Arşiv Makaleler Cengiz Kibaroğlu

Lazlar Belgeseli neyin Belgeseli? Yazdır E-posta
Cengiz Kibaroğlu   
25.11.2008 I 22:19

Lazlar Belgeseli, yönetmenliğini Funda Özyurt Torun'un, yapımcılığını Defne Yoluç'un üstlendiği, Avrupa Kültür Fonu ve Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının desteği ile gerçekleştirilen beş yılık bir çalışmanın ürünü. Belgesel 1 saat 50 dakikadan oluşuyor ve dijital PAL ve HDV formatlarında çekildi.

Uzun süredir begleseli izlemek istiyordum ve nihayet bir kaç gün önce filmi izleme şansım oldu. Lazların ilk belgeseli olarak tanıtılan böyle bir Belgesel filmi, bir izleyici, bir Laz ve de sinema sanatıyla yakından ilgili biri olarak izledim ve filmin içerdiği bazı noktaları sinema sanatı ve kültür çercevesi içinde değerlendirip sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle, bunu yaparken görsel sanatın gerçeklik, kurgu ve olayları aktarım gücünü ve buna açık manipulasyonları da göz önünde bulundurarak yapmış olduğum bu değerlendirmemin doğru ve yapıcı şekilde algılanacağını diliyorum.

Değerlendirme ve görüşlerimin daha anlaşılır bir şekilde ve yapıda algılanması için, öncelikle bir belgesel filmin içinde barındırması gereken genel yapısının, ‚olmazsa olmaz’ kuralını net şekilde ortaya koymak gerekiyor.

Belgesel bir filmde önemli olan, onu görsel bir sanat olarak sadece izleyiciye sunmak  değil, filmin yapım amacını akademisyenlerin, sinema severlerin ve tüm ilgililerin tartışmasına da açmaktır.  Ayrıca  filmin üretilme amacı, esas mesajı, ele aldığı olguya yaklaşımı sorgulanabilmelidir. Kısacası, bir belgesel film, belgeleme, görsel aktarımda bulunma ve daha bir çok unsuru aynı anda içinde barındırmak durumundadır.

Bu durumu daha iyi anlamak için “Belgesel bir filmin, bu belgelemeyi ve anlatımı gerçekleştirirken, kurmaca özelliklerden yararlanıp yararlanılmayacağına, yönetmenin katkısı ve etkisinin ne olacağına dair kaygıları taşıyıp taşımamak yanısıra, “asıl verilmek istenen olayın kendisinin mi yoksa paralel kurguların daha geniş perspektifte sunulmasının mı önemli olduguna“ dair irdelemeleri kendi içine yapması gerekiyor.

Bütün bu  yanıtları alabilmek  içinse, filmin kurgusundan işleyişine, anlatım olgusuna ve ayrıca yönetmenin tüm bu unsurları ne şekilde ve hangi kalitede kullanıp nasıl bir ustalıkla belgesel filme aktardığına bakmak gerekiyor.

Lazlar Belgeselini izlerken yukarıda bahsedilen temel kuralları ve mantıksal irdemeleri filmin içinde maalesef tam anlamı olması gereken şekliyle bulamadım. Filmde, olan gerçekliği bütün çıplaklığı ile aktarma, başka kaygılar yüzünden ( görsel ve içerik, apolitik duruş vs.) geri plana itilmiş. Belgesel film sanatında ana kural olan “Tarafsız bir bakış açısı ile olayları olan gerçeği toplumsal derinlik içinde işlerken, izleyiciyi manipule etmemek” kuramı genel hatlarıyla bile olsa göz ünunde bulundurulmamış ve hatta bilinçli bir şekilde nötürlestirilmiş gibi. Bu eksiklik! otantik ve görsel efektlerle zenginleştirilerek giderilmeye, ara diyaloglar, röportajlar ve tarihsel bilgiler ve bulgular konu ile ilişkilendirilerek (dikey anlatım) kurtarılmaya çalışılmış ama konunun ağırlığı ve onemi nedeniyle ortalama bir izleyicinin bile farkına varabileceği bir şekilde, bütün bu yanlışlar film içinde  kurgu ve anlatım facıasına dönüşmüş..


