Laz mimarisiyle ve Lazların yerleşim
alanlarıyla ilgili çalışmalarda evlerin
tek başına bir yerleşim alanı olmadığı bilinmektedir. Evin çok yakınında bulunan
serender (seenti, serenti, nayla), mandıra
(mandre, bageni) ve ambar (bağu) gibi
yaşamı destekleyen yapılar Laz yaşam kompleksinde özgün bir mimari oluşturur.
Dışarıdan bakıldığında külliye gibi bir arada duran bu binalardan evlerin
tanıtımını yapmıştık. Bu yazımızda serenderi ve devamında sırasıyla mandıra ve
ambar gibi yaşam alanını destekleyen diğer özgün
yapıları ayrı ayrı yazılarımıza konu edip fonksiyonlarıyla birlikte
tanıtmaya çalışacağız.
Basit bir kulübeden ihtişamlı saraylara kadar
bütün yapıların mimari bir estetiğe sahip olduğu kabul edilmekte. Laz
mimarisinde estetiğin tek unsuru ahşaptır. Yazı konusu ettiğimiz bu yapılar,
ahşabın binaya montajından oyulup işlenmesine kadar farklı mimari estetikler
sunar. Toplumsal bir sanat olan mimarlığın Laz binalarına uygulanışının teknik
detay ve bilgileri bizim konumuzun dışında olup farklı bir alan çalışmasıdır.
Biz bu binaları zorlu arazi koşullarının yaşam şartları içindeki fonksiyonu
açısından ele alırken, mimari olarak sadece hafızalarda kalan estetiği gözler
önüne getirmeye çalışacağız.
Serender
Serenderin anlamı adından da anlaşılacağı gibi
havadar ve serin olan yerdir. Evlerin yakınında kurulan tamamen ahşap bir
yapıdır. En önemli özelliği farelerin bu mekana hiç
girememeleri ve sağlı sollu dış cephe tahtalarının aralıklı dizilmesiyle malzemelerin
rutubetten korunmasıdır. Doğu Karadeniz bölgesine özgü geleneksel mimari
özelliğe sahip bu yapılara ender de olsa günümüzde Giresun, Trabzon, Rize ve
Artvin’in köylerinde rastlanmaktadır.
Serenderler 25-30 santim çapında, yaklaşık iki
buçuk üç metre boyunda yuvarlak ağaç direklerin üzerinde kurulur. Bu direklerin
sayısı küçük tip serenderlerde dört adet olsa da büyük serenderlerde sekiz
adettir. Direklerin her birinin kafasına 75-80 santim çapında, 15-20 santim
kalınlığında ağaç tekerlekler geçirilir. Bu tekerlekler farelerin serendere
ulaşımını tamamen engeller. Hatta daha garanti olsun diye bazı yerlerde
tekerlekler teneke saclarıyla kaplanır. Bu direklerin üzerine kurulan
serenderin ön cephesine 120-130 santim
genişliğinde boydan boya balkon yapılır.
Balkon tarafına verilen bir kapı ile serenderin içine girilir. Balkona aşağıdan
uzatılan 3-4 metre boyunda ağaçtan bir merdivenle çıkılır. Balkonun açık olan
üç yanından (sağ,sol ve ön) 15-20 santim çaplarında ağaç direkler uzatılarak
saçağa bağlanır. Direkler ayrıca çapraz trapezlerle dekoratif olarak birbirine bağlanır.
Balkonun kenarları da yarım boyda parmaklıklarla kapanır.
Serenderin içine üç yönde bir metre
yükseklikte geniş raflar konur. Girişe
göre sağ raf, sol raf ve bu rafları bağlayan karşı raflardır. Yani serenderin
raf durumu bir nevi ters U gibi diyebiliriz.
Sağ, sol ve ön raflara kolayca ulaşmak
için orta alan boş bırakılır. Raflara ve rafların altına mısır, buğday, un ve
bütün meyveler konabilir. Rafların üzerine ve orta alana asılacak malzemeler
için tavandan askılar yapılır.
