|
"Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar'a, ateş hırsızlarına, Ernesto 'Çe' Guevara'ya, yollara -yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz... Her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."
Yaşarken pek çoğumuz için yaşanacaksa böyle yaşanmalı dedirtmiştin. Doğduğun topraklar gibi üretken, zengin; karadeniz gibi hırçın, asi, uzlaşmaz...
Öldüğünde de yine ölünecekse böyle ölünmeli dedirttin. Acısına, diline, ezilmişliğine ortak olduğun herkes, türkülerini haykırdığın, denizlerinden dağlarına selam götürdüğün herkes oradaydı. Binlerce kişi hem ağlıyor, hem şarkılarını seninle son kez söylüyor, hem de ölümüne sebep olanlara öfkesini haykırıyordu. Binlerce kişi cansız bedeninin arkasında bir yandan ölümsüzlüğünü; bir yandan da, senin de yaşamın boyunca şarkısını söylediğin halkların kardeşliğini haykırıyordu.
Yaşamın devrimci bir duruştu, dilleri, türküleri yasaklayanlara karşı, yasaklıların yanında...
Yaşamın devrimci bir duruştu, işgalcilere karşı, özgürlük için direnenlerin yanında...
Yaşamın devrimci bir duruştu, sömürenlere, ezenlere karşı, “başka bir dünya mümkün” diyenlerin yanında...
Yaşamın devrimci bir duruştu, ölümün karşısında...
Harbiye’de, seni sahnede son kez görmeye gelen binler Çernobil’e, ardından çay içen ve “bana bir şey olmuyor” diyen bakana, ölümü, öldürmeyi bir devlet politikası haline getirenlere lanetler okuyordu. Bunların hiçbiri yansımadı tabi ekranlara. Binlerce kişinin ardına neden ve nasıl dizildiğini anlatmadılar, nasıl binlerce kişinin sesi olduğunu, lazca türküleri, horonları herkesin hep bir ağızdan nasıl söyleyebildiğini hiç anlatmadılar. Bu ülkede yaşayan Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Lazların, Çerkeslerin, Rumların ve hepsinin seni niye bu kadar sevdiklerini ve sahiplendiklerini anlatmadılar.
Çünkü yaşamın devrimci bir duruştu ölümün karşısında...
Bir gecede toplanan binlerce insan Harbiye’den Taksim’e kadar kimi ellerini açmış dua ederek, kimi sessiz ağlayarak, kimi şarkılarını söyleyerek uğurladılar seni. Tüm Anadolu halkları, kendi dillerinde ağıtlar yaktılar ardından. Türkler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar, Çerkesler, Rumlar ve hepsi, sana, yaşamına, umutlarına, unutmamaya, yeşile, maviye, özgürlüğe, kardeşliğe, barışa, devrime sahip çıktılar. “Güzel günler”i seninle birlikte göremeyecek oluşlarına ağladılar.
Sesi dumanlı, yüreği dalgalı, aklı mavi, yaşamı binbir yeşil Kazım;
Koyverdun gittun bizu...
|