Arşiv Kamil Aksoylu Mendra Gzalepe

Eleştirilere Yanıtlar Yazdır E-posta
Kamil Aksoylu   
06.09.2007 I 19:40

Yaklaşık bir aylık bir aradan sonra yeniden günlük hayatımıza döndük. Her yıl temmuz ya da ağustos aylarında yaptığım 20-25 günlük memleket gezim benim için tam bir rehabilitasyon olur. Telefon, televizyon, gazete ve internet gibi iletişim araçlarından tamamen koparım. Bütün zamanım derede balıkla, ahırda inekle, kümeste tavukla, bahçede mısırla fındıkla, dağda odunla ve bir de bol bol yağan yağmurda bol bol uyumakla geçer. Dünya ile pek ilgim olmaz. Durum böyle olunca haliyle e-postalar, yazılacak konular ve yanıtlar da birikir. Sözü fazla uzatmadan bu yazımı genel olarak aldığım olumsuz eleştirileri yanıtlamaya ayırıyorum. Bazı okuyucularımın haklı eleştirilerine, bazılarının da şartlı reflekslerine yanıt vermeye çalışacağım.

Yanıtlarımın şahsen isim ve adresi önemli değil. Aynı şekilde başkalarının da düşünebileceğini varsayarak gerekmedikçe isim üzerinde durmayacağım.


Ben 2000 yılından beri uzun bir zamandır bazı sitelere yazılar yazarım. Bu sitelerin hepsi kültürel hizmet amaçlı Karadeniz ve Laz siteleridir. Kullandığım “Toroci” adını bu sitelerin hepsi tanır ve birçok üyeler de Toroci adının Kamil Aksoylu olduğunu bilir. Toroci adını sadece forum sayfalarında kullanıp, forum dışı yazılarda gerçek adımı kullanıyorum. Yalnız Lazuri comda bu durum biraz farklıdır. Lazuride geçen yıl site yöneticisi ve editörü ile bir konuda aramızda bir tartışma oldu. Tartışma sonucunda  siteden üyeliğimin silinmesini istedim ve kimse silmeyince de üyeliğimi kendim sildim. Sonuçta Lazuri Laz Kültürüne hizmet veren bir sitedir, biz üye olmasak da ziyaret eder forum sayfalarını inceleriz. Üye olmayanların foruma girişi engellenince yeniden “Gzamşine” adıyla Lazuriye üye oldum. Ve bu sadece Lazuriye özel bir durumdur, bunun dışında bütün sitelerde üye adım “Toroci” dir.


Bunları keşke böylesine izah etme gereği duymasaydım. Neden izah etme gereği duydum onu da söyleyeyim. Kendi sitelerinde bile birkaç tane takma isim kullananlar  beni çeşitli isimler kullanıyorsun diye sözde ayıpladılar. Böyle bir şey yoktur, ben her yerde Toroci’yim.


Bu platformda yazmaya başladığımda en çok yıllarca birlikte olduğum  kişilerin takma isimleriyle eleştirildim. Oysa ben bu platforma gerçek adımla yazıyorum. Elbette ki hatalarım, yanlışlarım ve yanılgılarım vardır. Bu anlamda eleştirilmeliyim ve bu eleştirilerden yararlanmalıyım da. Ama nasıl? Çeşitli takma isimlerle karalanarak değil herhalde.  Yazdıklarının altına ismini koyup  düşüncesinin arkasında duramayanlarla benim işim olmaz, yanıtım onlara değildir. Bu insanlardan Laz Kültürüne de herhangi bir yarar gelmez. Kariyerist ve oportünisttirler, ancak popülizm yaparlar. Bu zaaflarını gizlemek için de çeşitli isimler kullanıp tanınmak istemezler. Ben onlarla istesem de baş edemem.


