Forum
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.
Kayıp Parola?
Cvp:KIZILDERE (1 inceleyen)
EN ALT Cevapla Beğenilen: 0
BAŞLIK: Cvp:KIZILDERE
#9482
kotyora (Kullanıcı)
Gönderiler: 154
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
KIZILDERE 31/03/2008 14:19 Karma: 9  
Kızıldere Katliamından 36 Yıl Sonra Ertuğrul Kürkçü Anlatıyor..."Kızıldere sürecinin önemi alışılagelenin dışında bir siyaset imkanına ışık tutması; bir devrimci kitle hareketi yaratılması açısından oynadığı tarihsel rol. Öğrendiğim en önemli şey bir devrimin toplumsal ve siyasal yapıyı yıkmadıkça mümkün olamayacağı."







12 Mart muhtırası sonrasında devlet şiddeti artarken bundan 36 yıl önce Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (THKP-C) ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanı 11 kişi Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idamını engellemeye çalışırken Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kıstırıldılar.

Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna güvenlik güçlerince öldürüldü; Ertuğrul Kürkçü yakalandı.

bianet Kürkçü’yle 68 hareketinden bugüne toplumsal dinamikler üzerine konuştu, ona bugün’den bakınca Kızıldere’yi ve onun hayatında nasıl yer ettiğini sordu.

Sol mücadelede Kızıldere'nin durduğu yer bir kenara, bugün ODTÜ'de öğrenciler Kızıldere pankartı açtıkları için gözaltına alınıyor. Hâlâ anmalara davalar açılıyor. Toplumsal olarak Kızıldere ne anlama geliyor?

Rejim açısından, Kızıldere'de hayatlarını kaybedenlerin amaçları, hedefleri ve eylemleri, aradan 36 yıl geçse de suç olmaktan çıkmadı. O nedenle onlar böyle bir başlangıcın ayak izlerinin takip edilmesini hep bir sorun olarak gördüler. Anlaşılan o ki, sorun olarak görmeye de devam edecekler. 35 yıldır rejim "önemli, sorunlu, yasak günler" takviminde de 30 Mart'ı kırmızı harflerle yazmaktan vazgeçmedi.

Gençlerin bu mücadeleye saygılarını, onun takipçisi olduklarını dile getirme arzularını önemli buluyorum. Çünkü 10 insanı ortadan kaldırmakla milyonlarca insanın davasının ortadan kaldırılmış olamayacağını bir kez daha ortaya koymuş oluyorlar. Bunun altının çizilmesi, gösterilmesi çok önemli. Umduğumuz ve beklediğimiz şey, belki de bu mücadelelerin sonucunda; geçmişin devrimci mücadelelerine saygı göstermenin suç olmaktan çıkacağı, insanların duygu ve anılarını özgürce yaşabilecekleri bir zamanın gelmesi. Ama öyle görünüyor ki hâlâ o zamanda değiliz.

68 gençliğine bakınca aktif bir kuşak var. Bugünse gençler popüler kültürün etkisinde. Toplumsal meseleler bu kadar gündemdeyken bu kuşağın kendini ifade etme yollarını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu kıyaslamalar yapıldığında çokça söylemiş olduğum gibi dönemler arasında dünya çapında karakteristik farklar var. Türkiye’deki durum ile örneğin Kore’deki durumu karşılaştırdığımızda eminim Kore’nin bugününe bakarak, Kore’nin 60’lar 70’lerdeki durumuyla da ilgili benzer çıkarsamalar yapmak mümkün. Küresel bir meseleyle yüz yüzeyiz.

Bu, aradan geçen 40 yılda gençliğin depolitizasyonu için çok özgül mekanizmaların geliştirilmiş olması ve bu alanın ciddi bir biçimde kuşatılmış olmasıyla ilgili bir durum. Tabii Türkiye örneğin Almanya’ya göre iktisadi gelişme düzeyi daha geri bir ülke olduğundan bunlar daha hoyratça yollarla yapılıyor. Başka yerlerde daha sofistike yöntemlerle. Ama genelde 1990-2000 arasında kitle mücadelesinde bir düşüş yaşandı.

