Arşiv Makaleler İsmail Güney Yılmaz

İnat ve İsyan: Trabzonspor Yazdır E-posta
İsmail Güney Yılmaz   
11.06.2010 I 11:40

Zeki dayıma ve 16 Mayıs 2010 günü Fenerbahçe maçında ter döken tüm Trabzonspor futbolcularına ...

Futbol hakkında yazmak boş gelebilir. Eninde sonunda bir topun, bir kaleye sokulmasının amaçlandığı karşılıklı on bir kişiyle oynanan, çok kolay öğrenilecek kurallara sahip basit bir oyundur.Ama basit olduğu kadar güzeldir de şüphesiz. Ayrıca futbolun hemen her dönem egemenlerce halkı uyuşturmak, onun gazını almak için son derece başarılı şekilde kullanılabilen bir afyon olduğu da mâlum. Bu oyun hem sadece "gaz almak" için değil, aynı zamanda gaz vermek için de kullanılabilir, millî maçlarda yapılan faşist gösteriler bunun en iyi örneğidir. "Ölmeye, ölmeye, ölmeye giderler", "x milletinden piçleri s.kmeye giderler" !.. Ya da anti PKK gösterilerin de en çok görüldüğü alanlar asker cenazesi törenleriyle birlikte tribünlerdir. Futbol izleyicisi genelde, tıpkı topçuların ve yöneticilerin çoğu gibi câhil, kültürsüz ve bilgisizdir, çok kolay yönlendirilir. Özellikle şoven refleksler yönünde o kadar yönlendirilebilir ki bu kitle, olur olmaz durumlarda da karşımıza çıkabilir bu. Örneğin 90'ların sonlarında Ankara'da oynanan bir Gençlerbirliği Fenerbahçe maçında, çoğunluk taraftar tabiî ki Fenerbahçeliler'dir. Fenerliler'in "sarı lacivert şampiyon Fener!" ya da "s.kilmiş Gençler" tezahüratlarını doğal olarak bastıramayan Al Karalar'ın da aklına durup dururken "kahrolsun PKK !" diye bağırarak hem Fener leyhine; hem de kendi aleyhlerine tezahüratı bastırmak gelir. Gençler taraftarları -yaklaşık 2000 kişi- hep birlikte "kahrolsun PKK" diye bağırmaya başlayınca bir kaç on bin kişilik Fenerli taraftar kitlesi de katılır slogana ve stad inler. Böylece Gençler taraftarı da istemediği tezahüratlardan kurtulmuş olur (!)

Image

Tahammülsüzlük, holiganizm,faşizm,düşmanlık gibi pek çok çirkinlikle iç içe de olsa futbol yine de her zaman güzel bir oyundur, tüm çirkinlikler bu güzel oyuna sonradan girmedir. Ben de bu yazıda birden bire bir şevkle içimden gelen konu olan Trabzonspor'u ve Trabzonsporlu olma ruhunu işlemek istedim.Güzel oyuna, Anadolu'nun bağışladığı en büyük güzelliği; Trabzonspor'u ... Bu konuyla ilgili bir yazı yazmak için içimi kaplayan isteği yenemedim ve kaleme sarıldım. Bu bir ilk olacak, ilk defa futbola dair bir konuyla ilgili olarak bir şeyler karalayacağım.

