Arşiv Makaleler Basından

Halk Çernobil dosyasının açılmasını istiyor Yazdır E-posta
Haşmet Babaoğlu   
29.04.2006 I 22:27

Kazım Koyuncu'nün aramızdan ayrılmasının yarattığı üzüntü Çernobil faciasının Türkiye'ye etkileri hakkında kamuoyunu tekrar düşünmeye itti.
Demokrasi ve saydamlık yolunda olumlu bir gelişme bu.
Nitekim baba Cavit Koyuncu da "iyi bir avukat bulursa zamanında gerçekleri halktan gizleyen yöneticiler hakkında dava açacağını" açıkladı.


Ortada önemli bir soru var: Çernobil'in ülkemizi çok ciddi biçimde etkilediği; hastalıklara neden olduğu yönündeki toplumsal kanaat gerçeklere mi dayanıyor, yoksa bir tür modern halk efsanesi mi?

Önce bu sorunun yanıtını bilimsel bir kesinliğe ulaştırmalıyız.

Sonra dönemin resmi belgelerini daha fazla gecikmeden saydamlaştirmalıyız.

Elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin: Onca yıldan sonra hâlâ kulaktan kulağa yayılan kuşku ve güvensizlik ortamı insanımıza karşı çok büyük haksızlık, değil mi?

Şimdi gelin, Çernobil faciasını ve Ankara'nın bu "kriz" de halkı nasıl yalnız bıraktığını
hatırlayalım.

Ve bu vesileyle kamuoyuna pek yansıtılmayan bir iki küçük bilgiyi de paylaşalım.

26 Nisan 1986 gecesi Ukrayna'deki Çernobil Nükleer Santrali'nde yangın çıktı.

Hemen ardından radyoaktif bulutlar dünyaya yayıldı.

Bulutlar l Mayıs'tan itibaren Balkanlar, Karadeniz ve Türkiye'yi de etkisi altına aldı.

Ankara bu konuda üniversiteleri ve bilim kurumlarını veri açıklamamalan konusunda resmi olarak uyardı. Açıklama yapmaya yetkili tek kişi Ticaret ve Endüstri Bakanı Cahit Aral'dı.

Aral ne dediyse, o doğru kabul edildi; kamuoyu böyle algılamaya zorlandı.

O zamanki hükümetin iç yazışmalarındaki ifadeler, yetkililerin esas kaygısının halkın sağlık sorunları olmadığını, fındık ihracatı, çay ve turizm gibi konular olduğunu düşündürüyor.

Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi ilk toplantısını kazadan tam l ay sonra, 29 Mayıs'ta gerçekleştirdi ve toplantıdan sonra Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ahmet Yüksel Özemre "Ülkemizde radyasyon doğal düzeydedir" dedi.

Ne ilginç ki, Özemre'nin halkın endişelerini gidermek için yaptığı resmi açıklamadaki bazı bilgilere biraz dikkatle baktığınızda bile özellikle Edirne ve civarının çok ciddi serpinti aldığını fark edebiliyordunuz.

24 Haziran'da da Cahit Aral'ın "dininize, imanınıza inandığınız gibi inanınız ki, Türkiye'de böyle bir tehlike yoktur" sözleri geldi.

Aral'a göre, o sırada Almanya, Avusturya, İtalya gibi bazı Avrupa ülkeleri aldıklan önlemlerle olayı abartıyorlardı. Bütün bunlara rağmen 17 Eylül 1986'da Doğu Karadeniz bölgesinden gelen bütün fındıkların Fiskobirlik tarafından alınacağı; ihracatın durdurulduğu ilan ediliverdi.

Neden acaba?
Almanya'ya ihracat yapanlar radyasyon ölçüm cihazları getirmeyi ve ölçümler yaptırmayı önerdiler, bu önerileri kesinlikle reddedildi.

Neden acaba?
Böyle soruyorum ya, TBMM bunca yılda doğru düzgün bir soruşturma açmayı bile başaramadı. Soruşturma önergeleri hep reddedildi. Bunu da bir kenara not edin!

Haziran 1986'da yabancı bilim adamlarının Karadeniz'de yaptıkları araştırmadan daha sonra "Clarke Raporu" diye bilinen bir rapor çıktı ortaya. Orada "Karadeniz suyundaki Çernobil sezyum izotop düzeyleri bomba döküntüsü düzeyinden yaklaşık iki kat yüksektir" yazıyordu.

Karadeniz için problem sadece bulut serpintisi değildi; çok ağır biçimde kazadan etkilenip kirlenen Dinyeper ve Tuna bu denize akıyordu. Olay hafife alınacak gibi
değildi anlayacağınız...

O günlerde çay toplama ve işlemede yaşananlar var ki, insan içinden "iyisi mi, ne siz sorun ne de ben anlatayım" diye geçiriyor.

Mayıs ayından Aralık 1986'ya kadar çayla uğraşan insanlar uyanlmadı, habersiz bırakıldı. Aralık ayında Çaykur denetlenmeye başlandı ve sonunda TAEK'in resmi itirafı geldi: Çay yüksek oranda radyoaktif kirlenmeye maruz kalmıştı...

Ha, unutmadan belirteyim. Cahit Aral yıllar sonra kendisiyle yapılan röportajda "Hükümet gerçekten de Çernobil'in Türkiye üzerindeki etkileri konusundaki gerçekleri ve rakamları gizlemiştir" dedi.

Daha çok şey var değinilecek, fakat yerim yok.

Hele konunun sağlık boyutu var ki, bilimsel ödüller kazanmış birçok araştırma bu konuda vahim bir tablo çiziyor.

NOT: Meraklısı internetteki bilim sitelerinden ve Greenpeace sayfasından konu hakkında daha detaylı bilgilere ulaşabilir...

Çarşamba'ya kadar yokum
İzin verirseniz, bu sefer "kaçtığım" yerden gazeteme yazı geçmek içimden gelmiyor.

Çünkü Danimarka'da Roskilde Festivali'nde olacağım. Doyasıya müzik dinlemek istiyorum.

Dönüşte görüşmek üzere...

Haşmet Babaoğlu, Vatan Gazetesi

 


Yorum (0)add comment

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

10.11.2008 I 20:48 | Lazebura©

article thumbnail Karadeniz ve Laz müziği üzerine yaptığı çalışmaları ile tanınan Birol Topaloğlu, birikimini siz dinleyicileri ile paylaşmaya hazırlanıyor.Yaşam Radyo (89.4) Topaloğlu,...
Makelenin Devamı...

08.11.2008 I 22:51 | Lazebura©

article thumbnailDoğu Karadeniz'den türküler 16 Kasım'da Boğaziçi Üniversitesi'nde söylenecek. Çok dilli çok kültürlü türkülerin yer alacağı...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazonada Kadınlar (1)
Bu çok güzel bir söz. Ellerin beynin dert görmesin Kamil abi...
Erkan Ocaklı da kansere yenik düştü!...
canım benim...çok üzüldüm...Allah rahmet etsin..mekanı cennet olsun...
Lazonada Kadınlar (1)
xolo kodolobidoren. tebrikler
Erkan Ocaklı da kansere yenik düştü!...
Hastalanmadan çok kısa bir süre önce tanışma fırsatı bulduğum ve hastalığı süresince de...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


hakii

didituti

sidelya

koray

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

5 Misafir ve 8 Üye Online
Generated in 0.77764 Seconds
Generated in 0.780351161957 Seconds