Öte yandan şaka değil, Türkiye’de son 15-20 yılda 30 bin insan hayatını kaybetti. Neredeyse tamamı 20-30 yaş arası genç insanlardı. Dolayısıyla "Gençler tepki göstermiyor" demek de doğru değil. Fakat bu 1968 model bir tepki de değil. Bugünkü koşullar başka gençleri başka bir şekilde mücadeleye katıyor. Üretmek, savaşmak, çalışmak bunlar söz konusu olunca dünya nüfusu hâlâ gençliğin çabasına muhtaç.

Ama toplumsal, politik değişim projesi sadece gençlerden sorulmamalı. Ortada hareket halinde bir proje olsa onlar da dahil olabilirler. Gençleri de içine alan daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız. Özellikle pop kültürün giderek endüstrileşmesi sonucunda gençlerin merak, ilgi ve heyecanların her bir anının piyasa nesnesi haline gelip, her bir etkinlik piyasa tarafından denetlendiği için şimdi genç olmanın 68'de genç olmaktan daha zor olduğunu düşünüyorum.


O yıllardaki toplumsal mücadeleyi ayakta tutan damar neydi, bugün ne olabilir?

Sömürüye karşı mücadelenin haklılığı duygusunun yaygın olmasıydı. Genel olarak sömürüye karşı mücadelenin gerekliliği halkın vicdanında, halkın bilincinde yer tutan ve emekçiyle sosyalist düşünce arasında bağ kurmaya yardımcı olan en önemli algıydı. Hakikat yine aynı yerde yatıyor. Fakat 1980 sonrası bu algıda dağılma oldu.

Özal dönemi politikaları dediğimiz çalarak, çırparak, üretmeyerek para kazanmanın mümkün olduğu duygusu, gri ekonomi denilen ekonominin merkeze yerleşmesi toplumda hedef kaybına yol açtı. Bu hal, üretim ve sömürü arasındaki büyük çelişkiyi ve insanların üretimi dönüştürmeksizin kendilerini dönüştüremeyeceklerine dair zorunlu, mantıki bilgiyi hem görünmez kıldı hem değersizleştirdi. Arınmaya ihtiyaç var. Üretim ile dünyanın değişim süreci arasındaki bağın insanlara yeniden anlatılması gerekiyor.

İkinci mesele Siyasi İslamın zuhur etmesi. Siyasi İslam boşlukta kalan, umutsuz insanlara bugünkü sorunlarını aşmak için öte dünyada bir yer vaat ediyor. Sıkıntılar içindeki insanlara öte dünya bir kurtuluş vaadi olarak görünüyor. Aynı cemaatin içine gömülen patronla işçi arasındaki sınıf karşıtlığı örtülüyor. Bu da algı kaybına yol açıyor.

Aynı şekilde Kürt milli kimliği etrafında oluşan yeni kutuplaşma da Kürt patronla Kürt işçi arasındaki sömürü ilişkilerini örttü. Asıl ana akıntı bir bütün olarak üretim süreci dışında "imiş" gibi göründü, görünmezleşti. Eskiden bütün bunlar çok daha gözönündaydi. Emek, sermaye, sömürü, faşizm dendiğinde ne denmek istendiği çok daha anlaşırdı. Şimdi daha buğulu bir hal var. Bunu gidermemiz gerekiyor.

Kent yaşamındaki değişiklikler de buna yol açtı. Eskiden zengin ve yoksul aşağı yukarı aynı mahallede yaşıyordu. Şimdi kentler yeniden kurulur, "dönüştürülürken" sınıflar kent arazisi üzerinde tamamen kendilerine ait özel mekanlara yerleşti. Şimdi burjuvazinin nerede yaşadığını bilemezsiniz, evlerinin önünden geçemiyorsunuz. Küreselleşme dünyanın bütün zenginleriyle yoksullarını da küresel olarak ayrıştırdı onlarla mekanda karşı karşıya ilişki de görünmez oldu.

Görünmemesi imkansız olan tek şey yoksulluğun bütün dünyayı sarıyor olması.

İki dönem arasındaki en önemli fark devrimci faaliyetin kapasitesinin daralmış, etkili olabileceği yolları kaybetmiş olması, kendini emekçi ve yoksulların dünyasında yeniden kurmak yerine, merkezde aslında kendine ait olmayan yerde inşa etmeye çalışması bütün mücadelelere mağlup başlamasını yol açıyor.


