Arşiv Makaleler İsmail Güney Yılmaz

KÜLTÜR HAREKETİ ... NASIL YAPMALI ?!. - 2 Yazdır E-posta
İsmail Güney YILMAZ   
01.01.2009 I 18:12

       Bir önceki yazımızda etnik temelli bir hareketin kullanacağı araçların ve hedeflerinin ne olacağı ve bu araç ve hedefleri neyin belirleyeceği hususunda kalmıştık. Burada, bizi ilgilendiren "etni" Lazlar olduğu için aslında öyle çok uzun uzun tahliller yapmaya gerek yoktur. Laz halk gerçekliği açıktır, Lazlar, bir ulus değildir,uluslaşma sürecini tamamlayamamış bir ulusal azınlıktır.

O hâlde Lazlar, kendi kimliklerini yaşatmak, bu kimliği, kültürü, dili gelecek kuşaklara aktarmak için neler yapmalılar ? Cevabı kolay bir soru ... Ulus ol(a)mayan bir halk, - eğer mücadele etmeye niyeti varsa, örgütlenmeye açıksa !- "kültürel hakları kazanma mücadelesi"  diye özetleyebileceğimiz bir hatta ilerler, bundan daha ötesini düşünmenin, "daha fazlasını istemenin" realiteye ters düşeceği açıktır (1).
 
           Türkiye özelinde düşündüğümüzde daha çocukluk yıllarında sayılabilecek bir hareket olan Laz hareketinin,sahneye çıkışını tetikleyen (80'ler sonu,90'lar başı) en önemli faktörlerden birinin Kürt Ulusal Hareketi'nin yükselişi olduğu doğrudur. Yükselen Kürt hareketi, Lazlar'ın aydın kesiminde de kimliğe karşı bir ilgi yaratmış ve bu kesime "bir şeyler yapmak gerektiğini" kavratmak, "bilinçlenmek ve bilinçlendirmek" yolunda mücadeleye başlamak için uyarıcı bir itki olmuştur. Ancak söz konusu aydın hareketi, her ne kadar silâhlı bir ulusal hareketin verdiği mücadeleden etkilenmiş olsa da hiç kimsenin Kaçkar Dağları'nda silâh çatıp,bağımsız Lazistan uğrunda savaşmak gibi bir niyeti de yoktur.
Egemenlerin ve sivil faşistlerin tüm "bölücülük" heyûlalarına karşın, Lazlar - ya da bugün için doğru bir deyimle Laz aydınları- uzak hedef olarak dahi ayrılıkçı emellere sahip değillerdir. Elbette ki bu, ilerde küçük bazı grupların bu yolda mücadele etmeyeceklerini garanti etmez -ki gerçekliklerle çelişen bağımsızlık yanlısı hareketler de vardır; Türkiye için en bilindik örnek ASALA olsa gerek -.Böyle bir oluşum etkisiz ve marjinal olacaksa da, bu gelecekte bir grup insanın böyle bir adım atmayacağı anlamına gelmez. Tarihin akışında bu tip konular ezberlerden bağımsızdır.
 
