Arşiv Makaleler Çiğdem Şahin

'Karadeniz'deki yokoluşa karşı çıkalım' Yazdır E-posta
Çiğdem Şahin   
23.07.2008 I 12:05

Image
Birol Topaloğlu

Birol Topaloğlu çevre dostu bir sahne-performans sanatçısı... Laz müziği üzerinde çalışmalar da yapan sanatçı Karadeniz'deki doğa katliamına karşı sessiz kalınmamasını istiyor. Sanatçı ile Açık Gazete'den yine bir Karadenizli olan Çiğdem Şahin görüştü...

Müzisyen  olmaktan öte Laz kültürü ile ilgili böyle bir sorumluluğu üstlenmenin özel bir nedeni var mı? Kısaca yaptığın şeyin senin için anlamını ifade edebilir misin?

Her şeyden önce  yaptığım müzik ve farkında olmanın önemini yıllar içinde kavradığım kültürümle ilgili söylemek istediklerimi seninle; tavrını insandan, doğadan, çevreden ve yaşamdan yana koyan, bu anlamda bir taraf olan ve kendisi de üreten bir dostla söyleşmekten, dile getirmekten mutluluk duyduğumu ifade etmek isterim... Özgürce kendimi ifade edebileceğim bir zeminde bunu yapmanın heyecanı da işin içine girince, çok anlamlı bir sohbet olacağını düşünüyorum... Soruna gelince, yaptığım çalışmalarda sadece sahip olduğum kültürü değil, onun diğer kültürlerle etkileşimini ve evrensel kültür içindeki konumunu da vurgulayan bir yaklaşımım olmuştur hep. Ben bir sanatçıyım ve sanatçının duruşu evrensel olmalıdır; Sanatın dilinin evrensel olması gerektiği  gibi...

Öyleyse Laz kültürü adına sana bir takım misyonlar yüklenmesi seni rahatsız ediyor diyebilir miyiz? Ya da böyle bir misyon yüklenmesi sanatçı kişiliğini zedeliyor olabilir mi?

Evet bundan rahatsız olduğumu söylemeliyim. Benim Laz kültürünü  temsil etmek gibi bir misyonum olamaz, bu haddim de değildir. Ben sadece sanatın evrensel dilini kullanmak için evrensel insanı kavramak istiyorum. Evrensel insanı kavramanın yolunun ise kendi  kültürünün farkında olmaktan geçtiğine inanıyorum. Bunun için o kültüre hakim olmak gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunu başarabildiğinde bir sanatçı kendi ürettiğinin evrensel olanın içindeki yerini sorgulayabilir. Daha sonra evrensel dile ulaşabilir; gerekirse sentez yapar... Kendi özünde olanı evrensel kültür içine yerleştirmeyi başarabildiği ölçüde evrensel sanata özgün yorumunu katabilir... Sizin böyle bir çabanız varken size birilerinin bir takım misyonlar yüklemeye çalışması yanlış anlaşılmanıza yol açabiliyor. Yüklenen misyon bazen sanat adına ürettiklerinizi gölgede bırakabiliyor... Bu da çok rahatsız edici bir durum benim açımdan... Kim böyle bir gölgeyle yaşamak ister ki...

Sahne senin için ne ifade ediyor;  Sahnedeki samimiyetini, rahatlığını neye boçlusun?

Her şeyden önce ben bir sahne-performans sanatçısıyım. Dünya görüşüm, önceliklerim, yaşama bakışım, deneyimlerim, kültürel birikimim, duyarlılıklarım hepsi birlikte bir bütün olarak sahnedeki duruşumu yansıtır. Sahne benim için dünyaya seslenebileceğim bir yerdir; öyleyse bu büyük sorumluluğun bilincinde olarak yapmalı bu işi ve evrensel mesajlar vermeliyim diye düşünüyorum. Bu anlamda bir sanatçı için din, dil, ırk ve millet ayrımı yapmadan bütün insanları kucaklamanın gerekliliği, asla taviz verilmemesi gereken bir konudur bana göre. Bu şekilde düşündüğüm için herkesi eşit mesafede kucaklamamı engelleyecek, evrensel çizgimi sınırlayan, beni kısıtlayan, bakış açımı daraltan, diğer kültürlerle arama mesafe koyan her türlü oluşum ve girişimden uzak durmayı tercih ediyorum. Bununla birlikte yaptığım çalışmaların temeli kendi öz kültürümden kaynaklanmaktadır ve sahnede yarattığım sinerji ve samimiyetin sebebi de esas olarak özüme dönük, aslımla barışık bir müzik yapmamdır. Laz müziğini herkese sevdirebilmemdeki başarının sırrı da budur diye düşünüyorum.

