Arşiv Makaleler Otanusi

Umezmonu Gamaftit Gzalepeşa Yazdır E-posta
10.07.2007 I 09:51

Image

Gece 4’te çalan saatle uyandığımda ileriki saatlerde neler yaşayacağıma dair hiç bir fikrim yoktu. Tek istediğim bu sefer yaylaya çıkabilmekti.

Yaylaya çıkabilme hayalimin gerçekleşmesi Karadeniz’in sürpriz havasına bağlıydı. Ziyaretlerimin çoğunu yağmur altında geçirdiğim için pek umudum yoktu. Ama gecelerce gökyüzünde yıldız arama çabalarının ardından ilk yıldızı gördüğümde “evet yarın gidiyoruz” dedim.
Malzemelerimizi aracımıza yükledikten sonra sabahın ilk saatlerinde iki araba yola çıktık. Bir kulağımda Birol Topaloğlu “Ezmoce”, bir kulağımda altımızda ezilen taşların sesi, ağzım kulaklarıma çivilenmiş, doğanın nasıl bu kadar güzel olabildiğini düşünüyordum.

Yolların bozuk olduğu konusunda bilgilendirilmeme rağmen bu kadar kötü olabileceğini düşünmemiştim. Saatler geçtikçe heyecanım daha da artıyordu. Karlı dağları izlemek, “sessizliğin sesini” dinlemek hiçbir şeye değişemeyeceğim anlardandı.

Image

Karlar henüz dağlardan kalkmadığı için renk cümbüşünde biraz eksiklik vardı ama yine de yeni yeşeren otlar, pembe ve beyaz kumarlar, yabani otlar hayatın burada başka güzel olduğunu hatırlatıyordu insana.

Bozuk yollar bize oyununu oynadı ve ilk kaybımızı verdik. Bizim aracımız artık bozuk yolları aşamıyordu. İçindeki malzemeleri diğer araca yükleyip, bir kısmını da sırtımıza alarak yola yürüyerek devam ettik. Sabahın serinliği artık yerini yakıcı sıcağa bırakmıştı. Sürekli “ yayla tutar adamı, yavaş yürüyün” uyarılarına rağmen henüz hiçbir şey olmamıştı. Derken ikinci arabada yolda kaldı ve hepimiz yürüyerek konaklayacağımız yere (Küçük Yayla) geldik. Ğesti’den kestiğimiz yabani fındık dallarıyla çadırımız kurulmaya başladığı sıralarda bende etrafı geziyordum. Yakıcı sıcağa rağmen hala erimeyen karların pırıltısıyla 2800 metre yüksekte olmanın tadını çıkarıyordum.

Image
Küçük Yayla


Bir yandan çadır kurulurken bir yandan kahvaltı hazırlanıyordu. Saat 11.30 civarlarında kahvaltıya oturduk. Balıklar gibi doyma hissine sahip olmayan ben nedense fazla yiyemedim çünkü aklım “Üç Göller”deydi.

Daha önce “Üç Göller”e gitmiş olan Mehmet ağabeyin rehberliğinde çoluk çocuk yola çıktık. Mehmet ağabeyin dediğine göre 2-3 saate gidip gelebilecektik. Nereden bilebilirdik yanlış hatırladığını. 15 dk. yürüyüşten sonra asıl yolculuğun başlayacağı noktaya geldik. İleride işçiler vardı ve bizimkiler onlarla konuşuyorlardı. Üç göllere ancak üç saate varabileceğimizi, yolun zorlu olduğunu ama buraya kadar gelmişken gidip görmemiz gerektiğini söylediler. “Resim çekmek için biz erkekler gidelim ama kadınlar gelemez” dendi. Kulaklarımdan ateş çıksa dahi gideceğimi söylediğimde kimsenin içi rahat etmese de dört kişi yola koyulduk.

Image

Özer (Nosi), Ethem, Mehmet ağabey ve ben dik uçurumlardan inmeye başladık. Sıcakta en üst seviyesine ulaşmıştı. İlerledikçe karlar daha yoğunlaşıyordu ama ayaklarımız karların içine girdiğinde sadece serinliyorduk. Tamamen teçhizatsız yola çıktığımız için yol bizi epey yoruyordu ama durmadan devam ettik çünkü vaktimiz yoktu. Ayakkabılarım bu yollarda yürümek için elverişsiz olduğu için özellikle inişlerde sorun yaşadım. Ama inişler çıkışlardan daha kolaydı çünkü yayla tutmaya başlamıştı.

