| |
| |
cennetli
said:
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Türkiye Cumhuriyeti nihayet kaçakçılığı önlemenin,hırsızlığı yok etmenin,gümrüklerdeki rüşveti ortadan kaldırmanın velhasıl kayıt dışı ekonominin fütursuz büyümesinin nedenlerini buldu.Hatta bundan sonra IMF gibi kuruluşlardan borç almak bir yana onlara düşük faizli uzun vadeli krediler bile açma çalışmalarına başladık.Uluslar arası kredi kuruluşları notumuzu yıldızlı pekiyiye çıkarmaya hazırlanıyormuş. Bir anda ;Akşamdan sabaha sağlanan bu büyük gelişmeler ve bunların arkasından gelecek olan gelişmelerin ana nedeni ise ; Devlet Bakanı Sayın Kürşat TÜZMEN beyin “üzerinde çalışacağız” deyip ertesi gün 29 mart günü yayınlatmış olduğu o büyük genelge olduğu söyleniyor.Ulusal gelirimizi 27 bin dolar seviyesine fırlatması beklenen bu genelge ülkemizi dünyadaki en büyük şeker devi yapmayı da hedefliyormuş.Artık kimseden borç dilenmeyecek,herkese istediği kadar borç verecek olan ülkemizin tüm bu rüya gelişmeleri yaşaması için tek bir koşul varmış.O da siyah Türkler diye biline ve genellikle kara yollarlında seyahat eden , yurt dışına çıkışları da renklerine uygun olan kara yolu kapılarından yapanların artık yurt dışına çıkmamaları imiş.Bilindiğ gibi zırt pırt yurt dışına çıkmayı alışkanlık haline getiren bu siyah Türkler paralarımızı gavurlara yedirip cıs çıplak vatanlarına dönerlerdi.Her defasında bunların yut dışında yedikleri bu paraları eskiden devlet bankalarından onlara geri öderdik. Hazinemiz tam takır olurdu. Bunu önlemek için yurt dışına çıkanlara 50 dolar vergi koyduk.Böylece dışarıda yedikleri ,dışarıya kaçırdıkları paraların büyük bir bölümünü kurtardık. Son aylarda elimiz bollaşınca şu siyah Türklere bir iyilik düşünüp sınırda vize uygulamasını kaldırdık.Diğer kapıları bilmem ama Sarp Sınır Kapısında başlayan vizesiz geçişler halkımızın her kesimi tarafından memnuniyetle karşılandı.Hafta sonlarında siyah Türkler Sarp Kapısından geçip gittiler.Gürcüler de Türkiye’ye akın ettiler. İşte bir buçuk ay süren bu uygulama meğer ülkemizin altını oymuş.Son Diyarbakır ve Batman olaylarında bile bu durumun payı varmış.Hatta bazıları güneş tutulması ile bu olay arasında bağ var demeye getiriyorlar.Ben buna pek katılamıyorum.Türkler ilk defa vize işkencesi görmeden yurt dışına çıkmışlar,biz de yurt dışına Amerikalı ,Avrupalı turistler gibi çıkabiliyoruz artık diye sevinmişler.Hatta fakir Gürcüleri görüp kendi hallerine şükretmişler diye Güneş niye tutulsun.Yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilen sınır boylarımızda aynı kültürü paylaştığımız ,bizimle kardeş insanlarla sorunsuz buluşup konuştuk,atalarımızın dün terkettiği bu topraklarda geçmişimizin izlerini bulup mutlu olduk diye Güneş neden tutulsun,Diyarbakır da sokak çatışmaları neden olsun,hatta olay Batman’a Hakkari’ye Istanbul’a neden sıçrasın.Hadi bunlar oldu diyelim.Koca Türk ekonomisi neden çoksün?Madem vatandaşları yurt dışına vizesiz çıkınca ülkelerin ekonomileri çöküyor,karaborsa alıp başını gidiyor,borsa dibe vuruyor ,milli gelir düşüyor hatta üniversite kapılarında milyonlarca genç bekliyor,üniversitelerin içinde öğrencilik ve bilimcilik oyunları oynanıyor.Neden yaz aylarında ülkelerini nerdeyse tamamen terk eden Avrupalılar,Amerikalılar ve Japonların başına bunlar gelmiyor.Yoksa turistik kentlerimizde gördüklerimiz birer hayal mı.? Sayın bakanın hakkının yenmesini istemem.Bir konuda çok haklı. Düşünün yurt dışına çıkan her siyah Türk geri dönüşte birkaç kilo şeker getirirse bu ülkenin hali ne olur.Eğitimsiz cahil halk şekeri nasıl yiyeceğini de bilmez.Nasıl olsa dışarıda ucuz şeker var. Ha babam de babam şeker yerler.Yesinler ne olur demeyin.Öncelikle vatandaşın diş sağlığı çok önemli.