Arşiv Makaleler Mcitamurun3xi

Kim(lik) ve Dil Yazdır E-posta
mcitamurun3xi   
10.03.2008 I 22:54

İnsanlık tarihi dar çıkarları gereği kendi kimliklerinin belirleyiciliğinin ve üstünlüğünün ileri sürülüp ötekilere kabul ettirmeye çalışmalarının neden olduğu çatışmalarla doludur.Kimlik olgusu toplumsal ilişkiler içinde ele alınması gereken bir olgudur. Bu yüzden toplumların geçmişi, bugünü ve gelecekteki sorumlulukları, kimliklerin temelini ortaya koyacaktır.Bazı toplumsal cemaatler; soy sop veya inançsal Kimlikleri bir  tarafa bırakılarak paranın hakim olduğu şirketleşmeye uyum sağlarlar  (.rotary-masonlar-soroptiromistler vs.).(1)

Çok kültürlü  yönetim yapısı  ile Osmanlı imparatorluğunda 72 millet bir arada idi., (Türk,Kürt,Gürcü,Çerkez Ermeni,Rum,Süryani),vede üst kimlik bu halklardan herhangi biri de değildi..Çünkü tüm halklar Osmanlı idi. Dolayısıyla   hiç sorun olmuyordu. Osmanlı imparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine geçiş yapılınca 72 millet gayri Müslimler sayıca az olmak şartı ile Türk, Kürt, Çerkez, Laz vs. aynı kaldılar.Fakat üst kimlik Osmanlılık değil Türk olarak belirlendi.Kemalist devrim Sultanın tebaası  olan  ümmet anlayışında ki halkı, çok daha gelişmiş bir kavram olan devletin vatandaşlık ve yurttaşlık temasına endeksledi.Kimlik çatışmaları Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kimlik sorunu, kuruluş aşaması içinde olan  ulus devlet inşasında Kürt isyanları  dışında sorun teşkil etmedi.Sonraları kendilerinin Türk ulusu egemenliği altındaki yer aldığı kimliklerin  yok sayıldığını ve asimile olabileceklerinin farkına varan etnik guruplar, kültürel değer ve yapılarını koruma yoluna gittiler.

Son on yıl içinde azınlık hakları ve etnik dillerde yayın serbestliğinin peşi sıra  kimlik sorunu da  aydınlar tarafından gündeme taşındı.Yazılı basın ve medyada alt kimlik , üst kimlik kavramları konuşulur oldu.Bazı guruplar biz alt kimlik değil, kurucu unsuruz tarzında serzenişlerde bulundular.Kavram olarak Alt kimlik; bir insanın içinde doğduğu etnik ve/ veya dinsel gurubun kimliğidir.Üst kimlik ise; belirli bir halkı ve devleti bir arada tutabilmek için devletin vatandaşa empoze ettiği kimliğidir.Al- üst kimlik arasında çok ciddi yakın ilişkiler vardır.(2) 

Yaşadığımız çağda dünya  üzerinde  200 civarında egemen devlet ve yaklaşık 6000 dil konuşulmaktadır.Bu yüzden çok kültürlülük ve çok dillilik bütün devletler için söz konusudur. Dillerin büyük bölümü ekolojik , ekonomik, ve siyasal nedenlerle yok olmaya terk ediliyor.Dilsel çeşitliliğin geleceği güvence altında değildir.Dil  insanlığın ortak mirasıdır.Her bir dil sistem ve yapısı ile uzun bir tarihsel sürecin ürünüdür. İbrani’ce İsrail’e yakın zamanda taşınarak resmi bir dil olarak yaşama hakkı bulmuştur.Genosit’e  tabi olmuş hiçbir halk dilini  ve kültürünü geleneksel değerlerini kaybolmasını istemez.Alman Nazizminin ırkçı vahşeti Yahudi soykırımı vahşeti belleklerimize kazınmıştır.Dünyada soykırıma maruz kalmış halkları herkes çok iyi bilir.Kafkasya da asırlardır  kardeşçe bir arada yaşayan halklar milliyetçilik  dalgasına yakalanarak birbirlerine düşman edilmektedir.

