 Bir Direnişin Destanı Hain tuzaklarda kan uykularda Vurulduk ey halkım unutma bizi İşkenceler için tahta çarmığa Gerildik ey halkım unutma bizi Bundan 36 yıl önce 30 Mart 1972 de Niksar’ın Kızıldere Köyünde vuruldular… Adlarını taşıyan çocuklarımız vurulanların yaşlarını geçti unutmadık. Unutturmadık. Kızıldere bir direnişin destanıdır. Kızıldere inancın simgesidir. Kızıldere, kendisinden sonra geleceklere rahat bir yaşam sağlama umutlarının gömülüp filizlendiği yerdir. Unutmadık… Unutmayacağız… Adlarını verdik çocuklarımıza ki her gün onları çağırmak için. Deniz… Mahir… Ulaş… Cihan!… dedik. Anneler ninnilerinde ağıtlarını yaktı çocuklarımıza. Şarkışlayla Denizlere ağladık… Nurhakta yatıp Kızıldere sabahlığında uyandık. Her 30 Martlar, her 6 Mayıslar düştükçe içimize, biz de vurulduk yeniden.
Zulüm sığmaz iken köye şehire Bize mezar oldu kan Kızıldere Yavuklu yerine çıplak mavzere Sarıldık ey halkım unutma bizi Kızıldere, adı duyulmamış küçücük bir köydü, ta ki 30 Mart 1972 ye kadar. Güneş her zamanki gibi doğudan doğmuştu yine o gün. Fakat Kızıldere Kızıldere olalı böyle bir gün gördüğü yoktu. O gün bir direnişe ev sahipliği yapıp, direnişin kanlı bir sahnesi olurken, tarihe bir destan olarak düşüyordu Kızıldere. THKP-C’li ve THKO’lu on militan güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldürüldüler. On genç insana mezar oldu Kızıldere. Devrimci hareket yenildi… yenildiler. Yenildiler ama Kızıldere hiçbir zaman devrimci hareketin sonu olmayıp yeni başlangıçlara ışık oldu. Kızıldere yenilgisi asla bir tükeniş değildi. Yeni Cihanlar Mahirler getirdi ardından. Bir başkaldırı örneği olan Kızıldere direnişinin ruhu, 36. yılında da nice Mahirlere ve Cihanlara sel sel akmaktadır. Sayılmayız parmak ile Tükenmeyiz kırmak ile Taşramızdan sormak ile Kimse bilmez ahvalimiz Onlar, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını engellemek için iki İngiliz ve bir Kanadalı teknisyeni de kaçırarak gitmişlerdi Kızıldere’ye. İdamları engellemek için Maltepe Askeri Cezaevinden tünel kazarak kaçmışlardı. Üç dört aydır cadde ve sokaklar onların resimleriyle doluydu. Aranıyor! afişleri ile donatılan şehirlerde direniyorlardı. Ama vakit daralıyordu. Askeri Yargıtay idamları onaylanmıştı. İdamlara engel olmanın yollarını arıyorlardı. Direnişi kırsalda sürdürebilmek için Kızıldere’ye gelmişlerdi. Kaçırdıkları İngiliz ve Kanadalı teknisyenlere karşılık idamların durdurulmasını istiyorlardı. İdamların durdurulduğunu Türkiye radyolarından duyurulmasını istediler. 30 Mart sabahıydı. Erken saatlerde kuşatıldıklarını gördüler. Mübalağasız yüzlerce asker ve polis gücüyle ev kuşatılmıştı. “Rehin teknisyenleri bırakın ve teslim olun” çağrısı yapıldı. Kaçmak imkansız… Ya teslim olacaklar, ya da direnip öleceklerdi. Başka bir yol yoktu. Türkiye’nin en iyi okullarında okuyan, yaşları 22 ile 25 arasında değişen bu on bir genç direnip ölmeyi seçti… Hep beraber marş söylemeye başladılar. Gün doğdu uyandık Siperlere dayandık Bağımsızlık uğruna Al kanlara boyandık İlk Mahir Çayan vurulup düştü. Şiir gibi yaşamıştı; dörtlükten kopan bir mısra gibi düştü. Karşılıklı çatışma başladı. Ağır silahlarla ev delik deşik edildi. Rehin teknisyenler ve on bir gençten biri hariç hepsi öldü. Gün batımında Kızıldere’nin rengi daha bir kızıla çalarak aktı mavilere. Yenildiler. Adada bekleyen Cevahirle, Alpaslanla, Kadirle Sinanla ve diğer adalılarla buluştular. Sabahın bir sahibi var Sorarlar bir gün sorarlar Biter bu dertler acılar Sararlar bir gün sararlar Yenilmesine yenildiler de yenenler unutuldu, yenilenler unutulmadı. Yenenlerin gücü yenilenlerin unutulmasına yetmedi. Kızıldere akıyor… Diğer derelerle birleşip denizlere akıyor… denizlere akıyor. Denizlere… Denizlere.. Adalara ve adalılara… Bundan böyle 30 Mart bir yenilgi günü değil, yeniden doğma günü olarak düştü tarihe. Oy dere Kızıldere Böyle akışın nere Bizde hal mı bıraktın Sana can vere vere Unutmadık… Unutmayacağız… Adınızı verdik çocuklarımıza…. Unutturmayacağız!
Kamil Aksoylu |