Forum
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.
Kayıp Parola?
Cvp:NIHAT GENC ''EN BUYUK TARAFTAR'' (1 inceleyen)
EN ALT Cevapla Beğenilen: 0
BAŞLIK: Cvp:NIHAT GENC ''EN BUYUK TARAFTAR''
#6844
arhavili68 (Kullanıcı)
Gönderiler: 12
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
NIHAT GENC ''EN BUYUK TARAFTAR'' 12/12/2006 01:24 Karma: 0  
En Büyük Taraftar

Yıl 1976,

Trabzonspor İzmir'de Göztepe'yle berabere kalırsa, şampiyonluk ilk defa

Anadolu'ya gelecek. Kabarmış heyecanımız nereye koysak durmuyor, mahallede

arkadaşlara, başkandan araba isteyelim, dedim. Trabzonspor >başkanı, un

fabrikası sahibi Şamil Ekinci. Gülbahar'dan aga Mesut, Faroz'dan Üveyiz ve ben,

taksiyle fabrikaya gittik, başkanın odasına girdik. Taraftarlar olarak otobüs

istiyoruz, maça gideceğiz, dedik. Yumuşak huylu, çok tatlı bir adam, derin bir

sevinçle hiç soru sormadan telefonu kaldırdı, Kanberoğlu şirketini aradı. "İki

otobüs verin, çocuklar >İzmir'e kadar gidecek", İstanbul'da Galatasaray'la kupa

maçımız da var, diye araya sokuşturduk, telefonda:"Ordan İstanbul'a

geçecekler, sonra geri gelcekler..." İki otobüsü Gülbahar mahallesinde parkın

önüne çektik, Faroz, Arafil Boyu, Gülbahar gibi büyük mahallelerden onbeşer

kişi, Bahçecik, Hacıkasım, Yenicuma gibi diğer mahallelerden beşer kişilik

kontenjan ayırıp haber gönderdik. Yer kavgası, dövüş, hakaret, otobüslere

bindik. Otobüs Giresun sınırı Aksu tesislerinde ilk molayı verdiğinde, neye

uğradığımızı şaşırdık, hiç kimsede para yoktu. Tüm otobüs gülmekten kırıldık.

Mahalle dayılarından biri (isimleri vermiyorum, bugünkü itibarları sarsılır) ilk

nutkunu >verdi:".mına koduğumun uşakları paranız yoktu, niye bindiniz!"..

Arafil boyundan Aga Mustafa'yı hatırlıyorum, Gama Bülent uzunboylu, babayiğit

bir çocuk, bir de Bokludere'den Sultan'ı, ufak tefek bir oğlan ama bela,

kavgasız dövüşsüz günleri yok, bir de Faroz'da ünlü Arap'ı. Elimizde davullar,

bayraklar. Yemeği bitirdikten sonra topluca kasanın önüne geliyor, "Trabzon-

Trabzon" diye bağırıyoruz. Çocukların yüzlerinde zaptedilmez bir şehvet, azgın

bir zalimlik anadan doğma huyları. Pis dişleri, sırıtan dudakları, hemen herşeyi

sarsarak yoklamaları, sağa- sola şeytani tekmelerle çeki düzen vermeleri, alaylı

gülüşleri, küfürleri, dayanılacak gibi değil. Hayatlarının tek bir gününü tatlı bir

huzurla geçirmemiş zincirlerinden boşalmış tam bir serseri konvoyu. Garsonlar,

ahçılar, müşteriler başımıza toplanıyor, Farozlu çocuklar "Espiye deresine

taşköprü kurulacak" oyun havasına kendi uydurdukları bir tür çiftetelliyle ortada

oynuyor, biz el çırpıyor, tempo tutuyoruz. Bağırmaktan şakaklarımız zonkluyor,

Üveyiz müdüre yanaşıp:"Senin anlayacağın dayı, bu .mına koduğumun

uşaklarının hiçbirinin parası yok!". Samsun sınırına gelmeden hiçkimsede ses

kalmadı, bir de otobüs içinde sinir yıpratıcı kavgalarla birbirimize giriyoruz, sürekli

acıkıyoruz, küçük bakkallar önünde durup, yüz kişi içeri dalıyor, domates, sigara,

hıyar, karambole getirip, taşıyoruz. İçimizde tek bir kişi bile acıksa, otobüsü

durdurup tarlalara dalıyoruz! Şehirden uzaklaştıkça ateş gibi parlıyor, fişek gibi

patlıyor, köpüre köpüre şeytanlaşıyoruz. Ve sonra otobüs içinde ganimetleri

pay ederken yine suratlarımızı delip geçen alevli küfürlerle birbirimize saldırıyoruz.