‘Özüme dönük, aslımla barışık’ derken bunu etnik kimliğin, kültürün, dilin,  yöresel enstrümanlar ve müzik adına söylüyorsun değil mi?  Öyleyse bu özün evrensel kimliğinin içinde yeri nedir? Laz kültürü senin uğraş alanına hangi ölçüde giriyor; ya da müziğin evrensel diliyle kültürel kimliğin hangi noktalarda kesişiyor?

Aslında özümü yansıtmak derken, sanatçı olarak evrensel bir duruşa sahipken aynı zamanda kendi müziğimin, kendi kültürel kimliğim ve değerlerimin özgünlüğünü de taşıyor olmayı kastettim.  Esas olarak istediğim, yerel olan Laz müziğini, sanatın evrensel dilini kullanarak kendi özgün formu içinde ve yöresel motifleriyle dünyaya tanıtabilmektir. Bu anlamda kendi kültürümü iyi tanımak, karanlık köşelerde kalan değerleri açığa çıkarmak ve unutulanları hatırlamak en başta benim kişisel birikimimi çoğaltacaktır; bunun kültürel farkındalığıma yansıması ölçüsünde yaptığım müzikteki özgünlük de artacaktır. Müziğin evrensel dili içinde özgünlük yaratabilmek için kullandığım malzeme ne kadar zengin olursa, ortaya çıkan sonuç da o kadar iyi olacak, eserlerin özgünlüğü o derece fark edilecektir. Yıllardır bu bilinçle Laz kültürü üzerine araştırmalarda bulundum, derlemeler yaptım; yaşadığım sürece de bu çabalarımı sürdürmeyi düşünüyorum. Kısacası müzik çalışmalarımla kültürel araştırmalar hayatımda hep aynı düzeyde gidecektir diyebilirim. Bunlar birbirinden ayrılabilecek süreçler değildir çünkü; biri diğerini beslemektedir.

Yaptığın araştırmalar sadece Laz kültürüyle mi sınırlı yoksa, Laz kültürünün yanı sıra diğer kültürleri de tanımaya, anlamaya çalışıyor musun? En azından müzik formları ve yöresel motifler açısından? Çünkü  Laz müziğinin evrensel müzik içindeki yerini sorgulayabilmek ve özgünlüğünü ortaya koyabilmek için en azından onu diğer kültürlerle karşılaştırmak ve etkileşime sokmak gerekmiyor mu?

Çok doğru; Yaptığım işin en güzel yanı da bu; seyahat etmek, farklı coğrafyalar farklı kültürler tanımak, değişik ülkelerde değişik yerel sanatçılarla etkileşimde bulunmak ve kendi kültürünün üzerine başka renkler, başka sesler, başka değerler yükleyerek, en önemlisi de bir sanatçı olarak daha zengin bir malzemeyle üretim yapabilme olanaklarına sahip olmak. Dünyada üretilenler içinde kendi yerini, kendi özgünlüğünü yaratabilmek ve bunu da müziğin evrensel formlarından yararlanarak yapmak. Sanatın her alanında olduğu gibi sevmeden, aşık olmadan yapılacak bir iş değildir bu...

Dünyanın değişik ülkelerinden değişik sanatçılarla etkileşimde bulunduğunu söyledin. Benim de bildiğim kadarıyla bu konuda ortak çalışmalar yaptığın birtakım müzisyenler oldu; gerek Türkiye’de gerek dünyanın değişik ülkelerinde bu sanatçılarla ortak performanslarda bulundunuz; onlar kendi yöresel çalgı ve müzikleriyle,  sen tulumun ve türkülerinle  birbirinize eşlik ettiniz. Bu süreç nasıl gelişti; hangi ülkeden hangi sanatçılarla çalıştın? Onlarla paylaşımlarınızı, birbirinizi hangi yönlerden beslediğinizi, zenginleştirdiğinizi, kültürler arası etkileşim açısından bu ortak paylaşımın senin yaratıcılığını nasıl etkilediğini açıklar mısın?

