Gençler horoncu basi olmadan gönülsüz vuracaklar horonlarini. Atmaca bakisli Cabir Dayi 3ii 3ii 3aa aa naralarini yükseltemeyecek. Bugünlerde gizemli bir sessizliğe bürünüyor Kaçkar etekleri. İsinalarda durmuş tulum sesleri. Tüm isyankar tepeleriyle büyük horon ustasi Cabir Dayi`yi anliyor-lar. Üç yil önce bugün yitirmiştik, o yikilmaz insani. Dutxa sırtlarında ezgiler hüzün dolu. Ağıtlar bir bek-lentiye bırakmış kendini... Lazca ağıtlar en içten nağmelerle söylen-mişti o gün. Bu diyarların heybetli adamı, yeri doldurulmaz horon us-tası uğurlanmıştı. Her acı kayıptaki gibi Lazona yağışlıydı. Gökler tüm hüznünü ağlıyordu halkın. Artık yöre şenliklerinin şen horoncusu ihtiyar delikanlı bu meydanlarda horona duramayacak. O horona durduğunda dört bir yanda silahlar patlamayacak. Gençler horoncu başı olmadan gönülsüz vuracaklar horonlarını. Atmaca bakışlı Cabir Dayı 3i 3i 3aa a naralarını yüksel-temeyecek. İlk kez şenliklerde, ho-ronlarda onsuz coşamadılar genç-ler. Kaçkar etekleri heybetinden birşeyler yitirdi. Tulumun sesi bile bir boş geliyor onsuz...
Düğünlerde köyden köye dola-şır, şenliklerde gülle gibi kükrerdi. Çakmak çakmak gözlerinde halkı-mın umutları vardı. Gurbet çoğu kişiyi alıp götürmüştü buralardan. O inadına bu topraklardan, mem-leketten kopmamıştı. Lazona`nın havasına, suyuna, toprağına sev-dalıydı. Tulum sesi duymadan ken-dine gelemezdi. O, tüfeği omzunda karadeniz dağlarının genç delikan-lısıydı. Ne kentlerin çekiciliği, ne kıyı boyunun yaşam koşulları, hiçbir şey alamamıştı onu sevdiği diyardan. Hanımı yanında nerede şenlik o, oradaydı. Nerede gençlik horona duruyor, onun usta horo-nuna özlem vardı. Mütevazi haliy-le yörenin yetiştirdiği en usta ho-roncuydu. Onun oynattığı horon-ların namı hala, otuz kırk yıldır dilden dile dolaşarak anlatılır. Yü-reğinde memleket sevgisi, Kara-deniz dağlarına sevda vardı. Gökyüzüen koyu bulutlarını sarkıttı, adeta yas var her yerde. Yaylalara yayılan tulum sesleri durmuş Cabir Dayı`yı anıyoruz. Köyün etrafını saran sıradağlar ağıta durmuş, onun horon vurduğu meydanlarda ağıt sessşzliği. N3a dolibğen ( gökler ağlıyor). Mezarı-na bir tutam kır çiçeği bırakmış torunları. Bir damla gözyaşıyla... onun arkasından ağlamak yakış-maz çocuklara. Onu horonlarda çığlıkla yaşatmak varken. Havanın sisi dağılmıyor bu günlerde, her yerde ağıt sessizliği... Bu ağıt aynı zamanda günbegün biten, tükenen halk kültürümüze yakılan ağıttır. Biliyoruz ki böyle-sine usta horoncular gelmeyecek kolay kolay. Her yenilen kuşakla birşeyleri yitiriyoruz. Yüreğimizden bir yaprak daha kopuyor. Bir dal daha kırılıyor sonbahar rüzgarında... Yıllar önce-sinin coşkusunu bulamıyoruz şen-liklerde. Tutlumun sesi her geçen gün biraz daha hüzünlü. Horon-larımız yavaş. Artık pek nadir olu-yor bu dağların deli horona tanık olması. Birşeyleri yitirmenin ver-diği hüzün bu. Sonu belli bir baş-langıç... Bu coğrafyada var iken yok olmak demek bu. Horonu-muzu, destanımızı sahiplenememe-nin buruk acısı. Oysa ağıtların yerini türküye bırakmak vardır. Tulumun ince se-siyle sevda türkülerine koyulmak, kadın erkek horon vurmak vardır. Henüz söylenmemiş türkülerimizi Kaçkar dağlarına inat yükseltmek vardır. Kara bulutlara inat yarına umutla bakmak... Yeter ki vurgunu olduğumuz dağlara kar yağmasın. Bu dağlar daha çok çiçek verir. Yeter ki çocuklar büyüsün Kaçkar eteklerinde, tulum çalan bulunur. Oxiruten üoçi iqveûuüon na, mtugiti diqveûu. Çalmakla adam olunsaydi fare de olurdu. Selma Koçiva
|