Filmin belkide tek başarılı tarafı; filmde kullanılan müzik, film müziği, filmin görsel ve kurgusal hataların izleyiciye ulaşması aşamasında bir nevi müziği minimum müdahaleyle insanların arasına koymaya bu şekilde hikayenin gücünü zenginleştirme görevi ciddi şekilde üstlenmiş, zira belgeselde duygusal anlatım tekniği izleyicisi hikayeye sürüklemedeki ana unsurlar yeterince dikkate alınmamıdığı için bu durum müziğin kendi içinde barındırdığı duygu ve anlatım gücü (otantikliği) ile desteklenmeye çalışılmış.

Lazlar Belgeselinde sinema sanatı ve bu bağlamda belgesel film kuramı çerçevesinde ilk göze çarpan diğer eksik konu ise, anlatım ve kurgu tekniğindeki ciddi zayıflıklardır. Yaklaşık 1.50 dakıkalık belgeselde bir çok konu dikey bir anlatımla işleniyor ancak konular arasında bütünlüğü sağlayacak bağlantılar ve anlatım zenğinliği yok denecek kadar az , filmi izlerken bir şekilde sizi bir yerlere hapsetmiyor oysa Lazona’da , insanlardan, olaylardan ve coğrafyadan harmanlanmış muhteşem karelerin Laz müziğinin içinde barındırdığı o muhteşem tınısı ile daha bir ustalık ve titizlikle aktarılması zor bir iş olmasa gerek! 


İzleyici motivasyonu açısından bakıldığında şu temel noktaya dikkat etmek gerekiyor; Film boyunca izleyiciyi konudan konuya peşinden koşturmaktansa, izleyiciyi bir konu uzerinde yoğunlaştırıp olayların anlatımın içine kendi doğal akışı içinde sınırsız ve özgürce almak gerekirdi. Ancak bu şekilde verilmek istenen mesaj, anlatılmak istenen olgu kendi gerçekliği ve bütünlüğü içinde yalın ancak sürükleyici haliyle, sinema sanatının kendine özgü tarzı ile verilebilirdi.

Filmde, olan durum anlatılırken, izleyicinin bilmesi gereken geçmiş ve günümüz arasındaki bağlantı arkeolojik ve tarihsel verilerle süslenmiş ancak bu durum sadece görsel kareleri zenginleştirmek ve konuyu uzatmaktan öteye gidememiştir... İşte tam bu noktada filmdeki anlatım, kaynakların ve verilerin denetlenebilirlik, sorgulanabilirlik ihtimallerini zayıflatmış , filmi yüzeysel bir alana kaydırmış.

Lazlar Belgeselinin yönetmeni Funda Özyurt bir Röportajında şöyle bir ifade kullanmış” Sinema o kadar güçlü getirileri olan bir sanat ki; hiç var olmayan bazı şeyleri bile gerçekmiş gibi yansıtabilirsiniz. Vietnam üzerine bunca film çekilmesinin bir nedeni de bu değil mi?” Evet sinema anlatım dili olarak güçlü bir sanat ve bir o kadarda ciddi sorumlulukları olan bir sanat! Burada sorulması gereken şey bir belgeselin ve buna istinaden de “Lazlar Belgeselinin” temel işlevi ve kurgusal yapısı olan olayları olduğu gibi ve bütün gerçekliği ile izleyiciye aktarmak örneğin şu sorunun cevabını bulmaya yönelik yapıyı içermeli “Herhangi bir yerde şu anda ne oluyor, olayları aktarırken aktarıcı kendi düşünce ve bilgi birikimini hiç bir şeyin etkisi altında kalmadan mı aktarıyor, bu konuda yönetmenin katkısı ne şekilde ve nasıl olmuştur?”