Hangi formda olursa olsun deforme olmamış, binlerce yıl ayakta kalabilmiş müzik evrenseldir bana göre. Bozulmamış olan her şey insanın özünü, değişmeyen doğasını  yansıtır çünkü; yani evrensel olanı... Aynı şekilde Laz müziğinin de bozulmamış olanı evrensel olandır; tınısı toprak kokar, yağmur kokar, ter kokar. Lazlar tarihleri boyunca toprakla iç içe, dost yaşamışlardır ve bu yüzden müzikleri toprak kadar üretken, toprak kadar sıcaktır, samimidir. Aynı şekilde denizle haşır neşir olmuşlardır; bu yüzden ezgileri zaman zaman dalgaların çalkantısı gibi kıpır kıpır, neşeli; zaman zaman fırtınada kabaran dalgalar gibi taşkın, coşkulu; zaman zamanda da fırtına sonrası durulmuş bir deniz kadar sakin, hüzünlüdür... Bana göre, çocukluk dönemime rastladığı için yaşadığım süreçte değerlendiremediğim ama şimdi dinlediğimde ayrımını çok iyi yapabildiğim yetmişli yıllara kadar olan dönemde köylerimizde söylenen türküler, ağıtlar, destanlar orjinal formlarına çok yakındılar; Yani daha az deforme olmuşlardır. Özellikle bugün yapılan Laz müziğiyle karşılaştırıldığında arada bariz farklılıklar vardır. Bunda sistemin ve yıllardır devletin farklı kültürlerin kendini ifade etmesi konusundaki baskıcı yaklaşımının da etkisi yadsınamaz. Yani gerek dilimiz gerek müziğimiz özgürce, doğal ortamında yeniden üretilememiş, orjinal formlarının kuşaktan kuşağa bozulmadan aktarılması mümkün olmamıştır. Eskiye ait bir çok gelenek ve görenek artık yok olmuştur... Kalanlar da büyük ölçüde popüler kültürün etkisinde kalarak yozlaşmıştır.

Peki bir halkın müziğinin dünyanın diğer kültürlerince ya da ülkelerinde bilinmemesi onun evrensel olmadığını  gösterir mi sence?

Hayır, göstermez tabii ki. O kültür binlerce yıldır orada yaşamış, birikmiş ve bugün hala daha önemli ölçüde varlığını sürdürüyorsa; diliyle, türküleriyle, enstrümanlarıyla; danslarıyla, geleneksel motifleri ve ritüelleriyle birilerinin yaşamında yer alıyorsa; onu keşfetmemek, ondan haberdar olmamak, o kültürün önemli olmadığı, evrensel kültür içinde yer almadığı anlamına gelmez. Bu o kültürden haberi olmayanların eksikliği olur. Evrenselin tamamlanması adına bu bir kayıp sayılır... Ama bazen keşfedilmemek avantaj da olabiliyor. Teknolojinin ve iletişimin baş döndürücü bir hızla geliştiği günümüzde değerler çok çabuk etki altında kalabiliyor ve deforme olabiliyor. Ancak yine de iletişim çağının kültürlerin birbirleriyle etkileşimi ve gelişmesi açısından zararlarından çok yararları bulunmaktadır. Özellikle bizim gibi baskı altında kalan  halkların kültürlerini yeniden üretmeleri ve sürdürebilmeleri için iletişim olanaklarının  önemi büyüktür. Bu sayede farklı kültürlerden insanlarla iletişim kurmak, onların kültürlerini, müziklerini  paylaşmak eskisine göre artık çok daha kolay gerçekleşebiliyor. Dolayısı ile herkesin birbirinin ürettiğinden kolayca haberi olabiliyor. Dünyanın neresinde yapılırsa yapılsın her sanat dalı, her kültür objesi; resim, müzik, sinema, tiyatro, roman, dünyanın her yanında aynı anda yaygınlaşabiliyor. Özellikle farklı ülkeden sanatçıların birbirlerinin üretimini takip edebilmeleri, gerektiğinde bir araya gelip birlikte çalışmalar yapabilmeleri, kültürler arası sentez yapıp ortaya daha zengin eserler çıkarabilmeleri bütün dünyadaki kültür üretimini olumlu etkiliyor ve insanlığın kültürel mirasını zenginleştiriyor bana göre. Ayrıca farklı bakış açıları farklı yaklaşımlar farklı üretimlere olanak sağlayabiliyor; yapılan sentezlerden yepyeni sesler, yepyeni armoniler, melodiler, eserler ortaya çıkabiliyor. Sanatçı yok eden, tüketen değil, üreten, çoğaltan olmalıdır. Sanatçı bütün halkların kültürel varlıklarına değer vermeli , saygı duymalı, kendi kültürel değerleri ile aynı özeni göstermelidir. Sanatçının üretim alanı evrenseldir. Üretebilen insanlar birbirlerinin emeğini hor görmezler, küçümsemezler; esas olanın, değerli olanın yaratım sürecinin kendisi olduğunu bilirler. Ortaya çıkan bir eserin özgünlüğü, yaratıcısının o esere yaptığı özgün katkıdan oluşur. Her eserde onu ortaya çıkaran sanatçıya özgü özellikler ne kadar çoksa o eser o kadar özgün ve değerlidir.

