Dügün alayi avluya dolunca evin kapilari sonuna kadar açildi.Ahsap duvarlari kararmis evin içine aydinlik doldu.Bir yandan tulum çaliyordu horoncular avlunun ortasina bir halka olusturmustu.Çoluk çocuk eve doldular.Kadinlardaki telas ancak imecelerde görülebilirdi.Üretime durmus gibiydiler.Kimi yemekle ilgileniyor kimi çocuklari avutuyor.Genc kizlar ise yan odada gelinle mesgulduler.Ocagin basina yasli kadinlar sira sira dizilmisler erkekleri sag tarafa almislardi.Kiz tarafi en bas köseye alinmisti.Erkek tarafi ev sahipligi yapiyor yer gösteriyor, ayakta duruyor, gerekeni yapyordu.
Mustafa Dayi heycan içinde izliyordu horonu. Son oglu evleniyordu.Takim elbiseleri giymis resmi dairelerde isi varmis gibi hazir ol vaziyetteydi.Uzun yillar köyün muhtarligini yapmis bir kisi olarak kazada resmi dairelerde sayisiz isi olurdu.Her zaman lacivert takim elbiseleri kravati üstünde olurdu.Dügünde de halk yabanci degildi görünümüne. Ciddiyetini takinmis halkla ilgileniyordu,yemekte yaslilari en bas köseye oturtmayi ihmal etmedi.Bir gözü gençlerdeydi.Kimin nasil davrandigina bakiyor, ortama hakim bir hali vardi. Dügünler, laz kültürünün senlikleriydiler.Hiç bir yerde ifade edemedigimiz kültürümüz, dügünlerde yasatilirdi.Horonlarimiz eski bir ibadeti andirsada, delice vurulurdu.Mustafa Dayi gençliginde iyi bir horon ustasiydi.Horoncu basiydi ,komutu o verir, gidisati o belirlerdi.Uzun yillar babamlarin kusaginda aranan horoncuydu.Hala meraklilari o döneme ait ses kayitlarini saklar.Onun lazca konusmasi horonu lazca komutlarla vurdurmasi hala anilarimin en güzel köslerinde canlidir. Dügün devam ederken hararetle konusulur, eskiler anlatilirdi.Mustafa Dayi sohbetin merkezinde olur etrafindakilere espirileriyle hükmederdi.Öykülerinde, agiz dolusu güldürürdü bizleri.Bu dügünde de ayniydi.Kazada resmi dairelerde islemleri nasil yürüttügünü anlatti. Bir resmi toplantida yaptigi konusmada partilerden gelen politikacilara “ ben Ankarada okumadim Dutxa üniversitesinden mezunum “ demisti. Bunu ancak Mustafa dayi söyleyebilirdi.O yanlizca ilk okula gitmisti ama yinede bir laz bilgesiydi. Bir ara kapiya kadar gidiyor . Horoncularin yanina kadar uzaniyor. Nasil da horon vurmak geliyor içinden. Kendini tutamiyor eve zor atiyor kendini. Uzaklasiyor o ortamdan. Etrafindakiler farkinda olayin. Hacca gittisinden beri Horona durmamis daha ellisine varmadan hacca gitmek Mustafa Dayiya göre degildi.Bizde yetmise seksene kadar Horona durulurdu.O gündür bu gündür her dügünde alanlari terk eder olmustu.Bir süre kalabaliktan uzaklasip kendine gelmek istedi.Ceketini çikarip ahsap duvara canili civi ile asti.Odalarin arasindaki sahanliktaydi,bir iki çocuk disinda kimse yoktu.Yeni evlerindeydi. Sekiz on yil önce eski laz evi stilinde yaptirmisti bu ahsap binayi.Eski dolma tas ev yan tarafa salmisti.Sahanlik depo olarak kullaniliyordu.Eski dolma tas evin de sahanligi vardi.Mustafa dayi yillar önce tabanca yaptigi atölye olarak kullanirdi.Bir