Sizi Kızıldere’ye götüren güç neydi?

Engels’in lafını hatırlamak önemli:

"Ayaklanmayla oynamaya gelmez. Bir kere başlandı mı sonuna kadar gidilmelidir ve her gün yeni zaferler kazanmaksızın da sürdürülemez."

Kızıldere’ye bizi götüren şey bir kere ayaklanmış olmamızla ilgili. Geriye dönüp bakınca doğru/yanlış/kısmen doğru/kısmen yanlış diye birden çok şey söylenebilir. Ama şu hakikat değişmez. Denizler Amerikalı erleri kaçırdığında, biz Mete Has’ı kaçırdığımızda, Efraim Elrom'u kaçırıp deklarasyonlarımızı yayınladığımızda bir silahlı ayaklanmayı başlatmış olduk. Bunun kendi dinamiği, süreci ve ahlakı var.

Çoğu kez bu ayaklanmayı başlatmış olmanın kendisi aslında başka koşullarda yerinde ve mantıklı bulmayacağınız şeyleri etik olarak yapmaksızın edemeyeceğiniz bir sorun haline dönüşebiliyor. Bizi Kızıldere’ye götüren şey Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmelerine imkan vermemek, onların asılmalarını öylece elleri kolları bağlı şekilde izlemek yerine bir şey yaparak onu durdurmak kastıydı.

Bu yolla durdurulabilir miydi? Bu başka soru.

Ama bu yolla durdurmaya çalışmanın başka yollardan sağlanacak etkiyi azaltmış olabileceğini, mesela imza kampanyası ya da Anayasa Mahkemesi’nin kararı yoluyla durdurma olanaklarını zayıflatmış olabileceğini savunanlar da var. Ama aslında hayat bunun görünüşte böyle olduğunu, özde infazların bir rejim kararı olduğunu gösteriyor.

Peki bu irade bu kadar güçlüyken buna böyle karşı konabilir miydi? Burada kısmen bizim içine düştüğümüz bir açmazın rolü var. Biz -Denizleri kurtarmak için harekete geçenler- Fatsa’da Ankara’dan gelen birliklerin sıkıştırması altında kaldık. Kendimizi Fatsa’dan çıkarmak zorunda kaldık. Gideceğimiz yerde politik bir çıkış için bir hedef yoktu. Ya orada son rehineleri alacaktık ya da almayacaktık. Oy çokluğuyla alma yolu tutuldu.

Demek ki mesele bizim açımızdan isyanı sonuna kadar taşımak ve bu isyanda tutsak düşmüş olanların ortadan kaldırılmalarına seyirci kalmamak için yapabileceği son şeyi yapmak tercihiydi. Bunun pratik bir politik karşılığı olmayabilir. Fakat o an için bunlar önemli olmaktan çıkmıştı.

Kızıldere sürecinde toplumun diğer kesimleriyle kurulan ilişki nasıldı?

Olayı sadece bir fotoğraf karesine bakıp da değerlendirdiğinizde gördüğünüz 11 devrimci, onların rehin aldığı üç yabancı teknisyen ve bir köy evi ile olayı dışarıdan seyreden köylüler. Tamamen izole olmuş silahlı isyancı grubu.

Fakat bu fotoğraf, filmin tamamı değil. Çünkü aslında gerek o bölgeye, gerekse Türkiye’nin tamamına baktığınızda Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (THKP-C) –Kızıldere’de ölenlerin sekizi kişi oradan geliyordu- Türkiye’nin her yerinde yandaşları olan, etkisi olan iki büyük politik kaynağa dayanıyordu.

Biri İşçi Partisi içindeki “devrimci TİP muhalefeti”ne, ikincisi Devrimci Gençlik’e (Dev Genç) dayanıyordu.