      On altı yıl öncesiyle bugünü karşılaştırdığımızda, Laz kültür hareketinin epeyce yol kat ettiği inkâr edilemeyecek bir gerçektir. On altı yıl önce Lazlar'la ilgili değil bir kitap,dergi,albüm vs. bulmak, doğrudan Lazlar'la ilgili olan bir makale bulabilmek dahi imkânsızdı. Bugünse elimizin altında
neredeyse bir külliyat mevcut, isteyen,ilgilenen herkes Lazlar'la ilgili eserlere rahatlıkla ulaşabilmektedir. Bugün Türkiye'de Kürtler,Çerkesler,Gürcüler'le birlikte haklarında en çok kaynağa ulaşabileceğimiz Müslüman topluluk Lazlar'dır. Aynı şekilde, başlangıçtan bugüne kısır tartışmalar sebebiyle "kör topal" ilerlemiş bir sürecin sonunda oluşmuş ve çeşitli yönlerden eleştirilebilir olsalar da artık Laz hareketinde bir kurumsallaşma da gerçekleşmiştir.
Ayrı hareket ettikleri bâriz bir şekilde belli olsa da (2) söz konusu kurumlar Laz Kültür Derneği, Gola Kültür Sanat ve Ekoloji Derneği ve Sima Vakfı'dır.
Tüm bunlar kuşkusuz Laz kültür hareketinin edindiği nicel ve nitel birikimin sonucudur ve gelinen noktayı hiç kimsenin küçümsemeye / değersizleştirmeye hakkı yoktur. Ayrıca yine bu bağlamda belirtmek gerekir ki hareket kendine halkımız içinde de bir "taban" edinmiş, ses verdiği halktan yeterli olmasa da bir destek de bulmuştur (3).
 
Kültür Hareketinin Araçları,Yöntemleri ve Amaçları
 
    Dilin,kültürün yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması, Laz olma bilincine sahip kuşakların yaratılabilmesi için her tür kültürel oluşuma gidilmelidir( dergi,kitap,denek,vakıf vs,). Bugün Laz kültürel hareketinin en büyük eksikliği, bir periyodik yayın organına sahip olmamasıdır. Bu doldurulması şart olan büyük bir boşluktur. Laz hareketi gerek devletin legal veya illegal baskılarından, gerekse kendi iç anlaşmazlık ve sorunlarından dolayı uzun soluklu bir periyodik yayın organına sahip olamamıştır. Ogni ve Mjora gibi kısa süreli tecrübeler vardır yalnızca. Hâlbuki ortada Gürcüler'in
Çveneburi'si, Çerkezler'in Nart'ı gibi uzun soluklu olmayı başarabilmiş örnekler de var. Burada hatırlatmakta fayda var ki, Laz halkının benliğinde ilk bilinç kıvılcımını çakan da 1993 yılında yayın hayatına başlayan Ogni dergisidir, 90 başları gibi zor bir dönemde ayakta kalmaya çalışan, her açıdan
sıkıntılı olan bir dönemin ürünü olan Ogni'nin -dergi altıncı sayıdan sonra yayınını dururmuşsa da- etkisi tahminlerin bile üstünde olmuştu. Yarattığı bu etkiyle Ogni, hem Lazlar'da bir uyanışa önayak olmuş; hem de Lazlık konusunda bireysel düzeyde çalışma yapan insanları bir araya getirip, o zaman için asgarî müşterekte de olsa bir "örgütlülük" durumunu ortaya çıkarmıştır.
 
    Her ne kadar, internet ortamının daha geniş bir kitleye hitap etmesinden doğan bir cazibesi olsa da, ben dergi ve gazete gibi organların politik bir akım (eğer talepleriniz varsa ve bunun için mücadele ediyorsanız siz politika yapıyorsunuz demektir !) için daha yararlı, varılmak istenen hedefe daha doğrudan ve etkili şekilde ulaşan araçlar olduğuna inanıyorum. Hiç kuşku yok ki internet ortamı bilgi kirliliğinin alabildiğine yüksek olduğu, kafasına esen herkesin doğru yanlış düşündüğü her şeyi paylaşabildiği, kontrolü oldukça güç - belki de imkânsız- bir alandır. Bunun üstüne bir de ülkemizdeki ekonomik durumu ve onunla doğrudan bağlantılı olarak insanların internete ulaşabilme düzeylerini eklerseniz, internet sitelerinin düşünüldüğü kadar etkili araçlar olmadığı ortaya çıkacaktır.
İşte sırf bu yüzden bir kültür hareketinin taşıyıcısı bir internet sitesi olamaz, her hareketin taşıyıcısı ve sesi her daim el altında tutulabilecek olan basılı periyodik yayın organlarıdır. Bu Laz hareketi için bir görevdir ve "başlangıç" için aylık veya daha uzun aralıklarla yayınlanacak olan bir kültür,sanat,edebiyat
ve bilim dergisi, daha sonra da onun yanına eklenecek bir siyasî gazete şarttır. Bunu gerçekleştirebilecek donanımlı, birikimli insan potansiyeli ayrı ayrı çevrelerde gruplaşmış olarak veya tek tek insanlar bazında da olsa mevcuttur. Periyodik dergi ve siyasî gazete adımlarından sonra, ayrı ayrı alanlarda yetkinleşecek insanlar farklı çevrelere hitap eden yayınlara girişebilirler, farz-ı misal Lazca mizah dergisi ... neden olmasın ?!.
 