Ankara'ya kadar lokantalar hesap vermeyişimize bozulmadı, "şampiyonluk

hediyesi" olarak coşkumuzu alkışladılar, bu tölerans, bu gurur duygularımızı en

şiddetli noktalara taşıdı, Trabzon-Ankara güzergahında bir namımız vardı. Araba,

Afyon'a doğru harekete geçince başka bir ülkeye girdiğimizi anladık, rüya

bitmişti, bağırmalarımız, sloganlar, davul para etmiyor, garsonlar ellerine bıçak

alıp kapıya diziliyorlar. "Kimse para vermeden çıkamaz!" Bu bizim için boğaya

kırmızı göstermek, kavganın açılışı genellikle hep şöyle olur, Farozlu çocuklardan

biri Arap'ın yanına gidip, "Arap, şu garson var ya sana ana-avrat küfretti!",

Arap, "hangi .mına koduğumun çocuğu göster bana!", Lokantanın ortasında

garsonlar yere yatırılır, masalar dağıtılır, kavgaya girmeyenler, sırf şenlik olsun

diye mütfaktaki tabakları tavanda kırarak çatışmaya akrobatik renk katıyorlar.

Lokanta sahibi yalvar rica araya giriyor, para-mara almadan, kapıya atıyorlar bizi.

Afyon'da efelenen garsonlarla gerçek bir meydan savaşı verdik, çünkü öylesine

yanından geçtiğimiz bir lokantanın önünde üst üste dizili yüze yakın bira kasası

görmüştük. Biz içerde kavgayı başlatacağız, bir bölük dışardan kasaları otobüse

yükleyecekti. Afyonlular ellerinde sopa, on-yirmi kişi, hücuma geçtiler, bizim

çocukların ellerinde hiçbir kesici alet yok, ancak üstün yetenekli küfürleri ve her

an pislik çıkartmak için geliştirdikleri keskin görüşleri var, bir de kavga anında

hipnoza girer gibi, öfkeden çılgına dönüyorlar, dövecek adam kalmadığında boş

bir masayı saatlerce tekmeleyip, yumruklarını indirip... ya da, hiç gereksiz boş bir

merdiveni sökmeye başlıyorlar! Yani, efelerin hiç şansları yok. İçimizde tek

mağdur Kanberoğlu'nun şoförleri. Araya giriyor, yalvarıyor, rezil olduk, firmamız

mahvoldu, diye bağırıyorlar, dinleyen yok. Şoförler kendi aralarında plan kurdu,

hepimiz topluca yemeğe indiğimizde dağ başında otobüsleri kaçıracak, tedbir

olarak otobüsün içinde adam bırakmaya başladık. Ve şoförler bizi dinlememeye

başladı, otobüsden biri "işeyeceğim dur" diyor, şoför durmuyor, çocuklar çok

geçmeden otobüs koridorundaki tüm çöp kovalarını ağzına kadar sidik

dolduruyor, yani şoförler bir nevi "rehin" kalmıştı elimizde. Bir başka ülkenin

topraklarındaydık, ya da herkesin beyninde bir kabuk çatlamıştı, sürekli

boğuşan, dalaşan başıbozuk kalabalık girdiği dükkanları soyup otobüse taşıyor,

yine mahallenin dayısı otobüsün mikrofonunda nutkuna başlıyor:".mına

koduğumun hırsızları, şerefsizsiniz ulan, Trabzon'un adını rezil ettiniz ^^^^^^

çocukları, bir daha yapan olursa otobüsten atacağım...", sonra, "getirin ulan

malları!" getiriyorlar, teker teker bölüştürülüyor. Ve son gücümüzle bağırmaya

başlıyoruz, ön taraf:"Bordo!", arka taraf: "Mavi!"... Bordo-mavi, bordo-mavi

İzmir'e girdik. Konak Basmahane'de otobüsten indik, önce meydanda bir tur,

sonra kordonu baştan sona, sonra, tek tek >birahanelerin önünde, biz geldik,

turu attık. Askerliğini İzmir'de yapan on-onbeş Trabzonlu asker de karıştı araya.