Silahlı kuvvetlerde, mimar ve mühendisler arasında, köylüler arasında, sendikacılar arasındaki desteğe de bakınca bugün kendine partiyim diyen pek çok kuruluştan daha fazla insanı çekip çeviren, seferber eden bir arka plana sahipti. Zaten 12 Mart’ın hemen ardından başlayarak yaklaşık iki yıl boyunca hem faaliyette bulunabilmesi, hem de takipleri, tevkifatı atlatabilmesi sahip olduğu bu zeminle birebir ilgiliydi. Baskıların hiç etkisiz olduğunu söylemek zor. Bu baskı desteğin büzüşmesine yol açtı.

Mahir Çayan kendi tezlerini kaleme aldığında "Öncü gerillalar rejime vurdukları darbelerle onun nasıl sarsılabilir olduğunu gösterecekler, kitleler onun nasıl sarsılabilir olduğunu gördükten, kazandığı zaferlere baktıktan sonlara onlara sempati duyacaklar, mücadeleye katılacaklar" demişti.

Aslında gelişme bunun tam tersi oldu. Fakat kitlelerle ilgili bölüm değişmedi. Kitleler "öncü" darbe indirdiği zaman değil, yenildiği zaman devrimcilere sempati gösterdiler. Önce Kızıldere’de arkadaşlarımızın yok edilmesi arkasından Denizler’in idamı Türkiye çapında sağcısından solcusuna, şehirlisinden köylüsüne kimsenin vicdanına sinmedi. Çok hızla bir acıma, yazıklanma ve sevgi dalgası yarattı. THKP-C’nin sahip olduğu yaygın insan teması, iki yıl sonra af çıkıncaya kadar, yaygın bir cephe sempatizanları topluluğu yaratmıştı.

Bu tamamen de kendi kendine olmadı. İki yıl önce öğrenci olanlar meslek edinmiş, Türkiye’ye dağılmışlar ve gittikleri yerde sorulara doğru cevapları vermeyi başarabilmişlerdi. Bizim hikayemizi İtalya’daki Kızıl Tugaylarınkinden ya da Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu'nun hikayesinden ayıran en önemli yan bu büyük kitle hareketi içerisinden gelen, ondan ayrılarak silahlı mücadeleye girişen, yenilgiden sonra tekrar onların arasına dönen çok yönlü, çok yüzlü bir hareket olmamız.

O nedenle 1971-72’deki çıkışın Türkiye Sosyalist hareketinde –THKP-C’nin yanına THKO ve TİKKO’yu da katıyorum- oynadığı en esaslı rol alışılageldik siyasetin dışına çıkışın imkanlarına ışık tutmasıdır. Bir kopuş denemesidir. Bu çabanın bir devrimci kitle hareketi yaratılması açısından tarihsel bir önem taşıdığını düşünüyorum.

Bütün bu süreçte sizin öğrendiğiniz şey ne oldu?

Benim öğrendiğim en önemli şey bir devrimin var olan toplumsal ve siyasal yapıyı kökten yıkmadıkça mümkün olamayacağı konusundaki temel tezin doğrulanmış olması. Öte yandan bunu gerçekleştirmenin sadece politik mücadele yoluyla ve sadece zor yoluyla değil, ikna mekanizmalarının da işletildiği, kültürel alanı kateden, sermayenin hegemonyasını dışardan kuşatan bir dizi etkinlikler toplamını gerektirdiğini anladığımı söyleyebilirim.

36 yıldan söz ediyoruz. 36 yıl boyunca, eğer yakın tarihe göz atacak olursak sistemin ne kadar direngen ve esnek olabildiğini görebiliriz. Burada en önemli şey kitlelerin zihninde var olan sistemin yıkılmazlığına duyulan derin güven ya da yıkıldığında kendilerinin de dünyalarının çökeceğine dair mistik inanç. Bununla başa çıkmazsızın girişilecek her şey yalıtık ya da kısmi kalmaya mahkum gibi.

Ama öte yandan öbür kutupta da herkesin içinde kendine ait bir "komünizm projesi" var: Eşitlik ve adalet arayışının içinde gerçekleşeceği hayali bir ülkesi var herkesin. Siyaset bence bu hayalin sistematik, herkes için kabul edilebilir, ortaklaştırılabilir bir projeye döndürülmesi demek. Bu önemli. Ezbere programların işe yaramadığını görüyorum. Önemli olan emekçiler ve yoksullarla birlikte çalışarak, birlikte deneyerek bu hayalden bir program çıkarmak.