Dört Mevsim Antrepo
Serender ilkbahar, yaz, sonbahar, kış olarak
dört mevsim tüketilen farklı malzemelere aynı işlevde ev sahipliği yapar. Yani
çok farklı ürünleri mevsime göre sıcaktan, soğuktan ve bölgenin özelliği
olan yüksek rutubetten koruyarak
bozulmalarını ve çürümelerini önler. Günümüzdeki antrepo ve soğuk hava
depolarına göre daha sağlıklı bir muhafaza sistemi olduğu söylenebilir.
Serenderin fonksiyonunu daha iyi anlayabilmek
açısından muhafaza edilen malzemeleri
mevsimine göre belirtmek yararlı olacaktır. Lazonanın geçmişinde yaz kış zengin
bir meyve çeşidi vardır. Yazın meyve ve sebzeler taze olarak haliyle günlük
tüketilir. Ama kışın kasım ayından mayıs ayına kadar yenecek meyve stokunu
serenderden başka muhafaza edecek hiçbir mekân yoktur. Serenderler hem kedi,
fare, köpek böcek açısından temiz alanlardır, hem de soğuk ve dona karşı
koruyucudur. Temiz alan olarak kalabilmelerinin sebebi yapılış tarzı
anlatılırken kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Ama kış şartlarındaki muhafaza
yöntemlerine bir iki örnekle değinelim.
Serenderin içindeki sağ, sol ve girişin karşısında bulunan üç rafın yapılışı
aşağıdan hava almaya uygun olur. Raflar 5X10 ebadında oval ağaçların birkaç
milim aralık bırakılarak dizilmesiyle oluşturulur. Bu rafların birine ya da
duruma göre ikisine elma, armut, hurma ve kimi sahile yakın civarlarda portakal
mandalina gibi meyve çeşitleri dizilir. Meyveler rahat hava aldıklarından
çürüme önlenmiş olur. Fakat önemli bir sorun daha vardır. Ağır kış şartlarında
meyvelerin donmalarını önlemek gerekir. Serenderler asla ateş ya da soba
yakılıp ısıtılacak alanlar değildir. Ama bunu da önlemenin yolları vardır
elbette. Bunlardan birisi, bütün meyvelerin üstünü mısır koçanının kabuklarıyla
örtmektir. Lazların çuça dedikleri kurumuş mısır koçanı püskülü ve kabuğu bu
meyvelerin üzerine örtülerek meyvelerin donması önlenir. Meyveler dışında
mısır, fındık, ceviz, fasulye gibi kuru meyve ve tahılların muhafaza
edilebileceği tek alan serenderdir. Çünkü Lazonada serenderler fare ve sincap
gibi kemirgenlerin giremediği tek alandır.
Bu durum hem temizlik açısından, hem de kuru yiyeceklerin kemirilmemesi
açısından fevkalade önemlidir.
Serenderler elbette ki sadece kış için
yapılmış binalar olmayıp yazın da önemli görev üstlenirler. Fındık ceviz gibi
kuru yiyecekler yazın mutlaka serenderde bırakılır. Bu yiyecekler kışın fareden
korunduğu gibi yazın da korunması
gerekir. Ama yaz için asıl önemli olan serenderlerin bu yiyeceklerin
bayatlamasını önlemesidir. Örneğin temmuz ve ağustos ayında Lazonada rutubet
hat safhadadır. Giyecekler bile ıslak bırakılırsa, nemli kalırsa, dışarıda üç-beş
gün bırakılırsa çürüyüp kokar. Bu
durumda şeker, un ve pirinç gibi her zaman stoku olan bozulmaya müsait gıdalar
yazın mutlaka serenderde muhafaza edilirdi.
Özellikle soğutucu ve buzdolaplarının olmadığı
elektrik öncesi dönemlerde Lazona coğrafyası ve ikliminde serenderlerin insan
hayatındaki değerini günümüzde yazın bir günlük bir elektrik kesintisi bile gözler
önüne sermektedir. Biz, yaşamsal önemini vurguladığımız bu binaların teknik
detay ve mimari özelliklerinin de belgelenip sunulabilmesi dileklerimizle bu
yazımızı noktalarken, gelecek yazımızda diğer binaların tanıtımını
sürdüreceğiz.
Fotoğraflar: Özer Ertaş
Kamil Aksoylu
|