Belgesel filmin tanıtımında, filmin yapısı, yönetmenin ağzıyla şu şekilde verilmiş;, “Lazlar hakkında tarihin satıraralarındaki bilgileri hala sürdürdükleri tabutla gömülme geleneğinden, unutulmaya yüz tutmuş "makas çakma" geleneklerine uzanan bir yelpazeyi, yüzyıllar içinde seyyahların günlüklerine bile kaydolmuş pratik çözümlerini ve arkeolojik çalışmalar sayesinde gün yüzüne çıkan verileri barındırmaktadır”

Belgeselin ilk bölümünden başlanarak yukarıda bahsedilen temalar yüzeysel ve acele ile işlenmiş, belgeselin ana temasını oluşturması beklenen “Lazların sosyo-kültürel yapısı, dilsel ve dinsel yapısının ana yapı taşı ve günümüze taşınan ve gelecek için önemli ip uçları vermesi beklenen ana anlatım temaları işlenmemiş, tam tersine zaman zaman başka bir formatta(hızlı sahne geçisi, fade..) alel acele bir şekilde şekilde yansıtılmış, bu şekilde belgeselden beklenen ana temayı oluşturan konular, özellikle politik ağırlık taşıması gereken konular, kendi içinde anlamsızlığa sürüklenmiş.

Bir başka konu; Belgeseli anlatmak için kullanılan yani içeriği sunma ile ilgili yöntemler.
Belgesel filmin belgeleme özelliği, kurmaca öğelerin belgeselde kullanılması, sinemanın yapısı gereği kaçınılmaz olan simülasyonun bu filmin gerçekliğine etkisi gözardı edilmiş gibi...

Söyle ki; Belgesel filmin barındırması gereken genel yöntemler içinde iki farklı görüş vardır. Birincisi filmin sadece kameranın gördüğü şeyler olduğunu, kameranın insan gözü gibi sadece gördüklerini belgelemesi gerektiği görüşüdür. Bu yaklaşıma göre senaryo ve her türlü dramatik öğe gereksizdir ve anlatımı teme işlevi zedeler.
Bunun tersine bir çok sinema belgeseli örnegin İngiliz belgesel sinemacı Robert Flaherty Nord Nanook belgesel filminde kurmaca öğelerden fazlasi ile yararlanmıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, Flaherty in de yaptığı gibi, film içinde kurmaca öğelerle belgeseli yozlaştırmamak, sinematografik anlatımı güçlendirmek için kurmaca öğelerden uygun anlatım ve teknikler doğrultusunda kullanmaktır. 



Aynı soruyu bu noktada da sormak gerekiyor! 


Bir Belgesel filmde gerçeklik ne derece mümkündür daha doğrusu mümkünmüdür?
Bu noktada film yapımcısının sınırları nelerdir?


Sinema, içinde barındırdığı özelliği olan gerçeği perdeye yansıtma ve buna bağlı olarak fiziksel yapısı gereği kaçınılmaz bir simülasyon aracı mıdır?

Kuskusuz olan gerçeği yansıtırken kullanılan metodlar bu sorunun yanıtlanmasında belli rol oynamaktadır. Perdeye yansıtılan olayların anlatımı ve sunumu izleyiciye ulaşan şekli ile ele alıp bu noktada değerlendirmek lazım. Lazlar belgeselinde bu tür bir prensip yada kurgusal yapıya yaslamak hemen hemen mümkün değildir. Kopuk ve derinliği olmayan konuların sadece ve sadece belgeleme kaygısı ile çekildiğine inanmak ve bu şekilde filmi algılamak, sinema sanatı ve kültürel çalışma etiği içine değerlendirildiğinde eksik kalmaktadır.