Ben en başta ezberden söylediğimiz "devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır…" saptamasının hakikatte tam da böyle olduğunu sınadığım 40 yıl geçirdim. Bir dağın tepesine çıkmak için kimi zaman olduğunuz yerden ters yöne, aşağı doğru yürüyerek yeni yollar bulmak gerekebiliyor.


Kendi kişisel mücadelenizle değerlendirince bianet’i nereye koyuyorsunuz?

Az önce bahsettiğimiz ikna, hegemonya mekanizmaları kitlelerin bilincinin yeniden üretildiği yerde kuruluyor. Bu mekanizmaların işleyişine müdahale edemediğinizde sistematik bir bilgi akışı kurulamıyor. Yaygın medyanın bir dezenformasyon süreci olarak nasıl çalıştığını, nasıl gerçeğin sadece ve ara sıra bir kısmını sunduğunu, insanların gerçeğin geri kalanınıysa tahmin ederek, el yordamıyla, göz kararıyla bulmaya çalıştıklarını, bizi her zaman parçalı bir düşünce yapısına mahkum kılan bir enformasyon yapısının hakimiyeti altında yaşadığımız görüyoruz.

Bu bütün televizyon istasyonlarını havaya uçurarak önlenemez. Bu kendi iletişim zeminimizin de ortadan kaldırılması olur. Bizim bir karşı iletişim alanı yaratmamız gerekir.

O nedenle şimdi birlikte yaptığımız işi insanların kendileri ve hayatları hakkında karar verebilmeleri için, gazetecilerin gazeteciliği yeniden kendilerine yaraşır bir meslek gibi kurmaları için giriştiğimiz bir ortak çaba olarak görüyorum... Bu tarz çabalar olmadan bilginin, bilincin yeniden üretimi gerçekleşemeyecek. Egemen bilgiye bir seçenek sunulamayacak. Bunu idrak ettiğim için bu böyle.

Şu sorulabilir: O kadar iş varken neden bu?

Kimse yapmayınca mecburen yapıyoruz. Bu işler kısmen yaygın medyadan bir beklentisi olmayan, onla iyi geçinmek için sebebi olmayan, ona geri dönme beklentisi olmayan insanlara düşüyor. Hem hayatımızı sürdürmek hem sürdürürken kendimize yabancılaşmamak, hem de toplumun aktif, değişimden yana tabaklarına uzanan bir bilgi kanalı kurabilmek için yaptığımız bu işle 36 yıl önce yaptıklarım arasında özce bir fark görmüyorum.

Hayat ne siyasi mücadeleden ne de iletişim hikayesinden ibaret. Sosyal mücadelenin bütün ögelerini birden dönüştürmeye ihtiyacımız apaçık ortada.

Dolayısıyla bianet’te çalışmak, bianet’ten çıkınca siyasi yayınlarla, sosyalist hareketin kendini yeniden kurması için yapılması gereken işlerle uğraşmak birbirine yabancı değil. Bunların hepsini birbiriyle ilişikilendirmek için de yeni bir iletişim düzeneği oluşturmak çok önemli. Tıpkı grev yapmak, politik parti kurmak, mahalle derneği oluşturmak kadar önemli.

Bence kapitalizmin hakimiyet ilişkilerine karşı getirilmiş her düzeydeki bütün itirazlar çok devrimcidir ve ancak bunları piyasanın dışında bir iletişim mekanizmasıyla birbirine bağladığımız zaman sonuç alabiliriz. (EZÖ/GG)
29 Mart 2008, Cumartesi/BİA HABER MERKEZİ
KAYGILAR DİLİYORUM EN İÇTEN NEFRETLERİMLE
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9486
kotyora (Kullanıcı)
Gönderiler: 154
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 03/04/2008 17:32 Karma: 9  
30 mart 1972 tarihinde tokat'ın niksar ilçesinde ki kızıldere köyünde mahir çayan ve arkadaşları katliam sonucu öldürüldü.katliama uğrayan 10 kişiydi...
--- "onlar"---


mahir çayan=14 ağustos 1945 samsun doğumludur.gürcü olduğu biliniyor.

sinan kazım özüdoğru=1947 sivas şarkışla doğumlu.