En çok eleştiriyi anadilde eğitim üzerine yazdığım yazıda bu konudaki görüşlerimden dolayı aldım. Anadil eğitimi ile anadilde eğitimin farklı olduğunu açıkladıysam da bazı çevreler ya anlayamadığından, ya da takındıkları tavır gereği tepki gösterdiler. Ben şahsen anadilde eğitime karşıyım. Çünkü ülkemizde anadilde eğitim yapmak ne teorik olarak, ne de pratik olarak mümkün değil. Dikkat edilirse böyle bir olayın mümkün olamayacağını söylemiyorum ülkemizde mümkün değil diye altını çiziyorum. Bugünkü üniter yapıda bunu yapamazsınız. Bu farklı bir tartışma konusudur ve ulus devletlerden böyle bir davranış beklenemez. Aslında konuya salt politik yaklaşmayıp vatandaş duyarlılığında bakarsak, bana göre anadilde eğitimden önce tüm eğitim kurumlarımızda eğitim dilinin Türkçe olması gerekiyor. Bu bağlamda ülkemizde anadilde eğitim değil de anadil eğitimini alabileceğimizi söylüyorum. Devletimiz anadil eğitimini eğitim ve öğretim müfredatına almalıdır. Yani bir yerde anadil eğitimi devlet politikası olmalıdır. Bölgenin ilk ve ortaöğretim okullarının programlarına yerel diller konabilir düşüncesindeyim. Bu söylediklerim altyapısı boş olan sözler değildir, bilimsel tabanı vardır. Doğruluğu, yanlışlığı, uygulanabilirliği elbette ki tartışılır ama sözünü ettiğimiz konu Fadime hala ile Hasan dedenin masallarından çok öte bir dil ciddiyeti konusudur.


Bir diğer konu, Evrensel Gazetesi ile yaptığım söyleşide devlete muhalifliğimi ortaya koyamadığım yönünde eleştirilip böyle bir fırsatı kaçırdığım söylendi. Kamil Aksoylu isminin muhalifliğini pek çok insan bilir. Bilmeyenler için de söyleyeyim, ben devlete de, sisteme de, düzene de muhalif biriyim ve elli yaşımdan sonra değişeceğimi de sanmıyorum. Evrensel Gazetesine gelince zaten muhalif bir gazetedir ve beni bilmese neden beni seçsin ki! Sonuç olarak ben devlete zaten muhalifim ama asla devletle çatışıp cebelleşen biri değilim. Ne kadar karşı olsam da devletin sağladığı sistemde varım ve varlığımı ifade etmeye çalışıyorum. Herkesin hatası vardır muhakkak ve bazı olanakların da değerlendirilmesi gerektiği inancındayım. Ama  bir an elime fırsat geçti diye böyle bir zaafa asla düşmem. Ben mücadelemi anlık fırsatlar yerine sürekli kılmaya çalışırım hep. Başarısız oluyorsam da mücadele etmediğim anlamına gelmez. Başarı nedir o da tartışılır tabii.


Diğer bir konu: Neden Lazca yazmıyorsun diye soranlar var. Lazca yazmıyorum diye bir tavır içinde değilim ve  birçok Lazca yazılarım var. Bu köşede bile birkaç Lazca yazım var. Köşe yazılarımı tamamen Lazca yazmamamın mantıklı sebepleri de vardır. Bir kere sitemizde Lazca’yı benden çok iyi kullanabilen üç kişi sürekli Lazca yazıyor, bir de benim Lazca yazmama gerek yok düşüncesindeyim. İkincisi, Lazca yazmak elbette önemlidir de bazı konuların anlaşılması da önemlidir. Lazca yazılanlar çoğu kişi tarafından anlaşılamıyor ve biz derdimizi de anlatmak zorundayız. Böyle düşünsem de bu tip eleştirileri değerlendirip Lazca yazılarımı sıklaştırmayı düşünüyorum.


Bir başka konuda gelen eleştiri de şöyle. Bazı arkadaşlar diyor ki, “efendim sen falancıyı eleştiriyorsun da falanca falancayı neden eleştirmiyorsun?” Peki cevap vereyim. Herkesi benim mi eleştirmem gerekir? Bunu söyleyen arkadaş, hazır kalemi kağıdı eline almışken eğer eleştirilecek bir yanları varsa buyur sen eleştir. Daha açık yazarsam Selma Koçiva ile Osman Şafak Büyüklü’yü neden eleştirmediğimi soran oldu. Öncelikle Selma Koçiva’yı eleştirilmeyecek biri olarak görmediğimi belirteyim, eleştirmem diye bir düşüncem de yok. Hatta birçok eleştirilerimi kendisine söylemişimdir. Selma Koçiva bu alanda en güzel yüz metreyi koşan kişidir, Lazlar için bir değer taşımaktadır. Yazdığı yazılar Dutxe diyalektidir ve ben Dutxe diyalektini bilmem. Eğer eleştirilecek yönü var ise bilenler elbette ki eleştirsin.


