|
SADEDE GELELİM..........Cem Somel
Danıştay cinayeti üzerine Danıştay’da yapılan silâhlı eylem laiklik tartışmasına malzeme oldu. Bu olay laiklikle mi ilgilidir? Türkiye’de laiklik diye bir sorun var mı? Bu memlekette kanunlar Meclis’te yapılmaktadır. Kanunların şeriata uygunluğunu denetleyen (Şeyh-ül İslâm gibi) bir kurum yoktur. Meclis’in yasama faaliyetine bakılırsa, milletvekilleri ilhamlarını Kuran’dan hadislerden değil, Dünya Bankası raporlarından, TÜSİAD raporlarından, hükûmetin IMF’ye verdiği niyet mektuplarından almaktadır. Demek bu memlekette devlet, dinsel ilkelere göre yönetilmemektedir. Böyle bir yönetimi arzulayanlar varsa da, küçük bir azınlıktır. Zaten eğer laiklik bu ülkeye seksen yıldır yerleştirilemedi ise, geçmiş olsun, boşuna uğraşmayalım demek lâzım. Ama gerçek öyle değil; Türkiye halkı laikliği çoktan benimsedi. Bazılarının laiklik sorunu olarak gösterdiği sıkıntılar, bağnazlık ve bireysel özgürlük sorunlarıdır. Meselâ, (nadir vuku bulup gazetelere yansıyan) birisinin Ramazan’da gündüz alenen yemek yiyen başka birisine müdahale etmesi, bazılarınca laikliğin ihlâli olarak gösterilir. Oysa bu, mutaassıp birinin başkasının hürriyetine tecavüzüdür. Keza normalde başını örten kadınları bazı yerlere girebilmek veya görevleri yapabilmek için başını açmaya mecbur kılmanın devletin laikliğini korumakla alâkası yoktur. Bu sadece insanların özgürlüğünü kısıtlamaktır. Eğer laiklik sorunu diye bir şey varsa, bu burjuva siyasetçilerin zorla ürettiği bir sorundur. Burjuva siyasetçileri laiklik konusunda ikiye ayrılmıştır. Burjuva sınıfı, siyasetçilerinin bu işbölümü ile Türkiye halkını (bir tarafın diliyle) laik-mürteci, (diğer tarafın diliyle) İslâm düşmanı-Müslüman şeklinde ayrıştırmaya, kamplaştırmaya çalışmaktadır. Bu iki kesimden baskın olanı, irtica paranoyası yayarak toplumu korkutmağa ve oy toplamağa çalışmaktadır. Diğer kesim de Müslümanları mazlum gösterip onların haklarına sahip çıkma yapmacığından siyasî yarar sağlamağa çalışmaktadır. Mesele emekçilerin işine aşına sağlığına kasteden ‘reformlar’ uygulamaya gelince bu iki kesim arasında bir fark yoktur; iki kesimin siyasetçileri görevi birbirlerinden devralıp devam ettirmektedir. Laiklik kavgası yaratmaktaki maksat da buradan anlaşılmaktadır. Bu burjuva siyasetinin sonucunda İstiklâl Harbini yapanların ve cumhuriyeti kuranların siyasî mirası Ramazan’da alkol kullanımına ve hanımların başlarını bezeme tarzına indirgendi. Halk bu kışkırtmalara kapılmamaktadır. Emekçilerden kimse kimseye laiktir Müslümandır diye ayırım yapmamaktadır. Ama kışkırtmaların bazı tesiri olmaktadır. İşte Danıştay’ın bir dairesi, sokakta başını örten bir öğretmenin bu sebeple anaokulu yönetemeyeceğine hükmediyor. Yönetirse zahir laiklik elden gidecek. Adamın biri de Allah adına o kararı alan mahkeme üyelerini topluca katletmeğe girişiyor. Akıl alır iş değil. Hiç şüphe yok ki yargıçların kanına canına mal olan bu hazin olay, cumhurbaşkanı seçimi kavgasında bir kesimin işine yaramıştır. Cinayeti bir kesim öteki kesim aleyhine tepe tepe kullanmaktadır, kullanacaktır. Ancak şunu hatırlamakta yarar var: Müslümanların baş örtüsünü himaye etme numarası yapan (ama sosyal politikalarıyla aynı Müslümanları perişan eden) AKP, anti-demokratik bir seçim barajı sayesinde iktidar oldu. Bu barajı inşa etme kurnazlığı da İslâmcı geçinenlerin değil, sözümona ‘laiklerin’marifeti idi. Türkiye’de laiklik sorunu yoktur; ama önemli bir demokrasi sorunu vardır. Mevcut konjonktürde Danıştay baskınından yararlanabilecek bir taraf daha var: ABD ve bölgemizdeki müttefiki Siyonist İsrail. Her ne kadar emekçi halkın açısından AKP, Amerikancı ve işbirlikçi bir iktidar ise de, emperyalistler açısından kâfi ölçüde işbirlikçi değildir. ABD ve AB, AKP’den soğumuştur. Abdullah Gül ve AKP’den ileri gelen biri, Filistin halkının serbest seçimlerde iktidara getirdiği Hamas’tan bir heyet ile AKP Genel Merkezi’nde gayriresmi olarak görüştü. Emperyalistler ve Siyonistler buna öfkelendi. ABD ve AB, AKP’nin İran’a yapacakları baskıları ve askerî harekâtı can-ı gönülden destekleyeceğinden şüphe etmektedir. Bu sebeple emperyalist devletler ile Siyonist İsrail devleti, AKP’nin iktidardan uzaklaşmasından memnun olacaktır. Gerek ABD, gerek İsrail hedef şaşırtmacalı suikastler düzenlemekte çok mahirdir. Yakınlarda gazetemizin yayınladığı, Robert Fisk imzalı tercüme bir makale, Irak’ta ABD kuvvetlerinin Iraklı polisleri habersiz patlayıcı yüklü arabalarda görevlendirip kalabalık sokaklarda havaya uçurarak intihar saldırısı süsü ile mezhep çatışmasını körüklemeye çalıştığını anlatmakta idi. Başbakan Erdoğan “... bu kez, saldırgan elimizde. Sorgulanıyor ve önemli ipuçlarına ulaşılmış durumda. Ben, sonu nereye varırsa varsın, kime uzanırsa uzansın işin en net şekilde aydınlatılması yönünde talimatı verdim” demiş. Şemdinli olayı olduğunda da aynı şeyi söylememiş miydi? Ama Şemdinli soruşturması ‘kime uzanırsa uzansın’ tamamlanamadı. İşte asıl sorun budur: Hukuk devleti olamadık. Türkiye’de laiklik sorunu yoktur. Özgürlük sorunu vardır. Demokrasi sorunu vardır. Hukuk devleti sorunu vardır.
e-posta: csomel@yahoo.co
|