cihan alptekin=1947 rize,ardeşen doğumludur.lazdır.

hüdai arıkan=1946 denizli,çivril doğumlu

ömer ayna=1952 diyarbakır doğumlu

sabahattin kurt=1949 van doğumlu

nihat yılmaz=ordu fatsa doğumludur


ahmet atasoy=ordu doğumlu

ertan saruhan=1942 ordu fatsa doğumlu

saffet alp=1949 kayseri doğumlu


nereli olduklarına dikkat edin.neden bu sitede bu yazının yayınlandığını anlayacaksınız...
KAYGILAR DİLİYORUM EN İÇTEN NEFRETLERİMLE
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9489
Yusuf Sarac (Kullanıcı)
Gönderiler: 97
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 04/04/2008 15:48 Karma: 9  
Anlamadigim su; katliam deniyor.
Deniz Gezmisleri anlarim, kendisi askeri ve polisi hedef alarak kursun sikmamis. Hep havaya, yaniltici kursunlar...
Ama Mahir Cayan'a gelince onlar birkac sefer polisle silahli catismaya girmis kisiler. Zaten Mahir Cayan, silahli mucadeleye inanan biri. Catismaya giriliyor, teslim olunmuyor, neticede oluyorlar. Gonul isterdi ki bunlar olmasin. Ama sormak lazim, bunun neresi katliam?
Her sey onlarin rizasi dahilinde gelismis, askere ates etmisler asker de onlara...Tamam, niyetlerini anliyorum; idamlik arkadaslarini kurtarmak. Cesaretlerini takdir ediyorum, lakin sonlarini katliam diye nitelemek dogru gelmiyor bana...
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9490
taskopru (Kullanıcı)
Gönderiler: 57
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 04/04/2008 16:17 Karma: 3  
sayın saraç ; deniz gezmiş de masum değil di hani o da bir polisi bir de astsubay eşini silahla yaralamış. aynı zamanda uzman bir banka soyguncusu idi...

ama yine de allah rahmet eylesin ....
Memleketimize karşı istila emeli beslemeyen her hangi devletin, fenni, sınai, iktisadi muavenetini memnuniyetle karşılarız...” (Nutuk, I, s. 67)


M.K ATATÜRK
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9491
kapistonai (Kullanıcı)
Gönderiler: 45
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 05/04/2008 07:04 Karma: 4  
hayata dair öyle kavramlar varki, insanların baktıkları pencerelere göre farklılıkar göstere biliyor. kiminin masumu, kiminin suçlusu, kiminin kahramanı, kiminin haini, kiminin özgürlük savaşçısı kiminin teröristi...
ama herşeyi tek bir kavram anlamlandırıyor ki oda zaman.o insanların tahayül ettikleri, söylemleri,eylemleri ve onları yok edenlerin söylemleri ve eylemlerinin ülkeyi, insanlarını ne hale getirdikleri ortada. zaman akla karayı gösterdi.

kavgaları, mücadeleri yolumuzu aydınlatıyor.hatıraları önünde saygıyla dimdik duruyoruz.
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9492
Toroci (Yönetici)
Yönetici
Gönderiler: 56
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 05/04/2008 07:28 Karma: 6  
Değerli Arkadaşlar,

Sitemizin Anasayfasına Kızıldere Destanı başlığı altında bir makale asıldı. Ben o makalenin yazarıyım. Bir gün sonra da şu an okuduğumuz forum sayfamıza bu konu hakkında genişçe bilgi veren bir yazı asıldı.

Yazıyı yazan arkadaşımız bir mesaj daha gönderip bu yazının neden bu sitede yayınlandığına dair bir açıklama yapma gereği duymuş. Bazı arkadaşlar da eleştiri getirmişler. Ben Anasayfamızdaki makalenin yazarı olarak bir açıklama yapma gereği duydum.

Önce bu yazıların bu sitede neden yayınlandığına dair birkaç söz söyleyip, sonra da birkaç cümleyle arkadaşların eleştirilerine cavap vermeye çalışacağım.