1986 doğumluyum. Yedi yaşıma dek Galatasaraylı'ydım, babam ve baba tarafımdan büyüklerimin çoğu Galatasaraylı'ydı çünkü. Bunun yanı sıra Galatasaraylı olmam doğum tarihim göz önünde tutulursa da normal karşılanabilir, keza o yılların en başarılı iki takımı Beşiktaş ve Galatasaray'dı. 1985-86 sezonundan, 1992-93 sezonuna dek olan sürece bakarsak Beşiktaş'ın 4, Galatasaray'ın 3 şampiyonluk kazanmış olduğunu görürüz. Bu yıllar içinde Fenerbahçe'ninse sadece bir (1988-89) şampiyonluğu vardır, yani bu büyük kulüp için o yıllar kayıp yıllardır denilebilir. Zaten sarı-lacivertliler şeytanın bacağını tam 7 sezon sonra -Fener için çok uzun bir hasretlik dönemi-, yine uzun yıllardır şampiyon olamayan -12 yıl- Trabzonspor'u 1995-96 sezonunda Trabzon'da 2-1 yenerek kırabilmişti. On yaşımdayken, şampiyonluğa bu kadar yaklaşan takımımın, çok iyi oynadığı maçta öne geçmiş olmasına karşın zaferi elinden kaçırmış olmasının, o yaşımda bende epeyce büyük bir travma yarattığını, uzun süre moral olarak toparlanamadığımı hatırlıyorum. Ertesi sabah, köyde -Rize'nin Pazar ilçesinin Xunar köyü- Feberbahçeli abilerimiz torpiller patlatıp, tezahüratlar yaparak kutlama yapıyorlardı, yanlarından geçerken Trabzonsporlu olduğumu bildikleri için bana laf atmaktan da geri durmamışlardı. Hatırlıyorum, zaten kötü olan moralim alt üst olmuş sinirle ve ağlamaklı eve koşmuştum. Teyzemin çocuğunun bir kaç ay önce onların köyünde yaptığımız ve benim azimle çalışarak mahalle takımımızın -K'ur3'ispor- kalecisi olmamı sağlayan "kalecilik antreman"larımızın hatırası olarak verdiği çubuklu Fenerbahçe formasını dolabın çekmecesinden çıkarıp elime aldığım gibi evin avlusunda bir dalın ucuna iliştirerek yakmıştım. Trabzonspor'un tarihini bildiğim için -altı şampiyonluğun dördünde Fener'le yarışmış, şampiyonluğu kaçırdığı zamanlarda da sürekli Fener'e kaybetmiş bir takımdan bahsediyoruz- zaten bir hayli gıcık olduğum Fenrebahçe'ye karşı duygularım artık sadece nefretti. Hoş Fener'e düşmanlık, sarı-lacivert renklere gönül vermiş olanların dışındaki taraftarlar için ortak paydadır zaten, bunun altında yatan sebep de, Fenerbahçe'nin diğer kulüplere karşı takındığı köklerindeki aristokratlıktan kaynaklanıyor olsa gerek kompleksli aşağılayıcı tavırdır.

Benim Galatasaray'ı bırakıp, Trabzonsporlu oluşumun hikâyesi, 1992 yazına, her zamanki gibi çay işleri sebebiyle İstanbul'dan memlekete gittiğimiz günlere dayanıyor.İşte o günlerden bir gün anne tarafımdan dedemin evini ziyaret için annem ve kardeşimle beraber annemin köyü olan Carcivat'a gitmiştik. Akşam, sobanın başında, çok erken yaşta kaybettiğimiz Zeki dayımla futbol sohbetine başlamıştık. Dayım beni Trabzonsporlu yapmak için büyük bir çaba sarf ediyordu, yok "senin bölgenin takımıdır", yok "karakterlidir, onurludur", yok "çok büyüktür", yok bilmem ne. Bayağı inat ettiğimi ve bu inadımda en etkili olan şeyin de Trabzonspor'un uzun zamandır hiç şampiyon olamamasının ve o zamanlarda da pek parlak bir durumda olmayışı olduğunu anımsıyorum. O "Trabzonspor" dedikçe, ben "Galatasaray" diyordum, "Trabzon !", "Gassaray !", "Trabzon !", "Gassaray !", "Trabzon !", "Gassaray !" ... En sonunda "tamam Trabzon be !" dedim, dayım buna çok çok sevinmişti ve benden bir daha Trabzonspor'u hiç bırakmayacağıma dair de bir söz almıştı. Dayımın bin bir propagandası sonucu takımımı değiştirip, yeni takımıma alışmaya çalışırken, yaz sonu İstanbul'a döndük ve ben ilkokula başladım. 1992-93 sezonu hem okula başlangıç tarihim; hem de benim ligde az çok takip ettiğim ve şimdi de bazı maçları hayal meyal hatırladığım ilk 1. lig sezonuydu. Trabzonspor'un o zamanlar pek de parlak durumda olmadığını söylemiştim, 1984'teki son şampiyonluğundan sonraki dönemde Trabzonspor, sezonu genellikle ya 3. ya da 4. bitiren bir takımdı. İşte az çok takip edebildiğim o 1992-93 sezonunda da Trabzonspor Beşiktaş'la İnönü'de oynadığı bir maçta 7-1 yenilmişti rakibine. Bu Trabzonspor'dan dolayı yaşadığım ilk büyük üzüntüydü, okuldan arkadaşların alaylarına maruz kalmıştım, zaten okuldan da mahalleden de koca arkadaş ortamında tek Trabzonsporlu bendim, saldırıları tek başıma göğüslemek zorundaydım. "Bırak o takımı" diyorlardı bana, ben bırakmamamak konusunda son derece kararlıydım. İşte o günlerde ben Trabzonsporlu olma duruşuyla ilk kez bütünleştiğimi, sonradan aklım daha çok ermeye başladığında anladım. "Duruş" kelimesi alelade kullandığım bir kelime değil, Trabzonsporlu olmak tam anlamıyla, isyanı, inadı, köhnemiş düzene karşıt olmayı ve devrim arzusunu içinde barındıran bir duruştu.Tabiî o zamanlar bunu böyle kelimelerle ifade edemiyordum ama "bile bile" (!) Trabzonsporlu olma durumumun içini çocuk aklımla "solculuğum"la doldurmaya çalışmam hâlâ aklımda. Dokuz yaşımdan sonra bu "solcu" olma durumuna, yok sayılan Laz kimliğimin farkına varmaya başlamam da eklendi sanırım. Yavaş yavaş ideolojik bakışım ve kavrayışım oturmaya başladıkça, sömürücülere ve haksız düzene karşı, ezilenleri ve devrimi savunmak bağlamında İstanbul oligarkları üç büyüklere ve bunların hegemonyasına karşı Trabzonspor'a daha bir tutkuyla bağlandım, elbette bunu çok da abartmamak kaydıyla. O 7-1'lik yenilgiden sonra takımımı o çocuk aklımla dahi bırakmamamda şimdi kim olduğunu hatırlamadığım Beşiktaşlı bir arkadaşça takdirle karşılanmam da -Beşiktaş'ı tutanlar genelde "iyi çocuklar"dı- Trabzonspor ısrarımda etkili olması da hafızamda kalanlar arasında .

