Lazlar Belgeseli, yönetmenliğini Funda Özyurt Torun'un, yapımcılığını Defne Yoluç'un üstlendiği, Avrupa Kültür Fonu ve Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının desteği ile gerçekleştirilen beş yılık bir çalışmanın ürünü. Belgesel 1 saat 50 dakikadan oluşuyor ve dijital PAL ve HDV formatlarında çekildi.
Uzun süredir begleseli izlemek istiyordum ve nihayet bir kaç gün önce filmi izleme şansım oldu. Lazların ilk belgeseli olarak tanıtılan böyle bir Belgesel filmi, bir izleyici, bir Laz ve de sinema sanatıyla yakından ilgili biri olarak izledim ve filmin içerdiği bazı noktaları sinema sanatı ve kültür çercevesi içinde değerlendirip sizlerle paylaşmak istedim.
Öncelikle, bunu yaparken görsel sanatın
gerçeklik, kurgu ve olayları aktarım gücünü ve buna açık manipulasyonları da
göz önünde bulundurarak yapmış olduğum bu değerlendirmemin doğru ve yapıcı şekilde
algılanacağını diliyorum.
Değerlendirme ve görüşlerimin daha anlaşılır bir
şekilde ve yapıda algılanması için, öncelikle bir belgesel filmin içinde barındırması
gereken genel yapısının, ‚olmazsa olmaz’ kuralını net şekilde ortaya koymak
gerekiyor.
Belgesel bir filmde önemli olan, onu görsel
bir sanat olarak sadece izleyiciye sunmak
değil, filmin yapım amacını akademisyenlerin, sinema severlerin ve tüm
ilgililerin tartışmasına da açmaktır.
Ayrıca filmin üretilme amacı,
esas mesajı, ele aldığı olguya yaklaşımı sorgulanabilmelidir. Kısacası, bir
belgesel film, belgeleme, görsel aktarımda bulunma ve daha bir çok unsuru aynı
anda içinde barındırmak durumundadır.
Bu durumu daha iyi anlamak için “Belgesel bir
filmin, bu belgelemeyi ve anlatımı gerçekleştirirken, kurmaca özelliklerden yararlanıp
yararlanılmayacağına, yönetmenin katkısı ve etkisinin ne olacağına dair kaygıları
taşıyıp taşımamak yanısıra, “asıl verilmek istenen olayın kendisinin mi yoksa paralel
kurguların daha geniş perspektifte sunulmasının mı önemli olduguna“ dair
irdelemeleri kendi içine yapması gerekiyor.
Bütün bu
yanıtları alabilmek içinse,
filmin kurgusundan işleyişine, anlatım olgusuna ve ayrıca yönetmenin tüm bu
unsurları ne şekilde ve hangi kalitede kullanıp nasıl bir ustalıkla belgesel
filme aktardığına bakmak gerekiyor.
Lazlar Belgeselini izlerken yukarıda
bahsedilen temel kuralları ve mantıksal irdemeleri filmin içinde maalesef tam
anlamı olması gereken şekliyle bulamadım. Filmde, olan gerçekliği bütün çıplaklığı
ile aktarma, başka kaygılar yüzünden ( görsel ve içerik, apolitik duruş vs.)
geri plana itilmiş. Belgesel film sanatında ana kural olan “Tarafsız bir bakış
açısı ile olayları olan gerçeği toplumsal derinlik içinde işlerken, izleyiciyi
manipule etmemek” kuramı genel hatlarıyla bile olsa göz ünunde bulundurulmamış
ve hatta bilinçli bir şekilde nötürlestirilmiş gibi. Bu eksiklik! otantik ve
görsel efektlerle zenginleştirilerek giderilmeye, ara diyaloglar, röportajlar
ve tarihsel bilgiler ve bulgular konu ile ilişkilendirilerek (dikey anlatım)
kurtarılmaya çalışılmış ama konunun ağırlığı ve onemi nedeniyle ortalama bir
izleyicinin bile farkına varabileceği bir şekilde, bütün bu yanlışlar film
içinde kurgu ve anlatım facıasına dönüşmüş..
