|
Sayfa 3 Toplam: 3
4.Gün: Megrelya, Guria, Acarya
Ertesi
sabah erken gitmem gerektiğini anlatarak Kahvaltıdan sonra herkese
teşşekür ederek vedalaştım. Arakadaşımın Abisinin ‘Biz seni arabamızla
Zugdidi'ye götürürüz' ısrarıyla önce hediyelik almak için 3alenjixa
pazarına indik.
Komünist
Sisteminin çökmesi ile İnsanların geçimini sağlamak için bunun gibi
Pazarların çok önemli fonksiyonu olduğu tartışmasızdı. Burda özellikle
en yakın Kapitalist Sistemi olan Ülke Türkiye'nin Mallarının çokluğu
göze çarpıyordu. Yörenin özelliklerinden olan Megrel Peyniri ‘Qveli',
‘Acika' vede ‘Topuri' (megr.: bal) aldım. Fiyatlar çok uygun olmakla
beraber alışverişte Megrelce kelimeler kullanmam İnsanlara çok
şaşırtıcı gelip gülüyorlardı.
Pazar'ın
yanında olan bir Köprü'nün başında büyük bir Taş heykel gözüme çarptı.
‘Bu Dadiani Megrel krallarına karşı savaşan Utu Mikava adlı Halk
Savaşçımızın Heykeli' diye ekledi arkadaşım.
Zugdidiye
dönüşte yoldan arabaya Benzin almak için bir ara durduk. Megrelyada
Benzin İhtiyaçları nerdeyse evlerden yapılıyor. Bidonlardan Benzin
ihtiyacı karşılanabiliyor. Zugdidi Gar'ındaki Meydana geldik. Ordan
Batum Minibüslerini beklemeye başladık. Burdaki durum bana Türkiye'yi
çok anımsattı. Burda eski Ulaşım Sistemlerinin çökmesi ile Türkiye gibi
Minibüs sistemine dönülmüştü. Her saat başı Tiflise, her İki saatte bir
Poti ile Batuma giden Minibüsler Zugdidi Gar'ının Meydanın'dan
kalkıyordu. Bunların yanıbaşında Trenlede gidilebiliyor bu kentlere.
Beklediğim minibüs geldiğinde beni bu kadar iyi Misafir eden
Megrellerden ‘Didi didi Mardi' (megr.: çok çok teşekkürler) diyerek
vedalaştım.
Bir
başka Arakadaşım beni Kobuleti adlı Guria'nın Sahil kentine Akşam
yemeğine davet ettiği için Batum Minibüsüne bindim. Arabada bir Rus
Barış Gücü Askeri gördüm. Kendisini Zugdidi'den 7 kilometre uzakta
bulunan Abhazya sınır karakoluna bıraktık. Bu konu Megreller için çok
önemli olduğunu belirtmem gerekir. Sovyetler Birliği çökmeden Abhazya
Özerk Bölgesinde yüzde 55'e varan bir Megrel nüfus yaşamaktaydı. 1991
ile 1992 yıllarında Gürcüstan ile Abhazya arasında çıkan savaş sonucu
Megrellerin büyük bir çoğunluğu Megrelya'ya sürüldü. Bu İnsanlar evsiz
barksız hâlâ sefil bir hayat yaşamaktalar. Ama hâlâ umutları sönmedi.
Bir gün topraklarımıza geri döneriz diye beklemekteler. Özellikle
Abhazya'daki Gali, Oçamçire, Tkvarçeli adlı Megrel kentler göçden çok
etkilendiler. Bugünse Gali ve çevresine Megreller geri döndü artık. Ama
hala öteki göçmenler Megrelya ve Gürcüstan'ın öteki kentlerinde Mülteci
hayatı yaşıyor.
Zugdidi'den
Tiflis anayolunu takip ederek düz bir yolda Çitat3kari, 3aişi,
Xamiskuri, Xati, Pirveli Maisi, Xobi, Nojixevi, Kvaloni, ve Teklati
adlı köyleri geçip Senaki kentine girmeden Poti yol ayrımına geldik.