Bu serüvene başlaman nasıl oldu? Belli tasarımlarla mı yola çıktın yoksa koşullar, müzik, kültür seni bu noktalara mı sürükledi? Çünkü yaptığın müzik yerel de olsa diğer bütün sanatçılar gibi senin de evrensel bir söylemin var; Birol Topaloğlu bu anlamda evrensel kültür içinde nerede yer alıyor; mesajları nelerdir?

Bu yola planlı,  programlı, tasarlayarak koyulmadım. İçimdeki müzik aşkı, kültüre olan özel ilgim, kendi yöresel değerlerimize duyduğum saygı ve sevgi beni bu noktalara getirdi. Ancak şunu da belirtmek isterim: hayatım boyunca kendi kararlarıyla hareket eden bir insan oldum; yaşadığım hayatın da kendi tercihlerim ve isteklerim doğrultusunda gerçekleşmesine önem verdim. Asla kimsenin dayattığı tercihler doğrultusunda hayatını yönlendiren biri olmadım. Bu işe koyulmak da kendi kararımdı ve severek yapabileceğim bir iş olduğu için müziği seçtim. Yaptığım işteki farklılık ve özgünlük sanırım bu kişilik özelliklerimden kaynaklanıyor; istediğim ve inandığım bir şeyi yapmaktaki inatçılığım ve ısrarlı tutumumdan. Çalışmalarımın hem yurtiçinde hem yurtdışında değer görmesi bundan olabilir. Yani işin sırrı kendin olabilmek ve kendine özgü üretim yapabilmekte diye düşünüyorum. Birileri öyle istiyor ya da dönemin modası bu diye popülist bir mantıkla hareket etseydim bu özgünlüğü yakalayamazdım. Onun bunun etkisinde herkesin yaptığına benzer şeyler ortaya çıkarırdım. Ürettiklerimde kendi duygu, düşünce ve yeteneklerimin doğrultusunda gitmekteki kararlılığım olmasaydı başkalarının ya da piyasanın isteklerine göre yalpalar dururdum; piyasa müziği yapardım... Ayrıca beni var eden kültürden koparak sırf daha çok dinlenmek daha çok kitlelere ulaşmak adına oradan buradan alıntı, her şey içinde barındıran ama hiç birşey olmayan tarzların etkisinde kalsaydım şu an yakaladığım özgünlüğü yakalayamazdım; müzikte evrensel olanın öz olan, esas olan formlardan geçtiğini bu şekilde
kavrayamazdım. Kendini inkar etmek, olmadığınız bir şey olduğunuzu iddia etmek anlamına gelir ki bunun hiçbir özgün yanı yoktur; daha önce yapılanların  taklidi olmaktan öteye gidemezsiniz bu şekilde.

