Dünyamızda her ulusal şekillenmenin kendine özgü, kültürel yapısının bir
parçası olan müziği vardır. En ilkel topluluklardan en gelişmiş toplumlara
kadar bu böyledir.
Coğrafyanın, üretim biçiminin, iklimin vb. şekillendirdiği her kültürel
biçimlenme kendisini oluşturan müzik, dil, edebiyat, el sanatları, vb. öğeler
arasında bir denge kurar, bir uyum oluşturur. Bu denge ve uyum o ulusun "ruhi" şekillenmesini de yansıtır, yaratır.
Lazların da ruhi şekillenmelerinin bir yansıması olarak edebiyatla iç içe
geçmiş bugün için ortaya çıkarılmamış, bilimsel - teknik tanımı yapılmamış bir
müzik potansiyelleri vardır. Bu potansiyelin çok az bir bölümü kardeş halklar
tarafından bilinmektedir. O da yozlaştırılmış, çarpıtılmış biçimi ile. . .
Dil engeli başta olmak üzere, müzik karakterindeki farklılıklar, müzik
eğitiminin olmayışı, yukarıdan dayatılan "yabancı" müzikler, Laz
Dili'nde ifade edilen duyguların, düşüncelerin, imgelerin başka dilde
izdüşümlerinin olmayışı vb. bir çok sınırlayıcı öğe bir baskılanma yaratmış, bu
müzik potansiyelinin, içten içe erimesine zemin hazırlamıştır.
Bilinen, kamuoyuna yansıtılan "Laz müziği ( ! ) " ne kadar Laz
müziğidir. Bir kerre dil ile müzik et ve tırnak gibi birbirine bağlıdır.
İçinden çıktığı dilden koparılmış bir müzik olamaz. T. C. 'nin yayınlarında
verilen müziğin Laz müziği olmadığı, bunun yalnızca bu müziğin bozulmuş,
yozlaşmış, karikatürize edilmiş bir biçimi olduğu çok az insan tarafından
bilinmektedir. Lazların yaşadığı bölgelerde bu halkın müziğinin etütü
yapılmamıştır.
Resmi ideoloji Lazları hep "gülen - güldüren", bir mizah unsuru
olarak görmek, göstermek istemektedir. Üreten - tüketen, ağlayan - gülen -
üzülen - sevinen, seven - sevilen vb. yani "yaşan" bir toplumsal
şekillenme olarak, dinamik bir maddi - kültürel yapı olarak Lazları görmek,
kabul etmek istememektedir. Müziğinin de - Dilini bir tarafa atarak - ancak
mizahî tarzını, magazin tarafını görmekte, göstermeye çalışmaktadır. Laz müziği
deyince hemen herkesin aklına kemençe eşliğinde söylenen "güler yüzlü,
şen, hareketli, kıpır kıpır" bir müzik gelmektedir. Evet Laz müziğinin
içinde bu da vardır. Ama esas olarak Laz müziği yalnızca bu değildir. Lazlar
hiç mi üzülmez, hiç mi isyan etmez, hiç mi ağlamaz?Peki nerede ağıtları, kargışları,
yergileri, taşlamaları, cenk türküleri, iştürküleri, sevda türküleri; yok mudur
gerçekten bütün bunlar?Laz köylerinde, genç kızların, anaların, ninelerin,
babaların, dedelerin, genç delikanlıların dilindedir.
Lazlar da diğer kardeş halklar gibi acı duyduklarında ağıt yakar,
sevdalandıklarında sevda türküsü söyler, bir şeyi beğenmediklerinde yergi
yapar, coştuklarında horon teper. Hiç bilinmez neden Lazistan'da nineler,
beşikteki bebeleri ağıtlarla büyütürler, ağıtlar yakarlar beşikteki bebelerin
başucunda, uyutmak için. Daha kaç halk için bu böyledir pek bilinmez. Korkunç
ama gerçek. Sanki yok oluşun, kuşaktan kuşağa geçen kalıtsal bir hastalık gibi,
sonucu önceden bilinen kaçınılmaz sonun destanı sanki, bu yok oluş sezgisinden
doğan bir ürperiş bir çığlık. Gelecekteki "başkalaşmış kendisini, artık
kendisi olmayan kendisini" önceden biliyor olmaktan duyduğu korku,
bülbülün ölürken söylediği son şarkı. . . Bütün bir geşmiş ve gelecek acımasız
bir savaşa tutuşur bu ağıtlarda, bütün bir geçmiş ve gelecek siner yürek
tellerine. Hiçbir halk Laz halkı kadar geleceğinden ümitsiz değildir. Hiçbir
halkın ağıtları Lazların ağıtları kadar ümitsiz değildir. O ümidi ilmek ilmek
örmek, "makus talihi ters çevirmek" için yalnızca ölenlerimize,
doğanlarımıza değil bütün varlığımız seslenebilecek bir müzik kültürümüz var;
bütün mesele bunu açığa çıkarmak, dostun düşmanın bilgisine sunmaktır.
