|
..........Osman Öztürk
ABD dost olunca solcular düşman olur “Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Demokratik Sol Parti Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 11 Eylül günü, büyük bir acı yaşadı dünya. Terör, Amerika Birleşik Devletleri’ni vurdu. Başta Amerika ve Avrupa olmak üzere, tüm dünya ülkelerinin, o ülkelerde yaşayan insanların, âdeta, kanı çekildi bizde olduğu gibi. Vurulan ülke Amerika Birleşik Devletleri’ydi. Avrupalıların aksine, terörden neler çektiğimizi bilen, bize destek veren, küçük oynamalar dışında hak veren, dost bir ülke Amerika Birleşik Devletleri. Türkiye, terör döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nden gördüğü anlayışı, ne yazık ki, ne Avrupa ülkelerinden ne de NATO müttefiki olan ülkelerden gördü. Bu acılı gününde, doğal olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin yanındayız. Şimdi, terör odaklarına ve terör destekçilerine yönelik uzun ve acılı bir savaşım başlamış bulunmaktadır. Bir yanda, kendi canına kıyacak derecede koşullanmış insan kılığındaki robotlar; diğer yanda, insanlığı bu robotların dehşetinden korumaya çalışan uygar bir dünya. … Başlatılan harekâtın sınırlı kalmayacağı, terörizmi ve teröristleri destekleyen, barındıran ve besleyen tüm odaklara karşı yaygınlaştırılacağı anlaşılmaktadır. … Sayın milletvekilleri, terörizmden çekmiş bir ülke olarak, teröristi ve terörü ortadan kaldıracak her hareketin içinde olmamız çok doğaldır. Bugüne dek, uluslararası anlaşmalardan doğan sorumluluklarımızı nasıl yerine getirmişsek, bugünden sonra da, ülkemizin çıkarlarını göz ardı etmeksizin, aynı davranış içinde olacağız. Demokratik Sol Parti Grubu olarak, hükümetimizin arkasındayız. 11 Eylül sonrasında ülke çıkarlarıyla uluslararası sorumluluklarımızı çok iyi dengeleyen, sorumluluğunu çok iyi bilen hükümetimize, istediği yetkinin verilmesini istiyoruz ve sizlere saygılarımızı sunuyoruz.” (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) *** Tarih 10 Ekim 2001. Meclis’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afganistan’a gönderilmesine dair DSP-MHP-ANAP Hükümeti Tezkeresi görüşülüyor. Konuşmayı yapan Prof. Dr. B. Suat Çağlayan. 1999 seçimlerinde Ecevit’lerin tensibiyle İzmir milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Kısa bir süre Kültür Bakanlığı da yaptı. 57. Hükümet dönemindeki Mezarda Emeklilik’ten Tahkim Yasası’na, IMF Programı’ndan özelleştirmelere bilumum uygulamaların ortağı oldu. Gün geldi, devran döndü; DSP barajın altında kaldı. Partisini de, liderini de terk edip CHP sularına yelken açtı. Bu arada iki hafta önce yapılan tabip odası seçimlerinde “ulusalcı” listeden Türk Tabipleri Birliği delegesi seçildi. Bir yandan da Yeni Asır gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. Son zamanlarda yazılarını sık sık Prof. Dr. Gençay Gürsoy’a ayırıyor. “Herkese güvenebilirsin. Ülkesine ihanet edenlere asla!” türünden seviyesini ortaya koyan “veciz”lerle Gençay Hoca’nın TTB Başkanı “olmaması/olamaması” için kampanya yürütüyor. Yazdığı her satıra verilecek yığınla cevap var ama buna hiç “gerek” yok. ABD’yi “dost ülke”, ABD işgalciliğini “uygarlık” olarak tanımlayan bu eski mebusun yaşamı boyunca emekten, barıştan, demokrasiden, bağımsızlıktan yana mücadele etmiş; IMF direktifleriyle hazırlanıp AKP eliyle yürütülen sağlıktaki neoliberal programa karşı dört yıldır yürütülen mücadelenin sembolleşmiş ismi Gençay Hoca’nın değerini anlamasını da, takdir etmesini de beklemek haksızlık olur. Benim hayıflanmam; kendilerini “ulusalcı” olarak tanımlayanların ondan ve yazdıklarından himmet beklemelerine. Ne demişler; “Herkese güvenebilirsin. ABD muhiplerine asla!”
|