Faytonlara doluştuk, para vermeden şehir turu attık. Neşeden bir buluta binip

durmaksızın içerek, birbirimize sarılarak uçuyorduk. Rüya gibi şu sahne, kalabalık

slogan atarak ilerlerken, önümüzden ağzına kadar çilek dolu bir el araması

geçiyor, kalabalığın içinde bir müddet kayboluyor, arkadan araba çıktığında, dağ

gibi yığılmış çileklerden birkaç çürük kalıyor tablanın ortasında. İşportacı neye

uğradığına şaşırıyor. Bademciler, midyeciler, hıyar soyup satanlar, pilavcılar, hepsi

nasibini alıyor. İzmir Basmahane'de yarım saat içinde tek bir işporta tezgahı

kalmadı. Basmahane'de büyük ve eski bir otele yerleştik. Farozlu çocuklar, yaşlı

otel sahibine, kendilerini "baba bak, bu Trabzonsporlu Turgay, bu Cemil, yarın

maçları var" diye takdim ediyor. Otelin içinde sabaha kadar davul çalındı, biralar

içildi, yataklar yetmedi, halı, kilim, sandalye görülen her yere kahramanlara

yaraşır şekilde sızılıp kalındı. Sabahın altısında bir alarm verildi, sessizce herkes

uyandırıldı, hiç sebep yokken "bu otelci ibne Fenerliye benziyordu!" diye

perdeler söküldü, çarşaflar yırtıldı, topluca beş kuruş verilmeden otelden kaçıldı.

Akşam ekibin yarısı gruptan ayrılıp, kırk-elli kişi genelevine gidiyor, parasız

oldukları anlaşılınca genelev sokağında camlar çerçeveler iniyor, kadınlar topluca

hücuma geçiyor, otelden Konak meydanına doğru yürürken, pantolonsuz,

ayakkabısız, İzmir sokaklarında üşüyerek bizi arayan arkadaşları gördük! Maçtan

sonra tekrar gidilip intikam alınacak, planlarını yapıyorlar. Acilen İzmir'deki

Trabzonlu esnaflar bulundu. Topluca mağaza önüne gidiyor, davul çalıp, slogan

atıp, bordo-mavi bağırıyor, tozu dumana >katıyoruz. Trabzonlu hemşerimiz

dükkan önüne çıkıp, horona başlıyor, şu yeryüzü topraklarında ancak bu kadar

mutlu bir adam, sanki gurbet ellerinde, otuz senedir, Orta Asya'dan gelecek

hemşerilerini bu an, bugün için beklemiş. Silahı çıkartıp havaya sıkıyor.Hayatın

en büyük zaferi gibi esnaf >komşuları ona sarı ıyor, tebrik ediyor, o herbirimize

sarılıyor, ağlıyor. Ve gerçeği söylüyoruz, "maça girecek paramız yok!".

Kendinden geçmiş adam tomar tomar paraları önümüze atıyor... Bir başka

hemşeri dükkanını arıyoruz, bir manifaturacı, Trabzonlu, Anadolu'dan kopup

gelen bu kalabalığı bir kurtarıcı gibi karşılıyor, iki saniyede samimi oluyor, "ula

hiçbirinizi bırakmam, yengeniz sizi bekliy!", "Yapma dayı ikiyüz kişiyiz, eve

sığmayız!", "Gelmeyen olursa .mınıza korum sizin!, hepiniz geleceksiniz!". Adamı

durdurmak mümkün değil, kendinden geçip, "girin şu dükkana, >canınız neyi

istiyorsa alın!", dükkanını yağmalatıyor. Talan edilirken sevinçten ağlıyor.

Dükkandan çıkan herkesin ellerinde sütyenler, içdonları, ibrişim makaralar,

hemşeri dayı, dükkandan çıkanların alınlarından öpüyor, bağırıyor

sokağa:"Koduk, koduk, koduk, İstanbul'un .mına koduk, >koduk uşaklar,

koduk uşaklar, anasını .iktik İstanbul'un..." Herkes >ağlıyor. Yaka bağır açılmış.

Adam bayılmış. Kimse su vermiyor. Kimse adamı >ayıltmak için yanına eğilmiyor.

Etrafını davulla çembere alıyor, bayrakları üstüne >serip, ağlayarak bağırıyor

herkes:"Bordo, mavi, bordo, mavi... Trabzon, Trabzon!"... Bayılan hemşerimiz

esnaf, gözleri faltaşı gibi açılmış, >bir manda gibi güçlü, yoldan geçen arabalara

saldırıyor, tutmak >imkansız, bağırıyor arabalara:"Milyonluk eşşekler, milyonluk

eşşekler!", (bu >çok revaçta bir slogandı, İstanbul takımlarındaki futbolculara

>söylenirdi.) Yağmanın tuhaf bir coşkun tadı var, Orta Asya günlerinde, hanlar

>yağma şölenleri düzenlerdi. Talan kültürü hırsızlık,namussuzluk, değil,

çözemediğimiz, insan ruhunun temelinde bir tuhaf bölüşme, yani,

>malların "kendinden geçmesi", eşyaların, mülkün "kendinden geçmesi" gibi bir

>duygu. İnsani şekle sokamadığım bir içgüdü, ama, talan ettiren insan bir an

kendini evliyadan yüksek bir gurur içinde görüyor. Alsancak stadına geldiğimizde

bir biletle on kişi girmeye çalıştı, girenler, içerde tertibat aldı. Uzun ipler sarkıtıldı