Arkadaşlar, evet burası Laz Kültürü sitesidir. Öncelikli ve ağırlıklı olarak Laz Kültürü ile ilgili yayınlar yapar. Bu doğrudur ve bunda haklıyız. Ancak Laz Kültürü kadar olmasa da bu sitenin Türkiye ile ilgisi vardır, dünyayla ilgisi vardır, nihayetinde insan olmakla ilgisi vardır. Sanırım dünyada en önemli ortak paydamız insan olmaktır. Devam edersek belki de ikinci ortak paydamız sömürüdur. Dünyayla ilgili bir olayı bu sitede tartışırken Türkiye'yi ilgilendiren bir olayın bu sayfalarda yer alması bana göre yerindedir. Yeri gelmişken bu duyarlılığı gösteren site yönetimine teşekkür ederim.

Kızıldere Olayına gelince, bu başlığı asan ve eleştiren arkadaşlarımın genç olduğunu düşünerekten şöyle izah edeyim.

Kızıldere devrimci literatürde bir direnişin, bir baş kaldırının destanıdır.

Kendinden sonra geleceklere daha mutlu bir yaşam bırakabilme mücadelesinin destanıdır.

Ve evet katliamdır. Çünkü sağ olarak ele geçirilebilecekken, bir pazarlık halindeyken ağır silahlarla taranmışlardır.

Evet katliamdır, çünkü öldükten sonra da ateş edilerek yüzleri gözleri ve bedenleri aileleri tarafından tanınmayacak derecede parçalanmıştır. Yoksa katliam diye başka bir şeyden bahsedilmiyor.

İşin daha acı tarafıysa bu gençlerin katledilmesi, idam edilmesi veya öldürülmesi; adına ne dersek diyelim. Onların yok edilmesinin sebepleri günümüzde suç değil artık.

Arkadaşlarımız elbetteki kendi görüşlerince eleştirebilirler. Onlara karşı çıktığım falan yok, genç olduklarını düşündüğümden biraz izah etme gereği duydum.

Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim. Bugün başka bir davanın adamı olan Alpaslan Türkeş'in ölüm yıldönümüdür. Ankarada mezarı başında anıldı. Allahtan rahmet dilerim.

Kamil Aksoylu
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9493
Yusuf Sarac (Kullanıcı)
Gönderiler: 97
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 06/04/2008 04:31 Karma: 9  
Sayin Kamil Aksoylu,

Yazdiginiz yazi icin evvela tesekkur ederim. Cevap niteligindeki yazinizda benim de
kendime sordugum "Katliam mi, degil mi?" sorumu yanitlamissiniz.
Bahse konu olan genclerin oldukten sonra tarandiklarini -yarali olma ihtimalleri de var- biliyorum. Bu zaten buyuk bir saygisizlik.
Ama oradan bir kisi de dahi olsa sag cikmis olmasi yine de soru isaretleri olusturuyor.

Kapistonai' nin de dedigi gibi, baktigimiz yere bagli olaylari nasil degerlendirecegimiz.

Sonucta savunmasiz degillerdi.
O yuzden katliamdir diye nitelemek ne kadar dogru diye sorgulama geregi duydum.

Cunku her iki taraf da ulkemin insanlari...
Ben o donemleri soyle adlandiriyorum; baska taraflarin soguk savasini, bizim oz insanimiz sicak savas seklinde yasamistir. Baskalarinin savasi, bizim ulkemizde kardes kavgasina donusmustur.