Çürür gariplerin dişleri.Ondan sonra kanal tedavisiydi,dolguydu,porselendi devlet hangisi ile uğraşsın.Vatandaşının sağlığını korumak görevi kapsamında yurt dışından ucuz şeker getirmenin önlenmesi gerekli bir karardı.Üç beyaz konusunu biliyorsunuz.Yağ,Tuz,veee şeker.iyi bir şey olsaydı yasak olmazdı.İşte devlet dediğin böyle olur.Bir taşla bin kuş vurur.Hem de bir genelge ile.Yanlız bir eksik var. Uçak dolusu iş adamı yurt dışına gidip geliyor siyasi heyetlerimizle.Aman onlar da şeker filan getirmesinler.Yiyemediklerini siyah Türklere verirler kolesterolümüz filan artar. Bu arada sayın bakana bir sır vermek istiyorum.Duyduğuma göre dışarıya çıkan siyah Türkler değil de kapıdan günde on kere girip çıkan Gürcüler getiriyormuş bu şekeri filan.yani vatandaşlarımızın sağlığını yurt dışındaki bu mihraklar bozuyorlarmış. Hazır eliniz değmişken Gürsülerin de kendi vatandaşlarının seyahat özgürlüklerini kısmalarını sağlayın.Yanlız onlara bizdeki gibi yapmayın deyin.Yurt dışına çıkmak yasaktır.Desinler olsun bitisin. Yoksa bizdeki gibi “ vizeyi kaldırdık kuşlar gibi hürsünüz artık” dedikten sonra dönüp 70 YTL’si olan beyaz Türkleri kastetmiştik .Siz siyahlar oturun yerinize demesinler. |
|
|
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
|
|
Ana dilin okullarda öğrenilmesi fikrine katılamıyorum.Din de öyledir.okullarda sadece din bilgisi öğrenilir.İnaç ise ale ve çevrede elde edilir.Ana dil de öyledir.Anneden ,babadan,kardeşten sokaktan arkadaştan öğrenilir.Eğer bu ortam kalmamış ise debelenmek biraz boşuna demektir.Batman'da açılan Kürtçe kursuna döner iş.Ana dilleri tümü bu dilleri doğuran ortamdan burada doğanlara bir koku gibi geçer.İşin tadı da oradadır.Eğer dilimizi ve onun günümüze taşıdığı kültürümüzü seviyorsak onu bu türlü yabancılıklarla sarsmadan,birilerinin sözcülüğünü bilerek yada bilmeden yapmadan dilimizi çocuklarımıza aile içinde öğretelim.Biz çocukken anne babamız okumanıza engel olur,güzel okuyamaz ,yazamazsınız diye lazca konuşmamızı istemezlerdi.Ancak hiçbir gayret göstermediğimiz halde anne sütü saflığında ve tadındaki dilimizi öğrendik.Sorun soyolojik,ekonomik boyutları olan noktada. Eskiden yöremizden belki de daha fazla göç vardı.İnsanlar karınlarını doyurmak için gurbete çıkarlardı.0 oranında babaların çıktığı bu gurbet yolculuğu ne jadar uzun sürse de sonuçta bırkılıp gidilen köyde kentte son bulurdu.Anne ve çevresi ise kaldığı köynde kasabasında yetiştirdiği çocuğunu ana dili ile sevip okşamaya büyütmeye devam ederdi.Ancak değişen ekonomik ve sosyal koşullar büyük şehirlere ailece göçü de beraberinde getird.Çocuklarımızın şehir ortamında lazcanın hiç konuşulmadığı vsokaklarda bu dilip sevip öğrenmeleri neredyse imkansız hale gelmiştir.Son yıllarda ailelerindışa açılması evliliklerin de laz olmayanlarla yapılması zorunluluğunu beraberinde getirdi.Bu durumda çocukların ana dillerini annelerinden öğrenmeleri şansını ortadan kaldırı.Çekirdek aile modelini belkide herkesten önce benimseyen laz ailelerinin yanıda ebeveyinlerin(büyük anne ve büyük babanın) bulunmayışı da işin ayrı bir boyutu. O halde laz dili ve kültürünün öğrenilmesi nasıl olacak.unutulup gidecek mi?Bu bölge var oldukça insanlarımız burada yaşamaya devam ettikçe böyle bir tehlike şimdilik görlmüyor.Eğer bölgemizde doğanları biraz daha fazlaca buralarda doymaları sağlanırsa dilmiz de kültürümüz de yeni boyutları ile beraber yaşayacaktır.Aslolan bölgemizin ekonomik ve kültürel alanda kalkınmasının sağlanmasıdır.Çocuklarımıı bu topraklarda doyuramaz isek lazca yakında üniversitelerde inceleme konusu olan dil biliminin uğraş alanı haline döner.Hayde memlekete sloganı ile areket edip ben memleketime nasıl bir katkı sağlayabilirim diye düşünelim derim herkese selam ve sygılar |
|
|
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
|
|
|
|
| Mircan OUTIM | |
|---|---|
|
|
|
© 2008 Lazebura | Nenaskani - Lazlarin Internetteki Sesi, Lazca ve Lazlar
|