Bugün bir kardeşimizi uğurladık biz Hopa'lılar, Karadenizin suyuyla,
toprağıyla, deniziyle yoğrulmuş gerçek bir gönül dostunu, insan gibi bir insanı
uğurladık...
"Denizin Çocukları" anlamına gelen "Zoğaşi Berepe" laz
rock grubu ile tanımıştı kendisini türk halkı önce... Çernobil'le ilgili mücadelesi
başta olmak üzere birçok devrimci mücadelede de onu ön safhada görmüştü... Daha
sonra Kazım Koyuncu adı inanılmaz, güzel bir müzüğin, Karadenizin, sarp
kayaların, yeşil yaylaların, gür ırmak sularının, şırıl şırıl akan derelerin
sesi soluğu olan bir müziğin öncüsü olmuştu... O Türkiye'de ilk olan bir şeyi
başarmıştı, geleneksel halk türkü ve derlemelerini çağdaş rock müziği ile
sentezleyerek ortaya her yaştan ve kültürden insanın zevkle dinleyebileceği çok
hoş bir müzik çıkarmıştı...
O hem Karadeniz kadınının türküsüydü tarlasında dilinden düşürmediği, hem
deli dalgalar gibi savrulan kanı kaynayan gençliğin beslendiği kaynaktı, suydu,
içinden süzülerek viva yaptığı dalgaların bıraktığı damaklardaki tattı...
Evet o denizin çocuğuydu... Biz diğer Karadeniz çocuklarının olduğu gibi...
Biz Karadeniz çocukları denizimizin hırçın dalgalarının bize sağladığı
avantajdan dolayı sert koşulların insanıydık, cesurduk, atılgandık... Özellikle
fırtınadan sonra dinen yağmurla birlikte denizin büyümesi ve dalgaların viva
yapmak için tam kıvama gelmesiyle, yüzme zevkini tam bir macera tutkusuna
dönüştürürdük. Dalgaların altından girer üstünden çıkardık. O bizi kontrol edip
yere çarpmadan, biz onun üzerine çıkar, hakimiyet sağlar ve bir atın
dizginlerini ele geçiren usta bir sürücü çevikliğiyle, dev dalgaların içinden
süzülür geçerdik. Bizler gözü pek çocuklardık.
Kazım da gözü pekti, hem de en cesur ve atılgan olanımızdı, o gerçek bir
devrimci, gerçek bir savaşçıydı, korkusuzdu... Yüreği öylesine kocamandı
ki herkese, herşeye yer vardı sevilmeye değer... O öyle bir insandı ki bir
dokunuşunuza karşılık size dünyayı vermek isterdi.
Çiçek çiçek gülümserdi, gülüşleri içinizi ısıtırdı güneş gibi... Gözlerinden
içinize akan bir insan sevgisinin yayıldığını hissederdiniz, onunla bir kez
konuşmanız yeterdi o sevgiyi hayat boyu taşımanız için; O gerçekten iz bırakan
bir insandı...
Benim Kazım'la tanışmam dört beş yıl öncesine dayanıyor. Kendisi birgün iki
arkadaşıyla birlikte üniversitedeki odama geldi. Espirili bir şekilde "Duyduk
ki burada memleketimizin bağrından çıkan bir akademisyen varmış, gidelim bir
görelim dedik" diyerek söze girdi ve dostluğumuz böyle başladı... Yanında
yine sonradan tanıdıkça sevdiğim sevgili Memed Ali Beşli - ki o zaman
Hukuk Fakültesinde öğrenciydi ve Zoğaşi Berepe (Denizin Çocukları) grubunun
solistiydi -, diğeri İsmail Bucaklişi, o sırada bizim Uluslararası İlişkiler
bölümünde master yapıyordu ve hazırladığı Lazca sözlükle laz kültürüne
büyük katkıları olmuştu.
Daha sonra bu ekipten Memed Ali ve İsmail'le birçok ortamda bir araya gelme
şansımız oldu, hatta "Ogni" dergisinin bazı toplantılarında bir araya
geldik ama Kazım'la işlerinin yoğunlu yüzünden pek görüşemedik. Sonra ise ben
yurt dışına çıktım ve bir süre orada yaşadım, böylece araya kopukluk girdi...