dışarı, 19 Mayıs bayramında gibi omuz omuza üç-dört kişi yükseldi, kale

bedenine saldırır gibi. Üst trübini polis bize verdi. Koskoca trübinde kabak gibi

ortadayız, çünkü sadece ikiyüz kişi kadarız. Trübin çıplak. Alt trübinde, beşbinin

üstünde ve düzenli tezahürat yapan Göztepe seyircisi. Başetmek imkansız.

Farozlu çocuklar, Trabzon tarihine geçmiş, 157 metrelik şerit bayrağı trübine

çekti. Bayrağın başına nöbetçiler koyuldu. Göztepe'nin de düşmemek için bir

puana ihtiyacı var, "Göz-göz Göztepe" diye >başladılar, "ibne Trabzon" diye

bitirdiler.Bitirmeyeceklerdi. Mahalle dayılarından biri aşağı trübine bir nutuk

çekti:".mına >koduğumun Göztepelileri, bir puan vereceğiz size, sesinizi

çıkartmayın, biz >burdan şampiyonluğu alıp, akşama döneceğiz!"... Göztepe

seyircisi susmadı. >Hiç kimsede ses kalmamış. Trübinin üstünden on-onbeş

çouk onar metre aralıklarla dizildi, sonra hep birlikte pantolonları aşağı indirip,

>aşağı trübinin üstüne işemeye başladı. Göztepe seyircisi kaçışmaya başlayınca,

onların trübin de kelleşti! Trabzon denildiği gibi yaptı, beraberliğe yattı, bir

puanı bıraktı. Hakemin son düdüğüyle fetih tamamlandı. Film koptu. Hayatımın

hiçbir dönemi hiçbir filmde, hiçbir yerde görmediğimiz, duymadığımız bir şekilde

o an ikiyüz seyirci transa girdi, yüz seyirci sara nöbetine tutuldu. Delirmiş,

çıldırmış, çapulcu sürüsü gitmiş, ağlayarak yerlerde yuvarlanan, kendinden

geçerek eli kolu kaskatı geçilerek bayılmış onlarca çocuk! Herkes bir yerde

baygın şekilde titreyerek ağlıyor, ya da bayılanları ayıltıyor.Heyecan dalgası

bedenleri en üst noktada kazıklaştırmıştı. Doktor değilim, tıpçı değilim, beş-on

çocuk heyecandan acı çekerek kaskatı kaldılar! Çoşku yerini sakinliğe bıraktı,

gurur yerini kedere bıraktı, herkes iç çekerek, hıçkırarak ağlıyor, kimse kimsenin

yüzüne bakmıyor, bir kenarda çömelmiş, düşmüş, kıvrılmış çocuklar, isli bir

lambanın alevi gibi kendi >başına ağlıyor! Ve nasıl olduysa, davulcular davula

vurmaya başladı, birkaç delikanlı, ünlü Espiye türküsüyle oynamaya başladı, işte

orada, üstünü başını yırtanlar, herkes birbirini parçalıyor. Parçalanma hali, oyun

eşliğinde >yükseliyor, davul hızlanıyor, acaip, baş, ayak hareketleri, düşüp

bayılana kadar. Hırsla gişelerin demirleri kopartılıyor, kopartılan demiri kendi

kafasına vuruyor. Bu dünyada ulaşılacak arzuların en sonuna gelmişler gibi,

>yeni bir din sevinci, bir ihtilalin ilk günü gibi, çok "ünlü" bir şey oldu bu

sokakta, gece karanlığında ıssız dağlar başında vahşi havyanlarla danseden Afrika

büyücüleri gibi hepsi. Trabzon bayrakları yırtılmaya başlandı, bayraklara dişlerini

geçirerek yırtıyorlar, "bitti artık, koduk İstanbul'un .mına!", Ya, kudurarak

göklere uçan köpeklerin ruhundan birşey, ya, yarıştan yeni çıkmış İngiliz atlarına

terli terli içirilen >şampanyalar gibi.. Tepişme, gurur, zevk, acı, herşey önce bir

felaket gibi sardı bedenleri, şimdi, gayipten haber veren kahinler, falcılar,

>müneccimler benzeri tırnak ve el kol hareketleriyle vücudlarında derileri pençe

sıyrıklarıyla kazıyorlar. Dibine kadar esrar içmiş vahşi köpekler! >Köpürmüş neşe,

ağızlarda tutkal gibi köpürüyor.Bedenler, denizin ortasında >kasırgaya tutulmuş

bir kibrit çöpü gibi. Bu anı, hiçbir şekilde, hiç kimseye anlatacak kelime yok.