Benim burada solcu olmakla Trabzonspor'u bağdaştırmam yanlış anlaşılmasın, Trabzonspor'un ve tüm Trabzonsporlular'ın solcu olduklarını iddia etmiyorum elbette. Zaten Türkiye'de "solcu" olarak görülebilecek takımlar sadece Adana Demirspor ve bir zamanların devrimci sendikalı işçi takımı Zonguldakspor'dur denilebilir. Diğer takımların içinde solcusu da, faşisti de, İslâmcısı da vardır. Ama solcuların takımı filan olmasa da Trabzonspor'un yaptığı işler -güçlü İstanbul takımlarına rağmen altı şampiyonluk ve diğer bir çok başarı- gerçekten devrimci ve doğal olarak "solcuca" işlerdir. Yani Trabzonspor, güçlü ve olanakları bol olanlara karşın kazandığı sayısız zaferle, inatçı, isyancı ve devrimci bir semboldür. Trabzonspor'u destekleyen herkes bunların bilincinde olarak bu takımı destekler ve gerçekte hangi görüşten olursa olsun, son derece sol dünya görüşüne ait olan bir şeyi farkında olarak ya da olmayarak desteklemiş olur. Trabzon kentinde geçmiş kültürel gelişkinlik ve zenginliğe ihanet edercesine yükselmiş olan tahammülsüz şovenizmse bu anlamda son derece trajik bir tezattır ne yazık ki *.

