KAMPLAŞMAYA DİKKAT!
Can Soylu
Danıştay’da bir üyenin ölümü, 4 üyenin de yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıyı değerlendiren uzmanlar, toplumdaki “kamplaşma” tehlikesine dikkat çekti.
İstanbul Barosu eski Başkanı Doç. Dr. Yücel Sayman, şiddet üzerinden siyaset yapmanın yanlış olduğunu belirterek, hukuki olarak olayın maddi yönü ortaya çıkmadan birçok iddia ortaya atıldığını ve yorumlar üzerine de; kızgın ve öfkeli kitlelerin, birbirleriyle çatışabileceğine işaret etti.
Araştırmacı-Yazar Suat Parlar ise “Ülkücü avukatın İslamcı ‘şifreleme’ yapıyor oluşuna” ve “saldırının organize olup nedenlerinin de Türkiye’nin Ortadoğu politikalarında aranması” gerektiğini söyledi.
Danıştay’a yapılan saldırıyı EVRENSEL’e değerlendiren İstanbul Barosu eski Başkanı Doç. Dr. Yücel Sayman, saldırının iki yönü olduğunu kaydetti. Son dönemlerde “çeşitli güç odaklarınca” yargı üzerinde bir baskı ve otorite kurulduğuna dikkat çeken Sayman, “Bu güç odakları yargının kendi istekleri doğrultusunda, hatta kendi lehlerine karar almasını isteyen kesimlerdi. Bu çevrelerin istekleri yerine gelmeyince şiddet yolu kullanılmaya başlandı. Çeşitli şekillerdeki bu baskı ve şiddet sadece Danıştay’da değil ceza mahkemeleri, yargıtay ve savcılık üzerinde uygulanmaya başlandı” ifadelerini kullandı.
Bu durumda da yargının ister istemez “yaptırımcı” olamamaya başladığını belirten Sayman, yargıçların haklarını arayabilecekleri, seslerini duyurabilecekleri bir sendikalarının olmamasına da dikkat çekti.
‘Tüm ihtimaller dikkate alınmalı’
Saldırının diğer bir yönünü de, sergilenen şiddet üzerinden siyaset yapmanın yanlış olduğu üzerinden tarif eden Sayman, yapılan yorumlarda herkesin, “her şeyi en iyi biliyormuş” gibi yorum yaptığını hatırlattı. Sayman, insanların da daha gerçekleri öğrenmeden, söylentilere inanmaya başladığını söyleyerek, hukuki olarak olayın maddi yönü ortaya çıkmadan birçok iddia ortaya atıldığını ve yorumlar üzerine de; kızgın ve öfkeli kitlelerin, birbirleriyle çatışabileceğini ifade etti.
Sayman, tehlikeli olanın da toplumda böyle bir destabilizasyon (ayrışma) yaratması olacağını kaydetti.
“Türban, laiklik, saldırganın iç ve dış bağlantılarının dikkate alınarak sorgulama yapılması gerekiyor” diyen Sayman, “Soruşturmada tüm ihtimaller dikkate alınmalı. Saldırılar aynı merkezden yönetiliyor olabilir. Tabii, hükümetin meselede ciddi bir sorumluluğu var” ifadelerini kullandı.
Sayman, bu noktada farklı bir ihtimali hatırlatıyor: “Danıştay’da o kadar farklı türden dosyalar var ki; ihaleler, iptal işlemleri, çıkar sözleşmeleri davaları, menfaat içeren davalar... Belki de zanlı şaşkınlıktan hangi odaya gireceğini şaşırdı ve girdiği odada herkesi vurdu. Yani bütün varsayımları göz önünde bulundurmak lazım. Bu süreçte de toplumda ‘kamplaşmalar’ yaratmamak gerekiyor.”
‘Ortadoğu denkleminin bir parçası’
Araştırmacı-Yazar Suat Parlar ise, son dönemdeki tüm gelişmeleri özellikle Ortadoğu’daki gelişmeler ile ilgili ele almak gerektiğini söyledi. Danıştay’a yapılan saldırının da Cumhurbaşkanlığı ve laiklik tartışmalarıyla ilglili olmaktan çok Ortadoğu denkleminin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Parlar, “Burada bir avukatı bile silah haline getirebilmişler!” dedi.