tahta tezgah ve sayisiz aletler egesi, körügü tam bir atölyeydi orasi. Tabanca ustaligini hisimlarindan sahil köylerinden ögrenmisti.Yillarca tabanca yapmisti.Köyün ustalar yetistireniydi.Mezraya tasimisti bir ara atölyesini.Gizli atölyesinde çalisir evi geçindirirdi.Sonra durum rahatlayinca yine sahanliga tasinmisti.Papu ( Dede) sagdi o zamanlar. Bu isi birak derdi Papu. O birakmazdi silahi bir coçuk gibi severdi.Kus vuramazdi oysa.Silahi sevmesi onun kavgaci biri olduguna isaret degildi O uyumlu bir kisilikti, silah bir semboldu sadece. Bir ara sahanliga girip çikanla dikkati dagilir. Birileriyle konusmaya dalar.Yanliz kalir sonra camdan disarisini izler. ‘Bu bayirlarda az kosturmadik’ der içinden.Az atmaca avlarina çikmadik.Bu topraklari terk edemedigini düsünür.Yanlizca Papu degildir onu buraya baglayan,kendi insanidir. Kendi kültürüdür.Sehirlere sismayan bir yapisi vardir Mustafa dayinin.Lazca konusmadan yapamaz. Kapi açilir “Muhtar “ diye seslenir Osman amca. Yanina gelir tatli bir sohbete dalarlar.Osman amca farkindadir horondan kaçtiginin, aldirmaz bu kadar erken hacca gitmeyecektin diyemez.O da bilirdi Mustafa Dayinin vurdurdugu horonlari.Osman amca fazla durmaz. O orda kalir. Köyün yoluna dalar gözleri, yilan gibi kivrila kivrila köyün tepelerini asa asa gelir araba yolu.Bu yol için köylülerle az mücadele etmemisti.Kimisi toprak vermezdi , köyün yolu için.Yolsuz kalmaya raziydi.Mustafa Dayi herkesi tek tek ikna etmisti.Köylünün dilinden anlardi.Yanlizca resmi dairelere karsi dik kafaliydi.Ricasiz konusur bazi seyleri dayatirdi.Telefonun köye gelmesine kadar sürer mücadeleleri.Sonunda Heva Xalaya “ Dutxe Parisi ( Paris) diyu” dedirtmistir.Mustafa dayi, bu köyde ne varki biz kopamiyoruz diye geçirdi içinden.Bütün aile sehre göçtü, her aile sehre insan veriyor bu köyde ne var diye söylendi içinden. Dügünde Mustafa dayinin yoklugu hissedilir hemen. Içerden çagirirlar,cami kapatir, içeri dalar.Gençler horonu birakip dinlenirlerken yanlarina gider.Her birinde kendini bulur.Az once “ Mustafa Dayi “ diye horona çagrildiginda gözleri dolmustu.Bu yasinda horona duramazdi.Haciydi artik horonda tulumda , gençliginde kalmisti.Gençleri sevecen bakislarla süzdü, yasitlarinin arasina girdi. Evin ortasinda sekiz on yaslarindaki erkek çocuklar tulum sesi olmadan horon vuruyorlardi.’Yeni horoncular bunlarin arasindan yetisecek ‘ dedi Mustafa dayi.Horonumuz kesintiye ugramayacak. Mustafa dayi inanci ugruna horona duramasada yüregi her horonu görüste , tutusacak. Tulum sesinde gençlisini, dinamikligini bulacak. Bunu bilmek beni sakinlestiriyor, tutuculuk karsisindaki sabirsizligimi azaltiyor.Yinede Mustafa Dayinin gençligi bellegimde iz birakiyor.Gersekligi oradaydi.Bu günü ise kendine yabanci boguyor dogalligini.Onu ikiye bölen sürece karsi hiddetlendigimi hissediyorum.Kendimiz olabilsek topragimizda tutuculuk dokunamaz bile. Sorun burada aslinda.Yinede Mustafa dayi laz kültürü abidesi. Eylül 98 Selma Koçiva
|