   Bir kültür hareketinin en önemli taleplerinden biri de elbette ki "anadilde yayın" ve "anadil öğrenimi"dir. Peki anadilde yayın/anadil öğrenimi taleplerinden ne anlamalıyız ? Örneğin Lazca dilinin okullarda öğretilmesinden, müfredattaki tüm derslerin Lazca olması gerektiğini mi anlıyoruz ? Elbette ki burada da karşımıza kocaman bir hayır çıkıyor. Talep edilen Lazca eğitim değil, Lazca'nın öğrenimidir. Yani biz devlet tutup da geometri dersini, coğrafya dersini vs. Lazca yapsın demiyoruz, istediğimiz Lazca'nın okul öncesi ve okul çağındaki çocuklara yeterli zaman ayrılarak - haftada iki saat,dört saat artık hangisi pedagojik formasyon için uygunsa - öğretilmesidir (4). Bunu hem devlet kendi okullarında bizzat karşılamalı; hem de bu konuyla ilgili insanlar özel dil kursları açarak söz konusu ihtiyaca karşılık vermelidir (5).
 
  Gelelim anadilde yayın konusuna. Devlet kendi kanalı,radyosu eliyle elbette ki Lazca yayın yapmalıdır. Ancak bu TRT'nin bugün beş dilde yaptığı yayınlar gibi olacaksa hiç olmasın daha iyi ! TRT'nin yaptığı anadilde yayın hem zaman olarak yetersiz -tv.'de yarım saat, radyoda bir saat- ; hem belli ki insanların
çoğu izleyemesin diye sabahın köründe; hem de çocuklara yönelik yayınların ve dil öğreniminin yasak olduğu bir yayındır. Üstelik bu yayınlarda söz konusu halklara yönelik hemen hiçbir haber yoktur ve bilinen resmî ideoloji bu kez insanlara kendi anadilleriyle yedirilmeye çalışılmaktadır. Bu "anadilde resmî ideoloji propagandası", Gürcistan'ın bir radyosunun yaklaşık dört saatlik Lazca yayınında yaptığı Gürcülük ve Hıristiyanlık propagandasıyla aynı mahiyettedir. Kafalar aynı olunca, devletlerin farklı olması hiçbir şey değiştirmiyor anlaşılan. Birisi Lazca olarak "sen Türk'sün" der, öteki yine aynı dilde "Gürcü'sün" der... Her ikisinin de Lazlar'a bir yararı olmadığı, talep edileni arz etmediği ortadadır.
 
   Anadilde yayın en başta o halkın dilini öğrenimine yönelik olmalı. Bunun önüne bir yasak konması insanîyetle bağdaştırılabilir bir şey değildir. Yine anadilde yayın kültürle,kimlikle,değerlerle de ilgilenmeli, sadece güncel haberleri sunarak yapılacak olan anadilde yayının yeterli olmayacağı aşikârdır. Bu yayınlarda örneğin o halkın masallarına, türkülerine, efsanelerine vs. de yer verilmesi gerekmektedir - Gürcü kilise radyosu her ne kadar Gürcü şovenizminin propagandasını yapıyor olsa da, yayın akışında yer verdiği otantik Laz şarkıları,masalları ve efsaneleriyle bu ihtiyaca bir şekilde karşılık da vermektedir.
Velhasıl, radyo ve televizyondan anahaber bültenlerini Lazca olarak dinlemek de önemlidir; fakat aynı organlardan Lazca "K'axaberi Efsanesi"ni, Lazca
destanları, şarkıları veya örneğin bir "Ç'ink'a" söylencesini duymak da son derece önemli.
 