Sopalar kırbaç olup birbirlerini dövüyor, >şişeler kafalarda kırılıyor. Ve, o an işte,

Alsancak stadının beton duvarına uçarak kafa atma faslı başladı. Sersemleyip

yere düşüyorsun, doğrulup, >tekrar geri çıkıp, yeniden uçarak betona kafa...

Yeniden gerilip gerilip uçarak >betona kafa! Bayılana kadar! Alnınız

parçalanıncaya, şişler boynuz gibi yumrulaşıncaya kadar! Zafer, çapulcuların

kahramanlaştığı o andır, zafer, kuvvetin tek bir bedende toplandığı o andır,

zafer, tarihin aklını çelmektir, zafer, ruhumuzu bedenimizden uçurtan o andır!

Zafer, damarlarını çatlatarak bu ağır hayatın altında büyüttüğümüz bu bedenin

duyduğu en büyük >şehvettir! Zafer, bütün çapulcuları kahramanlaştırır, o

yüzden tarihin o günü, ordaydık, biz yüz taraftar! Türk medyasının, Ertuğrul

Özkök'lerin, >Reha Muhtar'ın, Ali Kırca'ların, Tansu Çiller'lerin neden İngiltere'ye

koştuğunu anlıyorum, çapulcular, kahramanlık yağmalanırken, orda olmak

zorunda! Taşaklarını karıştırarak yeşil yeşil kusan bir delikanlı, kustuğu yerden

bağırdı:".mına koduğumun uşakları, toplanın, kupayı almaya >İstanbul'a

gidiyoruz." (Tuhafınıza gitmesin, kimse, arkadaşlar, çocuklar diye hitap etmez,

bir nutuk şekli, hitabettendir, .mına koduğumun uşakları >cümlesi, burda küfür

yoktur, sevecenlik, dostluk bildirir. Trabzonlu eski bir yöneticiyle lüks bir

lokantadayız, garson, "buyrun, ne emredersin" >dedi, bizimki:".mına

koduğumun uşağı bana birbuçuk kıymalı getir", dedi, ürktüm, abi, buralarda

söyleme böyle, rezil etme bizi, der gibi, oldum. Garson, bu dili iyi anlıyor,

gülerek, şakalaşarak servisi tamamladı.) Otobüsler Çanakkale boğazına Ecaabat'a

vardığında, hayattan artık hiçbir şey beklemeyen kahramanlar yorgunluktan

uyumuştu. Ancak, öc almk isteyen maceracılar boş durmamış, Ecaabat'ta araba

vapurunun hemen orda, sağda, turistik eşyalar satan bir dükkana girip, dükkan

sahibini konuşmaya tutup, arkadan kasalarla, koli koli anahtarlık, oyuncak ayılar,

bebekler, ağızlıklar, yüzlerce tesbih çalıp otobüse boşalttılar. Mahallenin dayısı


yine nutkuna başladı:".mına koduğumun uşakları, Trabzon'un şanına leke

sürüyorsunuz, şampiyonluğumuza leke sürmeyelim uşaklar, getirin >bakayım

kolileri!" Koliler geliyor herkese pay ediyor. Benim kucağıma da dört-beş

maymun, üç-beş tesbih, maskot atılıyor. Arabanın önünde oturanlar,

Tekirdağ'dan geçilirken, Mürefte yakınlarına sızıp bir şarap fabrikası soyulması

planları yapıyor. Şoför, anayoldan çıkmam diye diretiyor. >Bir bakkaldan on-

onbeş şişe şarap çalınıp, iş tatlıya bağlanıyor. İstanbul göründükçe, uykulu

gözler açıldı, otobüsün tüm koltuklarını dehşet >dolu bir pervasızlık sarmaya

başladı. Cepte beş kuruş olmadığı için, ilk durak, Kapalıçarşı. Yan tarafta Mısır

Çarşısı'nda Trabzonlu esnaf >bulunuyor. Sokakta iki saat süren bir tezahürat,

paralar toplanıyor. Hiç gerek yokken, döner tezgahından döner çıkartılıp grubun

ortasına getiriliyor, dişleyenler, kopartanlar, sopalar, döner kılıçlarıyla çarşı

birbirine giriyor. Aklımızda iki acil program var, bayraklar ve fişekler.Kutu >kutu

fişekleri alıyoruz. Büyük bayraklar yeniden özenle büyük sopalara çekiliyor!