Peki Müzik adına şu sıralar neler yapıyorsun? Gelecek için daha farklı projelerin var mı, yani farklı kültür ve müzikal dillerde üretmek konusunda ne düşünüyorsun?

Yukarıda dile getirdiğim gibi zaman zaman farklı ülke ve halklardan müzisyenlerle bir araya geldiğimiz ve birlikte sahne performansında bulunduğumuz oluyor.  Önümüzdeki süreçte bu çalışmaların artarak devam edeceğini söyleyebilirim. Ayrıca farklı dillerde müzik yapma düşüncem de var. Bunun ayrı bir keyfi olduğunu düşünüyorum. Bundan sonraki hedefim Türkiye’yi ve dünyayı aynı anda kucaklayabilecek evrensel nitelikte çalışmalar yapmak ve kültürel açıdan daha zengin albümler çıkarmaktır.

Kültür dediğimiz şey, ekolojinin de bir parçası aynı zamanda;  Ekolojik olarak son derece zengin olan Doğu Karadeniz bölgesindeki insanlarda doğa ve çevre bilinci nasıl gelişiyor sence? Sahip olduğumuz eşsiz güzellikleri koruyacak bir nesil geliyor arkadan diyebilir miyiz?

Sevgili Çiğdem sen de benim kadar bölgeyi yakından tanıyorsun. Bitki örtüsünün halen yemyeşil kaldığı, her adım başı berrak suların, derelerin aktığı bir memlekete sahibiz. Ben ülkesini, dünyayı, hayvanları, insanları, bitki örtüsünü ve derelerini seven herkesin, yerel yöneticiler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışmalar yaparak bu ekolojik zenginliğin korunması yönünde hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizde bir anlayış vardır; seçimle gelen yönetici her şeyden anlar, doğrusu neyse yapar; en iyisini onlar düşünür. Oysa ki bu anlayış her zaman doğru değildir; bilimi hiçe sayan, bilimsel çalışmaları göz ardı eden hiç bir anlayış doğru bir anlayış değildir bana göre. Bu anlamda doğal hayatı koruma ve ekolojik dengeyi sağlamada da bilimsel ve bilinçli müdahalelerden yanayım ben.

Doğu Karadeniz’de derelerimiz üzerinde kara bulutlar dolaşıyor son günlerde; Hidroelektrik Santralleri (HES) yapımına hız verildiğini biliyoruz. Bütün direniş ve tepkilere rağmen bu süreç devam edecek gibi görünüyor; Sahillerimiz ve derelerimizi korumak için sence gerekli çaba gösteriliyor mu, yoksa yapılacak daha önemli şeyler var mı?

Evet sahillerimizin dolduruluşunu bireysel çabaların yetersizliği içinde, acıyla seyrettik; hala gördükçe üzüntü duyuyorum. Bugün daha vahim olarak derelerin yok ediliş sürecine tanık oluyoruz. Derelerin  yönünün değiştirilip başka derelere nakledilmeleri hesapları yapılıyor. Bu konuda büyük oyunlar dönmekte. Derelerimiz üzerindeki bu planları bozmak için çok daha bilinçli çok daha yaygın bir direniş gerçekleştirmek gerekiyor. Bu konuda sadece  Doğu Karadeniz doğa platformu olarak değil bütün Türkiye çevre platformlarının birlikte hareket etmesi çok önemli. Olayın bir de şu yönü var; her yıl su seviyesi hızla düşen bu derelerden gerçekten ne kadar elektrik üretilecek? Yapılan katliama değecek mi? Bu katliama imza atanların o coğrafyayı gerçekten hiç tanımadıkları ortada. Aksi taktirde böyle bir kıyıma gidilemeyeceğini, zaten can çekişen Doğu Karadeniz derelerinin yok oluş süreci olacak bu girişime cesaret edilemeyeceği kanısındayım ben. Bir de işin medya boyutu var; Doğu Karadeniz’de bu kadar büyük katliam planlı olarak sürdürülürken medya  ‘görmüyorum, duymuyorum; konuşmuyorum’ diyerek sanki 'üç maymunu’ oynuyor. Onlar bu olaylara yer vermedikçe, zaten dağlık, coğrafi olarak engebeli, gözden ırak köşelerde sürdürülen bu katliam sessiz sedasız başarıyla sürdürülebiliyor; tepkiler çok cılız kalabiliyor. İnsan yaşamını, yöredeki doğal yaşamı son derece yakından etkileyecek bu süreç mutlaka durdurulmalı; bunu söyleyebilirim ancak...

