 Topal Osman, Foto:wkipedia Kendinizi, emeğin ve insanlığın özgür
geleceğini dert edinen bir ‘dünya yurttaşı’ olarak görüyorsanız, milliyetçiliğe
uzak durursunuz.!..
Türkçe’yi altı yaşında ‘ mecburen’ öğrenen bir Laz’ım, ama hiç
bir zaman Laz milliyetçisi olmadım. Ne var ki
bu durum, tarihsel ve kültürel değerlerime yabancılaşmamı gerektirmiyor. Tam
tersine, yok sayılan tarihimi ve kültürümü
milliyetçilerden daha büyük bir kararlılıkla sahipleniyorum.
Laz tarihini ve kültürünü araştırıp bilince çıkartan Laz
aydınlarının çalışmalarını yayınlayan lazebura.net ve lazuri.com siteleri için
düşündüğüm bir yazıyla ilgili kaynakları
incelerken, resmi tarihin, Mustafa Kemal’in muhafızı olarak kaydetmekle yetindiği Topal Osman
ile Ergenekoncular arasında enteresan bir ‘kader ortaklığı’ fark ettim. Böylece, 1925 öncesinin bildik
Lazistan mebuslarından hareketle, bilinmezlik halini muhafaza eden kimi konuları
neşterlemeyi amaçlayan yazımın yönü ve başlığı değişti. Güncelliğini bir süre
daha koruyacağı anlaşılan Ergenekon mevzuu öne geçti..
Topal
Osman ile Ergenekon’un ne alakası var ?..
Bu
sorunun yanıtını alabilmemiz içi, ya Giresun’da görevli iken, büyük bir
hayranlık duyduğu Topal Osman’ın heykelini yaptıran Veli Küçük’le, Teşkilat-i
Mahsusa ve Jitem - Ergenekon ‘akrabalığı’ üzerine uzun ve duygusal bir tarih
sohbeti kurmak ya da Topal Osman’ın hayat hikayesine bir göz atmak lazım. Sizi
bilemem ama ben Topal Osman’ın hayat
hikayesine göz atmayı seçiyorum !..
Önce
bir yanlışı düzeltelim.‘Mustafa Kemal’in muhafızı Laz Osman’ olarak da bilinen
Topal Osman, Lazcanın Le’sini bile bilmezdi; Lazların binlerce yıldır yaşadıkları
coğrafyaya yaklaşık 250 km. uzaklıktaki Giresun’lu Topal Osman, büyük
olasılıkla, Fatih’in 1461 yılında Trabzon’la birlikte Giresun, Tirebolu, Görele
ve Bedreme kalelerini ele geçirdikten sonra bölgeye yerleştirdiği yüz bin civarındaki
Çepnilerdendir.
Topal
Osman, birinci savaş yıllarında
Karadeniz’de oldukça yaygın olan eşkıya gruplarından birinin reisidir. Onu
meşhur eden ilk vukuatı,Giresun’da topladığı yüz kişilik bir eşkıya grubu ile
Trabzon hapishanesini basması ve kaçırdığı yüz elli mahkumu çetesine katmasıdır.
Bir
yandan eşkıyalığın icaplarına uygun ‘işler’le uğraşan Topal Osman, diğer yandan,
Enver Paşa tarafından İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde kurulan
ve özellikle Ermeni Tehciri ile Kürt
isyanlarının bastırılmasında bir dizi katliama ‘imza atan’ Teşkilat-ı Mahsusa’ya bağlı olarak ‘memlekete faydalı işler’le de uğraşmaya
başlar.
Artık,
Teşkilat-ı Mahsusa gibi ürkütücü bir
gizli teşkilatla organik ilişkisini de kullanarak
‘meşru bir güç’ haline gelmeye başlayan Topal Osman’ın önünde kimse duramaz !..
Daha
sonra, Rum teşkilatlanmasının tasfiyesinde, Karadeniz’in bu gözü kara
çetecisinden yararlanabileceğini anlayan Padişah Vahdettin, işlediği sayısız yağma,
soygun ve cinayetlerle birlikte, Ermeni Tehciri’nde gerçekleştirdiği
katliamlardan dolayı Topal Osman hakkında verilmiş bulunan tevkif kararını
kaldırır.
Mustafa
Kemal’in Topal Osman’la ilişkisi ise, ancak pragmatik siyasetin ‘kuralsızlığı’ ile açıklanabiliir;
Karadeniz’deki Rum başkaldırısının tasfiyesi için bir çare arayan Mustafa Kemal,
‘ Rum meselesini çözmek’ amacıyla, zaten Rumların canını ve malını almakla
meşgul olan Topal Osman’la ilişki kurmuştur. Mustafa Kemal’in Samsun’a
çıktıktan hemen sonra Havza’da Topal Osman’la görüştüğünü, Teşkilat-ı
Mahsusa’nın son reisi olarak bilinen
Hüsamettin Ertürk’ten öğreniyoruz.
Hasan İzzettin Dinamo, ‘Kutsal İsyan II.’de bu görüşmeye değinmektedir. Karadeniz’deki
‘Pontus belasının ortadan kaldırılması işi’ni üstlenen Topal Osman’ın Mustafa Kemal’e
verdiği yanıt şöyledir ; “Siz merak etmeyin
Paşam. Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki,
hepsi mağaralarda eşek arısı gibi boğulacaklar.”