Galatasaray maçında trübünün önüne beş-altı büyük bayrak çıkartıyoruz, o

günün fotoğraflarına bakın, Ali Sami Yen bu büyüklükte bayrakları o gün

görüyordu. Polis saldırıya geçti tribüne. Bizden bir kişi alıp, sekiz-on polis ayaklar

altında dövüyor, sonra çeke çeke dışarı çıkartıyor. Biz polise saldırıya geçiyoruz,

içimizde ağzı burnu parçalanmayan kalmadı. polis demirkapıların arkasına

saklanıyor, bir pundunu kollayıp tekrar saldırıyor. Ve taktik olarak, tribünün

arkasından yine tek bir kişi alıyor, yine tekmeler altında sürükleyerek dışarı

çıkartıyor. Polisle iki saat süren bir çatışma. Tribünde bayrakları havalandıran

çocuklar dışında hiç birimiz bir saniye olsun maça bakamıyoruz.Kupayı

Galatasaray alıyor, dışarı çıktığımızda toplanıp, polis arabalarına saldırı, sonra

Galatasaraylı dövmek için sokak aralarına dağılıyoruz, yüzlerce mont, eşofman,

sarı-kırmızılı bayrak >topluyoruz. Taksim meydanında taktik geliştirip, sarı-kırmızılı

bayraklarla bağırıyoruz, bayragı gören cimbomlular keklik gibi düşüyor, tam

zamanı deyip çocukları paramparça ediyoruz. Tekrar gelen yok, tekrar sarı-

kırmızılı bayrakları sallıyoruz, staddan yeni gelmekte olan cimbomluları tekrar

tuzağa düşürüp... İyi cins, kalite üç-beş meşin mont yüzünden kafile içinde sert

tartışmalar Trabzon'a kadar sürdü! Viyana kapılarından dönen Osmanlı orduları

gibi, İstanbul'dan, "Cumhurbaşkanlığı kupasında *****zı .ikeceğiz" deyip geri

döndük. >Kafile ani bir kararla, Beyoğlu'nun tüm arka sokaklarında o zamanlar

zibil kadar çok, otel adı adında çalışan genelevlerine taşındı. Giren çıkmıyor

otellere. Otobüsü kaldıramıyoruz. Gecenin iki-üçüne kadar pavyonlardan

gelecek çocukları bekliyoruz. Toplamak için çocukların peşlerinden gidiyorum,

otel odalarında gördüğüm sahneler, aile var, anlatamam. Çocuklar karılarla

sabahlamış ve para vermiyorlar, tüm otellerin pezevenkleri sokağa doluşmuş,

otelden dışarı çıkamıyor bizimkiler, çocuklar pezevenklere saldırırken, "karı satılır

mı ulan, kavatlar, ^^^^^^ parasıyla ekmek yenir mi ?" diye saldırıya geçiyor,

ayakkabıları, gömlekleri otelde kalmış. Ankara'da otobüs mola veriyor,

tuvaletten döndüğümüzde otobüs kaçmış. Parasız Ankara'nın göbeğinde

kalıyoruz. Nerden para bulacağız diye turlarken, eski terminalden Tandoğan'a,

ordan Beşevler'e kadar yürümüşüz, tam önüme beyaz bir güvercin düştü. Elime

alıp sevmeye başladım. >Kahveden bir adam yanıma koştu, "Arkadaşım seksen

lira veririm bana ver!", Otobüs parası otuz lira, seksen, çok para. Kuş parayla

satılır mı, pirelendim, bunda bir iş var. bir daha geldi, "Arkadaşım kandırıyor seni,

bu kuş en az 150 lira eder!".. Cebeci istasyonunun yanında 130 liraya beyaz

güvercini sattık, terminale koşup, Trabzon'a döndük. Birkaç yıl sonra çoktan

Ankara'ya yerleşmiştim, bir gece evde yoktum, sabah eve geldiğimde, evin

önünde iki otobüs. Ankaragücü maçına gelmişler, kapıyı kırıp içeri girmişler, halı,

kilim, buldukları her yere uzanıp yatmışlar, yetmemiş, kilimleri apartmanın

merdivenlerine çıkartıp, on-onbeş kişi de orada uyuyakalmış. Tam bir

felaket! "Aaaa gara Nihat gelmiş" diye ayaklandılar, sarılacağım, sarılamıyorum,

hoşgeldiniz diyeceğim, diyemiyorum, bu belayı başımdan nasıl atayım, hepsi

arkadaşım. Birkaç yılda, kitaplığımda üçyüz-dörtyüz kitap taşımıştım, değişen

sadece buydu hayatımda. >İçlerinden biri "ne yazıyor Gara bu kitaplarda"

dedi, "bilmem" dedim, "hepsini okudun mu?" "Eh işte".. Topluca maça gittik.