   Tüm bu talepleri karşılayabilmek için devlet üzerinde baskı kurmak gerekir. Bu baskıyı da ancak Lazlık'la ilgili kurulacak olan demokratik kitle örgütleri (DKÖ) sağlayabilir. Bu DKÖ'ler, dernek ve vakıflardır. Bu kurumlar içinde örgütlenip, çeşitli araçlarla - örneğin sadece yapmış olmak için yapılmayan kitlesel imza kampanyalarıyla !- sistem üzerinde baskı kurulduğunda, yapılan haksızlıklar teşhir edildiğinde sonuca ulaşılabilir. Bugün Türkiye'de bu ihtiyacı karşılayabilecek
olan iki adet kurum var: İstanbul merkezli Laz Kültür Derneği ve İzmit merkezli Sima Vakfı. Sima Vakfı'nın kurulduğu günden bugüne Laz kültürüne yönelik faaliyetlerden anladığı şeyin yemekli eğlenceler düzenlemek ve benzeri etkinlikler olduğu anlaşılıyor. Bu Sima Vakfı'nın web adresindeki etkinlik fotoğraflarından gayet rahat bir şekilde anlaşılabilmektedir. Kaldı ki adı geçen kurumun düzenlediği bu etkinliklere İzmit'in tüm yerel "devlet erkanı" katılabilmektedir, hatta Sima Vakfı'nın DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde MHP'den milletvekilliği yapmış bir üyesi dahi bulunmaktadır. Devletle bu kadar içli dışlı bir kurumdan kültürel haklar için devlete baskı uygulamasını beklemek safdillik olacağından Sima Vakfı'nı geçiyoruz. Peki ya Laz Kültür Derneği ? Kurucu kadrosuna
baktığımızda iyi işler başarabilecek gibi duran dernek şahsî gözlemlerime dayanarak söylersek -teşbihte hata olmaz!- git gide "Sima'laşmaktadır" ! (6)
Eğer Laz Kültür Derneği de açmaz ve çıkmazlarından kurtulamayıp, kendisinden beklenenleri karşılayamayıp bir hayal kırıklığı yaratacaksa, benim gibi Lazlık'la ilgilenen insanlar "bu da mı gol değil be!" deyip, gelecek için artık iyice umutsuzlaşacaklardır. Burada klasik "bizden bir şey olmaz!", "her Laz bir imparatordur, biz örgütlenemeyiz!" edebiyatı yapmak istemiyorum. Ben yalnızca bir dost olarak Laz Kültür Derneği çalışanlarından tıpkı köklerinde olan Ogni dergisi sürecindeki gibi "militan/meşrû" bir çizgi bekliyorum. Bu işler, "biz dernek kurduk,artık meşrûyuz" deyip, hem geçmişi; hem de örgütlü veya bireysel düzeyde çalışma yapan insanları gayr-ı meşrû göstererek yapılmaz.Bu iş -eğer gerçekten yapmaya niyet varsa- Laz kimliği ve kültürü üzerine samimi olarak çalışma yürüten herkesi kucaklayarak, onlarla eşgüdüm hâlinde yapılabilir ancak. Laz Kültür Derneği'nin anlamsız ve gereksiz yok saymalardan ve ne idüğü belirsiz bir sektarizmden sıyrılıp mücadelesine doğru bir hattan devam etmesini umut etmek istiyorum.
 
   Nihaî Kurtuluş Nerede ?
 