Osman Şafak Büyüklü yıllardır Arhavi diyalekti ile yazıyor ve Lazcayı benden iyi kullanıyor. Eleştirilecek bir yönü varsa ortaya koyup elbette ki eleştirelim. Bu tavır en azından kendisi için de faydalı olur. Benim eleştiri getirdiğim konular dikkat edilirse çok iyi bildiğim konulardır, bunların göz ardı edilmemesi gerekir.


Bir önemli konu da şu: Efendim biz uğraşarak, çabalayarak, emek vererek üretiyoruz, sen bunlara saygı duyacağına oturup eleştiriyorsun. Emeklerine ve çalışmalarına saygı bekleyenler nedense aynı duyarlılığı dili ve kültürleri için gösteremiyorlar. Kendi eserine bakıp fanatikçe gururlananlar, başkalarının fikirlerine ve sözlerine saygı gösteremedikleri gibi korumaya çalıştıkları kültüre ve dile verdikleri zararı da hiç mi hiç göremezler.  


Bir başka önemli konu: Efendim sen kimsin ki eleştiriyorsun? Şimdiye kadar kaç eser ürettin ki başkasını eleştiriyorsun? Bir başkasına kendini anlatmak, kendi tanıtımını yapmak bana göre fevkalade abesle iştigal etmektir. Ama madem ki merak ediliyorum kim olduğumu söyleyeyim. Ben Laz Dilini ve Kültürünü pratikte iyi bilen ve kullanabilen biriyim. Hatta uygulamalı olarak yaşıyorum da. Dil olarak  bilimsel hiçbir birikim ve seviyem yoktur. Yani gramer düzeyim neredeyse sıfırdır. Ama ben bütün bunların farkındayım. Yaptığım çalışma tamamen alana dayanır, kaynakları bellidir ve referanslar da bilimseldir. Yaptığım eleştirilerse çok iyi bildiğim konulardır. Sadece alanını, referansını ve metodunu sorguladım. Çünkü dil adına, kültür adına hem pratik olarak, hem de teorik olarak çelişkiler var.  Kitap yazmak zor bir iş değil, ama kitap yazabilmek zor bir iştir. İkisi arasındaki farkı bilemeyen beni anlayamaz. Anlamalarını da beklemiyorum artık. Kitap olsun, sinema olsun, müzik olsun ya da başka bir alan olsun, eleştiri yapacağınız konuyu çok iyi bilmelisiniz. Eser üretmenize gerek yok, konuyu bilmeniz yeterli. Hiçbir sinema eleştirmeni yönetmen ya da oyuncu değil. Hiçbir müzik eleştirmeni besteci ya da icracı değil. Her edebiyat eleştirmeni kitap yazarı değildir. Ben Laz Yemek Kültürünü ve sofra adabını bilirim. Çünkü bu yemek kültürü ile büyüyüp yetiştim ve yıllardır da yerinde araştırıyorum. Şüphesiz çok eksiklerim vardır ama hiç araştırmayanların yanında en iyiyim. Yemek kültürü güzel yemek yapmak, güzel yemek yemek ya da yemek tarifi yazmak değildir. Yemek kültürü özgün malzemeleri ile, kullanıldığı kap kacakla otantik yemek yapısının korunmasıyla ilgili bir şeydir.  Karşı çıktığımız konular bunlardır ve ne söylediğimizin bilincindeyiz. Eğer yanlış olduğumu düşünen ve söyleyen varsa sorduğum soruları da yanıtlasın, biz de yanlışımıza sahip çıkalım.


