Bölgemizde yer alan Derelerin
yağma edilmesine, bölgenin doğal ve ekolojik yapısının değişmesine yol
açacak yanlış yatırımlar olan HES'lere ve derelerine sahip çıkmak için
bir araya gelen bizler “Çevrecilerin Daniskası olan” Sayın Başbakanın açıklamalarına katılmadığımızı tüm kamuoyuna bildiririz..
Sayın
Başbakan her konuda olduğu gibi kulaktan dolma bilgilerle açıklama
yapmakta ve Derelerine sahip çıkmak için özveriyle ve hiçbir çıkar
gütmeden mücadele eden bizleri 40-50 kişilik işsiz güçsüz insanların
topluluları olarak ilan etmekte ve bir şey bilmeden halkı kandırmaya
çalıştıklarımızı söyleyerek kamuoyunda bizleri küçük düşürmeye
çalışmaktadır.
Bu açıklamaların bir başka boyutunu da UÇK Başkanı(Hayali Çay İhracatından yargılanan ve Mahkemesi devam eden) AKP Milletvekili'de aynı küçümse ifadesiyle yapmış ve hatta Vatan Hainliğine varan suçlamalar getirmiştir.
Bu
açıklamalara bakınca aslında Dereleri yağma etmek için yola çıkan ve
onlara destek verenlerin korkuya düştüklerini görmekteyiz.
40-50
kişidir diye küçümsedikleri topluluklardan bile bu kadar korkulması
aslında ne kadar büyük bir suç işlediklerinin ve yanlış yolda
olduklarının bilinci içinde olduklarını göstermektedir.
Ancak yanlış yolda yürüyenler derelerin sesinden korkarlar.
Çünkü biliyorlar ki bu dereler Karadeniz'in dereleridir.
Bu dereler için mücadele edenler bu derelerin çocuklarıdır. Aynı hırsı, inancı ve gözü pekliği gösterirler.
Ayrıca,
Hiç biri işsiz güçsüz değildir. Sayın Başbakan ülkeyi işsizler cenneti
haline getirdiği için her mücadele edeni işsiz güçsüz olarak
görmektedir.
Bu mücadelenin örgütlenmesinden, İkizdere'de, Çayelin'de, Fındıklı'da yapılan mitinglerden korkanlar ve “Çevrecinin Daniskası olan” Başbakan bilmektedir ki, Derelerin Kardeşliği Platformu gücünü kendi derelerinden almaktadır.
Başbakan'ın konuyu bilmediği ya da en iyi ihtimalle yanlış bilgilendirildiği ortadadır.
Her şeyden önce bilinmelidir ki, biz enerjiye karşı değiliz.
Biz niye elektriğe karşı çıkalım?. Niye Aydınlanmaktan korkalım.?
Bizim söylediğimiz çok açık ve sabit bir gerçekliktir.
Ülkemizin ve dünyanın en yeşil yerlerinden olan bölgemize sahip çıkalım.
İnsanların nefes alacağı, doğanın bir parçası olduklarını hissedecekleri bir yerleri kalsın.
Her yeri ve her şeyi “paraya” ve “ranta” çevirmeyin.
Her tarafı talan ediyorsunuz bırakında buralar biz sıradan kıt kanaat geçinen insanlara kalsın.
Bir yaşama alanı bırakın biz insanlara.
20-25 yıl sonra enkaz halinde bırakacağınız bu yerleri yağma etmeyin.
Binlerce yıldır, çevrelerine ve bize hayat vererek akan bu dereleri yok etmeyin.
Sayın Başbakan diyor ki, biz buralara bu tesisleri yapmaksak Türkiye karanlıkta kalır.
Yapılan
hesaplamalarla ulusal elektrik sistemine %04 veya %018 katkı yapacağı
belirlenen bu yatırımlarla mı Türkiye elektriksiz kalmaktan kurtulacak.?
Yani Başbakan buna mı inanmamızı istiyor?
Gene
yapılan hesaplamalarla Türkiye'de kaçak kullanılan elektriğin ancak
56'da 1 ‘ni karşılayabilecek bu yatırımlar için mi Bölgenin ağaçlarını
yok etmeye çalışıyorsunuz.?
Dünya'nın 200 ekolojik bölgesinden birisi olan Fırtına vadisini bu küçük yüzdeler için niye yok etmeye çalışıyorsunuz?
Bilim
adamlarının yaptıkları açıklamalar ve ortaya koydukları bilimsel
sonuçlarla çevresel sorunlarının yoğun yaşanacağı bu yatırımlarla
bölgenin vadilerini niye yok etmeye çalışıyorsunuz?
Niye bu bölgede ÇED raporu alınmasını gerekliliğini ortadan kaldırdınız?
Bu bile aslında bölgenin nasıl bir Çevre Felaketiyle karşılaşacağını ortaya koymaktadır.
Sürekli
yönetmelikler değiştiriyorsunuz. Her yönetmelik değişikliği aslında
kendi yanlışlarınızı itiraf etmeniz demektir. Kendi yaptığınız
yönetmeliklere bile uymuyorsunuz.
Başbakan diyor ki, ”Yaradanı severim yaradılandan ötürü”
Peki bu doğa, dereler, denizler bu dünya kimin eseridir?
Dinimiz çevrenizi yok edin diye bir hüküm mü vermektedir?
Ağaçları kesin, dereleri kurutun, denizleri yok edin, her şeyi talan edin yağma edin mi demektedir?
Doğayı korumak gibi bir zorunluluğumuz yok mudur?
Fakat ne yazık ki görmekteyiz ki artık “para” ve “rant” her şeyin önüne geçmiştir.
Çünkü bilinmelidir ki bu olay bir “Su olayıdır”. Su artık paraya dönüştürülebilir bir mal haline dönüşmüştür. Artık yeni rant kapısı odur.
Bu bölgede yapılanlar su savaşlarının ilk hamlesidir.
Elektrik adı altında ilk işgaller yapılmaktadır.
Asıl amaç Karadenizin, Karadenizli'nin suyuna sahip çıkmaktır.
Özetle;
Biz
Sayın Başbakandan “Çevrecinin daniskası” olmasını değil sade sıradan
bir çevreci olmasını ve belki de çocukluğunda yüzmüş olduğu “derelerine
sahip çıkmasını” ve Karadenizin derelerine bakarken yalnızca”parayı”
görenlerin değil “derelere bakarken Kendi hayatlarını geçmişlerini ve
geleceklerini gören ve bu sorumlulukla mücadele eden ve hemen hepsi
okumuş çocuklar olan ”Derelerin Kardeşliği Platformunda yer almasını ve
bizlerle birlikte Derelere sahip çıkma mücadelesi vermesini isteriz.
Madem ki hepimizden fazla çevreci Gelsin “Derelerin Kardeşliği Platformu”nun dönem sözcüsü olsun.
REMZİ KAZMAZ
Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü
Fırtına, Fındıklı, İkizdere, Kemalpaşa, Hopa, Hemşin, Arhavi, Papat, Çayeli Senoz ve Trabzon Dereleri
26.08.08
Kaynak:lazuri.com
|