Şimdi şu soruyu yinelemek gerekiyor; Yönetmen, kullandığı görüntüleriyle, olayları işleyişiyle kendine göre bir gerçeklik taşımıyor mu?

İşte benim başından beri vurgulamak istediğim noktada budur. Böylesine büyük bir projede başta olması gereken temel içerik ve anlatım gücü daha doğrusu belgesel-film sanatı kuramı içinde kurgusal yapı gücü, Lazların bügün içinde bulunduğu kültürel ve kimliksel yitim durumunu maalesef doğru ve tarafsız bir şekilde yansıtmamaktadır.

Belgesel Projesi süresince izlenen yöntemlerle ilgili elimizde yeterince bilgi olmamasına karşın böyle bir çalışmanın uzun zaman ve ekiple yapıldığı ortadadır. Bu çalışma suresince tahminime göre beşyüz yada altıyüz dakikalık ham görüntü çekilmiş ve bundan yaklaşık 1.50 dakikalık kurgu-film ortaya çıkmıştır. Konunun önemi ki bu alanda çekilmiş en kapsamlı Laz Belgeseli ile ortaya çıkışı özellikle kurgu ve anlatım tekniği açısından önemli bir hassasiyet vermektedir. Kişisel kanım ancak bu hassasiyetin filmin kendisi yerine başka yönlerde kullanıldığıdır.Filmin resmi websitesinde proje çalışması hakkında çeşitli bilgilere rastlamak mümkün. Websitesinde dikkati çeken iki nokta mevcut; Web Sitenin üst tarafında büyük puntolarla “Ne mutlu türküm diyene”ifadeleri yer alıyor.

Filmin başlagıcında ise “ Bu yayın Avrupa Birligi'nin desteğiyle hazırlanmıştır. Bu yayın hiçbir surette Avrupa Birliği'nin ve Lehdar Kuruluşların göruşlerini yansıtmamaktadır” ifadelerine yer verilmiş.

Bu şekilde bir altı çızili ifadelerin film sanatı ve sanatçı etiği açısından gereksiz bir kaygı unsuru taşımaktadir ve ne amaçla vurgulandığını da anlamak mümkün değildir!

Sinema sanatı ve özellikle Belgesel film çalışmasının çok zor ve bir çok unsuru içinde barındıran bir çalışma olduğunu biliyorum. Belgeselde işlenen konu Lazlar, bu belgesel film hiç çekilmeseydi de, Lazlar Lazonada var olmaya ve günlük yaşamlarına devam edeceklerdi. Burada önemli olan var olanı gösterirken bunu  geleceğe taşınacak dinamiklerinin varlığının olup olmadığınıda sorgulatabilmektir. Izleyiciye verilecek bir mesajın olması gerekiyor.
Bu belgeselde dünyanın herhangi bir coğrafyasında yaşayan bir Halk olan Lazların varlığını aktarırken geçmiş bugün ve gelecek ile ilgili bir ilişkilendirme dar alana taşınmıştır.


Yönetmenin bu anlamda izleyiciye özellikle Lazlara karşı taşıdığı bir kaygı yoktur!.., en azından bunu filmde derin bir şekilde hissetmek mümkün değildir. Oysa sanatçı bu anlamda özellikle böylesine ciddi bir çalışmada bu unsurları dikkate almak zorundadır. Öncelikle bunu kendi içinde hissetmesi ve sorgulaması gerekmektedir. Toplumsal olayları sadece görsel tadıyla yansıtırsanız bir şeyleri eksik bırakmış olur, olan sorunu bütün gerçekliği ile yansıtmayı inkar etmiş ve en önemlisi sinema sanatı açısından yanlış davranmış olursunuz.