Filmin belkide tek başarılı tarafı; filmde
kullanılan müzik, film müziği, filmin görsel ve kurgusal hataların izleyiciye
ulaşması aşamasında bir nevi müziği minimum müdahaleyle insanların arasına
koymaya bu şekilde hikayenin gücünü zenginleştirme görevi ciddi şekilde üstlenmiş,
zira belgeselde duygusal anlatım tekniği izleyicisi hikayeye sürüklemedeki ana
unsurlar yeterince dikkate alınmamıdığı için bu durum müziğin kendi içinde barındırdığı
duygu ve anlatım gücü (otantikliği) ile desteklenmeye çalışılmış.
Lazlar Belgeselinde sinema sanatı ve bu bağlamda
belgesel film kuramı çerçevesinde ilk göze çarpan diğer eksik konu ise, anlatım
ve kurgu tekniğindeki ciddi zayıflıklardır. Yaklaşık 1.50 dakıkalık belgeselde
bir çok konu dikey bir anlatımla işleniyor ancak konular arasında bütünlüğü sağlayacak
bağlantılar ve anlatım zenğinliği yok denecek kadar az , filmi izlerken bir şekilde
sizi bir yerlere hapsetmiyor oysa Lazona’da , insanlardan, olaylardan ve coğrafyadan
harmanlanmış muhteşem karelerin Laz müziğinin içinde barındırdığı o muhteşem tınısı
ile daha bir ustalık ve titizlikle aktarılması zor bir iş olmasa gerek!
İzleyici motivasyonu açısından bakıldığında şu
temel noktaya dikkat etmek gerekiyor; Film boyunca izleyiciyi konudan konuya peşinden
koşturmaktansa, izleyiciyi bir konu uzerinde yoğunlaştırıp olayların anlatımın
içine kendi doğal akışı içinde sınırsız ve özgürce almak gerekirdi. Ancak bu şekilde
verilmek istenen mesaj, anlatılmak istenen olgu kendi gerçekliği ve bütünlüğü
içinde yalın ancak sürükleyici haliyle, sinema sanatının kendine özgü tarzı ile
verilebilirdi.
Filmde, olan durum anlatılırken, izleyicinin
bilmesi gereken geçmiş ve günümüz arasındaki bağlantı arkeolojik ve tarihsel
verilerle süslenmiş ancak bu durum sadece görsel kareleri zenginleştirmek ve
konuyu uzatmaktan öteye gidememiştir... İşte tam bu noktada filmdeki anlatım,
kaynakların ve verilerin denetlenebilirlik, sorgulanabilirlik ihtimallerini zayıflatmış
, filmi yüzeysel bir alana kaydırmış.
Lazlar Belgeselinin yönetmeni Funda Özyurt bir
Röportajında şöyle bir ifade kullanmış” Sinema o kadar güçlü getirileri olan
bir sanat ki; hiç var olmayan bazı şeyleri bile gerçekmiş gibi yansıtabilirsiniz.
Vietnam üzerine bunca film çekilmesinin bir nedeni de bu değil mi?” Evet
sinema anlatım dili olarak güçlü bir sanat ve bir o kadarda ciddi sorumlulukları
olan bir sanat!
Burada sorulması gereken şey bir belgeselin ve buna
istinaden de “Lazlar Belgeselinin” temel işlevi ve kurgusal yapısı olan olayları
olduğu gibi ve bütün gerçekliği ile izleyiciye aktarmak örneğin şu sorunun
cevabını bulmaya yönelik yapıyı içermeli “Herhangi bir yerde şu anda ne oluyor,
olayları aktarırken aktarıcı kendi düşünce ve bilgi birikimini hiç bir şeyin
etkisi altında kalmadan mı aktarıyor, bu konuda yönetmenin katkısı ne şekilde ve
nasıl olmuştur?”