Dilin en önemli yanı toplumdaki kültür karakter  ve sosyal ilişkileri belirlemesidir.Binlerce yılda oluşan dil ile beraber sosyal yaşamı düzenleyen –töreler, bunları yaşatan masallar, destanlar ,atasözleri , dille birlikte oluşmaktadır..Yani Bir dilin yok oluşu binlerce yıllık kültürel kazanımın yok olması anlamına geliyor.Toplumsal yozlaşma denilen olgu da  dilin ölümüyle beraber  ortaya çıkıyor.

Dil  sadece anlatmak istediğimizle alakalı değildir aynı zamanda kim olduğumuz ile de alakalıdır. Dil  kültürün en ayırt edici özelliğidir.Bu yüzden kültürel paylaşımlar ortak olabilir ama dil bu anlamda kesin belirleyici bir  unsurdur. Dil ile kültürel benzerlikler  halklar arasındaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunu gösterir. (3)

Demokratikleşme iradesinin herhangi bir  yaptırımı olmaksızın her kesin özgürce kendi dilini konuşup yazabileceği eğitim görebileceği bir ortamda, dillerin yaşatılması için gereken adımlar atılmalıdır.Demokrasilerde yapılacak bu tercih insanlar arasındaki ayrımcılığı ortadan kaldırıp toplumsal beraberliği güçlendirecektir.Dil komşusu olan halkların dilleri ile her zaman bir etkileşim içindedir.Hiç bir dil saf Ari dil değildir.Türkçe  kelimeler içerisinde Osmanlıca,Arapça, Farsça, Rumca, İngilizce, vs.kelimeler doğal olarak vardır. Yakın coğrafyalar arası ilişkilerden ötürü  dilin kelime dağarcığına girip yerleşmesi ve paylaşılması normaldir. Bu yüzden etnik dillerin etimolojik araştırmalar ışığında tarihsel  birlikteliklerle toplumsal paylaşımların  vesile olduğu birçok kelime alışverişleri olmuştur, olacaktır da.Kentlerde yoğunlaşan   Diaspora da  farklı etnik dile sahip topluluklar Türkçe’nin dışında kendi dilerinin varlığını sürdürebilme bilincini yitirebilmekteler. Ne yazık ki  köyden kente göç eden büyük bir kitle  kendi dilini ve  kimliğini inkar ederek “dilsel intihar” yani  gönüllü asimilasyonu kabul ediyor. Ana dil yetisine sahip  az sayıda çağdaş  örnek insanlar bu yok oluşa dur demelidirler.

Dillerin  kaybolduğu bir dönemeçteyiz ve de önlem alınmasa yok olma ile son bulan büyük kültürel kayıplar yaşanacaktır.   Otuz yediye yakın Kafkas dilerinin kökeni olarak bilinen Ubıh dilini konuşan son kişinin ölümü ile (Tevfik ESENÇ-8 Ekim1992) bir dil daha yer yüzünden silinmiştir. 1860 lar da Kafkasya’nın Rus Çarlığının işgalinden sonra  sürülen Ubıhlar’ın tümü Osmanlı topraklarına yerleşmişlerdi.Ubıhça yalnızca 2 ünlü ve 80 ünsüzü ile çok özel bir yapı arz eder.Bu yüzden en fazla ses birimi olma özelliği olan  ve de 150 yıldır dilbilimcilerin arkasından kovaladıkları kayıtlarda yaşayan bir dildir.(4)  