Müzik insanlık tarihi kadar eski ve insan için su ve ekmek kadar gereklidir.
Laz müziğinin geçmişi de Laz halkının tarihi kadar eskidir en az. Bu halk kendi
müziğini yaparken, kendi eseri olan bu müzik de Laz halkını yaratmıştır. Laz
halkının yaşatılması dilinin, gelenek - göreneklerinin, yaşam tarzının yanında
müziğinin yaşatılmasına bağlıdır. Bir halk parça parça bunlarla yaratır kendini
ve bunlar parça parça çözüldükçe ölmeye, yok olmaya başlar.
İşte Lazistan ninelerinin beşikteki bebelere yaktıkları ağıtlar bu yok oluşun
birer sezgisel görüngüleridir.
Otantik Laz müziğinin derlenip toprlanması, tanımlanması gerekmektedir. İsteyen
herkes özünü bozmadan çağdaş formlar içinde bu müziği işleyebilir. Fakat ticarî
kaygılarla, kötü bir tenikle, Laz müziğinin karakterine uymayan çalgılarla, bu
müziğin kompozisyonuna ters düşen kominezonlarla yapılacak çalışmalar Laz
müziğine hiçbir yarar sağlamaz tersine zarar verir. Taverna tarzında yapılan
bütün çalışmalara hangi niyetle yapılırsa yapılsın karşı çıkma gereği vardır.
Laz müziğinin başka dillerle ifade edilmesi veya başka halkların müziklerinin
Laz Dili'nde icra edilmesi müzik adına müziğe yapılabilecek en büyük
kötülüktür. Müzik içinden çıktığı dilin malıdır. Başka dillerde söylenmesi, o
müziğe ait metinlerin başka dillere çevrilmesi olanaksızdır.
Müziğimizi derleyecek, toparlayacak, çağdaş formlar içinde özünü bozmadan doğru
bir tarzda geliştirecek olan halktan yana sanat yapan sanatçılardır. Bu görev
halktan yana sanat yaptığını söyleyen bütün sanatçılarındır.
Laz illerinde tarih içinde yaratılan müzik potansiyelini açığa çıkarmak onu geliştirmek
için dışarıdan yapılacak müdaheleler yeterli olmayacaktır. Daha açık söylersek
bir devrimci sanatçı grubunun bölgeye gidip orada birkaç gün derleme çalışması
yapması küçümsenecek bir davranış olmasa da ; sonuçta dışarıdan yapılan bir
müdahele olduğu için hem sınırlı bir çaba olarak kalacak hem de "müzik
üretimi" adına bir mesafe katedilmiş olmayacaktır. Böyle bir çaba, Laz
müziğinin potansiyelini ortaya çıkarmak, derleyip toparlamak ve özüne bağlı
olarak geliştirmek için yeterli olmayacaktır.
Bölgede, halkın kendiliğinden müzik üretimini de toparlayacak, bunlara yeni
ürünler ekleyecek kültür - sanat kurumları merkezi düzeyde yaratılmadan, sanat
eğitimi kurumlaştırılmadan müzik alanında da istediğimiz hedefe varamayız.