   Laz kimlik sorununun bir ulusal sorun olmadığını belirtmiştik. Yakınımızdaki örneğe bakacak olursak, Kürt Sorunu, salt bir halkın dilinin ve kimliğinin yok sayılması,sırf Türk olmadığı için bir halka zulüm edilmesiyle ilgili bir şey değildir. Orada aynı zamanda bir pazar sorunu da vardır -ki bu ulusal sorunun birincil parametresidir!-. Yani orada ezen ve ezilen ulus burjuvazisi arasında pazara hâkim olmak için de bir kavga verilmektedir. Ancak Lazona'da böyle bir pazar hakimiyeti kavgası söz konusu değildir.
 
   Lazlar'ın kurtuluşu - ve bence Kürt halkının da nihaî kurtuluşu!- emperyalizmle tüm bağlarını koparmış, bağımsız, sosyalist bir Türkiye'den geçmektedir. Ne burjuva demokrasisi sınırlarında,AB tandanslı özgürlükler; ne de küçük "bağımsız" bir devlet çözümdür. Sosyalizm tüm sınırların ve sınıfların kalkmasını hedef edinmiş bir ideolojidir , amacı her ulusa,millete ayrı bir devlet değildir (7). Sosyalizmden sonraki aşama olan komünizmde insanları yapay sınırlarla
bölen devletlerin ve varsıl yoksul diye kategorize eden sınıfların kaldırılması hedeflenir. Laz halkının da kurtuluşu, tüm Anadolu halklarıyla birlikte sosyalizm mücadelesine omuz vermekten geçer. Değerli okuyucuya, bu sözler, "çok kaba", "ajitatif", "çağın gerisinde kalmış bir ideolojinin tezahürü" olarak
gelebilir. Fakat gerçekler yalın ve her zaman devrimcidir. Hem ekmeğimizin; hem de dilimizin bizim olabileceği başka bir düzen biliyor musunuz ?!.
 
 
 
(1) Burada "realite" derken kast edilen şeyin "reel politika" yapmak olmadığını belirteyim. Yani Makyavelist bir bakış açısıyla "başarı için her yolu kullanmak
mübahtır" demeye getirmiyorum .
 


(2) Türkiye'de ortaya çıkan her politik oluşumun parçalanması adeta bir zorunluluk gibidir. Bu bölünme/ayrışma Laz kültür hareketinde de gerçekleşmiştir.
Söz konusu çevreler, ayrı ayrı çalışma yürüten ve birbirlerinden pek de "hoşlanmadıkları" belli olan Laz Kültür Derneği, Lazebura.net, Sima Vakfı ve
Kolkhoba.org olarak sayılabilir.
 
(3) Sadece çocuklarına Lazca isim veren ailelerin sayısındaki artış bu "desteği" kanıtlamak için yeterli olacaktır herhâlde.


(4) Ben Lazca'nın zorunlu değil de seçmeli ders olarak konmasının daha uygun olduğunu düşünüyorum.
 
(5) Pek çok insan böyle bir ihtiyacın olmadığını düşünebilir. Evet bugün hiç kimse çıkıp da sokağa "Lazca eğitim isteriz!" diye bağırmıyor elbet. Fakat, anadil
öğrenimi en temel insan haklarındandır, bu hak talep edilmeden de verilmeli.Kaldı ki Lazlar'ın önemli bir kesiminin Lazca'nın öğretilmesine sıcak baktığı da
açıktır.
 