Oysa burada olması gereken, yani bu çalışmada asıl amaç; bu belgesel çalışmasında ortaya konulan yada konulması gereken temel soruları cevaplandırmaktadır. Buna göre ilk ve ilerleyen bölümlerde belgesel filmin ana hatları yeterince açık ve anlatılır dille ortaya konmamış, belgesel filmin amacı olması gereken „Lazlar kimdir? sorusu sadece yansıtılmak istenen yönleri ile yanıtlanmış, bu konuda net ve cesur bir anlatım dilinin kullanılmasından çekinilmiştir. Bunun nedenini kuşkusuz projenin bütününde ve başlangıç amaç ve proje destekleyen tarafların bakış açısı ve beklentileri ile açıklamak gerekiyor.

Filmin genel içeriğine baktığımızda, konuların işleyişinde tarihsel gerçekler günümüz durumu ile ilişkilendirilmeye çalışılmış. Burada da yukarıda değindiğim eksikliklere rastlamak mümkün. Osmanlı Rus savaşından Kurtuluş savaşına kadar uzanan zaman diliminde Lazların yeri ve önemli,töresel ve milli olgular eşliğinde işlenmiş zaman zaman bu durum kurgusal abartılarla daha da öne çıkarılmış. Laz kültürü adına belkide tek önemli teknik röportaj dili olarak lazcaya ağırlık verilmesi, bu anlamda film, belgesel arşıv olma özelliğini güçlendirmiş ancak olan eksik durumu kurtaramamıştır. Filmde başka bir eksik durum ise, Röportajlarda Lazca kulanılırken, Laz dilinin günümüzdeki durumu ve geleceği ile ilgili ciddi yorum ve tespitlere yeterince yer verilmemiş olmasıdır. Şahısların anlatımında kişisel deneyim ve çalışma karakteri yerine, belgeselin geneline uygun konular irdelenmiş asıl sorulması gereken sorular atlanmış, hatta zaman zaman „Lazca değilde ben türkçenin yok olmasından korkuyorum“ şeklinde, olan durumla hiç bir ilgisi olmayan bir konu daramatik bir şekilde bambaşka yerlere sürüklenmiştir.Burada da açıkça görülüyor ki, görsel öğeleri zenginleştirmek ve akıcı bir sinema dili sağlamak kaygısı, olan gerceği ve sorunu dile getirmede amacının üzerine çıkmış, düşünceleri ifadesi ve anlatımı film içinde anlamsız ve hatta gereksiz bir noktaya taşımıştır.

Filmin görsel tekniğinde de bazı eksiklikler mevcut! Özellikle anlatım ve sahne geçiş düzeninde ciddi eksiklikler göze çarpıyor. İzleyicinin algılaması gereken sahnelerde geçişler rahat ve uygun bir tarzda yapılmamış, mekan ve insan perspektivi çapraz geçişlerle zedelenmiş.Belgesel filmlerin genel yapısında basit ancak mantıksal ve estetik kurmaca söz konusudur. Sinematografik olarak ışık, ses, dekor gibi unsurlar göz önünde bulundurulurken bunun belgeselin genel yapısını bozmayacak şekilde olması gerekmektedir. Örneğin, röportajda konuşacak kişinin konuya odaklanarak ve ön hazırlık aşamasından sonra kamera karşısına geçmesi olan gerçekliği bozabilmektedir. Belgeselde göze çarpan başka bir konu ise güzel görüntüler ve belgeselin anlatımında devinim sağlaması adına, olmayan bir öğenin sadece devinimi amacıyla varmış gibi gösterilmesi yoluna gidilmesidir. Bu ilk bakışta önemli bir sorun olarak görünmese bile, konuyu bile bir izleyici için, filmin gerçekliği açısından zedeleyici bir unsur olarak karşımıza çıkmamktadır. Bu durum Lazca yapılan röportajlarda oldukça belirgin şekilde görülebilmektedir.