Herkes yorulmaya başlamıştı ama ben yorgunluktan çok mide bulantısından şikayetçiydim. Fotoğraf çekme işi Özer’indi. O fotoğraf çekerken ben dinleniyordum. Saat 3.00 civarlarında Balıklı yaylasına vardık. Önümüzde bir dere vardı ve bizim onu aşmamız gerekiyordu.  Diğerleri rahatlıkla geçti ama benim kaymamam için ayakkabıları çıkarmam gerekiyordu. Bunun canımı yakacağını biliyordum ama başka çarem yoktu. Ayağımı kar sularına sokunca bağırmamak için zor tuttum. 6-7 adım sonra dereden çıktım, ayaklarımın acısının geçmesini beklerken karşımda balık tutan küçük bir çocuk buldum. Henüz bir yerleşim bölgesinde olduğumuzun farkında olmadığımdan küçük bir çocuğun burada tek başına ne yapacağını düşünüyordum. Yerden 3200 metre yüksekte bu küçük çocukla beraber yıllardır İstanbul’da görüştüğüm arkadaşımın babasını göreceğim hiç aklıma gelmezdi.

Image
Balıklı Yaylası

Yayla evlerini geçtik. Sonuncu evde 2 kişi oturuyordu. Biraz dinlenmek ve sohbet etmek için oturduk. Birisi traş oluyordu. Bir süre sohbet ettikten sonra biri bize ayran yapmak için kalktığında diğeri onun adını söyleyince hemen soyadını sordum. Kepenek olduğunu öğrenince arkadaşımın babasıyla tanıştığımı anladım.

Image
Balıklı Yaylası

Arkadaşıma kısa bir şok yaratmak için fotoğraf çektikten sonra yola devam ettik. Artık az kalmıştı ama benim mideme giren kar ve kar sularından sonra içtiğim ayranın mide bulantısına iyi geleceğini düşünmeme rağmen bir etkisi olmadı, önümüzdeki dik patikaları çıkmamız gerekiyordu ama benim midem bulanıyordu.

Image

Dinlene dinlene yeşil otların arasındaki sarı çiçekleri izleyerek sonunda üç göllere ulaştık. Önümüzdeki karları aştıktan sonra ilk yeşilliğe kendimi attığımda Özer de resim çekmek için tepeciklere tırmanıyordu. Ben göllerin ikisini gördüm. Üçüncünün ancak resimlerine bakabildim. Göllerde henüz karlar erimemişti ve etrafta canlı adına bir tek hep bir ağızdan bağıran kurbağalar vardı. Birde bizimkilerin 3500 metre yüksekteki çığlıkları.

Mehmet ağabey etrafı dolaşırken Ethem’le ikimiz kaldık. Ben iki kez tüfekle ve bir kez tabanca ile atış yaptım. İlk denemeye göre oldukça iyiydim sanırım ama Ethem’in tüfeği gölün içine doğru ayarlamasına rağmen, ben çok başka yerlere ateş ettiğimden dolayı etrafta canlı olmadığı için sevindik. Yoksa 3500 metre yüksekte birini vurabilirdim.

Image   Image
Üç Göller

Hepimiz gerçekten yorulmuştuk “Karşımıza ayı çıksa kaçacak halimiz yok” diyorduk. Tabi demekle yaşamak aynı şey olmadığı için bunu hiç bilemeyeceğiz.

40-45 dakika dinlendikten sonra bu güzel ve el değmemiş yerden artık ayrılmalıydık. Tekrar yola koyulduk. Yerleşim yerlerine kadar sürekli iniş olduğu için çabuk ulaştık. Hiç durmadan, arkadaşımın babası ile vedalaşıp yola devam ettik.

Image   Image
Üç Göller

Her şey dik patikalara gelene kadar iyiydi, hızlı yol almıştım ama tırmanma tekrar başlayınca mide bulantısı da başladı. Artık üç dakika yürüyüp beş dakika dinleniyordum. Başladığımız yere yaklaştıkça yol daha uzuyordu sanki. Arkama her bakışımda, geçtiğimiz dereler ve yollar kaybolunca, ne kadar riskli bir şey yaptığımızı daha iyi anlıyordum. Her gördüğüm büyük taşın yanına kıvrılıp dinleniyordum.

Image
Otanusi & Nosi

Durduğum her yerde başka bir bitki örtüsü ile karşılaşmak Karadeniz’e olan sevdamı biraz daha büyütüyordu. Ethem ve Mehmet ağabey çoktan gitmişlerdi. Ama ben ve beni bekleyen Özer yarım saatte gideceğimiz yolu bir saatte tamamlayabildik.