Anadolu topraklarına  en çok göç Balkan ve Kafkasya halkları tarafından gerçekleştirilmiştir.Müslüman Kafkas halkları kendi vatan topraklarını siyasi ve ekonomik ,sağlık ve savaş nedeni ile terk etmek zorunda kalmışlardır.Osmanlı döneminde Çarlık Rusya’sının baskılarından kaçarak  Kafkasya’dan 3 milyona yakın bir göçmen topluluğu gelmiştir. Göçmen halkın büyük bir bölümü,  kendilerine verilen toprak ve sahiplenmeden ötürü sığınmacı psikolojisi ile  gönüllü asimilasyonu kabul etmiş görünüyorlar. Etnik kimliği Türk aidiyetinden olmadığı halde Cumhuriyetin kuruluşu esnasında Anadolu’ya dağılan farklı etnisiteden halklar Devlete olan bağlılıklarını Türk ülkü birliğinden yana  ulusalcı çizgide bizzat kurtuluş savaşında canlarını ortaya koyarak inkar edilemez katkılar sağlamışlardır.1299 dan  bu zamana Anadolu topraklarında yaşayan otokton olan yada otokton olmayan halklar kavimler kapısı Anadolu nun kültürel mozaiğini oluşturarak bu mirası geçmişten geleceğe taşımışlardır.

Her dil o dili konuşan insanın ve kültürün aynasıdır.Küçük bir çocukken öğrendiğiniz dil kendinizi en iyi ifade edebileceğiniz tek araçtır. Ana dilin haricin de sonradan öğrenilen eğitim ve öğretim dilini kullanırken telaffuz , yazım hataları , algılama, uyum bozukluğu gibi  sonradan karşılaştığı dile adapte olamayan binlerce insan vardır.Bir dili konuşurken telaffuz problemi yaşayan insanların çoğu kırsal kesimden büyük şehire geldikleri için kendi ana dili dışında ki dile motive olamaması olağan karşılanmalıdır.Nedense telaffuz sorunu yaşayan insanlara ilişkin  aşağılama ve  hor görme toplumda olağan karşılanabiliyor. İngilizce yi Arap lehçesi ve fonemleri kullanarak konuşan insanlar ya da İstanbul Türkçe’si konuşuyorum özentisi ile kafa göz yaranlar a ne demeli. Lehçeler  hariç Türkçe yi şivesiz  ve kuralara uygun ve  düzgün konuşan   kaç insan var ki.

Kültürel farklılıkları ve  dil ayrılıkları bölünmelerin nedeni olarak görmek yanlış bir bakış açısıdır.Birleşmiş milletler insan hakları bildirgesinin ikinci maddesi ile “Her kes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal  ya da başka bir görüş, ulusal yada toplumsal köken, doğuş yada başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin bu bildirgede  ileri sürülen tüm hak ve özgürlüklere sahiptir”hükmü getirilmiştir.

Hak ve Özgürlük arayan kimliklerin , ezilen sınıfların, aykırı düşünce  ve inançların; “Daha az devlet , daha çok toplum” haykırışlarına karşılık statüko ve Türk milliyetçi bakışa sığınarak “Hep Devlet, hiç toplum” anlayışını dayatılıyor. “Tek Vatan tek millet” “ne mutlu Türküm diyene” “ bir Türk dünyaya bedeldir” vs. bu söylemler baskıcı hegemonya  anlayışının  kaçınılmaz ifadesidir.Askeri otoritenin kutsallığı ve dokunulmazlığı öne sürülerek devletin bekası için her yolun mübah sayıldığı kirli ilişkiler açmazı  bir işleyiş sürüp gitmektedir.Ne yazık ki her türlü yasa dışı işlev görmezlikten gelinebiliyor. Böyle olunca  adalet mekanizması ve bağımsızlığı sınıfta kalmıştır.bu kadar zaman geçmesine rağmen Susurluk, Şemdinli , faili meçhul cinayet vakalarının  sonuçları belirsiz ve de  örtülü kalmıştır.Hak ve özgürlüklerin gündeme geldiği sancılı bir süreç yaşanıyor.Totaliter baskıcı uygulamalar toplumsal  yaşamın her kademesine dayatılmakta. MGK ve genel Kurmay Başkanlığının denetiminde otonom bir devlet oligarşisi devam ettiği sürece Cumhuriyetin sivilleşmesi ve de demokratikleşmesinin imkansız olduğu 27 nisan muhtırasın da bir kez daha görülmüştür.Yani sıfıra indirgenmiş bir  toplum ve ona egemen azami devlet anlayışı.