Bugüne kadar eleştiri bilincinin olmaması çok normaldir. Çünkü Lazca yazılıp çizilmiyordu,  bu alanda  eserler de üretilemiyordu.  Ama bugün bu eleştiri bilincini yerleştirmek zorundayız. Yoksa bu işin kontrolü mümkün olmaz. Bu alanda eser üretenler şimdiye kadar eleştirilmemiş, hatta bazıları gereğinden fazla büyütülmüş.  Bunların sebebi o eserlerin hatasız oluşu değil, eleştiri yapacak kimsenin olmayışıdır. Bu anlamda eleştiri mekanizmasını çalıştırmaya başlamam önemli bir gelişmedir. Buna alışmak ve bunu anlayabilmek gerekiyor. Eleştiriyi beğenmeyebilirsiniz. En olumlu eleştiriler bile beraberinde olumsuzlukları taşır. Ben bu kadarını yaptım, sen iyisini yap diyemezsiniz. Bir toplumun kültürü ile ilgili bir alanda kollarınızı sıvadıysanız, bunun sorumluluğunu taşımak zorundasınız.  Eleştiri olmayan yerde doğru da yoktur.


PAPONİ isimli yemek kitabına yaptığım eleştiri kültürel bir faciaya dönüştürüldü.  Bu köşede açtığım konuyu, kitabın yazarı altı sayfalık eleştiriden kendince bazı satırları tırnaklayarak kendi sitesine taşıdı. Başına da “Hasetlik Mi Eleştiri Mi” diye başlık koyarak   bunca eksikleri ve yanlışları  düzeltme yerine   “kıskanıldı” gibi gösterme yanılgısına düştü. Ortada bunca Lazca eser varken “benim eserim kıskanıldı, çekemiyorlar” yanılgısı yazar açısından vahim bir yanılgı olsa gerek.

 

Laz Dili ve Kültürünün  çoğu insanlar tarafından bilinmediği ülkemizde bu tahribatları yapmaya kimsenin hakkı yoktur. En kötü şey de bilgi sahibi olunmadığı alanda her şeyi bildiğini sanmaktır. Kuyunun ağzını göremeyen kurbağaların gökyüzünden hiç haberi olmazmış.  Evet, bizim Lazcayla ilgili bilebildiklerimiz ancak kuyunun dibindeki kurbağanın gökyüzünü görebildiği kadardır. Önemli olan bu değil, bunun farkında olabilmektir.


Kamil Aksoylu




Kamil Aksoylu
Yazar Hakkinda:
Yorum (2)add comment

asım batum said:

YADA BU KİTABI TÜM LAZONAYA DEĞİLDE PAZAR VE ARDEŞENE ATFEN YAZMALARI GEREKİR YADA ELEŞTİRİYE AÇIK OLMALARI ......
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-09-09 07:42:53
Oylama: +0

asım batum said:

lazonaşi kultura yani "xacka" nereden çıktıysa birileri bir şeyler türetiyor işte yada berbat ediyor .
Yaşadığım bir şeyi size örnekleyip konuyu özetliyeceğim yıllar önce ardeşen yaşayan akrabalarım var onlara misafir olarak gittiğimiz zamanlarda sabahlara kadar arhavi ve ardeşen lazcası mukayesesi yapardık ve ben bir soru sordum dedimki KİBRİT in lazcası ne düşündüler ve ÇİBRİTTİ dediler fakat EBZA olduğunu duyunca tepki gösterdiler çünki bilmiyorlardı böyle bir çok örnek var .
bana göre bu tür eksiklikler olabilir fakat bunu kabullenmek zor geliyor çünki "benum babam senun babani DOVER YA" düşüncesi kötü .
bir yemek kitabi çıkartılıyorsa bu tüm lazonaya hitap edecekse eleştirilecek şekilde değilde daha objektif olmalı şive farklılıklarınıda düşünerek yapılmalıdır yani ben bir çok lazca kelimeleri anlayamazsam nasıl o kitabı okurken zevk alabilirim benim özümü yansıtması gerekir o yüzden an azından saygılı olmaksa arhavi ve hopa şivesinide dikkate almalıydılar
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-09-09 07:41:07
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Videolar

Son Yorumlar

Karikaturepe
çok güzeller de ben anlamıyorum ama keşke açıklamalarını da yazsanız çok memnun oolucam......
Rize Fındıklı İlçesi Çağlayan ve Arılı D...
vvahh vahh benım memleketım .acırım ken dı halımıze .bazen ruya gorur sun de gun duz ...
3. Geleneksel Horon Günü
gelecekler parmak kaldıersınnn
Mu Oxenoni-Boret!
[b]Gerçekten cok güzel bir yazı olmuş teşekkürler öncelikle.... bu yazının altına yorum y...

Üye Girişi

Kimler Online

18 Misafir ve 2 Üye Online