İnsanlığın izlenebilir tarihinde savaşsız dönemler çok az yer tutuyor; bu yüzden barış, insanlığın büyük özlemidir.
Ne var ki, insanlık hiç bir zaman barış içinde yaşayamadı; insanlığın
tarihsel serüveni, adına ‘barış’ denilen ‘molalardan’ sonra yeniden ve
yeniden başlatılan savaşlar, yıkımlar ve acılarla sürüyor.
Bazı savaşlar kuşaklar boyunca sürer, ama her savaş, mutlaka mola
niteliğindeki bir barışla sonlanır. Bu, uygun bir zamanda yeniden
başlayacak savaşın ihtiyaç duyduğu bir barıştır. Fakat, insanlığın
ihtiyacı ve hakkı olan barış, bu değildir; kalıcı barıştır.
Ve aleni gerçek şudur; savaşları kaçınılmaz kılan koşullar değiştirilmezse, kalıcı bir barış sağlanamaz.
Kalıcı barış ancak, insanlar arası ilişkilerde açığa çıkan çelişkilerin
savaşsız giderilebilmesine olanak tanıyan bir toplumsal düzende
gerçekleştirilebilir.

Ezeni – ezileni, sömüreni -
sömürüleni, soyanı – soyulanı, aşağılayanı – aşağılananı olan
toplumlarda barış, büyük bir yalandır. Bu koşullarda gerçek bir
barıştan söz edilemez; böyle bir şeyin adı, olsa olsa, zoraki barış
olur. Zoraki barış ise, savaşın döneme uygun araçlarla ‘sessizce’
sürdürülmesi demektir.
Barış mücadelesi, insanlığın en büyük
ve en zorlu mücadelesidir; çünkü, bu mücadele, savaşları kaçınılmaz
kılan verili düzenlerin tasfiye edilmesi, tarihsel düşmanlıkların
ortadan kaldırılması ve binlerce yıllık geleneklerin değiştirilmesi
gibi devasa sorunların hallini gerektiren bir mücadeledir.
Ve işin en ‘sevimsiz’ yanı, kalıcı barış için sürdürülen mücadelede
barışçıl olmayan araçları da kullanmak zorunda kalmanızdır!..
İnsanlığın barış içinde bir arada yaşayabileceği bir dünya isteyenler,
öncelikle savaşlı dünya gerçeğini sorgulamalı ve savaşların müsebbibini
bulmalıdırlar.
Hiç kuşku yok; savaşlı dünyanın müsebbibi,
barış isteyen çoğunluğa rağmen, varlığını şiddet üretmeksizin
sürdüremeyen egemen azınlıktır.
Günümüzün egemen azınlığı,
kapitalist haydutlardır ve sınırsız kar hırsıyla gözünü karartmış bu
azınlık yüzünden insanlığın kan kaybı sürmektedir.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün son verilerine göre,
dünya silah üretiminin yüzde 50’si Amerika’da gerçekleşiyor.
Amerika’yı, İngiltere ve Rusya takip ediyor. Dünya ölçeğinde üretilen
silahların yüzde 40’lık bir bölümü, yıllardır sürekli savaş hali
yaşayan Ortadoğu’ya gitmektedir. Pentagon Savunma Güvenliği İşbirliği
Kurumu’nun verilerine göre, kapitalizmin küresel krizinin birinci
yılında ABD, 38.1 milyar dolarlık bir silah satışı gerçekleştirmiştir.
Ve kriz koşullarındaki bu karlı silah satışının 2010 yılı içinde de
artarak devam edeceği öngörülmektedir.
Kapitalist
haydutların dizayn ettiği dünya, İnsan dahil, yeryüzünün bütün
canlılarını defalarca yok edebilecek ölçekteki nükleer ve kimyasal
silahlarla, savaş uçaklarıyla, tankıyla, topuyla tıka basa dolu bir
cephanelikten farksızdır.
Ne yazık ki, dünyanın bu halinden
herhangi bir rahatsızlık duymayan sözde ‘barış yanlıları’ için barış,
her savaşın ihtiyaç duyduğu mola niteliğindeki geçici barıştır. Bunlar,
bir yandan barış çağrıları yaparken, diğer yandan, devletlerin
silahlanma yarışını destekliyorlar, kapitalizmin bekası için ‘silahlı
adamların’ çoğaltılmasını istiyorlar.
Şiddet üretmeye
ayarlı, rezili çıkmış kapitalist dünyanın egemen azınlığınca kurulmuş
iktidarlarla barışık yaşamaktan rahatsız olmayanların ‘barış’
çağrıları, insanlığın ihtiyacı ve hakkı olan barışa değil, iktidarların
ihtiyaç duyduğu, boyun eğen, kapitalist sömürüyü ve tahakkümü
kabullenen insanların çoğaltılmasına hizmet etmektedir…
Tekrar etmekte yarar var; gerçekten barış istiyorsanız, savaşa neden
olan koşulları değiştirmek ve kalıcı barışı mümkün kılacak koşulların
oluşturulması için mücadele etmelisiniz. Barış mücadelesi bahsinde
anlamlı olan şey, varlığını biteviye şiddet üreterek sürdüren
kapitalist haydutlarla hesaplaşmak, onların tarihsel miadı dolmuş vahşi
düzenlerini tasfiye edip, barış içinde yaşanılabilir bir toplumsal
düzen kurmaktı.!
Sadık Varer
|