Belgesel filmin tanıtımında, filmin yapısı, yönetmenin
ağzıyla şu şekilde verilmiş;, “Lazlar hakkında tarihin satıraralarındaki
bilgileri hala sürdürdükleri tabutla gömülme geleneğinden, unutulmaya yüz tutmuş
"makas çakma" geleneklerine uzanan bir yelpazeyi, yüzyıllar içinde
seyyahların günlüklerine bile kaydolmuş pratik çözümlerini ve arkeolojik çalışmalar
sayesinde gün yüzüne çıkan verileri barındırmaktadır”
Belgeselin ilk bölümünden başlanarak yukarıda
bahsedilen temalar yüzeysel ve acele ile işlenmiş, belgeselin ana temasını oluşturması
beklenen “Lazların sosyo-kültürel yapısı, dilsel ve dinsel yapısının ana yapı
taşı ve günümüze taşınan ve gelecek için önemli ip uçları vermesi beklenen ana
anlatım temaları işlenmemiş, tam tersine zaman zaman başka bir formatta(hızlı
sahne geçisi, fade..) alel acele bir şekilde şekilde yansıtılmış, bu şekilde
belgeselden beklenen ana temayı oluşturan konular, özellikle politik ağırlık taşıması
gereken konular, kendi içinde anlamsızlığa sürüklenmiş.
Bir başka konu; Belgeseli anlatmak için kullanılan
yani içeriği sunma ile ilgili yöntemler.
Belgesel filmin belgeleme özelliği, kurmaca öğelerin belgeselde kullanılması,
sinemanın yapısı gereği kaçınılmaz olan simülasyonun bu filmin gerçekliğine
etkisi gözardı edilmiş gibi...
Söyle ki; Belgesel filmin barındırması gereken
genel yöntemler içinde iki farklı görüş vardır. Birincisi filmin sadece kameranın
gördüğü şeyler olduğunu, kameranın insan gözü gibi sadece gördüklerini
belgelemesi gerektiği görüşüdür. Bu yaklaşıma göre senaryo ve her türlü
dramatik öğe gereksizdir ve anlatımı teme işlevi zedeler.
Bunun tersine bir çok sinema belgeseli örnegin İngiliz belgesel sinemacı Robert
Flaherty Nord Nanook belgesel filminde kurmaca öğelerden fazlasi ile yararlanmıştır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, Flaherty in de yaptığı gibi, film
içinde kurmaca öğelerle belgeseli yozlaştırmamak, sinematografik anlatımı
güçlendirmek için kurmaca öğelerden uygun anlatım ve teknikler doğrultusunda
kullanmaktır.
Aynı soruyu bu noktada da sormak gerekiyor!
Bir Belgesel filmde gerçeklik ne derece
mümkündür daha doğrusu mümkünmüdür?
Bu noktada film yapımcısının sınırları nelerdir?
Sinema, içinde barındırdığı özelliği olan gerçeği
perdeye yansıtma ve buna bağlı olarak fiziksel yapısı gereği kaçınılmaz bir
simülasyon aracı mıdır?
Kuskusuz olan gerçeği yansıtırken kullanılan
metodlar bu sorunun yanıtlanmasında belli rol oynamaktadır. Perdeye yansıtılan
olayların anlatımı ve sunumu izleyiciye ulaşan şekli ile ele alıp bu noktada değerlendirmek
lazım. Lazlar belgeselinde bu tür bir prensip yada kurgusal yapıya yaslamak hemen
hemen mümkün değildir. Kopuk ve derinliği olmayan konuların sadece ve sadece
belgeleme kaygısı ile çekildiğine inanmak ve bu şekilde filmi algılamak, sinema
sanatı ve kültürel çalışma etiği içine değerlendirildiğinde eksik kalmaktadır.
Şimdi şu soruyu yinelemek gerekiyor; Yönetmen,
kullandığı görüntüleriyle, olayları işleyişiyle kendine göre bir gerçeklik taşımıyor
mu?