ABD'deyken internette rastladığım bir "teşekkür yazısı" Kazım'ı
yeniden hayatıma soktu. Ben Türkiye'den ayrılırken Kazım, Zoğaşi Berepe
(Denizin Çocukları) grubunda gitar çalan ve beste yapan aynı zamanda da
İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi olan, ismi yeni
yeni duyulan bir gençti. Tabii ki başka konularda devrimci mücadelesi ve
savaşçı kişiliğiyle birçok çevrece tanınıyordu ama henüz Rumelihisarı
konserlerine çıkacak, Açık Hava Tiyatrosunda konserler verecek, TRT de konserleri
yayınlanacak büyüklükte bir isim değildi.
Teşekkür yazısını da Google'dan kendi ismime yayınlanan yazıları tararken
rastlamıştım. Kendi sitesinden yayınladığı teşekkür yazısında şöyle diyordu
Kazım:
"Dostluğu ve dostluğu kadar güzel tasarımları ve anlatamayacağımız
şeyler için, Çiğdem Şahin'e teşekkürler"
Bunun üzerine Kazım'ın sitesine girdim ve sitesinden onunla ilgili
gelişmeleri öğrendim. Öylesine duygulanmış, öyle mutlu olmuştum ki. Sonunda
şöhreti yakalamasına, ürettiği, yarattığı güzel müziğin nihayet hak ettiği
değeri bulmasına gerçekten çok sevinmiştim. Ama beni en çok etkiliyen eğer
arada başka bir Çiğdem Şahin yoksa, sitesinden adıma yaptığı teşekkür
olmuştu...
Türkiye'ye geldiğimde ilk işim onunla görüşmek ve küçücük bir katkım olduysa
bile bunu onun böyle yüce bir yürekle karşılayıp böylesi incelikle ifade
etmesine karşılık kendi teşekkürümü sunmak olacaktı. Bu bir borçtu benim
için...
Ve dostlar ne oldu biliyor musunuz ben o borcu ödeyemedim...
Türkiye'ye geldiğimde bu borcu ödemek hem de onunla daha yakınlaşabilmek
için ortak arkadaşlarımızı aradım ve onun telefonunu adresini sordum. İşte
o zaman gerçeği öğrendim, Kazım kanserdi ve durumu ciddiydi. Yaşadığım şoku ve
acıyı anlatamam. Çocuk yıllar sonra ortaya gerçekten inanılmaz güzel şeyler
çıkarmışken ve nihayet hak ettiği şöhreti bulmuşken, bu haksızlık değil de
neydi, insanın isyan edesi geliyordu...
Arkadaşlar onun o sıralar şua ve kemoterapi gördüğünü, çok halsiz olduğunu,
görüntüsü de kötü olduğu için kimseyle görüşmek istemediğini, biraz daha
iyileştiğinde evinde ziyaret edebileceğimi söyleyince ben de anlayışla
karşıladım ve beklemeye başladım. Bu arada Kazım'ın kendi şahsi cep tel.
numarasını da edinmiştim, ve ara ara çaldırıyordum. İyi olduğunda nasılsa
telefonuna cevap verirdi ve ben de onu ziyaret edebilirdim... Böylece sürekli
ertelenmiş oldu Kazım'ı ziyaretim...
İçimde büyük bir pişmanlık var şimdi onu son bir kez daha göremediğim, onun
insanlığı, dostluğu, kocaman gönlü ve yaptıkları için onu bir kez olsun
yanağından öpemediğim için... Bu öylesi bir acı ki anlatamam... Hayatta asla
bir şeyleri ertelememeli gerçekten... Benim arayışım, ziyaretim, ona olan
teşekkürüm onun için ne ifade edecekti bilmiyorum ama onun teşekkürü bana
inanılmaz bir mutluluk vermişti ve onun büyüklüğünü, yüceliğini bir kez daha
anlamamı sağlamıştı. Bunu keşke onun yüzüne söyleme şansım olsaydı ama olmadı
işte...
Affet Kazım, senin o güzel insan yüreğinle son kez kucaklaşamadığım, son kez
olsun o güzel insan gülüşünden payımı alamadığım için beni affet. Ama yine de
tek avuntum, seni yüzyüze tanımış olmam ve senin de çok az tanışıklığımıza
rağmen beni dostlarının içinde sayman...
Denizin çocuğu sana güle güle...
Biz diğer denizin çocukları senin cesur, savaşçı kişiliğin ve Karadenize
yeni bir soluk getiren müziğin için sana teşekkür ediyor ve saygıyla önünde
eğiliyoruz...
Çiğdem Şahin
|