Saldırıyı bir imgeler dizisinin insanların üzerine yığılması olarak yorumlayan Parlar, olayın içeriden kaynaklandığını da düşünmüyor. Son dönemde Hamas’ın Türkiye’ye davet edilmesi, hükümetin İran’a karşı tutumları gibi konular gündeme geldiğini hatırlatan Parlar, saldırının bu konularla bağlantısı olduğunu öne sürdü. Parlar, saldırının “ciddi” olarak organize edilmiş bir operasyon olduğunu, belirli kesimlere de “tehlike büyüktür” mesajı verilerek toplumda bir kamplaşma yaratılmaya çalışıldığını söyledi.
‘İnce planlanmış bir operasyon’
Bu noktada çok yönlü “ince planlanmış” bir operasyonla karşı karşıya olunduğunu belirten Parlar, “Türkiye’de temel değerler üzerinden provokasyonlar da bu şekilde yaratılıyor” dedi. Parlar şöyle devam etti: “Şu bilinmesi gerekir ki bu tip ‘ince planlanmış operasyonlarla’ anti-Amerikancı çizgi bertaraf edilemez! Hele hele halk içinde İran’a karşı bir potansiyeli kimse yaratamaz. Bunlar ancak hükümeti ‘çürütücü’ düzeyde olabilir. Ayrıca hükümetin bu gidişatı kavrayabildiğini de düşünmüyorum. Hamas’ı Türkiye’ye davet eden hükümet, sonrasında gerçekleşebilecek olaylara karşı önlem almadı. İran’a yönelik tutumlarında da aynı şekilde ‘gelişebilecek olaylara’ karşı çabasızdı. Saldırıların altındaki nedenleri de çıkarabileceklerini düşünmüyorum. Bu tip operasyonları yürüten örgütler ‘insan bankası’ gibi çalışır. Avukatın ‘ülkücü’ bir avukat olduğu ortaya çıktı. Kendisi ‘vatana hizmet ettiği’ düşüncesindedir. Ama kendisi, ‘İslamcı’ bir kimlikle ortaya çıkacaktır. Bir tür ‘şifreleme’ yapacaktır.”
Saldırı sonrası ihtimalleri de bahseden Parlar, “Bunun ardından gelişebilecek olaylar da Türkiye’de batıyla işbirliği yapacak, kabaran ‘İslami dalgayı’ bastıracak bir hükümet çalışmasına girilmesi muhtemel” diyerek özetledi.
10 kişi gözaltına alındı
Danıştay 2. Daire Başkanı ve üyelerine yönelik yapılan silahlı saldırının ardından Ankara ve İstanbul’da 10 kişi gözaltına alındı.
Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan şüpheli Osman Y., Ankara Adliyesi içindeki Adli Tıp’ta sağlık kontrolünden geçirildi. Öğle saatlerinde Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Ankara Adalet Sarayı’na getirilen Osman Y. Adliye içindeki Adli Tıp’ta sağlık kontrolünden geçirildikten sonra emniyete götürüldü.
Saldırının faili Alparslan Arslan’ın üzerinden çıkan cep telefon kayıtları ve telefon rehberlerini incelemeye alan İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, daha önce de silahlı saldırı olayı ile bağlantısı olduğu tespit edilen Mehmet A. (22), Sinan B. (50) ve Saim Ö. (38) adlı kişileri gözaltına almıştı. Şüpheli Mehmet A’nın ise sabah saatlerinde Adli Tıp’ta sağlık kontrolünden geçirildiği belirtildi.
Bu arada, ifadesine başvurulan Arslan’ın, “salı’yı çarşamba’ya bağlayan gece herhangi bir otel ya da evde kalmadığını, geceyi arabada geçirdiğini” söylediği öğrenildi.
Kim bu ‘vatansever’ kuvvetler?
Danıştay üyelerine kurşun yağdıran Avukat Alparslan Arslan’ın üzerinde silahın yanı sıra bir de “Vatansever Kuvvetleri Güç Birliği Hareketi Genel Başkan Yardımcısı” olarak düzenlenmiş bir kart çıktı.
Vatansever Kuvvetleri Güç Birliği Hareketi Derneği (VKG

, özellikle Mersin’deki bayrak provokasyonundan sonra gündeme geldi. Provokasyonla birlikte ülkenin çeşitli illerinde yaşanan linç girişimlerinde bu derneğin adı geçti.
En son nisan ayı ortalarında Mersin’de “bayrak yürüyüşü” organize eden VKGB’nin onursal başkanlığını emekli Korgeneral Hasan Kundakçı yapıyor. Emekli Tümgeneral Cumhur Evcil, emekli Korgeneral Suat İlhan ve Susurluk olayında adı geçen Tuğgeneral Veli Küçük gibi birçok ismin de harekete destek verdiği iddia ediliyor. Hatta Veli Küçük’ün Mersin’de “bayrak yürüyüşü”ne katılarak destek verdiği öne sürülüyor.
