Kurbanın olayım, bana bir destan söyle...! Yazdır E-posta
Birol Topaloğlu   
23.10.2008 I 09:47


Çocukluğumda imecelerde düğünlerde yada herhangi bir sebeple bir araya gelindiğinde, özellikle yaşlı teyzelerin her zaman bu yakarışlı seslerini  duyardım: “Kurbanın olayım, bir destan söyle...” Kimse aldırmasa da bu sese; bir süre sonra ısrarla yaşlı kadınlardan yine o ses yükselirdi.

O zamanlar bu yalvarmalara pek anlam veremiyordum. O yaşlılar için bu kadar önemli olan sevilen değer verilen şey ne idi?  
     
Çocukluğumda; kardeşlerim ve köydeki bazı büyüklerim kemençe eşliğinde destanlar söylerdi. O zamanlar bu tür destanlar ve  şarkılar, orada yaşayanlar tarafından söylenir, herkesçe bilinir, sevilir ve destancılara (MABİRA) büyük saygı duyulurdu. Ancak yörede  yavaş yavaş destan ezgileri  gündelik hayatın bir parçası olmaktan çıkıyor, yerini popüler müziğe bırakıyordu.

Image

Destanların Lazlar için oldukça önemli ve sevilen bir müzik geleneği olduğunu o zamanlarda hissedebiliyordum. Yürek acısı, insan sevgisi duyan, aşkı anlayan herhangi bir kişi destan yazar ve sesi güzel olsun olmasın, kendi kendine söyler  duygusunu bu şekilde ifade etmeye çalışırdı. Böyle bir müzik ve atmosfer içinde büyüyordum.
     
Bu kadar önemli ve güzel duygular  aktaran, insana yaşama sevinci veren bu kültürel değerler, her nedense bir takım muhafazakâr kişiler tarafından günah sayılıyordu. Bu baskılar üzerine MABİRAlar, sanki ayıp bir şey yapıyormuş gibi, gizlice insanlardan uzak yerlerde kimselerin olmadığı doğa ile baş başa kalarak destan söylerlerdi. Kemençe ve tulum ile şarkı söylemenin yanında, tulum sesini duymak bile günah ve haram sayılırdı. O zamanlarda bu yasaklamaları anlamakta güçlük çekiyordum. Nedendi? Bu durumu hiçbir zaman anlayamıyordum. Bizim için, yaşlılarımız için bu kadar önemli olan, sevilen bir şey başka birileri  için  niye değersiz, anlamsız, hatta günah sayılıyordu?
      
Ben çok şanslıyım ki; bütün bu baskılara rağmen ailemin ve bazı MABİRAların sayesinde destanlar kulaklarımdan eksik olmadı. Annemin, büyükannemin ve MABİRAların sesleri her zaman kulaklarımda yankılanıyordu. Destanlar o kadar içten duygulu söylenirdi ki, orada destanı söyleyen de dinleyen de ağlardı. Ben de acıklı destanları dinlerken uzaktan uzağa gizli köşelerde ağlardım. İşte bu ezgiler ve yaşlı teyzelerimizin “Kurbanın olayım, bir destan...”   sesleri hala kulaklarımdadır.
     
Zamanlar geçti, okumak için köy dışına, uzaklara, büyük şehirlere gittim. Üniversite yıllarım ufkumun genişlediği yıllar oldu. Farklı  kültürleri tanıdım. Okulun tatil olduğu her fırsatta köye gider insanlarla haşır neşir olur, onlarla duygusal bağlarımı sürekli canlı tutmaya çalışırdım.

Büyük şehirlere okumaya gidenler, daha popüler müzik aletleri olan saz yada  gitar ile geri dönerlerdi. Popüler şarkılara eğilim vardı. Artık destanlara ve yerel ezgilere pek önem  verilmiyor, belki de modasının geçtiği düşünülüyordu. Bizler yıllarca kendi kendimize destanlardan başka kültürel bir değere sahip  olmadığımıza inanır, hatta bu sebeple destanlar bile küçümsenirdi. Büyük şehirlerin, dünyanın bilindik popüler müziklerine pek benzemiyordu, popüler olmayınca da değersiz olduğu sanılırdı.

Bizim destanlarımızdan, müziğimizden, her şeyden önemlisi ana dilimizden hiç kimsenin haberi bile yoktu. Bu destanlar, bu şarkılar, bu Laz’ca dili ne idi? Ben kimdim?

Biz birileri tarafından  şuna inandırıldık; “Lazların destanlardan başka bir şeyleri yok; o da yalnızca ağlamaklı bir şey, popüler olana pek benzemiyor, köklü veya kayda değer bir kültüre sahip değiliz, yok olup gitmiş  geçmişimizden bir şey kalmamış, kayıp insanlarmışız”.
Lazların da diğer dünya halkları gibi normal bir tarihi geçmişe ve insanlığın ortak mirası olabilecek değerlere sahip olduğunu sonradan fark edecektik...
   
Doğu Karadeniz bölgesinde şarkıları ilk derlemeye başladığımda, şaşırtıcı bir şekilde çok eski olabilecek ve bana da yabancı gelen ezgilere rastlıyordum. Bu ezgileri keşfettikçe heyecanlanıyor ve bu heyecanımı herkesle paylaşmak istiyordum. Biliyordum ki bu şarkılar eski kültürel değerlerin habercisi idi. Biz bu toprakların yerli insanları idik.
     