(6) Ankara'da katıldığım Laz Kültür Derneği toplantıları beni üzdü ve şaşırttı. Bir kere bu toplantılarda Laz dili,kimliği ve kültürü adına hemen hiçbir şey masaya yatırılmadı, varsa yoksa yapılacak olan yemekli etkinlikte içki olacak mı,mekâna kaç para verilecek, hangi otel etkinlik için tutulacak vs. "tartışıldı".
Bir kaç hafta önce katıldığım son toplantıdaysa, toplantıyı organize eden kişinin "biz Lazlık için tek meşrû adresiz" gibi korkunç sözler sarf etmesi bu arkadaşların daha cin olmadan adam çarpmaya niyetli olduklarını gösteriyor. Ayrıca yine aynı toplantının, - önceki bütün toplantılar gibi- bir değerlendirme toplantısı gibi değil de, bir "eş dost muhabbeti" şeklinde geçmesine ve benimle birlikte toplantıya katılan arkadaşın tespitiyle söylersek kimi katılımcıların "arabesk Laz milliyetçisi" söylemlerine hiçbir şekilde müdahale edilmemesi söz konusu kişilerdeki pragmatizmin boyutlarını gözler önüne seriyor. Yani onlar "öncüler" olarak "taban"a bilinç vereceklerine, kendileri söz konusu "geri taban"a eklemleniyorlar !
 
(7) Sosyalizm ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanır; ancak ayrılma hakkını bir zorunluluk olarak savunmaz.

ZORUNLU BİR DÜZELTME (07.01.2009)
 
    1 Ocak 2009 tarihinde lazebura.net'te yayınlanan "Kültür Hareketi... Nasıl Yapmalı-2" yazısı dolayısıyla Laz Kültür Derneği üyesi ve bu derneğin Ankara şubesinin kurulması amacıyla yürütülen faaliyetin önde gelen isimlerinden Hasan Oral'dan bir telefon aldım. Yaptığım eleştirilerin sert olduğunu ve böyle bir eleştiri öncesinde karşılıklı konuşmak ve tartışmak gerektiğini belirten Oral'la bugün (6 Ocak) görüştüm. Konuyla ilgili karşılıklı olarak fikirlerimizi belirttik. Bu düzelteme yazısı, samimi bir atmosferde gerçekleştirilen bu görüşme ve yazımla ilgili olarak yanlış anlaşıldığını düşündüğüm noktalarla ilgili olacaktır.
 
   İlk olarak söz konusu yazıdaki altı numaralı dipnotta tavrı eleştirilen kişinin Hasan Oral olduğunu belirteyim. Ancak eleştirimiz her ne olursa olsun böyle bir eleştiriye girişmeden önce -aynı derneğin bir üyesi olarak- ilgili kişilerle konuşmak gerektiği gerçekliğini teslim ediyorum. Yazıda böyle bir hata yapmamın sebebi, yaşadığım hayal kırıklığı sebebiyle oluşan duygusallıktandır. Yazıda da Laz Kültür Derneği kurucu üyelerinin "çok işler
yapabilecek" bir kadro olduğunu belirtmiştim; ancak Ankara'daki toplantılarda yaşanan büyük eksiklikler ve dağınıklık hâlinden çok rahatsız oldum. Bu sebepten dolayı da yazımın bir bölümünü bununla ilgili eleştiriye ayırdım. Fakat görünen o ki yaptığım eleştiriler, muhataplarınca -benim her ne kadar öyle bir amacı olmasa da- yapıcı değil,yıkıcı olarak değerlendirilmiş. Amacım bu olmasa da, eleştiri böyle bir yöne kaymış olabilir, eğer bu bağlamda üzdüğüm,kırdığım ve hatta kızdırdığım dostlarım olmuşsa hepsinden özür  dilerim. Fakat ilgili kişilerin samimiyetime inanmalarını, eleştiri yaparken amacımın yapılması gerektiğini düşündüklerimin Laz Kültür Derneği'ne -dili ne kadar ağır olursa olsun- "tavsiye" niteliğinde olduğunu bilmelerini isterim. Ağır eleştiriler yapmışsak, bunlar dostluğumuzdandır, düşmanlığımızdan değil. Fakat eleştiri yapma hususunda biraz erkenci ve aceleci davrandığımı da kabul ediyorum.
 