Başkan eski MHP’li
Derneğin genel başkanlığını ise MHP’den ayrılan Taner Ünal yapıyor. Haftalık haber dergisi Aksiyon’da yer alan habere göre Taner Ünal, 50 yaşında ve kendi deyimiyle çocukluğundan bu yana “Türk-İslam çizgisi”nde yaşamış. Gençliğinde Ülkü Ocakları başkanlığı da yapan Ünal, uzun yıllar MHP içinde politika yaptı. Son olarak Bahçeli’ye karşı başkan adayı olarak kongreye girdi, fakat kaybedince partiden ayrıldı.
Aksiyon’a konuşan Ünal, son dönemlerde meydana gelen sokak eylemleriyle ilgili olarak, “Biz, PKK hadisesi var, elimize sopayı alalım, PKK ile harp edelim diye kurulmadık. Biz bu milletin sahib-i aslisiyiz. Memleketin polisi, askeri var. Fakat asker kalmadı, polis çekildi. PKK Türkiye’de bir oluşum gerçekleştirme noktasına geldiğinde işte o zaman el mi yaman bey mi yaman herkes görür. O gün sahnede kimse olmaz belki biz oluruz” demişti.
Cumhuriyet bombacısı çıktı
Saldırgan Avukat Aplarslan Arslan’ın, geçen hafta Cumhuriyet gazetesine bomba koyan üç kişiden biri olduğu da belirlendi.
Arslan aynı zamanda Ermeni Konferası’nın iptali için açılan dava ve Orhan Pamuk’un yargılandığı dosyaya şikayetçi sıfatı ile müdahil olma talebiyle tanınıyor. Bu bilginin ortaya çıkmasının ardından davalardaki agresif tutumuyla gündeme gelen Büyük Hukukçular Birliği Genel Başkanı Kemal Kerinçsiz açıklama yapmak zorunda kaldı. Taksim Meydanı’nda açıklama yapan Kerinçsiz, “bu insanlık dışı terör eylemini şiddetle kınadıklarını” söyledi. Kerinçsiz şunları öne sürdü: “Yapılan saldırı, gerici ve yobaz görünümlü bir zihniyetin ürünü gibi gösterilmekle birlikte, gerçekte, küresel güçlerin bu gerici ve yobaz çeteyi kullanarak gerçekleştirdiği planlı ve sistemli bir saldırı olma ihtimali de mevcuttur. Eylemin organize ve bireysel olup olmadığı bilinmemekle birlikte münferit bir olay olarak değerlendirilmesi mümkün görünmemektedir. Çünkü olayın failinin bir avukat olması ve aynı zamanda saldırılanların arasında türban kararına muhalefet şerhi koyan üyenin de bulunması, silahın kısa bir süre önce Kuzey Irak’ta ele geçirilen çok sayıda silahla aynı olması, olayın arkasında birtakım dış mihrakların olduğunu göstermektedir.” Kerinçsiz, saldırıyı gerçekleştiren kişinin Büyük Hukukçular Birliği ile hiçbir ilgi ve ilişkisinin bulunmadığını iddia etti.
Danıştay saldırısı dünya basınında
Danıştay üyelerini hedef alan silahlı saldırı, dünya basınında geniş yankı buldu. Haberlerin hemen tamamında saldırganın “Allahü Ekber” diyerek bağırdığı ve Danıştay’ın şubat ayında aldığı türban kararından sonra Vakit gazetesinin mahkeme üyelerinin fotoğraflarını yayınladığı aktarıldı.
Independent: Laikliğin kalbine saldırı
İngiliz Independent gazetesi, Danıştay’ı hedef alan Avukat Alpaslan Arslan’ın “Allahu Ekber diyerek Türkiye’nin laik kurumlarının kalbine saldırdığını” belirtti. Arslan’ın Danıştay’a avukat kimliğini göstererek girdiği aktarılan haberde, mahkemenin laik yasaların sıkı bir koruyucusu olarak bilindiğini aktardı.
Times gazetesi, Danıştay İkinci Dairesi’nin eğitim konularıyla ilgilendiğini ve bu yüzden Türkiye’de İslamcılar ile laikler arasında bir savaş alanı gibi olduğunu belirtti. Gazete, Danıştay’a yapılan saldırının laik çevreleri şok ettiği değerlendirmesinde bulundu.