Maratonun yarısını polis bize verdi. Ne olduysa bizimkiler yan trübüne saldırıya

geçti. Tribün >boşaldı.Polis çember kurarak bizim tribüne saldırıya geçti,

dairenin içine >sıkıştırdı, joplarla maçın henüz başında bizimkileri stad dışına

çıkarttı. >Koskoca tribün boşaldı, nasılsa polis bana dokunmamıştı, ben de eskisi

gibi taraftarın ortasında başrollerde değildim, artık. O boşalmış tribünün tam

ortasına gidip, tek başıma oturdum. Ankaragüçlüler tek kişiye dahi tahammül

edemedi, saldırıya geçti, kımıldamadan, yerdimde oturdum. İki sıfır yenildik,

zaten Ankaragücü'ne şansımız tutmuyordu.Aynı mahalleden birlikte top

oynadığımız arkadaşlar, ilerleyen yıllarda şampiyon Trabzon kadrosunda

efsaneleşti, hikayelerini gazetelerden okudum. Milliyet Gazetesi spor servisinde

her pazar akşamı, yıldız değerlendirmeleri geliyordu, gizlice, Trabzonspor'a,

Akçabaat Sebatspor'un tüm futbolcularına üçer yıldız koyuyordum. Bir de

Milliyet Gazetesi yılın sporcçusu anketi düzenledi, Milliyet'in onbinlerce iadesi

depoda duruyordu, tek tek kuponları doldurup, Şenol Güneş adına kutuya

attım, o yıl Şenol Güneş yılın sporcusu oldu.Holiganlık bir gençlik hastalığıdır onu

kimse tutamaz. Bu hastalığı birçok kirli politikacı, kirli işadamı kullanıp,

kahramanlıktan pay ister, zaferin gölgesinde kirli hayatlarını, kirli paralarını temize

çekerler, bu yüzden Trabzsonspor'dan soğudum. Hiç kuşkunuz olmasın,

Osmanlı ordularındaki genç levendler de aynı azgın alevli heyecanları duyuyordu.

Bu gençlerin ateşi dindirmek için Anadolu'da binlerce dergah açıldı, yüzlerce

tarikat kuruldu, bu ateşi dindirmek, ehlileştirmek için. O gün, padişahlar

kullanıyordu bu genç alevi... Bugün futbol heyecanıyla gençlerin delirmiş alevini

büyük işadamları kullanıyor. Trabzonspor böyle oldu, tüm futbol tarihi böyle

oldu. Bizler gençtik, kudurmuş delilerdik, gerçekten, Tanrı'nın yarattığı

hayvanlar gibi sahici vahşilerdik, birileri bu "vahşiliği" kullanıp, köşe oldu, bakan

oldu, olmaya devam edecek. Kitaplarımdan bunu öğrendim, bu yüzden,

Trabzonspor'uma rağmen, yazarlık hayatımda tek bir futbol yazısı yazmadım.

Ben 13-14 yaşındayken kalearkasında top topluyordum, antremanlarda,

maçlarda ikibuçukluk yapıyordum, Şenol Güneş'in nasıl iyi kaleci olduğunu bilirim,

bazen topu tutamıyor, kalearkasından ben uçuyordum. Seyirci kahkahalarla

beni alkışlıyordu bir müddet. Çok seviyordum bu alkışları ve bu uçuşları. Bazen

içimden, şöyle bir ses geçiyordu:"Şenol tutamazsın topu, ben uçayım!". Bunca

sevmeme rağmen Şenol'u, neden böyle düşünüyordum.Çünkü ben de

insanım, ben de alkış istiyorum, bu zafer onların zaferi, bunu çok düşündüm,

topu, Türk Edebiyatının orta sahasına doğru sürmeye başladım. Birgün

anasını .ikeceğim diyorum, İstanbul'daki edebiyatçı milyonluk eşşeklerin,

bakalım... Asla başkalarının kahramanlığını yağmalamayacağım. Ama tarihinin en

kötü futboluna rağmen gözüm dalıyor bazan maça, ".mına koduğumun uşakları"

diye gizli, pervasız, Allahsız bir sevinç hüzünle dolduruyor içimi. Aynaya

baktığımda suratımda o günlerden kalma, köpek kıçındaki yarık gibi itliği hala

orada görüyorum. Ve şimdi çok daha iyi anlıyorum, hepimizin gerçek takımı

Fener'dir. İbne, puşt, birbirinin kuyusunu kazan orada, arkasından konuşan

orada, ruhsuzlar orada... Hepimiz Fenerliyiz, ruhumuza en uygun Fenerbahçe,

birgün Pendik'e yenilir ertesi gün Manchester'i yener. Eğer bir takım

tutacaksanız, Galatasaray'ın o klas, centilmen, çok bilmiş, ağırbaşlı havalarına

kanmayın, yarın açıkta kalırsınız, biz, birbirimizle dalaşacağımız, küfürleşeceğimiz

insanlar olmadan yaşayamayız...


