TETİĞİ ÇEKEN KADAR, ÇEKTİREN DE YAKALANMALI. 20/05/2006 00:55
Karma: 0  
..........Kamil Tekin Sürek
Tetiği çektiren Danıştay 2. Dairesi üyelerine yönelik silahlı saldırının faili yakalandı. Avukat Alpaslan Arslan'ın cinayeti ve yaralamaları gerçekleştiren kişi olduğuna dair bir kuşku yok. Fail suçüstü yakalandı. Cinayetin faili kendini gizlemek istememiş. Her yere kameralar yerleştirilmiş bir ülkede, Danıştay gibi bir binaya girip, üst katlara kadar çıkarak cinayet işleyip, üstelik de silahındaki bütün mermileri boşaltıp kaçmayı, yakalanmamayı düşünmek olası değil. Cumhuriyet gazetesine saldıranlar da kendini gizlemiyor. Adeta yakalanmak istercesine; yine kameralarla donatılmış ve Şişli gibi çok kalabalık, etrafta polisin yoğun olarak bulunmasının olası olduğu bir yere bir hafta içinde üç kere gelip, peş peşe bomba atmak, yakalanmak istemek gibi bir şey. Bazı yorumcular bu tavrı saldırganların cesaretine bağlıyor. Ben, saldırganların yakalanmak istediğine... Yeni bir Ağca olayı ile karşı karşıyayız. Saldırgan Arslan ülkücü. Marmara Üniversitesi'nde tanınan bir kişi. Pek çok olay çıkartmış. Elinde satırla pek çok öğrenciye saldırmış. Herkesin, polisin de tanıdığı bir şahıs. Bir provokatör. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bir sene kala, siyasi tansiyonun iyice yükseltildiği, AKP'yi sıkıştırmak için topyekün bir harekatın başlatıldığı, AKP'nin erken seçime gitmesi için ya da laik bürokrasinin kabul edeceği bir kişiyi cumhurbaşkanı seçmesi için psikolojik harp taktiklerinin gündeme geldiği bir sürece girildi. Bu süreç, pek çok siyasi çevre tarafından bir ay kadar önce saptanmış ve önümüzdeki günlerde siyasi cinayetlerin, provokasyonların beklenmesi gerektiği; yolsuzluk iddiaları, andıçlar, belgeler ve kasetlerin ortalığa saçılacağı söylenmişti. Bu nedenle, Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine saldırılar sürpriz değildir. Avukat Alpaslan Arslan'ın soruşturması siyasi etkilerden bağımsız yürütülürse ve ciddiyetle yapılırsa, provokasyon ortaya çıkarılabilir. Gerçeği ortaya çıkarmak yerine, yakalanan failin cezalandırılması ile yetinmek gibi kolaycılığa kaçılırsa, yeni bir Mehmet Ali Ağca olayı olarak cinayet kapatılır. Yeni bir Ağcamız olur. Demokratik güçler, durumun ciddiyetini kavrayarak bir an önce güçlü bir demokrasi cephesi oluşturmak için kolları sıvamalıdır. Aksi takdirde yeni bir 28 Şubat (belki de yenisine 17 Mayıs demeliyiz) demokratik kazanımları bir kere daha çok gerilere savuracak, gericilik bir kez daha kazanacaktır.
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
Cevapla:TETİĞİ ÇEKEN KADAR, ÇEKTİREN DE YAKALANMALI. 21/05/2006 21:02
Karma: 0  
Danıştay’a saldırı ve bağlantıları! Danıştay İkinci Dairesi üyelerine silahlı saldırı düzenleyen Alparslan Arslan adlı avukat kimlikli kişinin Nizamı-Alem Ocakları’nın ve BBP’nin (Büyük Birlik Partisi) görüşleri doğrultusunda görüşlere sahip olduğu basında yer aldı. Başbakan ve hükümet sözcüleri, saldırının “türban tartışmalarıyla ilişkilendirilmesini yanlış bulduklarını” ve böyle bir çabanın kendilerine karşı “bir komployu ifade edeceğini” açıkladılar. Saldırıyı düzenleyen kişinin, Danıştay üyelerini kurşun yağmuruna tutarken, “Allahü ekber! Allahın gazabı hepinizin üstüne olsun” diye bağırdığı ve “kamuda türban yasağının devamı” yönünde kararlar açıklayan daire üyelerini “cezalandırma” nedeni olarak başbakan ve hükümet sözcülerinin “ilişki kurulmasın” dedikleri tartışmayı gösterdiği yine basında yer aldı. Sermaye basınında yer alan başka önemli “bağlantılar” da var: saldırganın Sedat Peker ve Veli Küçük ile ilişkisi bulunduğunu Ertuğrul Özkök, 18 Mayıs tarihli Hürriyet’te yazdı. Ahmet Hakan ise, aynı günkü köşesinde, “hükümete yakın önemli bir kaynak”ın, kendisine, “failin karanlık güçlerle bağlantılı olduğu saptandı. Bir bağlantısı olduğu kesin. Adam ülkede karışıklık çıkarmayı hedeflemiş tam bir provokatör” dediğine yer veriyor ve “kimin zor durumda kalacağı baştan hesaplanmış bir provokasyonla karşı karşıyayız” dediğini belirtiyordu. Genelkurmay adına yapılan açıklamada ise, saldırı “alçakça” bulunuyor ve “nefretle kınanıyor”du! Saldırıya ilişkin “bulgular”dan biri de, saldırganın otomobilinde, ‘Ulusal TV’ye ait bir kart, bir 