Yüksek yaylalarda  şarkı derlemeye devam ettikçe, herkesin dilinden melodiler dökülüyordu. Hem derlemeci hem de yörede doğup büyümüş bir müzisyen için bu ezgiler bulunmaz birer hazine idi. Kaldırdığım her taşın altından destan ve şarkılar çıkıyordu.
    
Derleme çalışmalarım boyunca destanlar adeta ruhuma işliyor, yüreğimde yer ediniyordu. Acaba ben de bir gün otantik haliyle destan söyleyebilir miydim? Melodik yapısı icra biçimi bir yaşam biçimini de beraberinde getiriyordu. Bunun için çok çalışmam  gerektiğini biliyordum. Ne de olsa ben de çocukluğumu yaşadığım yerden uzakta yaşıyordum.

Bu anlayışla 2001–2004 yılları arasında  yaptığım kayıtlarla bir destan albümü hazırladım. Bu kayıtları; yaylalarda, yüksek kesimlerdeki köylerde otantik ortamlarda ve mümkün olan en iyi teknik donanımla bitirdim.  Ancak albüm tam olarak içime sinmediği için son anda çıkarmaktan vazgeçtim.
Yıllar sonra, kendimi hazır hissettiğimde daha iyi kayıt sistemleri ile yeniden bir destan albümü yapmaya karar verdim. Yeni albümde daha önceki kayıtlardan sadece bir tanesine yer verebildim. O da Ağustos 2001 yılında Çamlıhemşin’in M3anu (Topluca) köyünde yapmış olduğum  bir kayıttı. Bu köyden, sevgili Ali Yağici’nin  pirinç metalinden yapılmış eski bir dilsiz kavalla eşlik ettiği destan benim için ayrı bir öneme sahipti. Çünkü nerede ise bugün artık hiç kimse kaval çalmıyor hele de o bölgenin geleneksel ezgilerini çalabilene rastlamak mümkün olmuyordu. Kaval kaydı için akşamdan sabaha kadar durmadan çalıştığımızı hatırlıyorum. Selam olsun; o kavala üfleyen nefese, sese. Ve de geceleyin bize eşlik eden çakalların sesine.  
    
Yöredeki destancılarımıza (MABİRAlara) karşı bir mahcubiyet hissettiğimi söyleyebilirim. Onlar varken destanları söylemek bana düşmemeliydi, diye düşünüyorum. Ancak buna rağmen bu ezgileri kayıt altına almış olmaktan, bir albüm haline getirmekten ve dolayısıyla sizlere ulaşmasından dolayı büyük mutluluk duyuyorum.

Albüme Rize Pazar’lı destancı (MABİRA) Ali Yurtseven yanık sesi ile okuduğu bir destanla konuk oldu. Köyünden kalkıp İstanbul’a destan söylemeye geldi ve albüme büyük katkı sağlamış oldu. Onun da sesine nefesine  selam olsun...

Helal olsun Ali!

Sizleri destanlara farklı kültürlere kulak vermeye davet ediyorum. İnanın aşktan, sevgiden, yaşamdan yana güzel şeyler  söyleyen bu şarkılara kulak verdiğinizde aslında size ne kadar yakın olduğunu görürsünüz.

Gözyaşının ve mutluluğun dili dini  yoktur. Dünyanın bütün insanları birbirine benzer. Eskiler aynı güneşte kurutmadılar mı eşyalarını. Bizler dünya denen bir büyük bahçenin çiçekleriyiz. Biliyoruz ki; bir çiçek kuruduğunda sıra bir diğerine gelecektir. Dünyadaki  bütün kültürlerin özgürce yaşayabilmesi dileği ile;

Hepinizi ninelerimizin destan sevgisi ile selamlıyorum.

18.10.2008

Birol Topaloğlu


Yorum (0)add comment

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Haberler

Güncel Etkinlikler

26.02.2010 I 23:34 | Lazebura©

article thumbnailKaradenizde yaşayan engelli kardeşlerimizin Tekerlekli Sandalye, Akülü sandalye,İşitme cihazı ihtiyaçlarının alınması amacıyla düzenlenen destek ve dayanışma konserine...
Makelenin Devamı...

05.02.2010 I 19:46 | Lazebura©

article thumbnail Karadenizin Sesleri, HES'leri kesmek, Karadenizdeki ekolojik ve kültürel tahribata son vermek için bir araya gelecek. Gece Horonlarla başlayıp, horonlarla bitecek.
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazlar: Hani açılım bütün kesimleri kaps...
lazcayı tehlikede olan diller arasında değil de tehlikeli diller arasında bi zihniyet.
2.Lazebura İstanbul Buluşmasının Ardında...
hakkaten çok güzel geceydi ama yollar felçti çok fena yağmur vardı
Oğurinuşeni ar Noxmare : Svayoxo Gokturu
cumaşkimi, na nç'ari iritulli mtini ren da! nena emiç'opuman do miğurinaman, edo a mutxa mongon...
Lazlar: Hani açılım bütün kesimleri kaps...
HERKEZ SEN VE BEN GİBİ DÜŞÜNDÜĞÜNDE LAZ HALKI OLARAK NE GÜZEL GÜNLER GÖRÜRÜZ TAHMİN E...

Yeni Üyeler


ismail eren

53MA08

erol

Lazut_81

Mircan

Mircan

Videolar



Üye Girişi

Kimler Online

Online olan üye yok!
Powered By PageCache
Generated in 0.19837 Seconds
Generated in 0.31508398056 Seconds