RIFAT ILGAZ’IN GÖZALTI ANILARINDAN
Fişli Yazar
13 Ocak 1986… Oğlumun Florya’daki evinin kapı ziline dokunuldu. Evin bana ayrılan odasındaki masamdan kalkıp açtım. Kapıcının yanında, ilk kez gördüğüm delikanlı:
"Rıfat Ilgaz’ı arıyordum..." dedi. "Benim!" demeye vakit bırakmadan kapıcıya döndü, "Tamam!" dedi.
"Buyrun!" demeye vakit bırakmadan içeri girdi. Salonda ilk sandalyeye oturdu. Cebinden beş on sayfalık bir broşür çıkarırken:
"Fiş!" dedi, kısaca. "İkametgâhınızı arıyorum da…"
"Burası oğlum Aydın’ın evi…" dedim; ben de kısaca… Sonra… Düşündüm, benim ikametgâhım var mı, diye… Bir hafta önce buraya, Taksim’de bir otelden kalkıp gelmiştim, oğlumun isteği üzerine. İmparotor Oteli’nden… Şöyle böyle bir yıla yakın zamandır orada yatıp kalkıyordum. Kitaplarımı imzalamak için yurdun dört bir yanından çağrılıyordum: Ankara, İzmir, Malatya, Samsun, Kastamonu, Bodrum, Trabzon… Adana, Mersin… Gittiğim yerlerde de iki üç gün kalkmam gerekiyordu.
Genç konuğum, kimliğini çıkarıp gösteriyor, polis olduğunu açıklıyor, görevini yapmak için geldiğini belirtiyordu. Görevi benim gibilerini izlemek, ikametgâhını bulup, kendi deyimiyle, fişlemek…
1944’ten beri bu böyle… Ne yapmışım da fişlenmiştim. Yasal, ya da gizli bir partiye mi girmiştim? Elimden bir kaza mı çıkmıştı? Kaza, kader kurbanlarından biri miydim? Yoksa düpedüz bir kaçak ya da kaçakçı mı?
Bildiğim kadarıyla Sınıf adlı bir kitap çıkarmış, tutuklanmış, altı ay hüküm yemiştim. Üstünden kaç kez af geçmişti. Atıldığım ilk mesleğim olan öğretmenliğe bir daha dönememiştim, "sabıkalı" olduğum için… Bununla birlikte yasalar ikinci bir mesleği, gazeteciliği benden esirgememiş, Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Basın Şeref Kartı vermekte bile hiçbir sakınca görmemişti.
Zaman zaman şairler listesinden silinmiş, dergilerden, antolojilerden çıkarılmıştım ama, böyle önemli bir şiir kitabı yayınladığım için değerimi, ne yetkililer, ne de görevliler göz ardı etmemişlerdi. Tam kırk iki yıldır adımı dosyalardan çıkarmamışlar, adım adım beni izlemişlerdi.
Kırk Yıl Önce, Kırk Yıl Sonra-Gözaltı Anıları,
Rıfat Ilgaz, Çınar Yayınları, 2000.
***
RIFAT ILGAZ’IN GÖZALTI ANILARINDAN
Stepne’den Çeviri
Kitap çıktı. Yazarı Stepne... İster Dolmuş’un yedek lastiği olsun, ister kitabın yazarı... Okuyucu kafasını bu konu üzerinde hiç yormadan beş bin kitap, dergi gibi eriyip gitmişti. Kitapçı vitrinlerinde yerini bile almaya vakit kalmamıştı. Aldığım iki yüz elli lira, mizahtan, mizah kitaplarından aldığım ilk telif ücretiydi. Şairlik adımı kullanmadan mizah yazarı olmuş, kitap çıkarmış, ilk kez kitaptan para kazanmıştım.
Dergi kapandıktan sonra geriye kalan yeni Hababam Sınıfı öykülerinin bir bölümünü de Tan Basımevi’nde Haluk Yetiş basmıştı. Nasıl olsa kitap kendini sattıracaktı. (…

Ünü Rıfat Ilgaz’ı çoktan aşan Hababam Sınıfı’na ilerde sahip çıkabilmek umuduyla kapağa da adımı koydurdum. Birinci kitabın her bakımdan bir devamı olduğu halde ilk eleştiriler çok umut kırıcıydı:
"Birincisi çok daha güzeldi. Ne gerek vardı bu ikincisine?" (…

Babıâli demirbaşlarından dağıtıcı Faruk kitabı evirip çevirdikten sonra:
"Nerde Stepneee..." demişti, "Nerde Rıfat Ilgaz... Herif yazmış... Ancak iki hikâyesini okuyabildim bu yeni kitabın. Bırak dostum sen bu işleri!"
Ne demek istediğini anlayamamıştım. Şaşkın şaşkın bakıyordum yüzüne:
"Rusçan fena değil!" dedi. "Doğrusu ilk kitabı çok güzel çevirmişsin!"
Ben Rusça biliyordum haaa?. Haraşo’dan başka tek sözcük bilmiyordum Rusça olarak. Şaşkınlıkla sordum:
"Ben mi çevirmişim. Hangi yazardan?"
"Hangi yazardan olacak! Stepne’den."
"Yani bu Stepne Sovyet yazarı, öyle mi?"
"Bırak lâf cambazlığını... Ha Sovyet yazarı, ha Rus yazarı... Hepsi bir kapıya çıkar... Baktın birincisi iyi gitti, ikinciyi de sen yetiştirdin geriden."
Babıâli’nin Kral Faruk’u beni sinemacılarla karıştırıyordu. Ya da Mayk Hammer üreticilerine benzetiyordu. Bir koyundan iki post çıkarmakla suçluyordu yani... Haklıydı bir bakıma. Yanlışlığı birinci kitabın kapağına Stepne koymakla değil, ikinci kitabın üstüne kendi adımı yazmakla yapmıştım. Hey garip kişi! Durup dururken ne diye böyle işlere özenirsin! Baban da mı mizah yazarıydı? Şairlik neyine yetmiyordu senin?
Yokuş Yukarı, Rıfat Ilgaz,
Çınar Yayınları, 2007.
BİRGÜN PAZAR EKİNDEN ALINMIŞTIR...