20 yıl önce yaşanan Çernobil faciası Karadeniz Bölgesinde binlerce insanın kansere yakalanmasına neden oldu. Korkunç bilanço gün geçtikçe artıyor. Tarih 26 Nisan 1986... Yer Ukrayna... Çernobil Nükleer Santrali'nde art arda iki büyük patlama meydana geldi.
Dünya tarihinin en büyük facialanndan biri olan bu patlamalar sonucu yüzlerce kişi hayatını kaybederken, radyasyon yüklü ölüm bulutlan önce Avrupa'ya, daha sonra Trakya ve Karadeniz Bölgesi'ne yayıldı. Faciadan en çok nasibini alan yerlerden biri Karadeniz Bölgesi oldu. Bölge halkının ifadesiyle üç ay boyunca sis düşmedi tepelerinden... Yetkililer başlangıçta görmezden geldiler tehlikenin boyutlarını. Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral televizyonda çay içerek "güvendesiniz" dedi. Ancak geçen 20 yıl felaketin boyutlarının net bir şekilde ortaya çıkmasına yol açtı. Tamamen doğal ve sağlıklı şekilde beslenen ve yaşayan Karadeniz insanı bir anda kanser illeriyle tanışmıştı. Her aile kansere bir kurban verdi. İşte bazı rakamlar: 1990-2000 arasında Karadeniz Bölgesi genelinde kanser vakalarında yüzde 50 artış yaşandı. Ordu'da 1990 yılında 50 olan kanser hastası sayısı 2000'de 2 bin 167'ye ulaştı. 2005 rakamlarına göre son 18 yılda bin 637 kişi kanserden öldü. Trabzon'da 1990 yılında 52 kanser vakası tespit edilirken bu rakam 2003'te 720'ye ulaştı. Giresun'da 2000 yılında 2 bin 168 kanser vakası tespit edildi. Hopa'da bin 937 evde 7 bin 831 kişiyle yapılan ankete göre, toplam 76 kanser hastası var. İlçede son üç yılda hayatını kaybeden 96 kişiden 46'sının ölüm nedeni kanser. Bu rakamlar manzaranın çok küçük bir parçası. Bölgedeki kanser vakalanyla ilgili kapsamlı ve resmi bir araştırma halen yapılabilmiş değil. Ancak bölge halkına kulak verince olanlar net bir şekilde çıkıyor ortaya... 3.9 milyon Reaktör merkezinden dışarıya çıkan radyasyon Hiroşima'ya atılan bombanın bıraktığının 1000 katı büyüklüğünde bir etki bıraktı. Radyasyonun Avrupa sınırları içinde etkilediği alan 3.9 milyon kilometrekareyi buldu. Koyverdin gittin bizi Karadeniz müziğinin en güçlü ismiydi Kazım Koyuncu... 2004'ün sonlarında akciğer kanseri teşhisi konuldu ve tedavi görmeye başladı. 25 Haziran 2005'de, henüz 33 yaşında yaşamını yitirdi. Ölümüne butun Türkiye ağladı. Elbette en çok annesi ve babası... "Biz zaten her gün ölüyoruz gençlerimizin kansere kurban gittiklerini gördükçe" diye başladı baba Cavit Koyuncu. Kendisi de prostat kanseri ama oğlunun ölümünden sonra artık önemsemiyor hastalığını: "Çocuğum gitti. Çernobil'den kanser geldi tabii. 1986'dan sonra üç ay boyunca sis düşmedi tepemizden. Üzerimize yağmurlar yağdı hep. Kimse de koruyun kendinizi demedi. Çocuklarımızı kurban aldılar. Biz ölen çocuklarla birlikte her gün ölüyoruz. Çocuklar göz göre göre gidiyor, yetkililer sadece bakıyor. Kandırdılar bu milleti. Yalan söylediler bize, şimdi herkes ölüyor." Oğlum kuş olup gitti Anne Hüsniye Koyuncu hâlâ oğlunun resimlerine bakarken gözleri dolu dolu oluyor: "Ben Çernobil falan bilmem, ben acımı bilirim. Çok özledim oğlumu, her gün daha da çok özlüyorum. Çok öksürüyordu, son gelişinde evin merdivenlerini çıkamadı o zaman 'Ne olmuş benim oğluma?' dedim. Sordum, kimse bir şey demedi. Oğlum kuş olup gitti elimden." Uyarıları dinleyen olmadı Uzman Görüşü 1992'de Ardeşen Halkevleri olarak bölgede Çernobil'in etkileri üzerine araştırma yapmaya çalışan Kemal Salih Reisoğlu ve Aytekin Yanılmaz o günleri şöyle anlattı: "Ardeşen'de 750 kişi üzerinde yaptığımız ankette 200 kişide kanser hastalığı tespit ettik. Bu çok büyük bir rakamdı. Valilik o dönemde radyasyonlu çayların imhası amacıyla Ankara'dan bir komisyon getirmişti. Onların hazırladıkları raporları ele geçirince gördük ki durum çok vahim. Radyasyonla yatıp radyasyonla