Bugüne dek çeşitli yayın organlarında, genelde politik ve güncel konularla ilgili olarak yazılarım yayınlandı. Şimdiye kadar futbolla ilgili olan bir konuda yazı yazmak aklımın ucundan dahi geçmemişti. Zaten futbolla yatıp kalkan bir adam da değilimdir - ki hiç tasvip ettiğim bir durum da değildir futbolla o kadar içli dışlı olma hâli- . Çocukken Trabzonspor'un delice fanatiğiydim, mesela hatırladığım bir olay var dokuz, on yaşlarımdan, sanırım Samsunspor'la olan bir maçtı, berabere kaldık diye ağlamıştım, o kadar hırsla bağlıydım yani. Bugünse yenilgi durumunda dahi -takımın kaderiyle çok çok ilgili olmadığı sürece tabiî- pek sıkıntı yapmam, sadece biraz üzülür ve takıma kızarım o kadar, derbiler ve önemli maçlar dışında takımın maçlarını izlemem/dinlemem bile. Yani bu anlamda çok da "iyi" bir taraftar sayılmam çoğuna göre. Ama bence hâlâ çok iyi bir Trabzonsporlu'yum. Takımımın tarihini ve misyonunu gayet iyi biliyor ve sahipleniyor, bir "bilinçli" olma durumu olarak gördüğüm Trabzonsporluluğumla gurur duyuyorum. Sadece top oynamaya gelmiş olan rakip takımın otobüslerini ve tribündeki bir avuç rakip takım taraftarını taşlamaktan büyük haz duyan; ya da sahada rakip takım futbolcularından çok "bizim çocuklar" üzerinde baskı oluşturan ve her maça giden çoğu "fanatik" renkdaşımdan da daha iyi bir Trabzonsporlu olduğumu düşünüyorum. Öyle ki 1996'da hem de kendi evimizde, üstelik rakibi eze eze oynadığımız maçta İstanbul oligarşisinin en haşmetli temsilcisi Fenerbahçe'ye kaptırdığımız şampiyonluk, hâlâ o günkü hissiyatla ve yarım kalmışlıkla içimi acıtır. O sene Trabzon'dan yükselen "Şampiyon bu sene Anadolu'dan !" sloganlarını yükselten ağızlar bir anda susmuş, tüm kenti ölüm sessizliği kaplamış ve geriye akıllarda ağzı purolu mafya babası Ali Şen'in küstah sırıtışları ve şampanya patlatmalı şampiyonluk kutlamaları kalmıştır. Sonra da o ""kötü adam"ın Fenerbahçe'nin şampiyonluğu almasını sağlayan Aykut ve Oğuz gibi takımın sembol isimlerini takımdan kovması. Çünkü Aykut ve Oğuz adam gibi adamlardı ve rakip takımın üzüntüsünü açıkça paylaşmışlardı, iyi adama o adamın başkan olduğu takımda yer yoktu elbet, Fenerbahçe denince akla gelen bu iki insan "yeterince Fenerbahçeli olmadıkları" (!) için çok sevdikleri takımlarından kapı dışarı edilmişlerdi.

Ama gün gelmiş, devran dönmüş, tam 14 yıl sonra Fenerbahçe şampiyonluğa koşarken lider girdiği son haftada Trabzonspor engelini aşmak zorunda kalmıştı. Ne Fenerbahçe yönetimi; ne eski başkan Ali Şen ne de taraftarlar Trabzonspor'u ciddiye almıyor ve maçı kazanıp şampiyon olacaklarına kesinlikle inanıyorlardı. Zaten Trabzonspor'un Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe'yi 3-1 yenip şampiyon olmasını iki takım arasında bir anlaşmanın sonucu olduğunu -lig Fener'in,kupa Trabzon'un!-, ayrıca Trabzonspor'un Anadolu'dan bir başka takımın -Bursaspor- çıkıp şampiyon olmasını, Karadeniz Fırtınası'nın "apoletler"ini değer kaybına uğratacağından dolayı istemediğini bordo mavililerin Fener'e "yatacağını" düşünen de çok sayıda insan vardı. Ama Trabzonspor çıktı ve onuruyla mücadelesini verdi. Fenerbahçe'yle 1-1 berabere kaldı, Beşiktaş'ı yenen Bursaspor şampiyon oldu !.. Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe'yi yenip kupayı alan ve Fenerbahçe'nin kupa hasretini de 27 yıla çıkaran Trabzonspor, o maçtan iki hafta sonra da hem de Şükrü Saraçoğlu'nda, hem de Fener son yılların en iyi futbolunu oynarken, hem de Fener şampiyonluğa bu kadar yaklaşmışken, üstelik Karadeniz ekibinin başında tıpkı 96'da olduğu gibi Şenol Güneş varken Fener'in elinden alıp şampiyonluk kupasını Bursa'ya verdi ! Hem 96'nın intikamını çok acı bir şekilde aldı; hem de Bursaspor'un şampiyon olmasını sağlayarak İstanbul oligarşisinin son 26 yıldır süren iktidarının devrilmesinde Bursa'nın mücadelesinin dışındaki en önemli katkıyı sundu. Önce Galatasaray'ın, sonra Beşiktaş'ın, en son ve en önemli olarak da Fenerbahçe'nin yoluna taş koyarak Bursaspor'un şampiyonluğunun bir nevi katalizörü oldu. Bursa'dan ve Trabzon'dan "Bu sene şampiyon Anadolu'dan" sloganları yeri göğü inletti !..