Buraya kadar Zugdidi-Senaki arası 44 kilometre idi. Burdan Tiflise ayrı
Potiye ve Batuma ayrı yollardan gidiliyor. Poti yönüne dönüp yaklaşık
40 kilometre sonra eski tarih kitaplarında Phasis adıyla geçen Poti
kentine vardım. Burası Megrelya'nın en Güneybatı kenti olarak,
Gürcüstan'ın Ana Limanı olmasından dolayıda Stratejik bir konuma sahip
bir Kent. Buraya büyük Enternasyonal Şirketler arazi alıp yerleşmişler.
Kara ve Demiryolları Megrelya'nın bu Limanı ile Gürcüstan'ın içlerine
ulaşım sağlanmakta. Yaklaşık 100.000 Nüfuslu bir kent olan Poti,
muhtemelen Megrelya'nın ekonomik olarak en gelişmiş kenti.Evler daha
değişik ve daha bakımlıydı.
Burdan
Megrelya bölgesini geçip Sahil Boyu Batum yönünde Kobuleti'ye kadar
yaklaşık 40 kilometre gittik. Kobuleti, eski Megrel bölgesi Guria'nın
en büyük kenti konumunda. Eskiden Sovyetler Birliği zamanında tatil
kenti olarak ün yapan bu kent bir ılıca'da barındıryor. Burda inip beni
bir Akşam yemeğine misafir eden bir başka arkadaşımla yemek yedik.
Yemekten sonra sahile indik. Denizde çakıl taşları ve Karadeniz'in bana
verdiği o evimdeymişim gibi duyguyu kelimeler ile anlatamam. Bana çok farklı bir duygu verdi.
Gece
olmadan hemen Sınırı geçmeliydim. Hemen bir Minibüse atlayıp doğruca
Batuma gittim. Sahil boyu Buknari, Borovat, 3ixisjiri, Çakvi adlı
köyleri geçip düz bir arazide devam eden yolculuğum aslında bana
yabancı değildi çünkü Tiflise gidişimde aynı yolu gece gitmiştim ancak
şimdi insana gün ışığında çok farklı geliyordu. Düz olan sahil boyu
arazi birden yerini ormanlı tepelere bırakıyordu. Virajları hızla alan
minibüsçü yeşil çay bahçeleri arasında bana Lazona'yı anımsattı. İlk
günkü yere gelmiştim artık. Muhtemelen buralarda 1846 yıllarındaki
Rus-Osmanlı sınırı bulunuyordu. O zamanlar Osmanlı tarafını ‘Lazistan'
eyaleti ve Rusya tarafı ‘Megrelya' olarak biliniyordu. Yaklaşık 10
kilometre sonra Acarya Özerk Bölgesine geçtik. Nerdeyse bir Dünya
değişti diyebilirim. Burası çok daha farklı olarak çok zengin bir
bölgeyi anımsatıyordu. Hatta Gürcüstan'ın en zengin bölgesi olduğuda
söyleniyor. Bir diğer tarihi kent ve limanı ile Batum'u ancak biraz gün
ışığında görebildim.
Dedelerimiz
bu kent'e çalışmak için tekneleriyle giderlerdi. Batum göçmeni olarak
anılan bugün Adapazarı, İzmit, Yalovaya 1900'lü yıllarda göç'e zorlanan
Lazların buralardan gitmesine rağmen, yinede bugün bile Lazların yoğun
olarak var oldukları bir kent.
Büyük
bir meydanda minibüsü değiştirip Sarp minibüs durağına geçtim.
Minibüsçülük yapan Sarplı Lazlar ile tanıştım. Yoldan kalan Gürcü
parası Lari ile birkaç hediyelik alıp doğruca Sarp'a döndüm. Buradan
Sarp'a kadar yaklaşık olarak 20 kilometre var. Batumdan sonra
Axalsopeli, Gonio, Kvaxiati ve Sarpi adlı köylerini geçtik. Sınır'dan
yine Akşam vakti problemsiz bir şekilde geçebildim.
|