Toplumsal problemleri  ve devlet şiddetini çözmek  için öncelikle militarizmden  arınmış demokratik bir  uzlaşma yolu ile toplumsal kalkınma sağlanabilir.Bir arada yaşamı savunmak çağdaşlaşmanın sonucudur.Mahalle içinde kendi ailelerinin üstünlüğü, mahalleler arası mahallesini savunma, diğer şehirlere karşı kendi şehrini savunma (hemşericilik), ülke dışında ülkesini savunma, hatta ve hatta mezhep ve din çatışmalarına varan  refleks haline gelmiş savunma ihtiyacı kimlik ilişkilerinin yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Bu yüzden kimlikler; zaman ve mekana göre tarihselliğe göre değişir;  kimi zaman dinsel, kimi zaman ulusal,  dilsel olgular üzerinden kişinin kendi bilinç düzeyine göre yaşama yüklediği anlam çerçevesinde kendini ifade etme aracıdır.Objektif kimlikle subjektif  kimliğin uyumsuzluğu ve örtüşmemesi  toplumsa ve kişisel  bunalımlara sebebiyet verebilir

Aslında kimlik çatışmaları açık veya gizli çıkar çatışmalarıdır. Her faaliyet ve ilişki, insanların yaşamlarını, gününü, ve yarınını etkiler farklılaştırır ve hatta dönüştürerek yeni kimlikler kazandırabilir.Türkiye de bir çok insan etnik diller de yapılan çalışmalara hoş görü ile yaklaşma psikolojisinde değildir.Etnik dillerde yapılan  tüm çalışmalar  Ulus devlet düzeyini bölünmeye götürecek  çalışmalar olarak görülmektedir.Asıl bölünmenin temelinde toplumsal hoş görüsüzlük, demokratik uygulamalardaki eksiklik ve  baskıların var olmasıdır.Birbiriyle barışık ve de ekonomik çıkarların ortak olduğu toplumların bölündüğü tarihte görülmemiştir.

Emperyalist sömürünün insan faktörünü hiçe saydığı anti hümanist politikalar ve köleleştirilen iş gücü sömürüsü hızla büyümektedir.Halbuki Evrendeki  kültürel zenginliklerin ayrım yapılmaksızın kardeşçe paylaşılması, birlikte yaşamanın, kardeşliğin ve de barışın anahtarı olacaktır. Stalin zamanın da Kafkas halkları ve dil haritası çizilerek aynı dili konuşan kardeş diller adeta bölünerek parça parça edilmiştir.Slav dilleri ve ırkına öncelik tanınmıştır.

Türkiye’de Azınlık haklarına ilişkin tartışmalara sıkça tanık olmaktayız.Azınlıklar konusu AB görüşmeleri ve azınlıklara ilişkin  rapor hazırlayan komisyonlarca gündeme getirilmiştir. Raporun açıklandığı bir ortamda, çok kültürlü bir  toplumsal yaşamı sindiremeyen Sevr paranoyasından sıyrılamayan ve de ırkçı faşizan politikalar ile azınlık haklarına ilişkin rapor yırtılarak hoş görü  yerine hor görmeyi tercih eden bir davranış gözlenmiştir. Azınlık hakları raporu hazırlanırken  24 Temmuz 1923  de yapılan Lozan Barış antlaşması  hükümleri  adeta yılan hikayesine döndürülmüştür.60-70-80 li yılların bizlere bahşettiği askeri anayasa hükümlerince   tekçi ve şoven   statüko tarafından azınlıklar, yalnızca ve yalnızca “gayri Müslim azınlık” olarak tabir  görmeyi tercih etmektedirler.İnatla gayri Müslimler dışında yaşayanları Türk etnisitesi olarak görmekte ve dili kültürel kimliği ile insanları yok saymaya aşağılamaya, açıkçası Türkleştirmeyi amaç edinen Ari ırkçı bir düşün olmaktan sıyrılamıyor.