Hiç kuşku yok ki, Topal Osman, Mustafa Kemal’e verdiği sözü
‘layıkıyla’ yerine getirmiş; binlerce Rum öldürmüş ve bu arada, korkup kaçan,
ülke değiştiren Rumların mallarına el koyup,
yakın geçmişte balıkçılık ve kahvecilik yaparak geçinmeye çalışırken, Karadeniz’in
en büyük zenginlerinden ‘Osman Ağa’ olmayı da başarmıştır!..
Topal Osman Ağanın ‘şansı’ yaver gitmektedir ; Büyük Millet
Meclisi, Topal Osman’ı, ‘ Mustafa Kemal’in Muhafız Alayı Komutanlığı’
vazifesiyle Ankara’ya davet etmiştir..Topal Osman, artık Mustafa Kemal’in en
yakın adamıdır…
Mustafa Kemal’in Topal Osman gibi ‘tehlikeli’ birini yanına almasıyla
ilgili pek çok yorum yapılmıştır. Yaygın görüş, Meclis içinde ve dışında oluşan
muhaliflerin tasfiye edilmesi için kendine çok sadık ve o ölçüde ‘iş bitirici’
birine duyulan ihtiyaç, şeklindedir.
Gerçekten de bu görüşü doğrulayan bir dizi bilinen olay vardır.
Bunlardan ikisi, üzerinde en çok durulan olaylardandır. Birincisi, Anadolu’daki
mücadeleye katılmak üzere yola çıkan Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Trabzon’da
katledilmeleri; ikincisi, Mecliste Mustafa Kemal’in en etkili muhalifi olarak
bilinen Lazistan Mebusu Ali Şükrü’nün ‘ortadan kaldırılması’dır..
1921 yılı başında Türkiye Komünist Partisi, ‘Anadolu
Ayaklanması’ olarak nitelenen mücadeleye katılmaya karar vermiş ve bu kararını
Mustafa Kemal’e bildirmişti.. Mustafa Kemal, TKP’lilerin Anadolu’ya gelmelerini
ve mücadeleye katılmalarını çök tehlikeli bir gelişme olarak değerlendirmiş ve
vakit geçirmeden ‘lazım gelen önlemleri’ almıştır..
Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve diğer TKP’liler Kars’ta,
halkın büyük tezahüratıyla karşılandılar. Ama, ondan sonra halkın tepkisi
değişti!.. Yol boyunca ‘bazı gruplar’ın saldırıları ile karşılaşmaya
başladılar. Durumu ‘değerlendiren’ yetkililer TKP’lileri Batum üzerinden Bakü’ya
geri yollamak ‘amacıyla’ Trabzon’a götürdüler. Trabzon’da kayıkçı kahyalığı
yapan Yahya Kaptan ve adamlarının provakatif saldırısına maruz kaldılar.
Silahsızlandırılmış halde bir taka ile Karadeniz’e açılmaya
zorlandılar ve ardından, Yahya Kaptan’ın adamları tarafından kuşatılarak
katledildiler. 1921 yılında, 28 Ocak gecesi Mustafa Suphi ve on dört yoldaşı Karadeniz’e
gömüldüler!..
Bu trajik olayın faillerinden Yahya Kaptan’ın akıbeti ise bellidir;
katliamdan kısa bir süre sonra ‘birileri’ Yahya Kaptan’ın işini bitirmiştir!..
Şimdi, Lazistan Mebusu Ali Şükrü olayına geçebiliriz.
23 Nisan 1920’de açılan ilk Büyük Millet Meclisi’nde iki
grup vardır. Birinci grubu Mustafa Kemal, ikinci grubu ise Ali Şükrü yönetmektedir.
Ali Şükrü, etkili bir siyasi muhalif ve aynı zamanda gazetecidir, Tan gazetesinin
sahibidir.
Özellikle, İnönü başkanlığında sürdürülen Lozan görüşmelerindeki
başarısızlıklar üzerine yaptığı konuşmalar ve yayınlarla Mustafa Kemal’in
canını fena halde sıkmaya başlayan Lazistan Mebusu Ali Şükrü, bir Meclis
toplantısında, TKP’lilerin Trabzon’da katledilmeleri ile ilgili görüşmeleri ve
telgrafları deşifre edip, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Mustafa Kemal ‘in emri
ile Topal Osman ve adamı Yahya Kaptan tarafından katledildiğini ispatlayınca,
kendi sonunu hazırlamış oldu; Meclisi karıştıran bu olaydan kısa bir süre sonra
Ali Şükrü ortadan kayboldu !..
Cesedi üç gün sonra Ankara’da, Mühye köyünde bulundu ve yapılan araştırma sonucunda, Ali
Şükrü’nün Topal Osman tarafından kaçırılıp
öldürüldüğü anlaşıldı.
Bunun üzerine Meclis, Topal Osman’ın tutuklanmasına ve idam
edilmesine karar verir. Tutuklanacağını haber alan ve ihanete uğradığını
düşünen Topal Osman, çetesiyle Ankara’nın altını üstüne getirip kendisine sahip
çıkmayan Mustafa Kemal’in peşine düşer.
Sonuç; Mustafa Kemal’in emri ile Topal Osman öldürülür.
Topal Osman’ı öldüren İsmail Hakkı’dır ve tıpkı ‘işi
bitince’ öldürülen Jitem kurucusu Cem
Ersever’in en yakın adamlarından biri tarafından öldürülmesi gibi, ‘ işi biten’
Topal Osman da bir zamanlar en yakın
adamlarından biri olan nizami ordu kıta komutanı İsmail Hakkı tarafından öldürülmüştür.
Ve hikaye, devam etmektedir…
Sadık Varer
|