14’lü tabanca ve kendi adına düzenlenmiş “Vatansever Kuvvetleri Güç Birliği Hareketi Genel Başkan yardımcısı” kartvizitinin bulunmuş olmasıydı. Bu açıklamalarla “bulgular”, ilkin, ve üzeri örtülemeyecek biçimde, işbirlikçi gericiliğin çeşitli kesimleri arasında süren iktidar ve yönetim erkini elinde toplama kavgasının giderek daha fazla sertleştiğini gösteriyor. “Polis korumasındaki” Cumhuriyet Gazetesi’nin üst üste üç kez bombalı saldırıya hedef olması ve bombacıların ‘sıra kadem basması’ sonrasında, önemli bir yargı ve devlet kurumu olarak Danıştay’a karşı örgütlenen saldırı, bu çekişme ve çatışma içinde bir yere, kuşkusuz oturuyor! Bu saldırıların, “Şemdinli süreci” nin devamında gelmeleri dikkate alınmadan doğru olarak yorumlanmaları mümkün görünmemektedir. Şemdinli’de çünkü, devlet ve hükümet yetkilileri tarafından değilse de, halk tarafından “karanlık güçlerle irtibatlı” görülen kişiler tarafından bombalar atılmış ve protestocu kitleler üzerine tanık istemez açıklıkta yaylım ateş açılarak bir kişinin ölümü ve çok sayıda kişinin yaralanması sağlanmıştı. Bombacılara suçüstü yapılmış ve istihbaratçı oldukları ilgili kurumların sözcülerince de açıklanmış olan Ali Kaya ile arkadaşları, devletin etkili kimi çevrelerince korumaya alınmışlardı. Ardından, bombalama olaylarıyla gelişen süreci sözüm ona incelemeye alan araştırma komisyonuna, “hırsızın içerde olduğu durumlarda kilidin işe yarayamayacağını” söyleyen emniyet istihbarat dairesi başkanı ile bombacıların Jitem’le ilişkili oldukları ve bir üst general tarafından korundukları izlenimi veren açıklamalara savcılık iddianamesinde yer veren Savcı Sarıkaya görevden alınmışlardı. Bunu, Diyarbakır’da, ölülerini kitlesel biçimde toprağa veren halkın üzerine otomatik tüfeklerle ateş açılması izlemiş ve aralarında 3-16 yaşları arasında dört çocuğun da olduğu 11 kişinin ölümüne ve yüzlerce yaralanmaya yol açan saldırı gelmişti. Tanklar yürütülmüş ve kitlelerin başı üzerinden fantom savaş uçakları uçurulmuştu. Bunu da, “teröre karşı mücadele edilmesi” adına onbinlerce askerin ve büyük miktarda savaş araç gerecinin Doğu “sınırı”na kaydırılması izlemişti. Yine bu süreçte ABD ile Türk askeri üst yöneticilerinin karşılıklı “görüşme trafiği” yoğunluk kazanmış, Türkiye’de “en fazla güvenilecek olanın her şeye karşın askerler olması gerektiği” yönünde Amerikan basınına enformasyon haberleri sızdırılmış; Amerikan dışişleri ve genelkurmay yetkilileri Türkiye’nin “stratejik ortak” olduğu yönündeki açıklamalarını yinelemişler, ancak ordu birliklerinin “PKK’ya karşı bir harekat için de olsa sınırı aşmalarına razı gelmeyeceklerini ve buna izin vermeyeceklerini” de açıklamışlardı. Hükümet “kanadı”nı temsil edenler ise, “Erdoğan ve hükümetinin delikten aşağı süpürülmemesi” için ABD nezdinde girişimler başlatmıştı ve “içeri”de, türban ve laiklik;-ve bir ölçüde de cumhurbaşkanı seçimleri- üzerinden öteki bazı devlet kurumlarıyla tartışmaları yeniden artırarak, kendilerinin “millet iradesini temsil ettikleri”ne dikkat çekmiş ve buna saygı gösterilmesini istemişlerdi. Son dönemlerde birbirini izler biçimde ortaya çıkan saldırı, provokasyon ve suikastların bu gelişmelerden soyutlanamayacakları besbellidir. Besbelli olan bir öteki şey ise bu gelişmelerin işbirlikçi egemen sınıflarla hükümet ve öteki temsilcileri tarafından halk kitlelerine karşı politik-sosyal ve iktisadi saldırıları artırarak sürdürmenin gerekçeleri olarak kullanılmak istendikleridir. Ve bu da, işçi sınıfına, tüm emekçilere, ilerici aydın kesimlerine ve ülke gençliğine bu tehdit ve saldırılara karşı uyanıklığı artırma ve kitlesel mücadeleyi yükseltme sorumluluğu yüklemektedir.
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
25.05.2008 I 12:18 | Nejla Aytemiz
Bir
haykırış diyerek yola çıktılar, müzik denen uzun soluklu,yorucu bir o kadarda
keyifli yolculuğa. Onlar müziği haykırış olarak dile getirdiler,... Devamı...
24.03.2008 I 12:35 | Onlar kendilerini ; "Karadeniz'in içinden gelenler ve içinden Karadeniz gelenler" olarak tanımlıyor Laz müziği adına gelmiş geçmiş en... Devamı...
14.09.2007 I 22:17 | Gerçek müziğin ve duyguların kaybolduğu günümüzde yaptığı müzik ile, özgün çalışmalarıyla kaybolan değerler ve insanlık... Devamı...