Öncelikle yokluğu hissedilen bu kurumsal kültür - sanat faaliyetinin
yaratılması gerekmektedir. Kültür - sanat kurumlarının ulusal talepleri de
dikkate alır bir tarzda ve bu amaca hizmet edecek yaygınlaştırılmasında yarar
vardır. Halktan yana sanat yaptığını söyleyenler, her şeye merkezden müdahele
eden, yereli ihmal eden, ikincil gören tavır içinde olamazlar. "Halk
kültürü - halk sanatı" dendiğinde iç içe geçmiş çapraşık ilişki ve
çelişkileri, yani birbirinden çok farklı kategorileri ifade eden çok renkli,
heterojen bir kültür -sanat dünyasını anlamak durumundayız. Halk kavamı
kategorize bir kavramdır. Bu gün halktan yana sanat yaptığını söyleyen ve bunu
bir ölçüde de başarabilen kimi müzik gruplarının yaptığı, Türk halkı dışındaki
halkların müziklerini yalnızca "sembolik" düzeyde ifade etmekten
ibarettir. Bunun nedeni halk sanatı yaptığını söyleyen sol etiketli
sanatçıların Anadolu'da yaşayan halkların kültür - sanat dünyasını iyi
bilmemeleridir. Kültür - sanat çalışmaları hala İstanbul eksenlidir. Anadolu
kültür - sanat dünyasının bilimsel kritikleri yapılmış değildir. Solun halk
kültürüne, sanatına yabancı oluşu, küçümseyici bakışı bu kopukluğun başka bir
nedeni olarak gösterilebilir.
Her sorunda olduğu gibi kültür - sanat konusunda da faaliyetin her aşamasında
halkın katılımını sağlamalıyız. "Halk gerçeği" kendini uzun
süreçlerde ifade eder, hissettirir. Bizim halk tanımlamamız geniş zamana
yayılan üreten, yaratan, ölen - öldüren, ancak yok olmayan, binlerce yıllık
birikimi ruhuna işlemiş büyük insan kitlesini içerir. Halka geniş zaman
boyutuyla baktığımızda onun yanılmaz bir hakem, sahte ile gerçeği, iğreti
olanla taşı gediğine koyanı ayırmasını bilen bir seçici olduğunu görürüz.
Halktaki bilgi kitabî, teorik değil, tamamen yaşamın somut gerçeklerine dayanan
"deneysel bilgidir"Halktaki estetik duygusu da sade ancak orjinal,
otantik ancak modern, yerel ancak evrensel öğelerle bezenmiş ortak kanıların
ürünüdür. Halk sanatının özgün eserleri olan anonim eserlerin "insan"
ortak paydasında birleştiği ve tek tek bireyleri aştığı ve halkın yüzlerce
yılda adeta imbikten geçirerek ürettiği, sınırsız bir kolektivizm ürünü olduğu
için sevildiğini söyleyebiliriz. Halkın yüzlerce yıl önce üretiği kilimlerin,
işlemelerin, ve değişik sanat eserlerinin bugün hala estetik uzmanlarının
ilgisini çekmesi, modern sanat çevrelerinin beğenisini kazanması ve her şeyden
önce bu eserlerin çağları delerek "varız" diye haykırmaları başka
nasıl açıklanabilir ki?Halkın estetik duygusu toplumsaldır; o toplumsal
hayattan damıtarak döker bu duyguyu. Halktan alınıp halka verilirken
ucubeleştirilen her değer halk için gerçekte bir kazanım değil kayıptır.
Taklitçi, halk temeline dayanmayan "sütü bozuk" küçük burjuva
özlemlerini pragmatik bir tarzda halkın değerleriyle buluşturmaya çalışan bir
zihniyet, ortaya çıkardığı şeyin ne kadar "garip", aslına yabancı
olduğunu göremez belki. Ama halk binlerce yıllık deneyimi ve sağduyusuyla bunu
çok iyi görür ve değerlendirir.
Bugün Laz müziğini yaptığını söyleyen bir düzine insan var. Birol Topaloğlu
dışında bu müziği kamu alanına taşımak için emek veren birini daha bilmiyoruz.
(Zuğaşi Berepe’yi bu değerlendirmenin dışında tutuyoruz.Çünkü onlar hiçbir
zaman Laz müziği yaptıklarını iddia etmemişlerdir.) Laz müziğini kaynağından
alıp bozmadan tekrar halka taşıyan bir sanatçı Birol Topaloğlu. Onun müzik
alanında yaptıkları, Laz kültürü ile ilgili yapılan genel çalışmaların önüne
geçmiştir.
Laz müziğine olan açlık istismar edilmemelidir. Müzik alanında elde edilen
başarının sarhoşluğu sararsa sanatçılarımızı, çürüme kaçınılmazdır.
|