İşte benim başından beri vurgulamak istediğim noktada budur. Böylesine büyük
bir projede başta olması gereken temel içerik ve anlatım gücü daha doğrusu belgesel-film
sanatı kuramı içinde kurgusal yapı gücü, Lazların bügün içinde bulunduğu
kültürel ve kimliksel yitim durumunu maalesef doğru ve tarafsız bir şekilde
yansıtmamaktadır.
Belgesel Projesi süresince izlenen yöntemlerle
ilgili elimizde yeterince bilgi olmamasına karşın böyle bir çalışmanın uzun
zaman ve ekiple yapıldığı ortadadır. Bu çalışma suresince tahminime göre beşyüz
yada altıyüz dakikalık ham görüntü çekilmiş ve bundan yaklaşık 1.50 dakikalık
kurgu-film ortaya çıkmıştır. Konunun önemi ki bu alanda çekilmiş en kapsamlı
Laz Belgeseli ile ortaya çıkışı özellikle kurgu ve anlatım tekniği açısından
önemli bir hassasiyet vermektedir. Kişisel kanım ancak bu hassasiyetin filmin
kendisi yerine başka yönlerde kullanıldığıdır.Filmin resmi
websitesinde proje çalışması hakkında çeşitli bilgilere rastlamak mümkün.
Websitesinde dikkati çeken iki nokta mevcut; Web Sitenin üst tarafında büyük
puntolarla “Ne mutlu türküm diyene”ifadeleri yer alıyor.
Filmin başlagıcında
ise “ Bu yayın Avrupa Birligi'nin desteğiyle hazırlanmıştır. Bu yayın hiçbir
surette Avrupa Birliği'nin ve Lehdar Kuruluşların göruşlerini yansıtmamaktadır”
ifadelerine yer verilmiş.
Bu şekilde bir altı çızili ifadelerin film
sanatı ve sanatçı etiği açısından gereksiz bir kaygı unsuru taşımaktadir ve ne
amaçla vurgulandığını da anlamak mümkün değildir!
Sinema sanatı ve özellikle Belgesel film çalışmasının
çok zor ve bir çok unsuru içinde barındıran bir çalışma olduğunu biliyorum.
Belgeselde işlenen konu Lazlar, bu belgesel film hiç çekilmeseydi de, Lazlar
Lazonada var olmaya ve günlük yaşamlarına devam edeceklerdi. Burada önemli olan
var olanı gösterirken bunu geleceğe taşınacak
dinamiklerinin varlığının olup olmadığınıda sorgulatabilmektir. Izleyiciye
verilecek bir mesajın olması gerekiyor.
Bu belgeselde dünyanın herhangi bir coğrafyasında yaşayan
bir Halk olan Lazların varlığını aktarırken geçmiş bugün ve gelecek ile ilgili
bir ilişkilendirme dar alana taşınmıştır.
Yönetmenin bu anlamda izleyiciye özellikle Lazlara
karşı taşıdığı bir kaygı yoktur!.., en azından bunu filmde derin bir şekilde hissetmek
mümkün değildir.
Oysa sanatçı bu anlamda özellikle böylesine ciddi bir çalışmada
bu unsurları dikkate almak zorundadır. Öncelikle bunu kendi içinde hissetmesi
ve sorgulaması gerekmektedir. Toplumsal olayları sadece görsel tadıyla yansıtırsanız
bir şeyleri eksik bırakmış olur, olan sorunu bütün gerçekliği ile yansıtmayı
inkar etmiş ve en önemlisi sinema sanatı açısından yanlış davranmış olursunuz.