İşte ben bu sebepten Trabzonsporlu'yum. Trabzonsor bir ruhtur, bir gelenektir, ihitilaldir, efsanedir, paraya, pula ya da başka menfaatlere takımı satmamaktadır, kendini en büyük gören kâğıttan kaplanlara karşı kendi gücünün ve yapabileceklerinin farkında olmaktır. Üç büyüklerin hesabına olmadık çomaklar sokabilme, hesapları bozabilmektir. Beşiktaş taraftarı olan solcuların çoğunu bir kenara bırakırsak solcuların futbolla pek işi olmaz ya da en azından bunu pek belli etmemeye çalışırlar. Trabzonspor sempatizanı olan solcularsa farklıdır, Trabzonsporlu olduklarını gururla söyler ve kendi takımlarının tarihinden, kimliğinden ve zaferlerinden hararetle bahsederler, Kâzım Koyuncu da bu Trabzonsporlular içinde en ünlü olandır mesela. Solcular -çoğu kez de haklı olarak- futbolla ilgili olan taraftarlık durumunu küçümserken, Kâzım sırtında Trabzonspor formasıyla gururla gezerdi... Çünkü Trabzonspor farklıdır ... Çünkü Trabzonspor Anadolu'nun ve ezilmiş, hor görülmüş, dışlanmışların parlayan bir zafer simgesidir !.. Trabzonspor Anadolu'dur !.. İşte bu yüzden Trabzonspor, yirmi altı yıldır şampiyon olamasa da her sene gönüllerin tek şampiyonudur !.. Çünkü Trabzonspor özlenendir !..

* Trabzonspor teknik direktörü Şenol Güneş, Star gazetesiyle yaptığı bir ropörtajda Hrant Dink cinayeti ve cinayetten sonra Dink ailesine yaptığı ziyaretle ilgili olarak sorulan bir soruya verdiği cevapta Trabzon'un bu durumunu eleştiriyor, bkz. ;http://www.stargazete.com/pazar/altina-camur-atarsaniz-o-camur-sonra-size-bulasir-haber-235652.htm

İsmail Güney Yılmaz

Yorum (1)add comment

aziz turna said:

vallahi tebrik ediyorum. benim duygularımı yazdın tamamen. bütün yazdıklarınıza katılıyorum. aynen öyle.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2010-06-15 07:26:30
Oylama: +1

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Haberler

Güncel Etkinlikler

25.07.2010 I 21:59 | Lazebura©

article thumbnail5. YEŞİL YAYLA KÜLTÜR, SANAT ve ÇEVRE FESTİVALİ “3 Gün, 3 Köy” Etkinlikleriyle sizleri bekliyor… Hayde...
Makelenin Devamı...

08.07.2010 I 11:54 | Lazebura©

article thumbnailSavunduğumuz derelere karışmaya, beraber çağlamaya geliyoruz… Karadeniz’den yükselen isyan seslerini duymazdan gelemezdik. Fındıklı’da vadileri başında nöbet tutan köylüleri,...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Karadenizde saklı kalmış Kadın Sesleri:S...
Son yıllarda heyecanla dinlediğim, içinde bulunduğum, sevdiğim, hüzünlendiğim en büyük pay...
Sayın Başbakan'a zor sorular
93 harbinde bu topraklara gelmis bir Gürcü ailenin 6. kusagiyim yani Gürcü asilliyim ve bu ülke...
İnat ve İsyan: Trabzonspor
vallahi tebrik ediyorum. benim duygularımı yazdın tamamen. bütün yazdıklarınıza katılıyoru...
So Mebaşkvitdort'un!
İxeli Osman cuma, heşo naoni do ncakti xila gamiğasen. mati meptare manişa arabaten, na minonan ...

Yeni Üyeler


HaMSii

delahmedienesi

la_tahzen

pedalısa

Mircan

Mircan

Üye Girişi

Kimler Online

5 Misafir Online
Online olan üye yok!