 Devlet toplumsal mozaiğin bütün renklerini net bir biçimde görülebilmesini sağlayacak,demokratik açılımları dışardan gelecek yaptırımlarla değil de kendi vatandaşına  eşitlikçi ilkeleri doğrultusunda yasal düzenlemeler yapabilir. AB ye giriş sürecinde Kopenhag kriterleri olarak bilinen üyelik şartlarında “Azınlık hakları ve azınlıklara saygı”  bu birliğe üye olmak isteyen her aday  ülkenin yerine getirmesi gereken bir ön koşul olmuştur.Katılım ortaklığı çerçevesinde ayrı ayrı uyum paketi halinde ilerleme raporları herkesçe takip edilmektedir.Küreselleşmenin yoğun olarak yaşandığı üçüncü dünyalaştırılan doğu bloğu ülkeleri gibi, yaşadığımız  coğrafyamızda etnik kıyımlar ve halkların birbirini boğazlamalarının tek  sorumlusu olarak emperyalist  soğuk savaş bütün kirliliği ile dünyamızı  ateş topu misali sarmaya devam ediyor.Silah tüccarlarının ve dev şirketlerin ekonomik çıkarları gereği döviz ve borsa kanalı ile suni krizler yaratılarak sömürü devam ediyor.ABD imparatorluğu orta doğu , balkanlar Afganistan ve de yakın gelecekte İran da alışılmış nedenlerle  harita üzerinde  kırmızı çizgiler çizerek   kan ve  işkence vahşetine toplu kıyımlara insanlık dışı politikalara devam edeceklerini açıkça beyan ediyor.

Amaç halkların laik çağdaş ve demokratik haklar çerçevesinde kimlikleri ile var olabilmeleri için, insanca yaşayarak kültürlerini yaşatmalarıdır.Realist olarak fantezi ve ütopyalara sapmadan mantık ve sağduyu içerisinde kardeşçe yaşamı ve paylaşmayı öğrenmek zorundayız.

Kapitalizmin vahşetinden şiddete karşı vicdani yaklaşım, köleliğe karşı özgür düşünce ve karanlığa karşı aydınlığın savunulması ile ayakta kalabiliriz. İnsan merkezli evrensel normlara ve de erdemli bir yaşam için ayrımcı ve sömürüden uzak savaşsız bir yaşam ümidi ile...                 

17 08 2007     mç’itamurun3xi   

Kaynakçalar:

“Ferit BARUT Hümanite  10.Sayı”(1)
“Baskın ORAN  Azınlık hakları”(2)
“Petar  Dimitrov KOVACHEV” KAF FED .Konferansı bildirisi.(3)
“Prof. Sumru ÖZSOY –KAF FED Dil konferansı bildirisi”(4)
“Birikim dergisi sayı 2006 sayı.205”(5)
“Kafkasya yazıları kültür sanat dergileri”(6)

 


Yorum (0)add comment

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

29.11.2008 I 13:19 | Lazebura©

article thumbnailKaradeniz müziğinin önemli temsilcilerinden biri olan müzisyen Birol Topaloğlu grubu ile birlikte Maltepe’deki Yayla Sanat Merkezi’nde özel bir organizasyonla...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazlar Belgeseli neyin Belgeseli?
Ben d ebu belgeseli izlerken şuna taktım."4 000 yıllık" tarih ısrarla deyinilmiş ve sloganı b...
2.Lazebura İstanbul Buluşmasının Ardında...
ya ben bi türlü denk gelemedim bu buluşmaya eğer bida tekrarlanırsa banada lütfen haber verin ...
Lazonada Kadınlar (1)
Sevgili Leyla Ordu / Gölköylü'dür. Ona Gölköylü demek benim hoşuma gidiyor. Gölköylü Lazc...
Karadeniz Ansiklopedisi
sayın site sakinlerine dikkatine karadeniz ansiklopedesi ni satın almak istedim fakat yönlendiril...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


anibal

hakii

didituti

sidelya

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

7 Misafir ve 4 Üye Online
Generated in 0.83475 Seconds
Generated in 0.840075016022 Seconds