Oysa burada olması gereken, yani bu çalışmada
asıl amaç; bu belgesel çalışmasında ortaya konulan yada konulması gereken temel
soruları cevaplandırmaktadır. Buna göre ilk ve ilerleyen bölümlerde belgesel
filmin ana hatları yeterince açık ve anlatılır dille ortaya konmamış, belgesel
filmin amacı olması gereken „Lazlar kimdir? sorusu sadece yansıtılmak istenen
yönleri ile yanıtlanmış, bu konuda net ve cesur bir anlatım dilinin kullanılmasından
çekinilmiştir. Bunun nedenini kuşkusuz projenin bütününde ve başlangıç amaç ve
proje destekleyen tarafların bakış açısı ve beklentileri ile açıklamak
gerekiyor.
Filmin genel içeriğine baktığımızda, konuların
işleyişinde tarihsel gerçekler günümüz durumu ile ilişkilendirilmeye çalışılmış.
Burada da yukarıda değindiğim eksikliklere rastlamak mümkün. Osmanlı Rus savaşından
Kurtuluş savaşına kadar uzanan zaman diliminde Lazların yeri ve önemli,töresel
ve milli olgular eşliğinde işlenmiş zaman zaman bu durum kurgusal abartılarla
daha da öne çıkarılmış. Laz kültürü adına belkide tek önemli teknik röportaj
dili olarak lazcaya ağırlık verilmesi, bu anlamda film, belgesel arşıv olma
özelliğini güçlendirmiş ancak olan eksik durumu kurtaramamıştır. Filmde başka
bir eksik durum ise, Röportajlarda Lazca kulanılırken, Laz dilinin günümüzdeki
durumu ve geleceği ile ilgili ciddi yorum ve tespitlere yeterince yer verilmemiş
olmasıdır. Şahısların anlatımında kişisel deneyim ve çalışma karakteri yerine,
belgeselin geneline uygun konular irdelenmiş asıl sorulması gereken sorular
atlanmış, hatta zaman zaman „Lazca değilde ben türkçenin yok olmasından
korkuyorum“ şeklinde, olan durumla hiç bir ilgisi olmayan bir konu daramatik
bir şekilde bambaşka yerlere sürüklenmiştir.Burada da açıkça
görülüyor ki, görsel öğeleri zenginleştirmek ve akıcı bir sinema dili sağlamak
kaygısı, olan gerceği ve sorunu dile getirmede amacının üzerine çıkmış, düşünceleri
ifadesi ve anlatımı film içinde anlamsız ve hatta gereksiz bir noktaya taşımıştır.
Filmin görsel tekniğinde de bazı eksiklikler
mevcut! Özellikle anlatım ve sahne geçiş düzeninde ciddi eksiklikler göze çarpıyor.
İzleyicinin algılaması gereken sahnelerde geçişler rahat ve uygun bir tarzda
yapılmamış, mekan ve insan perspektivi çapraz geçişlerle zedelenmiş.Belgesel filmlerin genel
yapısında basit ancak mantıksal ve estetik kurmaca söz konusudur. Sinematografik
olarak ışık, ses, dekor gibi unsurlar göz önünde bulundurulurken bunun
belgeselin genel yapısını bozmayacak şekilde olması gerekmektedir. Örneğin,
röportajda konuşacak kişinin konuya odaklanarak ve ön hazırlık aşamasından
sonra kamera karşısına geçmesi olan gerçekliği bozabilmektedir. Belgeselde göze
çarpan başka bir konu ise güzel görüntüler ve belgeselin anlatımında devinim sağlaması
adına, olmayan bir öğenin sadece devinimi amacıyla varmış gibi gösterilmesi
yoluna gidilmesidir. Bu ilk bakışta önemli bir sorun olarak görünmese bile,
konuyu bile bir izleyici için, filmin gerçekliği açısından zedeleyici bir unsur
olarak karşımıza çıkmamktadır. Bu durum Lazca yapılan röportajlarda oldukça
belirgin şekilde görülebilmektedir.
Diğer teknik bir sorun ise, belgesel anlatımında
alışılagelmiş bir metot olan dış ses ile anlatım yeterince kullanılmamış olmasıdır,
oysa belirlenen bu konuları ve olayları açıklayabilecek olan en etkili ses, bu çoğrafyada
yaşayanların sesi olmalıdır..
