Arşiv Kazim Koyuncu Kazim Koyuncu Haberler

Kazım Koyuncu'nun ölümü Yazdır E-posta
Nihat Genç   
02.07.2005 I 19:49

Karadenizliler, genç sanatçının kansere yenik düşmesine ağlıyor,
hepimiz kavrularak ağlıyoruz. Kazım Koyuncu'nun ailesine,
arkadaşlarına sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Kazım Koyuncu arkadaşımızdı. Fuat Saka, Volkan Konak, Sunay Akın,
İbrahim Can ve Kazım Koyuncu... Gizli bir örgüt gibi. Kazım'ın ölüm
haberini alınca düşündüm... Bizler, birbirimizi niye anlatamayız.
Çünkü hiçbirimizin hayata karşı hesapları yok. Hiçbirimiz tedirgin
değiliz. Ve hepimiz kendi bileklerimizden sorumluyuz...

Ve bu sanatçıların her birinin içinde, sanki trafo saklı gibi enerji
yüklü... Bir gün belki, oturmalarımızı, konuşmalarımızı, huylarımızı,
birer birer hikaye eder, anlatırım...

Hastalığı sonrası birkaç kez telefon ettim. Karadenizliler arasında
sıkı bir geyik vardır. O geyikten çevirdik, şöyle: 'Kazım biz hamsi
yedik, mısır ekmeği yedik, bize bir şey olmaz!'...

İşte bu geyikten çevirip gülüştük. Ama galiba, mısır ekmeğinin,
hamsinin kendisi artık kanser...

Genç bir insanın ölüm acısını hiçbir söz içimizden alamaz. Acıyla
ancak zaman başeder. Ve Kazımlar'ın yeteneği, enerjisi, coşkusu, sara
illeti gibi bir şeydi. Tutulmaları imkansızdı... Uyurken bile tepinir,
titrer yerinde duramazlardı. Türkülerini ve topraklarını
delirmişcesine seviyorlardı...

Ne diyeyim sana Kazım... Genç yaşında duygunun, coşkunun, şarkıların
yeterince yüksek zirvelerine tırmandın... Hepinizin volkanik bir
bedeni vardı... Türküler lavlar gibi akıyordu...

Ne diyelim sana Kazım... Sen de hepimiz gibi büyülenmiş ve artık
türkülerinle herkesi büyülüyordun...

Ne diyeyim sana Kazım... Sahnede, yüreğinden kamçılanmış gibi
türküler söylüyordun...

O korkunç kuvvetli duyguları hangi uçurumların tepesinden topladığını
biliyordum... O korkunç kuvvetli duyguları hangi rüzgarlar sana
öğretti tanıyordum... O korkunç kuvvetli duyguları yüreğine hangi
ıssız yaylaların neşeleri soktu biliyordum... Çünkü aynı ülkenin, aynı
sokakların çocuğuydum...

Kazım, o hüzünlü, coşkulu çığlıklarını içimizden kimse söküp
çıkartamayacak!.. Yakında biz de geleceğiz, ne diyeyim, ışık değilsin
ki, şimdi söndün diyeyim. O hüzünlü çığlıklarını şimdi başkaları bulur
mu onu da bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, bir ülke önce insanın
gözlerine yerleşir, sonra kalbine...

Ve sanatçı diye bir şey yoktur bu ülkede, taşkınlık, coşma, dağılma,
parçalanma, sürüklenme, kendini tutamama, aşırılıklardan kurtulamama
vardır ve bu insanların artık bıçak saplasan girmez bedenleri vardır!

Genç bir insanın ölüm acısını hiçbir söz içimizden alamaz. Acıyla
ancak zaman başeder. Bir de Karadeniz'in kara rüzgarları...

Eylül ayının sert fırtınaları, delirmiş dalgaları, kayaları
devirdiğinde sert soğuk rüzgarlar başlar... Sibiryalar'dan kopup
gelmiş Kafkaslar'da çarpışmış...

Kara poyrazlar kapkara bir öfkeyle kemiklerinizi kırarcasına eser...
İncecik erik ağaçlarının incecik fındık dallarının bu sert rüzgarlara
karşı şansı yok.

Ayakta kalabilmek için biraz deli, biraz divane, biraz kudurmuş,
biraz rüzgar gibi, biraz Karadeniz olacaksın...

Yağmurları nehir olup şehirlerin ortasından akan ülke...

Dağları ormanları söküp sahile indiren sellerin ülkesi...

Ve denizin kumunu, gökleri kapkara rengine boyayan dağları
parçalayan rüzgarların ülkesi.

Duydunuz mu, Kazım ölmüş...

Meteliksiz, beş parasız, sahillerinde, dağlarında sürttüğümüz ülke...
Sık sık dalgaların altından kumların hızla çekilip sürüklendiğimiz
ülke... Duydunuz mu, Kazım ölmüş...