Yukarıya vardığımızda işçilerden biri bana şeker ve peynir-ekmek getirdi. “Gittin ya artık sana bir şey olmaz, ne zaman istesen çıkarsın” dedi. İkramlarından dolayı işçilere teşekkür edip çadırımızın olduğu yere yürüdük. Biraz dinlendikten sonra eşyaları toplayıp geri dönmek için arabaları bıraktığımız yere yürümeye başladık. Saat 7.30 olmuştu dönüşümüz karanlığa kalacaktı bizim üç göller sevdamız yüzünden. Arabalara ulaşmamız saat sekizi buldu ve artık sis de inmişti. Bulutların üzerinde olmak inanılmaz bir duyguydu. Orda olmasaydım görüntüyü tamamen deniz sanabilirdim. Güneşin batışı muhteşemdi.



Gerçekten beklediğimden daha güzel bir gün geçirdim. Düşünmeden çıktık yola, ne yiyecek, ne içecek aldık yanımıza. Aç karna akıllı dağcıların bile belki yapmayacağı bir şekilde bütün yolu yürüdük. Risk aldık belki ama vaktimiz yoktu ya gidecektik ya da konakladığımız yerde akşama kadar oturacaktık. Gitmeyi tercih ettik. Her ne kadar güçlü bünyem olsa da yaylaya yabancı olan beni kırmayıp oralara kadar gelen herkese teşekkür ediyorum. Özellikle yol boyunca bir yandan fotoğraf makinesi, tripod ve beni taşımak zorunda kalan Özer’e.

Önümüzdeki sene hedefimiz Marsis Dağı. Bu sefer düşünerek, tam teçhizatlı, dinlenerek, konaklayarak tadına vararak bir yayla keyfi yaşamak. Önümüzdeki sene hedefimizi burada tekrar paylaşabilmek dileğiyle…


Yorum (1)add comment

özer said:

Ebru'nun da dediği gibi tamamen sürpriz bir yolculuk oldu.O istamaseydi bu kadar,karların henüz erimediği o zorlu yola sanırım kimse çıkmak istemezdi.
Bu yüzden cesareti ve kararlılığı herkesi etkilemiş olmalıki iki kişiyi daha yanımıza alıp yola çıkabildik.
Her ne kadar zorlu bir yol olsada gerçekten zevkli bir deneyim oldu.Keşke daha bol zamanımız olsaydı.Olmadığı için aceleye gelmiş çok yorulmuştuk.
Seneye Marsis'e tırmanıyoruz.Varsın acemice bir tırmanış olsun...Önemli olan anı yaşayıp hoş vakit geçirmek değilmi?
Seneye bu zamanları sabırsızlıkla bekliyorum Ebru...
Her zaman böyle kal.İçten,doğal ve özgür... Karadeniz'in hırçın,bi o kadar da güzel doğası gibi.
 
Şikayet et
Beğenmedim
Beğendim
2007-09-02 22:35:47
Oylama: +0

Yorum yaz
Yorum yazabilmeniz icin sisteme giris yapmalisiniz.

busy




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!
 

Güncel Etkinlikler

29.11.2008 I 13:19 | Lazebura©

article thumbnailKaradeniz müziğinin önemli temsilcilerinden biri olan müzisyen Birol Topaloğlu grubu ile birlikte Maltepe’deki Yayla Sanat Merkezi’nde özel bir organizasyonla...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazlar Belgeseli neyin Belgeseli?
Ben d ebu belgeseli izlerken şuna taktım."4 000 yıllık" tarih ısrarla deyinilmiş ve sloganı b...
2.Lazebura İstanbul Buluşmasının Ardında...
ya ben bi türlü denk gelemedim bu buluşmaya eğer bida tekrarlanırsa banada lütfen haber verin ...
Lazonada Kadınlar (1)
Sevgili Leyla Ordu / Gölköylü'dür. Ona Gölköylü demek benim hoşuma gidiyor. Gölköylü Lazc...
Karadeniz Ansiklopedisi
sayın site sakinlerine dikkatine karadeniz ansiklopedesi ni satın almak istedim fakat yönlendiril...

Google Reklamları

Yeni Üyeler


hakii

didituti

sidelya

koray

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

1 Misafir Online
Online olan üye yok!
Generated in 0.91654 Seconds
Generated in 0.919218063354 Seconds