Ayni seylerin tekrarlanmamasi dilegiyle...
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9496
uçazuğaşibozo (Kullanıcı)
Gönderiler: 2
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 07/04/2008 01:55 Karma: 0  
Solcu değilim,başörtülü Artvin-Arhavili bir Laz'ım.Ama şunu açıkça söyleyeyim,Kanlı Pazar olaylarında Amerika yanında saf tutan Müslümanlar,şu andaki sonuçları görünce ne düşünüyorlar acaba diye merak da etmekteyim.Biri 23,diğerleri 25 yaşında iki genci astılar da dünya düzeldi mi?Herkes bunu bir sorgulasın.Birbirimizi öldürmekle varacağımız yer neresidir ki?Her iki tarafın insanı da bu ülkenin evladıydı,onları birbirlerine düşürenler utansın.
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9497
taskopru (Kullanıcı)
Gönderiler: 57
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 07/04/2008 19:46 Karma: 3  
sosyalistler sscb nin yanında saf tutmuş islamcılarda abd nin yanında.. yani iki grup içinde türkiye nin menfaatlerinin pek de önemi yok du. 1969 da daki kanlı pazar olaylarında taraflar ve şartlar farklı da olabilirdi.. mesela ; bir sovyet filosu da türkiyeyi ziyaret edebilirdi bu sefer de milliyetçi muhafazakar lar bu durumu protesto eder sosyalistler de onlara saldırır dı.... ama bu durumu pek de yadırgamamak lazım çünkü o dönemde şartlar bu güne göre çok farklı idi , soğuk savaş dönemi iki kutuplu bir dünya bir tarafta nato diğer tarafta varşova paktı yani türkiye nin de bir seçim yapması gerekiyordu en azından konumundan kaynaklanan stradejik ve kritik önemi bunu arzediyordu . yani , ben karışmıyorum ben yokum diyemiyordu muhakkakki sırtını bir tarafa dayaması gerekiyordu o dönem bu abd den yana olmuştu ama bundan sonra ne olur bilinmez dün ve bugün bu abd olsa bile yarın öbürsü gün de bunun adı rusya da olabilir çin de olabilir.....
Memleketimize karşı istila emeli beslemeyen her hangi devletin, fenni, sınai, iktisadi muavenetini memnuniyetle karşılarız...” (Nutuk, I, s. 67)


M.K ATATÜRK
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#9498
samargalo (Kullanıcı)
Gönderiler: 67
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:KIZILDERE 07/04/2008 23:42 Karma: 9  
Ya bu konular ziyâdesi ile uzamadı mı sizce de ? Yâni anlayamıyorum bu sitenin aslolan misyonuna hiç yakışı kalmayan bu tür siyâsî konuların neden burada tartışıldığını ?

Önemli olan dilimizi ve kültürümüzü yaşatabilme çabalarımız olmalıdır.Bunun dışındaki konular bu denli ehemmiyet arz etmemeli.
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
EN ÜST Cevapla
Sistem: FireBoardGönderileri Masaüstünüze Alın

Güncel Etkinlikler

29.11.2008 I 13:19 | Lazebura©

article thumbnailKaradeniz müziğinin önemli temsilcilerinden biri olan müzisyen Birol Topaloğlu grubu ile birlikte Maltepe’deki Yayla Sanat Merkezi’nde özel bir organizasyonla...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazlar Belgeseli neyin Belgeseli?
Ben d ebu belgeseli izlerken şuna taktım."4 000 yıllık" tarih ısrarla deyinilmiş ve sloganı b...
2.Lazebura İstanbul Buluşmasının Ardında...
ya ben bi türlü denk gelemedim bu buluşmaya eğer bida tekrarlanırsa banada lütfen haber verin ...
Lazonada Kadınlar (1)
Sevgili Leyla Ordu / Gölköylü'dür. Ona Gölköylü demek benim hoşuma gidiyor. Gölköylü Lazc...
Karadeniz Ansiklopedisi
sayın site sakinlerine dikkatine karadeniz ansiklopedesi ni satın almak istedim fakat yönlendiril...

Google Reklamları

Güncel Ropörtajlar

25.05.2008 I 12:18 | Nejla Aytemiz

Bir haykırış diyerek yola çıktılar, müzik denen uzun soluklu,yorucu bir o kadarda keyifli yolculuğa. Onlar müziği haykırış olarak dile getirdiler,...
Devamı...

24.03.2008 I 12:35 |

Onlar kendilerini ; "Karadeniz'in içinden gelenler ve içinden Karadeniz gelenler" olarak tanımlıyor Laz müziği adına gelmiş geçmiş en...
Devamı...

14.09.2007 I 22:17 |

Gerçek müziğin ve duyguların kaybolduğu günümüzde yaptığı müzik ile, özgün  çalışmalarıyla kaybolan değerler ve insanlık...
Devamı...

Yeni Üyeler


hakii

didituti

sidelya

koray

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

5 Misafir Online
Online olan üye yok!
Generated in 0.97729 Seconds
Generated in 0.9802942276 Seconds