Kasım ayı devrildiğinde ne mavisi kalır gecelerin... Ne yeşili kalır
dağların. Kapkara bir lacivert. Kömür madenleri taşıyormuş gibi
bulutlar. Ağır ağır dağların tepesine oturur. Yağmurlar öyle tane tane
değil, devrilmiş tren katarları gibi düşer başınızdan... Yağmur değil
göklerden asfalt parçaları düşüyor gibi, ormanların beli kırılır...

Duydun mu kara lacivert deniz, Kazım ölmüş...

Karadeniz artık ölüm yatağında ülke...

Kendi ailem dahil, ölenlerin sayısı, yaşayanları geçti.

Ne hüzünlü coşkulu şarkıları teskin ediyor artık bizi... Ne ladin
ormanları. Ne dalgaları. Ne mısır tarlaları. Ne karayemişleri. Ne
yılan basmış tepeleri, yaylaları.

Karadeniz acılar içinde ülke. Artık her kapıda bir tabut. Her köyde
yaygaralarla ağlayan insanlar. Yırtınarak, böğürerek, cırlayarak
yürekleri yanmış insanlar...

Karadeniz'in artık, şakası, fıkrası, horonu, futbolu, fındığı
değil... Karadeniz'in artık kanseri meşhur, konuşuluyor.

Coşkulu türküleri, enerjik rengini kaybediyor ve artık ağıtlar
kansere yazılıyor.

Çayımız, fındığımız, bulutumuz, suyumuz, horon tepen genç
çocuklarımız, ninelerimiz, hepsi bir büyük dünya savaşına girdi.
Kansere karşı topyekün bir meydan savaşı... Kırılıyoruz...

Ey Karadeniz, senden nefret mi edeceğimizi sanıyorsun... O yemyeşil
eşsiz manzaraların, yağmurların, suların, sellerin ormanlarından vaz
mı geçeceğimizi sanıyorsun...

Bize teslim olmamayı sen öğrettin... Hepimizi teker teker alsan da,
senin çocuğun olmak, senin dağların sahillerinde birkaç gün gezinmiş
olmak, bize yeter...

Bize, dünyaya meydan okuyacak gücü sen verdin, bu türkülerin
çığlıklarını sen verdin, bize hesapsızlığı, ölçüsüzlüğü, deliliği sen
öğrettin.

Ölümünü, tabutlarını, kanserden kolordularını topla gel!.. İstediğin
kadar gel... İçimize, bu toprağa, acıyı yerleştiremeyeceksin...

Nihat Genç


Yorum (2)add comment

anatolia8690 said:

Süper bi yazı olmuş eline sağlık abi...
açıkçası benımde hatta biçok insanın içinden geçen cümleleri dile getirmişsin...
dediğin gibi artık karadeniz ne futbolu ne denizi nede fındığıyla anılıyor...
karadeniz çernobil; karadeniz kanseriyle akla geliyor....
ve şöyleki karadeniz çok değerli bi insanı yitirdi...

belki yitirdik belki onu sonsuzluğa uğurladık ama onun sevgisi hiç dinmedi vede dinmeyecek...
o yıne asi, o yıne hırçın kalacak gönüllerde....

Karadeniz Kazımına ağladı, karadeniz kansere ağladı, Karadeniz kansere lanet etti, ama hala baş eğmedi... bundan sonrada hiç eğeceğini sanmıyorum....
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2008-06-27 11:03:56
Oylama: -1

Misafir said:

"Ey Karadeniz, senden nefret mi edeceğimizi sanıyorsun... O yemyeşil
eşsiz manzaraların, yağmurların, suların, sellerin ormanlarından vaz
mı geçeceğimizi sanıyorsun..."

Yorum yapmama gerek yok sanırım

 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2006-07-21 12:43:38
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

10.11.2008 I 20:48 | Lazebura©

article thumbnail Karadeniz ve Laz müziği üzerine yaptığı çalışmaları ile tanınan Birol Topaloğlu, birikimini siz dinleyicileri ile paylaşmaya hazırlanıyor.Yaşam Radyo (89.4) Topaloğlu,...
Makelenin Devamı...

08.11.2008 I 22:51 | Lazebura©

article thumbnailDoğu Karadeniz'den türküler 16 Kasım'da Boğaziçi Üniversitesi'nde söylenecek. Çok dilli çok kültürlü türkülerin yer alacağı...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazonada Kadınlar (1)
Bu çok güzel bir söz. Ellerin beynin dert görmesin Kamil abi...
Erkan Ocaklı da kansere yenik düştü!...
canım benim...çok üzüldüm...Allah rahmet etsin..mekanı cennet olsun...
Lazonada Kadınlar (1)
xolo kodolobidoren. tebrikler
Erkan Ocaklı da kansere yenik düştü!...
Hastalanmadan çok kısa bir süre önce tanışma fırsatı bulduğum ve hastalığı süresince de...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


hakii

didituti

sidelya

koray

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

2 Misafir ve 1 Üye Online
Generated in 0.84503 Seconds
Generated in 0.847677946091 Seconds