Diğer teknik bir sorun ise, belgesel anlatımında alışılagelmiş bir metot olan dış ses ile anlatım yeterince kullanılmamış olmasıdır, oysa belirlenen bu konuları ve olayları açıklayabilecek olan en etkili ses, bu çoğrafyada yaşayanların sesi olmalıdır..
Belgesel film tamamen gerçek olan konuları işler. Bu bakımdan, ele aldığı konuyu, coğrafyayı, zamanı belgelemek amaçındadır. Su nokta önemlidir; Sinema gerçeğin yeniden sunumudur.
Yeniden sunumlar çoğunlukla onlara kaynaklık eden gerçekliğe olan bağlılıkları ölçüsünde değerlendirilirler. Bu anlamda Lazlar belgeseli Laz gerçeğinin anlatılması aşamasında onlara kaynaklık edebilecek temel unsurları yeterince izleyici ile buluşturamamıştır. Filmde işlenen, Laz evleri, denizcilik, atmacacılık, düğün – ölüm gelenekleri, ritüeller, inanışlar vs. olan gerçekliğin sadece otantik! ve görsel tarafları ile verilmiştir, oysa bu konuların özellikle Lazların kimlik ve dil adına içinde bulundukları sorunu yalın ve güçlü bir anlatım dili ile aktarılması gerekirdi...




Burada asıl hata, gösterilen öğlerin konuların, gerçeğin yerine geçmesi en azından filmde izleyiciye bu şekilde yansıtılmasıdır. Gösterilenin görünmesi gereken yanının gösterilmesi, yani  gerçeklikle gösterilen arasındaki ilişkinin ortadan kalktığı bu aşamada, gerçeğin yerini alan simülasyonlar oluşturur. Bu durumda belkide yönetmenin bile farkına varmadığı başka bir yöne taşır ki filmde de buna benzer bir yanlışlık mevcuttur. Bu yanlış anlatım ara metinlerde de öne çıkmakta, anlatımlar konu bütünlüğü ve sorunun derinden irdelenmesini ve izleyicinin kafasında soru işareti yada cevap arama ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır.

Film ağırlıklı olarak Röportaj tekniğine dayandırılmıştır. Belgesel filmde röportaj kaçınılmaz bir gerçeklik yitimi etkisi yapmaktadır. Çünkü röportajda söylenecek sözler, konuşan kişi tarafından önceden tasarlanmış olabilir. Bu durumda filmde göstermek istediğini gösterip, ele aldığı kesitleri yorumlayarak tüm gerçekliği doğası gereği barındıramamaktadır.Bu bakımdan filmde de sürenin çok fazla uzamaması ve anlatımda gereksiz olanın verilmemesi gerekiyor. Bu kesitlerin, sunulması esnasında belli bir ritim ve akışın göz önünde bulundurularak, filmi manipülasyona uğratmamasi ve bunu yaparken de seyirciyi de sıkmaması gerekiyor.


Sonuç olarak;

Lazlar Belgeseli, Laz gerçekliğini belgelerken, olan olaylara ve olgulara gerçekliğe ne kadar ve ne şekilde nesnel davranıldı?

Filmin yönetmeninden yapımcısına kadar filme katkıda bulunan herkesin bu tür ciddi bir çalışmada üstlendikleri rolün belgesel film kuramı ve anlayışı çerçevesinde nasıl bir katkı sağladılar? 



Bu beglesel filmin 1 saat 50 dakika kurgulanmış olan son hali, Laz kültürünün geçmişi bu günü ve geleceği arasından doğru ve etkin bir bağ kururabilme ihtimali açısından önemlidir. Bu anlamda önemli olan bu belgesel en azından anlattığı dönemi konuyu ve olayları yani Lazları belgelerken yıllar sonra izlendiğinde olası bir kültürel yozlaşmayı, Laz Kültürünün ve Dilinin yok oluşunu nedenleri ve sonuçları ile birlikte tüm gerçekliği ile sinema dili ve tekniği çerçevesinde doğru şekilde aktarıp aktaramamasındandır.