Bu konuya bu kadar duyarlı olduğuna göre mutlaka somut bir önerin de vardır diye düşünüyorum; Ne olabilir sence?

Öncelikle ve çok acil olarak, daha sonra tüzel kişiliğe dönüştürülecek bir “Karadeniz Ön İzleme Grubu” oluşturulmalıdır. Bu grup acil olarak bölgeyi taramalı, resimler çekip, gerekli araştırmaları yapıp belgeleme yoluna gitmeli ve sonuçları rapor halinde yetkili mercilere sunmalıdır. Ayrıca siyasi iradeden bağımsız bilimsel kurumların bölgeye müdahalesi mutlaka sağlanmalıdır. Bilirkişi raporlarıyla da bölgedeki sürecin gerçekten katliam boyutu olduğuna yetkin ağızlardan dikkat çekmelidir.

Sevgili Birol,  senin çok yönlü kişiliğini biliyorum; Müzik çalışmalarının yanında yukarıdaki duyarlılığından da anlaşıldığı gibi birtakım çevre platformlarının da üyesisin. Özellikle Doğu Karadeniz’le ilgili çevre, kültür  ve ekolojik sorunlara eğilen bir Sivil Toplum Kuruluşu’nun kurucu üyeleri arasındasın; son olarak bu çalışmalarından ve yakında gerçekleşecek olan Yeşil Yayla Festivalinden bahseder misin?

Yıllardır davetli olarak yurtdışına çeşitli festivallere gidiyorum. Bu festivallerde bulunduğum süre içinde şunu anladım ki, onların festival anlayışı ile bizim festival anlayışımız gerçekten çok farklı. Özellikle de Doğu Karadeniz bölgesinde yapılan festivallerden çok farklı. Oradaki festivaller çevreye saygılı, farklı kültürleri tanımaya, anlamaya dönük, farklı müzik ve eserlerin yer alabildiği bir platformda gerçekleşiyor. Değişik ülkelerden sanatçılar, katılımcılar hep birlikte kültürel bir paylaşım içinde çok güzel zaman geçirebiliyorlar. Gerçekten insan anlamlı bir sürecin parçası olduğunu hissedebiliyor orada. Bu tip festivaller neden Türkiye’de olmasın diye içimden geçiriyordum hep ve bunun Türkiye’de, özellikle de doğduğum yöre olan Doğu Karadeniz’de gerçekleşmesi üzerine hayaller kuruyordum. Bu konuda bir hayat arkadaşından öte yoldaşım olan eşim Refika başta olmak üzere birtakım dostlarımla bu arzumu sık sık dile getiriyordum. Bugün bu hayalim gerçekleşti diyebilirim. San Fransisco’da yaşayan, kendisi Arhavi kökenli bir Laz aydını ve uluslararası festival organizatörü olan Kutay Derin Kuğay’ın (aynı zamanda yurt dışı bağlantılarımı kuran ve yurt dışındaki festivallere katılmamı sağlayan kişidir) desteği ile  ilki Ağustos 2006’da olmak üzere, yukarıda özlemini çektiğimi söylediğim anlayışta festival girişimini başlattık. Bu festivallerin  Organizasyonunu aynı zamanda Gola Kültür Sanat Ve Ekoloji Derneği’nin de başkanı olan eşim S. Refika Kadıoğlu yürütmektedir. Kutay’ın da içinde yer aldığı 2006’daki ilk festivalin ardından  hem bu  festivalleri kurumsallaştırmak  hem de kültürel çalışmalarımızın sürekliliğini sağlamak amacıyla Gola Kültür Sanat ve Ekoloji Derneğini kurduk. Bu derneğin kurucu üyeleri arasında yine eşim Refika, ben ve Kutay dışında doğa sever, çevreci birçok dostumuz da yer almaktadır. Bu yıl üçüncüsü yapılacak olan Yeşil Yayla Kültür, Sanat ve Çevre Festivalinin şimdiden hem yurtiçinde hem yurtdışında saygın bir yere sahip olduğunu görüyoruz ve bir şekilde hayalimizi gerçekleştirmiş olmaktan mutluluk duyuyoruz. (www.yaylafest.org)

