanılmıştır. Film bu yolculuğun çerçevesinde; Laz kültürünü, çaydan önce yörenin geçim şartlarını, çayın gelişiyle beraber çayın getirdiklerini ve nihayetinde götürdüklerini anlatmaya çalışmaktadır. Türkiye'nin Doğu Karadeniz bölgesinde gerek doğa koşulları, gerekse sağlık ve eğitim kurumlarının yetersizliği, yaşanmakta olan göçün şüphesiz temelini oluşturmaktadır. Ancak Bir Yudum Bekleyiş, çayla gelen zenginlikle daha rahat yaşamak isteyen yöre halkının, cennet gibi bir yeri, zamanında imeceyle yapılmış ve her noktasında alın teri olan güzelim evlerini ve bütün bunların beraberinde Laz dilini ve kültürünü deyim yerindeyse yok olmaya terk edişini ele almaktadır. Film, göçe; yalnızca göç edenlerin değil, yörede kalanların ve bir arada yaşadıkları eski güzel günleri büyük bir hasretle bekleyenlerin gözünden bakmaya çalışmıştır. Lazlar üzerine yapılmış etnografik bir çalışma özelliğini de barındıran Bir Yudum Bekleyiş'te, anlatım dili olarak hiç metin kullanılmamıştır. Anlatılmak istenen her şeyi, Laz'ların birbirinden renkli röportajları ve tabi asıl olarak görüntülerin kendisi anlatmaktadır. Bir Yudum Bekleyiş'le ilgili Sayın İlkay Nişancı'ya da sorularımızı yönelttik. F. Periloğlu : Bize biraz kendinizi anlatsanız, İ. Nişancı : 1976 yılında Kdz. Ereğli'de doğdum. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema bölümünü kazandım. Aynı fakültede yüksek lisans eğitimimi tamamladım ve şu anda da doktora eğitimime devam ediyorum. 1994 yılından bu yana 4 kısa filmin yönetmenliğini, 2 orta metraj belgeselin görüntü yönetmenliğini ve çok sayıda kısa ve orta metraj filmin kurgusunu yaptım. Bunların dışında 3 belgeselin ve 5 kısa filmin müziklerini hazırladım. Bir Yudum Bekleyiş ilk uzun metraj çalışmam. F.Periloğlu: Çayın Laz kültürüne etkisinin anlatıldığı bir film bu. Etkilerinin kültürümüzde bir yozlaşmaya mı yol açtığını düşünüyorsunuz? Sizi bu belgeseli yapmaya iten ana sebep bu mudur? İ.Nişancı: Yozlaşmanın ana neden olduğunu söylemek yanlış olur. Çünkü yozlaşmanın kime ya da neye göre yozlaşma olduğunu tanımlamak zor. Benim kaygım sohbetlerini birer masal gibi dinlediğim insanların yavaş yavaş ölmesiydi. İnsanın doğanın bir parçası olduğunu unutmadığı bir yeri, o bölgeye getirisi ve götürüsü çok belirgin olan çayın yolculuğuyla anlatmaktı amacım. F.Periloğlu: Neden ‘Bekleyiş'. Neyi ‘Bekleyiş'. Beklemek neden. İ.Nişancı: Hepimiz bir şeyleri beklemiyor muyuz? Oradaki yaşlılar da bizleri bekliyorlar. F.Periloğlu: Filmde çaydan önce yöredeki geçim şartları ve çaydan sonra gelen ekonomik olarak bir kısmen de olsa yükselişten bahsediliyor. Bunun yanı sıra da yörede ciddi bir göç yaşanıyor. Sizce bu bir çelişki değil midir? İ.Nişancı: Çelişki gibi görünse de, ekonomik anlamda beklenen bir sonuçtur. Çünkü doğa koşulları ve yaşama şartları bu kadar zorlu olan bir bölgeye eğer devlet eğitim, ulaşım ve iletişim anlamında yeterli yatırımlar yapmazsa, yörede yaşayan insan fırsatını bulduğu zaman göç eder. Çay da insanların şehirde ev satın almalarının imkanlarını vermiştir. Şehirdeki ev de, rahat iletişim, ulaşım,okul ve sağlık demektir. Herkes için Karadeniz bir cennettir. Ama bence bu biraz da tatilci bakışıdır. Filmde Niyazi amcanın dediği gibi: "Bu memleketin bazı kötü yönleri vardır ama bilen yok. Bilen var ise dahi kulak asmıyor" F.Periloğlu: Film müzikleri nasıl oluştu, görüntü ile uyumu çok iyi duruyor. İ.Nişancı: Filmin müzikleri Birol Topaloğlu'nun Heyamo ve Aravani isimli albümlerindeki bazı şarkıların belirli kısımlarından oluşuyor. Filmden önce de Birol Topaloğlu'nu dinleyen biri olduğum için filmin görsel akışına bu şarkıları oturtmak benim için zor olmadı. Birol Topaloğlu'nun müziği de benim görüntülerini aldığım topraklardan doğduğu için uyumu yakalamak zor olmadı. F.Periloğlu: Filmde yaşanan göçün yaşlılar üzerindeki etkisi oldukça duygusal bir şekilde işlenmiş. Biraz bundan bahseder misiniz? İ.Nişancı: Göç beraberinde birçok etkiyi getiriyor. Ama bu durumu en iyi gözlemleyen yaşlılar oluyor. Çünkü onlar dünü de biliyorlar. O nedenle karşılaştırma yapabiliyorlar. Eski yaşamla ilgili sorular sorduğunuz zaman da duygusallaşıyorlar. Biz bu durumu en doğal haliyle kameraya almaya çalıştık. Daha sonra da birbirini destekleyen görüntülerin kurgudaki sıralanış yöntemi bu duygusallığı oluşturdu. Film ekibi olarak "Terk-i Diyar" diye adlandırdığımız kış bölümü bence buna iyi bir örnektir. F.Periloğlu: Filmde özellikle yaşlı kadınları konuşturmayı nasıl başardınız. İ.Nişancı: Yöre insanı zaten içten ve samimi. Bir de benim de yöreden olmam ve beraberinde gelen akrabalık ilişkileri bunu sağlamış olabilir. F.Periloğlu: Yaz ve kış çekimleri kusursuz bir görsel şölen olmuş. Coğrafya ve iklim sizi zorladı mı? İ.Nişancı: Yazın yağmur, kışın da kar film ekibini zorlayan etmenlerin başında geliyordu. Kamerayı dereye düşürmek, kayıp bir yerlerimizi kırmak ya da selden dolayı mahsur kalmak gibi engeller olsa da bugün bunları gülerek hatırlıyoruz. F.Periloğlu: Filminiz nerelerde gösterildi ve gösterilecek. Yarışmalara katılmayı düşünüyor musunuz. İ.Nişancı: Filmin galası Fransız Kültür Merkezi'nde yapıldı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde ve GOLA Kültür Merkezi ve Derneği etkinlikleri kapsamında Kağıthane Belediyesi Kültür Merkezi'nde gösterildi. Bundan sonraki hedeflerimiz yurt içi ve yurt dışındaki film festivalleridir. F.Periloğlu: Bundan sonra bu tarz kültürel çalışmalara devam edecek misiniz. Bir sinemacı olarak hedefleriniz neler. Laz kültürünün bu günkü durumu ve de Lazlar hakkında neler düşünüyorsunuz. Bu alanda çalışmalarınız olacak mı. İ.Nişancı: Gerçekleştirmeyi düşündüğümüz projeler var ama ben hepsinin bir zamanı olduğunu düşünüyorum. Ve bir dahaki filmimizin bundan daha "iyi" olması gerekiyor. Bu da, daha çok ekonomik destek, daha çok olanak demek. Bunları bulmak da zaman alıyor. Laz kültürü üzerine yapılan çok az çalışma var. Bu nedenle bugüne kadar çok şey unutulmuş. Şimdi geçmişin, bir maden işçisi gibi kazılıp kalanların ortaya çıkarılması ve kaydedilmesi lazım. Bu konuda çalışma yapan insanların desteklenmesi gerekiyor. Bu tür çalışmalarda payıma düşenin geçmiş değil şu anda yaşananlar olduğunu düşünüyorum. Laz kültürünün gelişimi ve değişimi benim daha çok ilgimi çekiyor. Filmin Künyesi Yapımcı: İlker Doğan Nişancı Genel Koordinatör: Prof. Dr. Suat Gezgin Yönetmen: İlkay Nişancı Görüntü Yönetmeni- Kurgu: İlkay Nişancı Yardımcı Yönetmen: Duygu Ertekin Müzik: Birol Topaloğlu Yapım Ekibi: Ahmet Selçuk Yıldırım Engin Ünal, Ferat Çelik Ses: Türkay Nişancı F.Periloğlu: Sizi de tanıma fırsatı bulduk böylece ve başarılar diliyoruz size..Çok teşekkürler.. İ.Nişancı: Ben teşekkür ederim. Röportaj : Firdevs Periloğlu Fotoğraflar : Firdevs Periloğlu, Birol Topaloğlu Copyright © Lazebura.net 2006
|