  Buraya kadar olan kısmın yazımla ilgili bir özeleştiri olarak okunmasını isterim. Ancak bir de yazıda yanlış anlaşılan noktalar var ki, beni en çok rahatsız eden durum budur. Hasan Oral'la yaptığım görüşmede kendisi, yazımda farklı algılanabilecek ve Laz kültür hareketine düşman olan kişi ve çevrelerin saldırılarına kolaylık sağlayacak unsurlar bulunduğunu belirtti. Hatta yazımla onları "kurtların ağzına attığım" gibi, benim için üzücü olan yorumlarda dahi bulundu. Burada Oral'ın ve eleştirilerini ilettiği Laz Kültür Derneği yöneticilerinin yazıma yönelik yaptıkları eleştiriler belli yerlere odaklanıyor. Söz konusu
ögeler, yazıdaki "silahlı mücadelenin gerekliliği", "ulusal kurtuluş mücadelesi", ayrılıkçılık" gibi hassas noktalardır. Ben yazıyı yazarken, yazımın pek çok insan tarafından "marjinal" karşılanılabileceğini ve eleştirilebileceğini tahmin ediyordum. Ancak yazımdan Laz aydınlarının "ayrılıkçı amaçlar güttüklerine" dair propaganda yapan faşist çevrelerin ekmeğine yağ sürüldüğünün algılanabileceği aklımın ucundan dahi geçmemişti. Çünkü ben adı geçen yazıda  bunun tersine Laz aydınlarının uzak hedef olarak dahi "ayrılıkçı amaçlar"a sahip olmadıklarını açıklıkla belirtiyorum. Böyle bir şeyin nesnel zeminin olmadığını, Lazlar'ın bir ulus olmadığını,bu yüzden de bir ulusal kurtuluş hareketine girişilemeyeceğini söyledim. Yazıyı dikkatle okuyan insan  benim ne dediğimi hiçbir "acaba"ya yer olmaksızın anlayacaktır. Ama eğer ki mesele, Lazlık bağlamında ulusal soruna ve ulusal kurtuluş hareketlerine değinmek ve gerici çevrelerin buradan kendilerine "yığınak" yaparak Laz aydınlarına saldırabilecekleri uygun zemini -istemeden de olsa- hazırlamaksa bu zaten olacak bir şeydir. Çünkü biz "Sk'udas Lazuri Nena!" (Yaşasın Laz Dili) dediğimizde bile aynı gerici / faşist çevrelerden saldırı alıyoruz. Bu benim sorunum değil ki, faşistler ileri geri konuşacaklar diye ben yazımda kısa bir ulusal sorun tahliline girişemeyecek miyim ?.. Aynı şey Laz halkı içindeki geri unsurlara karşı da geçerlidir.
Kaldı ki bir insan bağımsız Lazistan fikrine de sahip olabilir, bu onun düşüncesidir,buna karşı olan da ideolojik mücadele verir. Ama benim yazımda bunu savunan tek bir cümle yok.Böyle bir düşü olan herhangi bir grubun varlığına da bir gönderme yok.
 
    Av. Hasan Oral, yaptığımız görüşmede yine Laz Kültür Derneği yöneticilerinin yazıda ASALA isminin geçmesinden rahatsız olduklarını da söyledi. "Bizim ASALA'yla ne alakâmız var" diyorlarmış. Elbette ki hiçbir alakâsı yok,zaten yazıda böyle bir şey yok. ASALA sadece bir örnekti,nesnel zemin  bulunmasa da kimi grupların ayrılıkçı hareketlere yönelebilecekleri üzerine bir örnek... Dedim ki, Lazlar'da da -her ne kadar çok zor olsa da- yıllar sonra böyle marjinal bir grubun ortaya çıkmayacağını kimse garanti edemez. Ama bunun Laz Kültür Derneği'yle ne ilgisi var?.. Hiçbir ilgisi yok !.. Zaten Laz
Kültür Derneği'ne yazının çok ayrı bir yerinde değiniliyor.
 