Gönül isterdi ki bu sorunun yanıtını filmi izlerken bulabilelim…

Cengiz Kibaroğlu

16.11.2008


Yorum (4)add comment

Xopali08 said:

belgesel hakkında olumsuz eleştiriler belki çok kolay sarfedilebilir ama bunun gibi araştırma ve incelemelerin yapılmasını-yayınlanmasını nadir gördüğümüzden, eksik de olsa lazlar hakkında bilgi verici unsurundan dolayı alkışlanması ve desteklenmesi gereken bir çalışmadır. internetten ulaşmak isteyenler için: http://sanatanadolu.com/compon...arih-.html
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2009-09-26 00:31:51
Oylama: +0

Toroci said:

Bu yazıya yorum yapılmaması sanırım belgeselin yeterince seyredilememesi veya ilgi görmemesindendir. Şahsen ben de seyretmedim. Bu yüzden herhangi bir fikrim de yok. Ancak bu belgeselin çekimi esnasında yapılan tanıtımlar ilginçti. Örneğin tanıtım sitesinde "Türk Kültür Mozaiğinde Lazlar" diye bir ifade vardı. Bana çok tuhaf gelmişti. Bu makalenin yazarı site admini de o ifadeye tepki göstermişti o zaman.

Sonuç olarak devlet destekli bir proje olduğu için pek dikkatimi çekmedi ve hiç ilgilenmedim. Filmi beğenmeyenler olduğu gibi beğenenler de var. Seyredebilirsem ben de görüşlerimi belirtirim.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2008-12-06 21:38:49
Oylama: +0

emtumani said:

geçen yıl ankara megapolde galasını izledim.kültür değerlerine sempati ile bakabilen kişilerin izlemesini ve olumlu yada olumsuz eleştirilere katılmayacağım çünki iyisiyle kötüsüyle lazlarla ilgili bilgilendirmeyi seyretmek çok güzel bir duygudur
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2008-12-04 21:10:47
Oylama: +0

samargalo said:

Ben d ebu belgeseli izlerken şuna taktım."4 000 yıllık" tarih ısrarla deyinilmiş ve sloganı buydu.Oysa bu belgesel lazların gtarihini hiçbir şekilde anlatmıyor.Geleneksel laz kültürünü anlatıyor, tar,hle ilgisi yok (:
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2008-11-26 18:10:03
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Haberler

Güncel Etkinlikler

25.07.2010 I 21:59 | Lazebura©

article thumbnail5. YEŞİL YAYLA KÜLTÜR, SANAT ve ÇEVRE FESTİVALİ “3 Gün, 3 Köy” Etkinlikleriyle sizleri bekliyor… Hayde...
Makelenin Devamı...

08.07.2010 I 11:54 | Lazebura©

article thumbnailSavunduğumuz derelere karışmaya, beraber çağlamaya geliyoruz… Karadeniz’den yükselen isyan seslerini duymazdan gelemezdik. Fındıklı’da vadileri başında nöbet tutan köylüleri,...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Karadenizde saklı kalmış Kadın Sesleri:S...
Son yıllarda heyecanla dinlediğim, içinde bulunduğum, sevdiğim, hüzünlendiğim en büyük pay...
Sayın Başbakan'a zor sorular
93 harbinde bu topraklara gelmis bir Gürcü ailenin 6. kusagiyim yani Gürcü asilliyim ve bu ülke...
İnat ve İsyan: Trabzonspor
vallahi tebrik ediyorum. benim duygularımı yazdın tamamen. bütün yazdıklarınıza katılıyoru...
So Mebaşkvitdort'un!
İxeli Osman cuma, heşo naoni do ncakti xila gamiğasen. mati meptare manişa arabaten, na minonan ...

Yeni Üyeler


HaMSii

delahmedienesi

la_tahzen

pedalısa

Mircan

Mircan

Üye Girişi

Kimler Online

99 Misafir Online
Online olan üye yok!