 Baştan söyleyeyim. Bu bir spor yazısı değil aslında. Ama futbolu kötüye kullanacak. Kazım
Koyuncu'yu kaybettik geçtiğimiz günlerde. Bilenler bilir, Laz rock'ının
memleketteki müstesna ismiydi. 'Zuğaşi Berepe' günlerinden beri Lazca
ezgilerle en bezgin mahlukatlara bile kıpırtı bulaştırırdı.
İçim acıya acıya cenazesini izlerken gördüm tabuttaki Trabzonspor
bayrağını. Hopalıydı Koyuncu. Zaten kanser illeti de nedense coğrafi
olarak hep oralara, Rizelere, Trabzonlara, Hopalara gönül koymuştu!
Nedense memleketin Karadeniz kıyılarında 'olmayan' radyasyon
faciasından sonra, 'olmayan' bir kanser salgını, 'olmayacak sayıda'
insanı kırıp geçiriyordu. Acıyı yüreğinde hissedenler neyin olup neyin
olmadığını iyi biliyor gerçi! Ama resmi kayıtlar resmen tekzip
edilmedikçe anlaşılan hiçbir şey 'olmayacaktı'. Kazım'a battaniye
gibi sarılmış Trabzonspor bayrağını görünce içim cız etti. Her şeye
karışıyordu futbol, ölüm acısına da karışmıştı işte. Ama o anda kafamda
bir ışık yandı. Futbolun sabıkalı, sabıkalı olduğu kadar coşkulu diyarı
Trabzonspor için bir hayal belirdi kafamda. Bu memlekette futbol ve
şiddetin başkenti olarak anıldılar yıllarca. Geçen seneki linç girişimi
de bunun sosyal veçhesi gibi yazıldı sicillerine. Ama Trabzon'un futbolu en çok seven şehirlerden biri olduğu gerçeğini hiçbir şey değiştirmedi.
Acaba
diyorum, bu sene bambaşka bir sene olabilir mi Trabzonlular için. Makûs
talihin kırıldığı, bozuk sicilin temizlendiği, bir futbol kentinin
teyakkuza geçtiği bir sezon?.. Takımını, oyuncusunu, stadını hırpalayan
bir seyirci yerine futbol sevgisini bir olumluluk halesiyle sahaya
yansıtan, yemyeşil bir futbol cennetine davet eden bir seyirci... Yine
kıpır kıpır, yine tutkulu, yine sevdalı... Ama -hadi moda deyimin
korumasına sığınalım- pozitif bir sinerji yaratabilen...
Kazım Koyuncu kanserden öldü. Birçok hemşerisi de aynı dertten çekti, çekiyor, yitti, yitiyor. Yeniliyor Karadenizli. Bu
illete yeniliyor. Ama sevmezler ki yenilmeyi. Kabullenmezler ki öyle
kuzu kuzu kabullenmeyi. Karadeniz/Laz inadı diye bir şey gerçekten
vardır değil mi? O yüzden diyorum ki, madem sessiz sedasız gidiyor
insanlar, buna susmamak lazım. Hele de Trabzon'da. Bir önerim var
Trabzonlulara. Derim ki, çıksa Trabzonlu, Trabzonspor'unu kansere,
radyasyona karşı bir nefer haline getirse. Şampiyonluğun en büyük
adaylarından olan takımını bu ruhla desteklese. Kulüp de bu misyona
sahip çıksa ve şu illete karşı cephede bir mevzi de o alsa.
Hem
kaç tane Kazım Koyuncu var ki şu memleketin çıkardığı? Gençlere bile
sıçradıysa radyasyonla hiçbir ilgisi olmayan(!) bu 'münferit' kanser,
kaybedecek neyi kaldı ki Trabzon'un, Karadeniz'in?
Her hafta
binlerce kelimenin ziyan olduğu futbol programlarında, bir kez de adı
bu şekilde anılsa Trabzonspor'un, az şey mi? Şehrin en büyük değeri,
halkının acılarına sahip çıksa, o Trabzon halkı da biricik takımını
boğmadan sevse ve bu yıl bambaşka bir yıl olsa. Kadro yapısı,
kulüp yönetim anlayışıyla bu sene Trabzon'da bu ışık var arkadaşlar!
Seyirci de bazı alışkanlıklarını insani değerler adına bırakmayı göze
alırsa, bir de kanser illetiyle mücadelenin bayrağını yükseltmenin
motivasyonu olursa bu sene vuslat gerçekleşir! Kazım Koyuncu 33 yaşındaydı. Müzik yapıyordu. İyi müzik... Karadenizliydi. Adamdı. Hep Karadeniz şarkıları söyledi.
Trabzonspor'u
tutuyordu. O şehrin, o yörenin, o insanların, o takımın ona bir borcu
var. Bir yalanı ortaya çıkarmak zorundalar. Hayata sahip çıkmak
zorundalar. Kanserden ölen onca insan için. "Güçlülere karşı
güçsüzlerin de bir şey yapabileceğini bize Trabzonspor gösterdi" diyen
Kazım'a vefalarını göstermek için... Haydi Trabzonspor, kanseri, üç büyükleri, çaresizliği, kötü sabıkanı, güce tapanları yen! Sana da bu yakışmaz mı?
Baris Erten- Radikal Gazetesi
|