kalkıyorduk. Gelecek için bir şey yapmak gerekiyordu. Araştırdıkça korkunç şeyler duyduk. Mesela Işıklı Çay Fabrikası'ndaki 4 bekçi bile bile radyasyonlu çayları korumak için bekletildi. Onların kanser olduklarını öğrendik. Çayeli Doğum Hastanesinde o dönemde doğan çocukların yüzde 30'unda kanser tespit edildiğini, Ardeşen Devlet Hastanesi'nde o dönemde kanserden ölenlerin ölüm kayıtlarına kalp yetmezliği yazıldığını gördük. Devlet bize o dönem sahip çıksın istedik. O dönemin kaymakamı bizi makamından kovdu. Yetkililere o çayların depolara gömüldüğünü, toprağa karıştığını anlatamadık. ' Radyasyonlu çayları su kaynaklarının dibine gömdüler' dedik ama kimse bizi dinlemedi. 'O çaylar suları yağmurla birlikte içme sularımıza denize karıştı' dedik, kimse dinlemedi. 'Çaylarda bir şey yok' dediler ama yurtdışına gönderdikleri bütün çaylar geri geldi, bize içirdiler. İnsanları 'Sizi fabrikada işe alacağız' diye kandırıp o çayları gömdürdüler. O insanlar hep kanser oldu." Halkın devlete güveni kalmadı Trabzon Kanser Hastaları ve Yakınları Dayanışma Derneği Başkanı Avukat Sibel Suiçmez, yeterli araştırma yapılma-masından yakınıyor: "34 yaşındaki kız kardeşim kemik kanseri. Bu hastalık herkesin başında. Herkes, 'Acaba bir gün benim başıma da gelir mi?' korkusuyla yaşıyor. Bölge insanın kanserle olan ilişkisi hiçbir zaman net olarak ortaya konulmadı. Ortada veri yok, araştırma yok. Aradan 20 yıl geçti ama hâlâ net bir bilgi yok. Çernobil hastalık getirdi, halkın devlete olan güvenini götürdü. 18 Çernobil toplam 18 ülkeyi etkiledi. En fazla etkilenen ülkeler Ukrayna, İsveç ve Finlandiya oldu. Resmi açıklamalara göre Türkiye zarar açısından 16'ncı sırada. Ölenler yaşlıysa seviniyoruz Bölgede hastane bile yok Kanser hastalan evlerinden kilometrelerce uzakta dertlerine çare aramaktan yorgun düşmüş durumda. Şanslı olanlar Trabzon KTÜ Farabi Hastanesi'nde tedavi görüyor. Geri kalanlar ise İstanbul, Ankara yollarına düşüyor. Tek istekleri var sağlık hizmetlerini kendi bölgelerinde alabilmek. Halis Çelik'in sözleri bölge halkının korkusunu ortaya koyuyor: "Çernobil'in buradaki etkisini görmek için çok araştırma yapmaya gerek yok. Sadece verilen cenaze anonslarını dinleyin yeter. Günde 2-3 cenaze anonsu yapılıyor. Artık öyle bir duruma geldik ki ölen insan yaşlıysa seviniyoruz." Önce çocuğunu, geçen yıl da eşini kaybetti Emine Kalça patlamadan sonraki günleri şöyle anlatıyor: "Çernobil olduğunda kimse bize bir şey demedi. Tarladan domatesimizi, lahanamızı yedik, çayımızı topladık. Sürekli toprakla iç içe yaşadık. Kimse 'lahanayı yemeyin, çayı içmeyin' demedi. Ama hatırlıyorum o günlerde tarladaki ürünlerimizin çoğu solmuştu, çayımızın üzerine çamur yağmıştı. Bir kızım daha vardı, beyninde ur çıktı. 1997'de onu kaybettim. Çok sağlıklı bir çocuktu, bir anda elimden gitti. Geçen yıl Şubat'ta da eşime akciğer kanseri teşhisi konuldu. 8 ay tedavi gördü. Doktorlar evine götürün dedi. Rize'ye geldik üç gün sonra kaybettik." Her ailede en az bir kanserli var Kazım Koyuncu'yla 1993 yılında Zuğaşi Berepe'yi kuran Mehmedali Barış Beşli Çernobil'in Karadeniz insanına yaptıklarına isyan ediyor. Beşli, "Herkesin ailesinde bir kanser vakası var. Ben eniştemi, dayımı, dayımın eşini ve bir kuzenimi kanserden kaybettim. İki kuzenim ve teyzem kanserle savaşıyor. 1986 yılında Çernobil Felaketi'nden sonra İstanbul'da yaşayan dayım hamile olan eşini de alarak radyasyondan kaçmak için Ardeşen'e döndü. Ama bulutlar oraya gitti. Devlet o dönemde insanları o kadar yanlış bilgilendirdi ki" diyor. 100 bin Çevre örgütü Greenpeace Çernobil nükleer santralinde meydana gelen kaza nedeniyle dünya genelinde toplam 100 bin kişinin kanserden ölebileceği tahmininde bulundu. Haber : Vatan Gazetesi, Meltem Günay
|