Guardian: Hayal kırıklığı
İngiliz Guardian gazetesi, saldırıyı “Nüfusun çoğunluğunun Müslüman olduğu ancak sıkı bir laikliğe sahip ülkedeki dindar Türkleri hayal kırıklığına uğrattıklarına dair şimdiye kadar en dramatik işaret” sözleriyle değerlendirdi.
BBC ise Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in saldırıyı “Cumhuriyet tarihinde kara bir leke” olarak değerlendirdiğinin altını çizdi.
Dünyanın önde gelen finans gazetelerinden Financial Times, Türkiye’nin en üst düzey yargıçlarından birinin, türban kararı yüzünden öldürüldüğünü belirtti.
WP: Tansiyon zaten yüksekti
Amerikan Washington Post gazetesi de saldırının “popülist AKP ile laik çevrelerin arasındaki tansiyonun yükselmeye başladığı bir dönemde yaşandığını” belirtti. Danıştay’ın şubat ayındaki türban kararını hatırlatan gazete, Vakit gazetesinin bu olaydan sonra mahkeme üyelerinin fotoğraflarını yayınladığına dikkat çekti.
New York Times gazetesi, Danıştay’a yönelik saldırıda İslam’ın etkisinin artırılmasını isteyenler ile laik yapıyı korumak isteyenlar arasındaki durumun altını çizdi.
Le Monde: Laiklik hedef
Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde ise, “İslamcı olduğu sanılan bir kişi bir Danıştay yargıcını öldürdü” başlıklı haberinde Danıştay İkinci Dairesi’nin “laik ilkeleri” savunmakla ünlü olduğuna dikkat çekti. Muhalefetin Türkiye’nin “tehlikeli” bir noktaya kaydığı uyarısına işaret eden gazete, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise, saldırı ile İslami muhafazakar hükümeti arasındaki herhangi bir bağı reddetti” diye yazdı.
Büyük İspanyol gazetelerinden La Vanguardia da, saldırıda hedef alınan yargıçların “laikliğin sıkı savuncuları” olduğunu belirtti. Danıştay’ın türban konusundaki kararları nedeniyle İslamcıların eleştirilerine hedef olduğunu kaydeden gazete, Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırıları da anımsatarak, “Dünkü saldırının yeni bir İslamcı terör dalgasını başlatması korkusu yayılıyor” ifadesini kullandı.
Diğer bir İspanyol gazetesi El Mundo ise, “Saldırı, Türkiye’de laikler ile kamusal alanda dinin etkinliğini artırmak isteyenler arasında var olan bölünmenin kara bir hatırlatmasıdır” yorumunu yaptı.
DW: “Türkiye sarsıldı”
Alman Deutche Welle ise Türkiye’nin Danıştay İkinci Dairesi’ne yapılan saldırı ile sarsıldığını belirtti. Saldırı sonucunda Danıştay hakimi Mustafa Yücel Özbilgin’in hayatını kaybettiği, dört hakimin de yaralandığı aktarıldı. Saldırının Türk siyaset sahnesinde de bir bomba etkisi yaptığı belirtilen haberde, hükümetin ise gelen eleştiriler karşısında daha çok savunmada kaldığı ifade edildi.
Vakit’in iddianamesi Ankara’da
Anadolu’da Vakit gazetesi sahibi Nuri Aykon ile Sorumlu Yazıişleri Müdürü Harun Aksoy hakkında, yayınlanan bir haber ve fotoğrafta Danıştay üyelerini terör örgütlerine hedef gösterdikleri iddiasıyla açılan davanın iddianamesi, bilgilendirme amaçlı olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.
Alınan bilgiye göre, Bağcılar Cumhuriyet Savcılığı, Aykon ve Aksoy hakkında açılan davanın iddianamesi ile suça konu gazete küpürünü, ilgili savcının “Danıştay 2. Daire üyelerine yönelik saldırıda gazete yöneticilerinin azmettirici olup olmadığı” yönünden inceleme yapması amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yolladı.
Bağcılar Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır, Anadolu’da Vakit gazetesinde 13 Şubat 2006 tarihinde “İşte O Üyeler” başlığı altında yayınlanan haber ve Aytaç Kılınç adlı öğretmenle ilgili kararı veren Danıştay 2. Daire Başkanı ve 3 üyenin fotoğraflarının yayımlanması üzerine re’sen soruşturma başlatmış ve soruşturma sonucu gazetenin sahibi Nuri Aykon ile Sorumlu Yazıişleri Müdürü Harun Aksoy hakkında dava açmıştı.