Çiğdem Şahin

Bu makale açık gazetede 23.07.2008 tarihinde yayınlanmıştır.

 


Yorum (2)add comment

The_Original_Laz said:

Merhabalar Öncelikle beğeni ile takip ettiğim iki önemli insanın sohbetini dinler gibi hissettiğim bu röportaj için teşekkürler.
"Bu konuya bu kadar duyarlı olduğuna göre mutlaka somut bir önerin de vardır diye düşünüyorum; Ne olabilir sence" Bence Ropörtajda En can alıcı soru bu Çünkü hiç çözüm üretilmiyor yapılmasın edilmesin kullanılmasın ... Örneğin Hopa daki bir panelde Konuşmacı arkadaş önce Nükleer satral'e karşı olduğunu beyan etti sonra derelerde elektirk üretilmesin dedi ama elektirik veya enerjinin nasıl üretilmesi gerektiğini konusunu hiç açmadı Emin olun Bugün Fırat üzerinde Dicle üzerin de veya Çoruh üzerindeki barajlar altında kalan yerlerde bir doğa parçası idi ve bu yerleri seven orada olmaktan mutlu olan insanlar vardı ama şimdi ülke olarak oralarda üretilen enerjden yararlanıyoruz . Birde karadeniz sahil yolu var eğer yol sahilden yapılmasaydı dağlardan yapılacaktı peki O güzelim Dağlar doğanın bir parçası değil mi sizce ?
Festival ile ilğili Bir isteğim olacak Kendi kültürümüzü tanımak ve yaşamak gerçekten cok mutlu ediyor beni ama başka kültürler de tanımak o kadar ilgimi çekiyor .Nasıl ki Birol diğer ülkelerdeki etkinliklere katılıyor Başka ülkelerin sanatcılarını festivale getirilebilmesi güzel olurdu . Bir İskoç Gayda'sı ile birlikte Tulum dinlemek ilginç bir deneyim olurdu galiba Saygılarımla


 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2008-07-26 20:53:29
Oylama: +2

anatolia8690 said:

çok güzel bir röportaj olmuş ellerine sağlık....
ben birol abiyi, görüşleri ve düşüncelerinden dolayı çok seviyorum.... okunulası bir röportaj olmuş gerçekten teşekkürler
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2008-07-25 10:17:35
Oylama: +1

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

10.11.2008 I 20:48 | Lazebura©

article thumbnail Karadeniz ve Laz müziği üzerine yaptığı çalışmaları ile tanınan Birol Topaloğlu, birikimini siz dinleyicileri ile paylaşmaya hazırlanıyor.Yaşam Radyo (89.4) Topaloğlu,...
Makelenin Devamı...

08.11.2008 I 22:51 | Lazebura©

article thumbnailDoğu Karadeniz'den türküler 16 Kasım'da Boğaziçi Üniversitesi'nde söylenecek. Çok dilli çok kültürlü türkülerin yer alacağı...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazonada Kadınlar (1)
Bu çok güzel bir söz. Ellerin beynin dert görmesin Kamil abi...
Erkan Ocaklı da kansere yenik düştü!...
canım benim...çok üzüldüm...Allah rahmet etsin..mekanı cennet olsun...
Lazonada Kadınlar (1)
xolo kodolobidoren. tebrikler
Erkan Ocaklı da kansere yenik düştü!...
Hastalanmadan çok kısa bir süre önce tanışma fırsatı bulduğum ve hastalığı süresince de...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


hakii

didituti

sidelya

koray

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

11 Misafir ve 8 Üye Online
Generated in 1.96926 Seconds
Generated in 1.97222399712 Seconds