NIHAT GENC(GARA NIHAT)
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#6943
verana (Kullanıcı)
Gönderiler: 6
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:NIHAT GENC ''EN BUYUK TARAFTAR'' 25/12/2006 05:34 Karma: 0  
Bu vandalizmin Trabzonsporlulukla ne alakası var diye soracam ama Trabzonspor taraftarının böyle barbarlıkları olduğuna ben de şahit oldum. bundan 5 sene önce bir Trabzonspor maçında, trabzonspor taraftarı olmama rağmen, Faroz'da hiç sebebsiz bana saldırılmasını ve başka bir taraftarın gözümü çıkarmak için, parmağını gözüme sokmasını hala hatırlarım. gözüm 2 hafta bandajlı gezmiştim. tutmasalar resmen gözümü çıkartacaktı uşak. aynı takımın taraftarına bunu yapan, rakip taraftara neler yapabilir, Nihat genç az bile anlatmış. nedir bu vandallık çözebilmiş de değilim. Trabzonsprluya yakışmayan barbarlıklara da şahit oldum çok kere. Çözüm, yok gibi...
Tüm Dünya halklarıyla Lazlar kardeştur
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
#6946
arhavili68 (Kullanıcı)
Gönderiler: 12
graphgraph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp:NIHAT GENC ''EN BUYUK TARAFTAR'' 25/12/2006 16:15 Karma: 0  
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
EN ÜST Cevapla
Sistem: FireBoardGönderileri Masaüstünüze Alın

Güncel Etkinlikler

24.11.2008 I 19:48 | Lazebura©

article thumbnail Türkçe, Hemşince ve Gürcüce dillerinin kullanıldığı filmde, cezaevi ve ölüm orucu gerçeğine insancıl bir açıdan yaklaşılıyor. Yönetmenliğini...
Makelenin Devamı...

24.11.2008 I 19:17 | Lazebura©

article thumbnail 28 Kasım Cuma akşamı saat 18:00'de ODTÜ Mimarlık Amfisi'nde Karadeniz, Enerji Politikaları, Hidro Elektrik Santraller ve Çevre Konulu Panel ve ardından Birol Topaloğlu'nun...
Makelenin Devamı...

Son Yorumlar

Lazuri Nenaçkina (Lazca Dilbilgisi)
lazca şiir var mı ya bu sitede acele lazım
Lazlar'ın Siyasal eğilimine bir Bakış
cevap yazmakta bir hayli gecikmiş olsam da yazıma yönelik yapılmış olan eleştiriyi cevaplama ...
Megrelo Lazlar ve Gürcüler
saol abı ıyıkı bole bır kaynagı bızle paylastı bunu hep yap skudasen lazurı nena vağurase...
Dereler Özgür Aksın Konseri!
bu sitede editör faşizmi var herhalde onun onayından geçmeden fikirlerimiz yayınlanamıyor

Google Reklamları

Güncel Ropörtajlar

25.05.2008 I 12:18 | Nejla Aytemiz

Bir haykırış diyerek yola çıktılar, müzik denen uzun soluklu,yorucu bir o kadarda keyifli yolculuğa. Onlar müziği haykırış olarak dile getirdiler,...
Devamı...

24.03.2008 I 12:35 |

Onlar kendilerini ; "Karadeniz'in içinden gelenler ve içinden Karadeniz gelenler" olarak tanımlıyor Laz müziği adına gelmiş geçmiş en...
Devamı...

14.09.2007 I 22:17 |

Gerçek müziğin ve duyguların kaybolduğu günümüzde yaptığı müzik ile, özgün  çalışmalarıyla kaybolan değerler ve insanlık...
Devamı...

Yeni Üyeler


şüyimşine

Laxeri

Lazowic_53

FENERLİYİM53

Mircan OUTIM

Mircan OUTIM

Üye Girişi

Kimler Online

5 Misafir ve 7 Üye Online
Generated in 0.57097 Seconds
Generated in 0.573796033859 Seconds