Belgesel film tamamen gerçek olan konuları işler. Bu bakımdan,
ele aldığı konuyu, coğrafyayı, zamanı belgelemek amaçındadır. Su nokta
önemlidir; Sinema gerçeğin yeniden sunumudur.
Yeniden sunumlar çoğunlukla
onlara kaynaklık eden gerçekliğe olan bağlılıkları ölçüsünde değerlendirilirler.
Bu anlamda Lazlar belgeseli Laz gerçeğinin anlatılması aşamasında onlara
kaynaklık edebilecek temel unsurları yeterince izleyici ile buluşturamamıştır.
Filmde işlenen, Laz evleri, denizcilik, atmacacılık, düğün – ölüm gelenekleri,
ritüeller, inanışlar vs. olan gerçekliğin sadece otantik! ve görsel tarafları
ile verilmiştir, oysa bu konuların özellikle Lazların kimlik ve dil adına
içinde bulundukları sorunu yalın ve güçlü bir anlatım dili ile aktarılması
gerekirdi...
Burada asıl hata, gösterilen öğlerin konuların,
gerçeğin yerine geçmesi en azından filmde izleyiciye bu şekilde yansıtılmasıdır.
Gösterilenin görünmesi gereken yanının gösterilmesi, yani gerçeklikle gösterilen arasındaki ilişkinin
ortadan kalktığı bu aşamada, gerçeğin yerini alan simülasyonlar oluşturur. Bu
durumda belkide yönetmenin bile farkına varmadığı başka bir yöne taşır ki
filmde de buna benzer bir yanlışlık mevcuttur. Bu yanlış anlatım ara metinlerde
de öne çıkmakta, anlatımlar konu bütünlüğü ve sorunun derinden irdelenmesini ve
izleyicinin kafasında soru işareti yada cevap arama ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır.
Film ağırlıklı olarak Röportaj tekniğine
dayandırılmıştır. Belgesel filmde röportaj kaçınılmaz bir gerçeklik yitimi
etkisi yapmaktadır. Çünkü röportajda söylenecek sözler, konuşan kişi tarafından
önceden tasarlanmış olabilir. Bu durumda filmde göstermek istediğini gösterip,
ele aldığı kesitleri yorumlayarak tüm gerçekliği doğası gereği barındıramamaktadır.Bu bakımdan filmde de
sürenin çok fazla uzamaması ve anlatımda gereksiz olanın verilmemesi gerekiyor.
Bu kesitlerin, sunulması esnasında belli bir ritim ve akışın göz önünde bulundurularak,
filmi manipülasyona uğratmamasi ve bunu yaparken de seyirciyi de sıkmaması
gerekiyor.
Sonuç olarak;
Lazlar Belgeseli, Laz gerçekliğini
belgelerken, olan olaylara ve olgulara gerçekliğe ne kadar ve ne şekilde nesnel
davranıldı?
Filmin yönetmeninden yapımcısına kadar filme
katkıda bulunan herkesin bu tür ciddi bir çalışmada üstlendikleri rolün belgesel
film kuramı ve anlayışı çerçevesinde nasıl bir katkı sağladılar?
Bu beglesel filmin 1 saat 50 dakika kurgulanmış
olan son hali, Laz kültürünün geçmişi bu günü ve geleceği arasından doğru ve
etkin bir bağ kururabilme ihtimali açısından önemlidir. Bu anlamda önemli olan
bu belgesel en azından anlattığı dönemi konuyu ve olayları yani Lazları
belgelerken yıllar sonra izlendiğinde olası bir kültürel yozlaşmayı, Laz
Kültürünün ve Dilinin yok oluşunu nedenleri ve sonuçları ile birlikte tüm gerçekliği
ile sinema dili ve tekniği çerçevesinde doğru şekilde aktarıp aktaramamasındandır.
Gönül isterdi ki bu sorunun yanıtını filmi
izlerken bulabilelim…
Cengiz Kibaroğlu
16.11.2008
|