O an dünyanın etrafında dönen bir yıldız seliydim. Kalem başındaki silgi olmak, silmek istedim bir çırpıda gelen sisli havayı.
Kısa bir an idi...
Kısa kısa alıntılar yaptım hayatımdan. Kısa cümlelerden bir paket yaptım. Sonra sustum. Odamın en tenha, soğuk köşesine sindim karabasanlar eşliğinde, korkular, saplantılar arasında…
Sarı yağmurlar altında hüzünlü yürüyüşler başladı bir bir. Sonra iki ve üç derken çoğaldı isteksiz kalabalıklar...Ne olduğunu anlamadan etrafımızı saran kara bulutlar, cenge giden savaşçı misali zırhlarını çekmiş, kalkanları elinde üstümüze koşup durdu. Ezdi geçti ayaklarının altına aldığı her şeyi ve herkesi. Şahlanmış at misali, şaha kalktı yitirme isteği.
"Hazırlıksız yakalandı bedenler. Ve sinsice pusu kuran yağmur bir gece vakti hayatımızın baharında açmış gonca güller üstüne yağdı sağanak halinde ve ağrılar başladı. Usul usul sarardı yüzler. Kimse konuşmak istemedi bunun üstüne. Öyle gururluydu ki yürekler, gururdan sessizleşti ortalık."
Artık onkoloji merkezine sığmaz oldu feryatlar. Hiçbir ağrı merkezi dindiremedi bitmez tükenmez sancıları. Bloke edildi sinirler, hissiz ruhsuz bir bedendi karşımda, boylu boyunca uzanmış, sararmış gözleri, boşluğa bakıyor. Hayaller kuruyor kim bilir, sarı yağmurlardan önceki düşlerin bir kalıntısı.
Bulutlar eşliğinde uzun uzun bir ağıt yakıldı. Ve eşlik etti ağlamalara, başka bir sır kattı hüzün akşamlarına. Kaybetmek ise an meselesi, anı kaybetmeden yaşamak meselelerin özü. Sen ki gözü dönmüş korkular yüklü kara sabah, sen yenilmesen de galibi olsan da her göz yaşının, büyük yarınına, zaferlere, kadeh kaldır.
Bu sabah sessiz değil ortalık,dün sabah ki kadar ve bir hafta ki belki bir sene öncesi gibi değil. Bu sabah kınaları henüz kurumamış gelin edasıyla eller üstünde. Bugün onun için çalıyor senfoni. Ağaçlar bir başka bu sabah ve gökyüzü ve deniz hava soğuk ayazlardan bir aranjman.
Ve şimdi…
Vefasız insan güruhu riyalardan bir demet ellerinde yalan gülüşlerle zehir akıtmaktalar bedenlere. Bastıkları toprağın ışığını alıp gitmekteler, bakmadan arkalarına, korkak savaşçı misali, yitip gitmeler .
Kaybettiklerimiz hayatımızın dönüm noktaları oldu yitirilişler gidişler ardından baka kaldık çaresiz, umutsuz beynin durduğu öyle bir zaman işte.
Kan damlayan her köşeden, hazır ol gitmelere, hazırlan akşam üstü, sabah sessizliğinde ve öğlen mahmurluğunda, sessizce gitmelere, vedaları rafa kaldır, yalnız gitmelere alış, ölümün soğuk tüyler ürpertici karşılamasına.
Yorgun bir beden ve her gün bitap düşmelerle geçen bir sanat. Şu sarp geçitleri aşmaya çalış yada bozguna uğra...
Her telden ağlamalara inat ağla, içinden geldiği gibi özgür ol, hiç olmazsa bu sabah özgürce ağla, susmalara susturulmalara inat..
De ki seni susturulanlara inat bugün "Babalar Günü" yetim kalmış inatçı bir topluluğuz biz...
Kanserden kaybettiğim Babama, Babalara ve insanlığa, BABA kelimesini dahi şöyle içime sindire sindire söyleyemeyip, beni her baba dediklerinde gözümde bir damla yaş ve yüreğimdeki ince sızı ile bırakanlara selam olsun....
Nejla Aytemiz
Lazebura.net
Copyright ©
Bu Makale yazarın izni olmadan başka bir yerde yayınlanamaz!
|