
Çıplak ayaklı eller, hissetmelisin kendinde bedeninin her zerresinde, ve bir an anatomi dersinde bulursun kendini, uzanırsın boylu boyunca ölümle dansın en soğuk figüründedir sıra.. Her darbe kanatır bedenini her yer kırmızı, sen soluk soluğa kalmış köpek gibisindir, ısırdıkça açsın, aç olduğun kadar ısırmazsın... Duyduğun müziğin ritmi ile tempo tutarsın çığlıklar içinde ki insan topluluğuna şöyle bir gülüp geçersin ağlayanların yamacından kimi zenci, kimi çekik gözlü, kimi esmer tenli, kimi beyaz kimisi çocuk hepsi insan…
Onlar azınlık dünyanın en iyi masum oyuncuları ve sessizlik çöker gaz odalarına birden, sebebi çok açık onlar az(ın)lık. 
O an perdeler açılır sonsuzluğa doğru ve sen çıplak teninle güneşin ışıkları altında sergilemeye başlarsın ilk kavganı, en içten ihtiraslarınla ve bütün olumsuzluklarınla, kusarsın bir bir hücrelerine kadar işlemiş lekelerini çitilemeden asarsın askılara ve bir zaman sığmaz olur okyanuslara ellerin... Kaldığın yerden dansına devam edersin ve bir an kafanı duvarlara vurarak parçalamanın acını dindireceğini düşünürsün her darbe daha çok acı verir ve her darbe seni bitirir, ellerinin arasına aldığın gözlerinin içine bakarsın uzun uzun, konuşursun, günler sonra dillerin bedenin ve susarsın… İşkence odasındasın oysaki sen…kırmızı bir çarşaf serilmiş yatak odasının her köşesine, sen baktıkça kan damlıyor duvarlardan, çatlamış sıvalardan fışkırıyor, 3 saat sonra, ne kadar acemice hesaplanmış momentler. Bahçeye kazdığın mezarlığın doğu cephesinde bir salıncak var. Ayaklarını yerden kesercesine uçurur sonrası kara delikli gölün ortası. Sonra gözlerinin altıda, üstüde morarmış iri göbekli demir ustası gelir salına salına yamacımıza, elinde kızgın demiriyle çocukları korkutur uzaklardan, yanaşamaz demiri olmasa elinde ve urganı olmasa belinde… Cariyeler şatonun tepesinden uzun namlulu silahlarla vuruldu tek tek, kimse konuşmadı, görmedi ve duymadı … Oklar bir bir saplandı kralın bedenine, en çokda kalbine isabet eden yakmıştı canını, en çokta yüreğine… Onun için öfke kustu gözünün alabildiği her yere… Korkuyoruz ellerimizi kenetlemekten, korkuyoruz gülmekten tebessümden, her tebessümün çıkar olduğunu düşünüp tebessüm cimriliği yapıyoruz, aynı kendimiz gibiyiz…  Gülebilmek bir umut gibi... Sahte gülücükler, kahkahalar boğuyor bizi çocukları da ürkütüyor… Lütfen sessizlik…. Korkuyor(muş)uz yalandan ve söylerken aslında en büyük yalancıyız… Maskelerin ardında unuttuğumuz yüzümüzü aynalardan saklıyoruz… Haydi eğlenceye dendiğinde koşar adımlarla gidip tökezliyoruz. Küçük bir çakıl taşı bizi tepetaklak atıyor derin kuyulara… Hadi çık çıkabilirsen. Mum da yok, gaz da, kibrit hiç olmadı ki… Mavi özgürdü alışık değildi gri prangalarda yaşamaya ne kötü ki gök ile deniz bize hayat veren ki onlarda mahsumlaşmış… Artık akşam sohbetleri yerini, sokak kavgalarına bırakmış daha eğlenceli olduğu gerçek ki her sokak başında, ortasında her daim yaşıyoruz, görüyoruz, duyuyoruz… Aç olmak, aç kalmak ve açlığı yaşamak artık derin keder bırakmıyor bizlerde, üşümek ayazlarda titretmiyor yüreğimizi... Uzaklarda savaşlar bize ne haberlerde izleyip yazık diyip geçiyoruz ki çok bile bu çok duyarlıyız çokk…. Ve sonra onun, bunun, şunun hatta onların ve sizlerin ve de bizlerin insan olduğunu unutup böbürlenerek yürüyoruz, sadece düştüğümüzde ağlıyoruz ve düşeni görmeden geçip gidiyoruz.. El ele tutmak için geç kalıyoruz ayırmaktan, vurmaktan, vurulmaktan geri kalmıyoruz… Şöyle bir karıştırsak ansiklopedileri insan olmanın, insanın ne olduğunun tam karşılığını bulup uzun uzun değil hemen düşünüp gereğini yapmak için kolları sıvasak veya kalbimize söz geçirsek beynimizi artık kullanmaya başlasak… Sevsek bakmadan kimsenin kaşına, gözüne, rengine, dinine, diline ve ırkına…. Kucaklasak… Çünkü biz insanız…Ve dünya bize sunulmuş, güzellikleri barındıran bir küreden ibaret değil, yaşanır hale sokmak için bize verilen sürekli dile getirilen insani değerlerimiz ile dünyayı yaşanır hale getirelim. Ayrılmadan, ayırmadan… Ekmek kadar, su kadar ihtiyacımız olan umudun eksilmemesi dileğiyle. Klymene Farklı kimlikleri yok saymak, kendi kültürlerini unutturmak, başka kimliklere sokmak, renkleri, dilleri ve kültürleri için onları aşağılamak insanlık suçudur. Hiçbir ırk, bir diğerinden üstün değildir. Irkçılık yüzünden hayatını kaybeden bütün insanları saygıyla anıyoruz. Lazebura
|