    Meşruiyet konusuna değinmeliyim. Çünkü bu konuda da Hasan Oral'la tartıştık. "Cin olmadan adam çarpmak" deyimi gerçekten ağır bir deyimdi; ancak "Laz kültürü için tek meşru zemin biziz" söylemi de bence hiç hoş değildi. Fakat anlaşılıyor ki, burada Hasan beyle,benim meşruiyet algımızla ilgili farklılıklardan doğan bir sıkıntı var. Hasan beye göre meşruiyet, hareketin kitle bağıyla,kitleye gitmesiyle veya kitleselleşmek için mücadele etmesiyle ilgili bir mevzu benim anladığım kadarıyla. Benim meşruluk
algımsa salt ilgili çevrenin amaç ve araçlarını referans alır,bu açıdan mesela "lazebura.net" de meşrudur. Ama burada şu anlaşılıyor,-ki kendisi Lazebura çevresine karşı herhangi bir düşmanlığı olmadığını da belirtti- Hasan bey, meşruluk üzerine toplantıda böyle bir açılım yaparken kötü niyetli değildi,Laz dili ve kültürü adına çalışma yapan diğer grup ve çevreleri hedef almıyor ve küçümsemiyordu.  Ezcümle sorun kavramın içinin nasıl doldurulduğuna ilişkin olarak çıkıyor.
 
    Şunu da belirtmek isterim ki, ben yazıda yalnızca Laz Kültür Derneği'ni değil,Sima Vakfı'nı da, yazının yayınlandığı lazebura.net'i de eleştirdim. Yazının Lazebura.net’te yayınlanmış olması dahi, tek başına eleştirilmesi için yeterli oldu maalesef; ancak benim bu iki grubun arasındaki – sebeplerini dahi doğru dürüst bilmediğim- gerginlikte herhangi bir taraftarlığım yok. Tersine bu uyuşmazlıkların sebebi her neyse onların aşılmasını, iki çevrenin  ortak hareket etmesi gerektiğini savunuyorum. Çünkü açıkça görülüyor ki, her iki çevrenin söylemler veya amaçlar bazında pek bir farkı yok.
 
    Son olarak samimi ve dostane eleştirileri ve yaklaşımları dolayısıyla Av. Hasan Oral’a
teşekkür ederim.
 
                                                                                                                                                   İSMAİL GÜNEY YILMAZ

İsmail Güney YILMAZ


Yorum (0)add comment

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Haberler

Güncel Etkinlikler

25.07.2010 I 21:59 | Lazebura©

article thumbnail5. YEŞİL YAYLA KÜLTÜR, SANAT ve ÇEVRE FESTİVALİ “3 Gün, 3 Köy” Etkinlikleriyle sizleri bekliyor… Hayde...
Makelenin Devamı...

08.07.2010 I 11:54 | Lazebura©

article thumbnailSavunduğumuz derelere karışmaya, beraber çağlamaya geliyoruz… Karadeniz’den yükselen isyan seslerini duymazdan gelemezdik. Fındıklı’da vadileri başında nöbet tutan köylüleri,...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Karadenizde saklı kalmış Kadın Sesleri:S...
Son yıllarda heyecanla dinlediğim, içinde bulunduğum, sevdiğim, hüzünlendiğim en büyük pay...
Sayın Başbakan'a zor sorular
93 harbinde bu topraklara gelmis bir Gürcü ailenin 6. kusagiyim yani Gürcü asilliyim ve bu ülke...
İnat ve İsyan: Trabzonspor
vallahi tebrik ediyorum. benim duygularımı yazdın tamamen. bütün yazdıklarınıza katılıyoru...
So Mebaşkvitdort'un!
İxeli Osman cuma, heşo naoni do ncakti xila gamiğasen. mati meptare manişa arabaten, na minonan ...

Yeni Üyeler


HaMSii

delahmedienesi

la_tahzen

pedalısa

Mircan

Mircan

Üye Girişi

Kimler Online

42 Misafir Online
Online olan üye yok!